Bir düşünce tüm bunların bir kendiliğinden oluşla, evrim teorisinin öne sürdüğü gibi çok uzun yıllar sonucunda tesadüfen evrimleşerek meydana geldiğini ve bu sürecin devam etmekte olduğunu söyler.
Materyalist görüşte de önce var olan maddedir. Ruh maddeden ortaya çıkar. Madde ve maddenin hareketleri ile değişimleri vardır. Bunun dışında doğaüstü hiçbir şey yoktur. İlk olarak antik Yunan’da ortaya çıkan bu düşünce Yeni Çağ’da aydınlanma çağı olarak lanse edilen, aklın inancın yerine geçmesi olarak yorumlanan dönemle birlikte gelişmiş ve sonunda günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde bu düşünce bazı çevreler tarafından mutlak gerçeklik olarak kabul edilmiş ve bunun dışındaki düşünceler akıl ve bilim dışı olmakla suçlanmıştır.
Bununla birlikte bilim ve felsefe tarihine baktığımızda Antik Yunan felsefesinin en büyük filozofları olarak kabul edilen Sokrates, öğrencisi Platon ve onun öğrencisi Aristoteles ruhun ölümsüzlüğüne ve Tanrı’nın varlığına inanmışlardır.
Aristoteles’e göre içinde bulunduğumuz dünyada hareket ve değişmenin varlığı bir ilk hareket ettiricinin varlığını gerektirir. Yeni çağa geldiğimizde Descartes Tanrı’nın varlığını akıl yürütmelere dayanarak şöyle kanıtlamıştır: “Tanrı tanımı gereği her türlü mükemmelliğe sahiptir. Zorunlu varlık bir mükemmelliktir. O halde Tanrı zorunlu olarak vardır. ” Aynı şekilde Kant’a göre bu dünya nihai gerçeklik olarak düşünülemez. O bize göründüğü biçimde dünyadır ve sadece bir görünüşler dünyasıdır. Modern fiziğin babası kabul edilen Newton ise “Diğer tüm kanıtları bir yana bırakırsak, başparmak bile benim Tanrı`nın varlığına inanmam için yeterlidir ” demiştir. Kısacası tarih boyunca pek çok bilim adamı ve filozof Tanrı’nın varlığına inanmıştır ve materyalizmi reddetmiştir.
Buna rağmen bazı çevreler bu insanların evrim teorisinden önce yaşadıklarını ve dolayısıyla bir yanılgıda olduklarını düşünebilir. Peki Yakın Çağ’da ortaya çıkan evrim teorisi mutlak gerçek olarak mı kabul edilmelidir? Evrim teorisi mutlak gerçeklik olarak kabul edilemez çünkü hiçbir şekilde kanıtlanmamış bir teoriden ibarettir.
Kimya biliminin kurucusu sayılan Pasteur evrim teorisinin dayanağı olan “cansız madde canlı oluşturabilir” iddiasını yaptığı deneylerle geçersiz kılmıştır. Darwin zamanında hücrenin olağanüstü karmaşık yapısı hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Oysa ki 20. yüzyıldaki bilimsel gelişmeler canlı hücresinin akıl almaz derecede bir kompleks sisteme sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Evrim teorisi ilk proteinlerin tesadüfen oluştuğunu iddia etmektedir. Proteinler amino asitlerden oluşur ve amino asitlerin proteini oluşturmaları için belli bir dizilimde olması gerekmektedir. Olasılık hesapları ise bu dizilimin tesadüfen proteinleri meydana getirmesinin imkansız olduğunu gösterir. Matematikçi ve astronom olan Fred Hoyle kitabında şöyle der: “Tesadüfler sonucu bir canlı hücresinin meydana gelmesi, bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçalarla tesadüfen bir Boeing 747 uçağının oluşması kadar imkansızdır. ” Aynı şekilde Fransız zoolog Pierre Paul Grosse “Ne kadar çok sayıda olursa olsunlar mutasyonlar herhangi bir evrim meydana getiremezler. ” demiştir. Bunun yanında evrim teorisine kanıt olarak ileri sürülen fosiller ara geçiş formları değildir. Aslında bilim adamlarının ele geçirdiği yaklaşık yüz milyon fosilde ara geçiş canlılarına dair tek bir iz rastlanmamıştır. Glasgow Üniversitesi Paleontoloji Profesörü Neville George kitabında şunu der: “Elimizdeki fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni keşiflerle yeni türlerin bulunması imkansız gözükmektedir. Her türlü keşife rağmen fosil kayıtları hala türler arası boşluklardan oluşmaya devam etmektedir. (T. N. George, “Fossils in Evolutionary Perspective” Science Progress, vol. 48, January 1960, s. 1)” Buna ek olarak “İnsanın Türeyişi” kitabında bazı hayvanların kemik ve omurga yapısının insanın yapısıyla benzerlikleri üzerinde durulur. Ancak bu benzerlikten insanın ve diğer canlıların ortak bir atadan geldikleri sonucu çıkarılamaz. Bu olsa olsa bir varsayım olur ve bilimsel bir gerçek olduğu iddia edilemez.
Abd’li biyokimya profesörü Michael Behe “Darwin’in Kara Kutusu” adlı kitabında indirgenemez komplekslik ve bilinçli dizayn kavramlarını ortaya çıkarmış ve evrim teorisinin bilimsellikten uzak olduğunu göstermiştir. Bir röportajında şöyle demiştir: “İnanıyorum ki, evrim teorisi sahneden çekilme yolunda. Hayatın açıklamasının bu teoriyle mümkün olmadığı görülecek ve teori terk edilecek. Bu sonuca giden süreç başlamış durumda zaten. Bunun sebebi de benim tarafımdan veya başka bilim adamları tarafından yapılanlar değil. Hayat hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, onun ne kadar kompleks olduğunu o kadar iyi anlıyoruz. Bilim adamları, bu kadar kompleks yapıların teorinin öngördüğü gibi gâyesiz, tesadüfî mekanizmaların ürünü olamayacağını görmeye başlıyorlar. ”
Bir hücrenin dahi içinde böylesine kompleks yapılar barındırması, evrenin akıl almaz bir sistemi, bir matematiği olduğunu gösterir. Kaos teorisinin en önemli özelliklerinden biri başlangıç koşullarına hassas bağımlılıktır. Einstein’ın da dediği gibi eğer arılar bir günlüğüne uyusalar veya yok olsalar dünyadaki canlı yaşamı kalmayacaktır. Günümüzdeki bilimsel çalışmalar kainatın muhteşem bir matematiğinin olduğunu göstermeye başlamıştır. Bu sistem mutlak olarak akıl almaz bir gücün varlığını gerektirir. Nasıl ki bir yerde iz görülse bu oradan birinin geçtiğini gösterirse veya bir resim o resmin sahibinin varlığını gerektirirse kainat ve tüm bu sistem de onu yaratan bir gücün varlığını gerektirir. Kendi bedenimizdeki altın oran sistemi, doğadaki estetik, renkler, tatlar, bulutlar, kendi estetik anlayışımız, bir müzikten hoşlanmamız, bir insanı sevmemiz veya nefret etmemiz, kısacası duygular, düşünceler, bunların hepsi yaratma sıfatının yanında şekil, estetik verme sıfatı da bulunan bir gücün varlığını ispatlar. Bir manolyanın veya güzel bir kadının tesadüfen oluştuğunu söylemek ne demektir? Tesadüfen oluşma varsa bu estetik nereden geliyor?
“Ben görmediğime inanmam” diyenler seviyorlar, nefret ediyorlar ve görmedikleri halde sevgi ve nefrete inanıyorlar. Çocuğunu kucaklayarak öpen bir kadın sevgisini bu davranışıyla gösterip sevginin varlığını ispatlıyorsa öyleyse kainatın mükemmel sistematik ve estetik yapısı da onu yaratan bir gücün varlığını ispatlamaz mı? En küçük atom parçacıklarından tutun dünya dahil tüm gezegenlerin kainatta kendi etrafında dönmesi mantıksızlıktan mı ibarettir? Hayır, her şey Yaratıcı için, onun aşkıyla inleyerek semazenler gibi dönüyor. Göklerde ve yerde canlı, cansız ne varsa her şey O’nu haykırıyor. O’nu tanımayanların içindeki hücreler dahi ona iman ediyorlar. Ancak bu kişiler “farklılaşmak” adına inkar eden nefslerini ön plana çıkararak hakikati görmezden geliyorlar.
Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından gelen, içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz.
(Nahl 66)
Rabbin bal arısına da şöyle vahyetti: dağlardan ve ağaçlardan ve kuracakları köşklerden göz göz evler edin.
(Nahl 68).
Sonra bütün meyvelerden ye ve Rabbinin kolay kıldığı yollara koy. » İçlerinden çeşitli renklerde bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki, bunda düşünen bir topluluk için büyük bir ibret vardır.
(Nahl 69)
Bizim zaman algımız nedir? Rüyadayken uzunca bir süre bir şeyler olduğunu zannederiz. Oysa tüm gördüklerimiz birkaç saniyeden ibarettir. Uzayda yolculuk yaparken geçen zaman ile dünyada geçen zaman arasında fark vardır. Demek ki zaman görecelidir. Öyleyse her şey sadece bizim görüp algıladıklarımızdan ibaret değildir. Her şey sadece bu dünyadaki bizlerden, canlılardan, binalardan, arabalardan, kısacası beş duyu organımızla kavradıklarımızdan ibaret değildir. İnsanın yoktan var edilmesi olağanüstü bir şey değil midir? Hayat bir mucize değil midir? Said Nursi’nin dediği gibi “Her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür. ” Tüm bunları bir kenara bırakıp da sadece maddiyata inanmanın akılcı ve bilimsel olduğunu söyleyenler ise gördüklerine sadece bakanlardır.
http: //www. evrimteorisi. info/
Michael Behe
“Darwin’in Kara Kutusu”
Yazar : Şahin Coşar
Son Yorumlar