HEPİMİZ TATİL İÇİN (Mİ) ÇALIŞIYORUZ?

Bu söz bir reklam sloganı. İlk duyduğumda biraz düşündüm, evet, haklıydılar. Abartmıyorlardı. Yaşam amacımız yaz tatiliydi.


Özellikle şu sıralar çevrenizdekilere bakarsanız, herkesin tatil yapabilmek uğruna pek sıkı bir şekilde çabaladıklarını ve genelde başarılı olduklarını görürsünüz. Lüks otellere gidilemiyorsa bir pansiyona razı olunur. Şehir dışına çıkılamıyorsa, kendi kıyılarımızı kabullenir, oralara gideriz. Altımızda arabamız yoksa sağdan soldan araba edinmeye çalışılır. Bulunamazsa otobüsle gidilir. Dandik pansiyonlarda ya da minik çadırlarda sabahlamalara razı olunur. Açık büfemiz olmasa da, ekmek araları bizimdir.

Kısacası yaz sonunda sorulduğunda herkes behemehal bir yerlere gidebilmiş, hedeflerine ulaşabilmiştir. “Koskoca yaz bırak denizi, bir gün pikniğe bile gidemedim” diyen hakikaten çok nadirdir. Sonra yaz biter, işlere dönülür, tekrar para biriktirilir ve yaza tekrar tatile bir yerlere gitmek hedeflenir.

Benim buradan net olarak gördüğüm şey, bir hedef belirlemişsek ve o hedef işimize geliyorsa, ona ulaşabilmemizdeki azimdir. Bu azmin tatil için değil de Allah rızasını kazanmak için olduğunu düşünüyorum da, dünya güllük gülistanlık olurdu. Azmimizi yanlış yerde mi kullanıyoruz acaba?

Aslında bu rahatlama, keyif çatma arzumuzun baskınlığı bize şu soruyu sordurmalıdır: “Tatil çok muhteşem bir şey. İşe gitmekse iğrenç bir şey. O halde ben bu tatilden niye döneyim?”

Bu arzuyu bize bahşeden yüce Allah’ın zaten bize vermeye çalıştığı ödüldür bu: Sonsuz bir tatil. Hem de en muhteşem, en güzel, en güvenli yerde. Üstelik O’nun çağırdığı yerdeki tatilde ne denize işeniyor, ne cankurtaran nöbet tutuyor, ne de açık büfeden artakalan bulaşıkları asgari ücretle çalışanlar temizliyor.

15 günlük tatil için bir sene çalışıyoruz da, sonsuz tatil için bir ömür çalışmak zor mu geliyor? En kârlısı bu değil midir? Esasen, eğer çok istediğimiz bir şeyi yapmak istersek yapabileceğimizi bu tatil örneğiyle kendimize ispatlamış bulunuyoruz.

Bir de şunu düşünelim: Bir yıl çalışıp, biriktirip, tatile gidiyoruz. Peki o biriktirdiğimizin yüzde kaçıyla fakirlere yardım ettik? Gönlümüzden ne koptu? Kaç kişiyi doyurabildik? Yoksa yaşlı teyzelerden selpak almayı zekat mı zannettik? Yoksa kendimiz kombili evdeyiz diye, sobanın tedahülden kalktığını mı zannettik? Her evde çamaşır makinesi ve internet vardır illaki diye bir fikrimiz mi var? Bizler tatildeyken, diğer çıkamayanlar güvende ve toklar mı? Savaşlar ertelenmiş, hastalar iyileşmiş ve acillerin kepenkleri indirilmiş mi? Yoksa ”ramazan bu sene de yaza geliyor” deyip, öfleyip pöfleyip tatilden ayaklarımız geri geri mi döneceğiz yine? Reklamlardaki gibi hakikaten tatil için mi çalışıyoruz, yoksa Allah rızası için mi? Tatil uğruna mallarımızla ve canlarımızla didindik diyelim, peki Allah uğruna ne yaptık, ne yapıyoruz, ne yapacağız?

Saff 10. Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticarete çekeyim mi:

Saff 11. Allah`a ve onun resulüne inanır, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en hayırlısıdır; eğer bilirseniz.

Saff 12. Günahlarınızı affeder ve sizi, altından nehirler akan bahçelere, sürekli cennetlerdeki temiz-bereketli barınaklara yerleştirir. İşte bu en büyük başarıdır.

Kimse size tatil yapmayın, denize girmeyin, dinlenmeyin demiyor. Dünyadan nasibimizi unutmayacağız elbette. Zaten biz onu hiç unutmuyoruz. Bizim unuttuğumuz: ahiretteki nasibimiz…

Yazar : Orhan Evirgen

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Leave a reply

Name (required)

Website