Kur’an’a Göre Âdem, Bilgi ve Bilginin Kaynakları-1

Kur’an’a göre; ilahi teklife muhatap olma sonucunu doğuracak olan “benlik, akıl, zekâ, duygular ve özgür irade” potansiyeline sahip  “insan” bilgi sahibi olabilecek, öğrenebilecek[1], kavrayabilecek, konuşabilecek, kendini ifade edebilecek[2] şekilde donatılıp, geliştirilip tekâmülünü/gelişimini tamamladıktan sonra[3]; ona araştırma, inceleme eğilimi verilmiş ve bu öğrenebilme/zeka/kavrama/anlama/beyan etme/konuşma yeteneğine binaen yaşayan diğer canlı türlerinden ve önceki ümmetlerden sıyrılıp[4], seçilerek[5] halife olarak yeryüzüne tayin edilmiştir. [6] Bu durum Âdem’in yeryüzüne halife olarak atanmasını/tayin edilmesini anlatan ayetlerde de açıkça kendini göstermektedir. Meleklerde özgür irade olmaması ve kabiliyetlerinin sınırlı olması, hayvanlarda zeka ve özgür irade olmaması onları fiillerinden sorumlu olmaktan bir derece[7] kurtarmaktadır.

Burada direkt konuyla ilgili olmamasına karşın önemli birkaç hususu dile getirmek isterim. Kaynağını Tevrat’tan ya da israiliyat kökenli bazı hadislerden alan ve sonradan Hıristiyanların “asli günah” doktrini ile iyice harmanlanmış ve ayrıştırılması da oldukça zor görülen klasik yorumlarda özetle; Âdem’in yeryüzündeki ilk ve tek insan olduğu, Adem’in eşi olduğu söylenen Havvanın onun kaburga kemiğinden yaratıldığı, Adem’in ahretteki cennette yaratıldığı, orada şeytan ya da İblisle yüz yüze -ya da iblis yılan suretindeyken- konuştukları, ikisinin cennette yasaklı elma ağacından yediği, bunun büyük bir günah olduğu, Adem’i bu günaha itenin, şeytana uyduranın Havva yani kadın olduğu ve sonuçta onların cennetten kovularak dünyaya gönderildiği yer almaktadır.

Şimdi bu görüşlerin Kur’an açısından tahlilini yapalım:

1- Kur’an’da Âdem’in yeryüzündeki “ilk ve tek insan” olduğu vurgulanmaz aksine Âdem’e sorumluluk yüklenmeden önce de yeryüzünde bir takım ümmetlerin, milletlerin olduğuna dair işaretler ve bilgiler vardır:

Aşağıdaki ayeti değerlendiren pek çok değerli âlim meleklerin “orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi?” ifadesinden Âdem’den önce bir takım milletlerin yeryüzünde yaşadıklarını ve böylece meleklerin bu bilgiye sahip olduklarını anlamışlardır.

Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi?” dediler…(2/30)

Bu ümmetler hayvan ya da melek olmayacaklarına göre muhtemelen insana benzer bir takım milletlerdir. Ve muhtemelen bu benzerlikleri yönüyle melekler Adem’in onlardan sonra halife olarak tayin edilmesinin hikmetini anlayamamışlardır. Çünkü Adem’in de onlara benzemesi yönüyle onlarla aynı eylemlerde bulunacağını kıyas yoluyla bilmiş ve Adem’in diğerlerinden ne üstünlüğü olduğunu anlamak istemişlerdir. Meselenin hikmeti ise Âdem’in yani günümüz insanının öğrenme, konuşma, beyan, kendini ifade etme, özgür irade ve zekâ gibi kabiliyetlerinin, kuvvelerinin önceki ümmetlerdeki fertlere nazaran gelişmiş olmasıdır. (Her şeyin en doğrusunu Allah bilir)

Ayrıca Âdemle eşinin bahçeden çıkarılması ile ilgili ayette üçten fazla kişiyi yani çoğulu ifade eden “ihbitû” fiil kalıbı kullanılmıştır.

…Dedik ki: “Oradan tümünüz inin… (2/38) قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمٖيعًا

Eğer hitap sırf Adem ile eşine olsaydı o zaman daha önce ikisine hitap eden ayetlerde de kullanıldığı gibi “külâ”haysü şi’tümâ”, “lâ takrabâ” gibi tesniye yani iki kişiyi ifade eden fiil kalıbı kullanılmalıydı.  Hâlbuki ayette “İhbitù” yâni çoğul olarak “Hepiniz çıkın!” denildiğine göre, burada ayete muhatap olanların ikiden fazla yani çoğul oldukları söylenebilir. Bu da Âdem ve eşi ile birlikte başkalarının da bulunduğuna dair bir işaret olarak yorumlanabilir.

2- Kur’an’da Adem’in eşinin isminin Havva olduğu ve Havvanın Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına dair bir bilgi yer almaz.

3- Kur’anda Âdem’in yaşadığı yer olarak anılan “cennetin” ahiretteki “ebedi cennet” olup olmadığı konusu oldukça tartışmalıdır.

Aslında Kur’andaki bilgilerle yorumlandığında neredeyse tüm işaretler Âdem’in yaşadığı yerin yeryüzünde bir bahçe olduğunu gösterir. Öncelikle; “cennet” bahçe anlamındadır. Ve Kuranda pek çok ayette yeryüzündeki bahçeler anlamında da “cennet” kelimesi kullanılmaktadır.[8]

Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe/iki cennet (cennetani) bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.” Sebe/15

İkincisi; İnsanlar ve dolayısıyla Âdem topraktan yaratılmıştır. İnsan bedenindeki elementler topraktakilerle aynıdır. Bu maddeler alüminyum, demir, kalsiyum, oksijen, silikon, sodyum, potasyum, magnezyum, hidrojen, klor, iyot, manganez, kurşun, fosfor, bakır, gümüş, karbon, çinko, kükürt ve azottur. Amerika’daki bir kimya bürosunun yaptığı analize göre insan vücudunun %65’i oksijen, %18’i karbon, %10’u hidrojen, %3’ü azot, %1.5’u kalsiyum, %1’i fosfor, geri kalanı da diğer elementlerdir. [9] Bu toprak başka bir âlemde veya ahiretteki cennette değil, yeryüzündedir. Dolayısıyla bahçe anlamındaki “cennet” sözcüğünden ahiretteki, tamamen farklı yaratılmış ebedi cennetin anlaşılması zorlamadır.

Üçüncüsü; âhiretteki cennet ebedîlik yurdudur. Orada ölüm yoktur. Ayrıca cennet nimetleri bitmez ve tükenmez. Oysa şeytan Âdem ve eşini “ölümsüz olmak” ve “bitmez tükenmez mal, mülk, saltanat sahibi olmak” vesveseleriyle kandırmaya çalışmıştır.

… Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.” (7/20)

Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” (20/120)

Dördüncüsü; Ahiretteki Cennete şeytanın girmesi ve onlara vesvese vermesi mümkün değildir. Oysa yukarıda da yer aldığı gibi şeytan onlara vesveseler vermiş, onların aklını karıştırmıştır.

Beşincisi; Ayrıca ahiretteki cennette günaha girme, boş lâkırdı olmadığı gibi, herhangi bir şeyin yasaklanması da söz konusu değildir. Oysa Âdem’in yaşadığı cennette ölüm vardır –çünkü şeytan ölümsüzlük vaad ediyor- her şey geçicidir –çünkü şeytan ebedi saltanat vaad ediyor- ve orada Âdem’e bir yasak konmuştur.

Tüm bu bilgilerden yola çıkarak Adem’in yaşadığı yerin dünyada bir bahçe olduğu ve onun vahiy yoluyla eğitime tabi tutularak diğerlerini uyarmak üzere seçilen sorumluluk sahibi ilk peygamber olduğu söylenebilir.

4- Adem’in şeytanı ya da iblisi görerek onunla yüz yüze ya da yılan suretinde konuştuğuna dair bilgiler Kur’anda yer almaz.

Nihayet şeytan ona vesvese verdi…(20/120)

Görüleceği üzere şeytan Adem’e vesvese vermiştir. Hepimiz bu tür vesveselere her an maruz kalmaktayız. Ama bu şeytanla yüz yüze karşılıklı olarak görüşüp konuştuğumuz anlamına gelmez.

5- Kur’anda yasaklanan ağacın “elma ağacı” olduğuna dair bilgi yoktur. Burada öncemli olan nokta yasaklanan objenin ne olduğundan çok onun etkisidir.

6- Kur’anda -Hrsitiyanların yorumladıkları gibi- Âdemle eşinin çok büyük günah işledikleri, affedilmedikleri ve bu yüzden insanların günah yüklü doğduğu bilgisi yer almaz.

Sevdiğimiz ve şefkat duyduğumuz henüz olgunlaşmamış küçük bir çocuğa “yavrum sobaya sakın yaklaşma yoksa kaynayan çaydanlık üstüne dökülür ya da elin yanar, bu da sana zarar verir ve sonra kendine yazık etmiş olursun, sana yazık olur” deriz.

Peki ayette Adem’e ne denilmiştir?

Sakın sizi cennetten/bahçeden çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)…(20/115)

Ve dedik ki: “Ey Adem, sen ve eşin cennette/bahçeye yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” (2/35)

Ayetteki zalimlerden olursunuz ifadesi “kendinize zulm etmiş, yazık etmiş olursunuz” şeklinde anlaşılabilir. Örneğin;

Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz (zalimlerden olmuştunuz) 2/51

Buna rağmen Âdemle eşi söz konusu fiili işlediler. Ama görünen o ki Allah bu durumdan dolayı bir şekilde ona ve eşine zarar verdiği için yaşadığı bahçeden çıkması gereken Âdem’in tövbesini kabul etmiş, onu seçmiş ve doğru yola iletmiştir. [10] Bu olayda vurgulanan bazı mesajlar;

– Kendisi için yasak olan eylemleri yapmadığı sürece aslında yeryüzü tüm insanlığın huzur dolu cenneti olabilir/olabilirdi.

– Allah’ın Âdem’in şahsında insanoğlundan istediği onun yeryüzünde huzurlu ve emin bir şekilde selametle yaşamasıdır. Peygamberleri ve dini gönderme amaçlarından biri de insanlara bunu hatırlatmak ve öğretmektir. Zaten Allah’ın dininin adının kökeni de barış ve selamet kelimesini ifade eden islamdır.

– Şeytan daima insanın kötülüğünü ister. O insanlığın yeryüzünde kan döküp fesat çıkarmasını böylece de kendi iddiasının doğrulanmasını ister. Ve sürekli bunun için çalışır. Ve maalesef şeytan bu konuda başarılıdır. [11]

7- Havva’nın Âdem’i etkilediğine dair bir haber Kur’anda yer almaz. Kur’anda bu yüzden kadınlar suçlanmaz ya da aşağılanmazlar.

8- Bahçeden çıkarılma olayı cennetten kovulma değil yeryüzüne dağılmadır.

Allah tarafından Âdem’in eşinin ve beraberindekilerin cennetten çıkarılması için kullanılan kelime “ihbitu” dur. Bu kelime Kurandaki değişik ayetlerde gökten bir şeyin indirmek anlamında değil, yeryüzünde yatay hareket eden şeyler anlamında kullanılmaktadır. Aşağıdaki ayetlerde bu anlamda kullanılmıştır.

Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır (yehbitu).Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.” 2/74

… (Mûsâ): “İyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin (ihbitu), orada size istediğiniz var,” demişti…2/61

“Ey Nuh” denildi. “Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in (ihbit) ..11/48

Dolayısıyla Hz. Musa “Bir şehre inin (ihbitu) orada size istediğiniz var” derken yanındakilerin gökten ya da cennet gibi yüksek bir mevkiden indiğini anlamadığımız gibi Hz. Âdem olayında da söz konusu kelimeye dayanarak onların cennetten indirildiğini kesin olarak söyleyemeyiz.

…Dedik ki: “Oradan tümünüz inin… (2/38)

Ayrıca Âdemle eşinin bahçeden çıkarılması ile ilgili ayette üçten fazla kişiyi yani çoğulu ifade eden “ihbitû” fiil kalıbının kullanılmasına yukarıda değinmiştik.

Dolayısıyla tüm bu bilgiler ışığında konu yeniden değerlendirildiğinde Adem’in yeryüzüne halife olarak tayini ile ilgili olarak klasik yorumun daha çok israiliyat olan bazı hadisler, Tevrat, ve İncil yorumlarından etkilenerek oluştuğu ve Kur’anda olmayan pek çok bilginin bu yolla İslam inancına sokulduğu görülecektir.

Bir sonraki yazımda Kur’an’a göre bilgi ve bilginin kaynaklarını incelemeye çalışacağım.

 

Devam edecek…

www.ateizmvedin.com

Metin AYDIN

 

[1] … İnsana bilmediğini öğretti. 96/3-5

[2] …İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi,) öğretti (55/3-4)

[3] … Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman… (38/72)

[4] Gerçek şu ki Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesi ile İmran ailesini, birbirinden gelen tek zürriyet halinde bütün insanlardan süzüp onlara üstün kılmıştır… (3/33-34)

[5] Gerçek şu ki, Biz Ademoğullarını üstün ve onurlu kıldık; karada ve denizde onların ulaşımını sağladık; temiz besinlerle onları rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın pek çoğundan üstün tuttuk. (17/70)

[6] Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim/atayacağım” demişti. (2/30)

[7] Bir derece dememin sebebi hayvanların fıtratlarında şefkat gibi onların davranışlarına yön verecek bir takım kanunların var olması ve hayvanların da bir derece fıtratlarına uygun olarak yaşamalarından sorumlu olup olmadıklarının tartışılabilir olmasıdır.

[8] Bk. Bakara/265, Sebe/15-16, Kehf/32-40, Kalem/17

[9] Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize, Kuran araştırmaları Grubu, İstanbul Yayınevi.

[10] Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (2/37) Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi. (20/122)

[11] Yemin olsun, İblis onlarla ilgili sanısında isabet etti. İnananlardan bir grup dışındakiler ona uydular. (34/20)

 


About the Author
Author

metinlone

Comments (8)
  • Avatar

    s0l019 Aug 18 2013 - 17:18 Reply

    kesinlikle Kur an a dayalı arpça kelimelerin açıklamalarıyla beraber AYDINLATICI bilgi.bu tip aydınlatıcı bilgilerin devamını bekliyoruz..teşekkürler..

  • Avatar

    simsek Aug 18 2013 - 18:42 Reply

    ALLAH razı olsun.
    güzel bir konuya değinmişsiniz.
    bu konuda müslümanlar malesef israiliyat kaynaklı uyduruk hadislerden kaynaklanan ilk halife veya ilk peygamber hakkında doğru bilgiye sahip değillerdir.
    akıcı ve açıklayıcı bilginize, KUR’AN kaynaklı verdiğiniz bilgiye teşekkürlerimi bildiririm.
    saygılarımla

    • Avatar

      metinlone Aug 19 2013 - 20:53 Reply

      Allah razı olsun. Kanaatimce geri kalmışlığımızın en büyük sebebi Kur’an eksenli dinden uzaklaşıp hikaye ve masalların ardında düşerek bilime sırtımızı dönmemizdir… Ne acı bir çelişkidir ki kendisine inanları bilime en fazla yönlendiren kitap Kur’andır…

  • Avatar

    UFUKYILDIZ Aug 19 2013 - 17:16 Reply

    Rabbimiz ”oradan inin” derken Şeytandan da bahsediyor olabilir. Çünkü birbirinize düşman olarak inin diyor Rabbimiz. Yazınız çok güzel olmuş,elinize sağlık.

    • Avatar

      metinlone Aug 20 2013 - 20:52 Reply

      Öncelikle değerli hatırlatmanız için teşekkür ederim. Tabi ki dediğiniz gibi olabilir… Ve genelde de öyle yorumlanmış zaten… Böyle yorumlanmasının temelinde de tevrat/incil kaynaklı hikayeler, inanışlar ve israiliyat kaynaklı bazı uydurma hadisler yer almakta…Fakat burada farklı yorumlanabilecek bir ifade var. Yani ayette şeytanın kastedildiğini anlayanlar olduğu gibi farklı anlayan, farklı yorumlayanlar da var… Ben burada özellikle bu farklı yoruma işaret etmek istedim. Bu konu üzerinde detaylı düşündüğünüzde Adem ile Havva kıssasının klasik anlatımındaki hikayesinde onlarca -belki abartısız yüze yakın- çelişki bulursunuz… En iyisi elimizdeki tek değişmez ve içinde şüphe olmayan kaynak olan Kur’anı rehber edinmek bence…Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

  • Avatar

    senem Aug 23 2013 - 20:26 Reply

    çok güzel bir yazı olmuş. Allah razı olsun. devamını mutlaka okumak isterim.

  • Avatar

    hikmet Nov 4 2014 - 09:04 Reply

    Bu konuda gördüğüm en açıklayıcı yazı bu diyebilirim elinize sağlık. Bir konuyu belirtmek istiyorum. Bakara 30 da ‘Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten’ deniliyor burada taratma fiili değil ‘cailun’ yani kılacağım deniliyor.

Leave a reply

Name (required)

Website