Dört Duvar Arasında Yaşarken…

İstisnalarla birlikte hemen hemen hepimiz ‘ aynılıklarla dolu ‘ hayatı yaşıyoruz . Hafta içleri aynı saatlerde uyanıp , aynı yollardan geçiyoruz , aynı insanları görüyoruz , benzer işlerle zorunlu görevlerle uğraşıyoruz .Geri tekrar aynı eve gelip ; aynı yatağa , aynı dört duvarın arasına yatıyoruz . Bir giydiğimizi bir daha giyiyoruz .

Tüm bunları yaparken , tüm bu aynı sahneler içinde ; dünyanın , hayatın hatta kainatın apayrı bambaşka tonlarını kaçırıyoruz .Ormanları , rengarenk kanatlı kuşları , doğanın içinde kendini koruyan kelebekleri , parıl parıl yerleştirilmiş yıldızları , en ince ayrıntısına kadar özenle ışıldayan canlıları , ateş böceklerini , gizemli mağaraların içerlerini , dev okyanusların altlarını , yerçekimsiz uzayı , biz gündüzken başka bir geceyi yaşayan sokakları , hiç tatmadığımız lezzetleri , ağaç evleri , yapıları , her biri başka dilde kabileleri , duymadığımız müzikleri , nehirleri , volkanları , mercanları …

Kainatın bilmediğimiz tonlarına ; rengarenk dergi sayfalarından , bilgisayar monitöründen baktığımız görüntülerden ulaşıyoruz . Pembe göller , pembe ormanlar varmış diyoruz . Kuzey ışıklarını , Alaska’daki karlı etekleri , çöl kumlarının oyunlarını seyrediyoruz . Tüm buralara sırtımızda çadırımızla gidip seyre dalamıyoruz .Bir yerlerden gördüğümüzde ise tüm bunları , harika bir kainatta olduğumuzun farkına varıyoruz .Öyle güzel donatılmış bir yer oluyor ki burası ! İnsanoğlunun kendi eliyle yıktığı şehirler , yaktığı ormanlar , öldürdüğü kadınlar , çalışmaya ittiği çocuklar , gaz odaları , silah yüklü kamyonları , kan taşıyan varilleri , petrol karışan nehirleri yok!

Allah , Kuran ‘ da Kainattaki delillerine yönlendiriyor insanı . Bak diyor , incele , düşün , gör , eski kavimlerin bıraktıklarına , güneşe , aya , dağlara ,  devir daim dönen suya , bitkilere ,  meyvelere …Yerin göğün yaratılışına…

İçinde küçük bir nokta bile olamadığımız bu koca kainattaki galaksilerden , ela rengi gören gözlere vardığımızda ; kan hücrelerinden soframızdaki rızıklara , duyulara vardığımızda anlıyoruz ki ; kainat bizim sandığımız ya da unuttuğumuz kadar sıradan değil .

Aynı monotonlukla işe / okula gidip gelirken bizler ; mucizeyle toprağın arasından çıkıyor bir bitki , kökleriyle – karşı koyamaz sandığımız – kayaları parçalıyor , oradan suyunu alıyor , büyüyor .

Göl kıyısında ateş yakıyor biri . Milyonlarca farklı türdeki canlılar arasından seçilmişlerin fotoğraflarına bakıyor .

Biz sıradan aynılıklarımız içinde yüzerken , sanki tüm kainat bizi yalanlarcasına mucizevi güzelliklerle , sanatla , bilgiyle dolu olduğunu ispatlıyor .

Zihnimiz aynı sahneleri görmekten bıkkın , başka cümleler kuruyor , uzak diyarları gösteriyor bizlere.

 

Biz aynı yatağımızda yorgunlukla yatarken – aynı dört duvarın içinde – gök kat kat duruyor üzerimizde .Uzay , odanın tavanının üzerinde , içinde düzenli yörüngelerde dönen gezegenlerle dolu.

Biz görmesek de  , düşünmesek de  ; görmeyi , düşünmeyi , incelemeyi , kafa yormayı reddetsekte  ; kainat ölçülü süsleriyle oluşlar içerisinde yaşıyor .

Niye düşünmüyoruz ? Düşünmeye başladığımızda biz de aynılıklarımızdan sıyrılıyoruz diye mi ?

Oysa aynı yollarımızdan , aynı dört duvarımızdan , aynı beynin aynı kabuklarından kurtuluyoruz .

Güneşin denizin üzerinde batışını , dalgaların ince ince kıyıdaki taşlara vuruşunu , kristal kar tanelerinin iğne yapraklara düştüğünü görünce anlıyoruz pek de ”sıradan” bir yerde olmadığımızı .

Düşününce …

Aynılıklarla değil ,  sayamayacağımız kadar çok farklılıklarla dolu bir yerde olduğumuzu , bizi ve tüm bunları buraya kimin koyduğunu , kalbimizde yüce bir kudrete yönelen sevgi duygusunu , ”  var olan her şeyin iyi ve güzel için hizmet etmesi gerektiğini ” anlıyoruz , soruyoruz , hissediyoruz .

Böylesine düşünmeye , kafa yormaya ihtiyaç duyduğumuzda öğütlüyor Rabb’ imiz ” düşün ” diye !

( Yunus ,101 )
De ki: “Göklerde ve yerde neler var/neler oluyor, bir bakın!” O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir işine yaramaz.

( Bakara , 164 )
Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.

Gözünle göremediğin hücrelerdeki detayları düşün . Bir proteinin nasıl üretildiğini ; sinir hücresinin , kemik hücresinin , deri hücresinin hepsi aynı hücreyken nasıl da birbirinden apayrı farklılaştığını .

Kelimelerle her birini (kainatta yaratılan her şeyi) anlatmaya güç yetirebilir miyiz ?  Gözümüz yorgun bakmaya , dilimiz yorgun düşer anlatmaya , ömrümüz yetmez içine koca kainatı sığdırmaya …

” Düşün ” diyor Rabb’imiz . Anlayalım diye elbet . Rabb’in kudretine , yaratmasına , rahmetine şahit olalım diye .

Tüm bu koca kainatı , içerisinde bilgiyle hareket eden iş – oluşları , atomları , hücreleri , dev dalgaları , ışığı düşünelim ki ” Bilgiyi Yaratanın ” olması gerektiğini anlayalım . ‘ Bilgi ‘ nin pek de elle tutulamaz olduğunu anlayalım . Tüm bu koca kainatın tam da en başında , henüz oluşurken bilgiye (bilgiyi verene,bilgi sahibine) muhtaç olduğunu anlayalım diye .

Düne , şu ana ve yarına bilgiyi katanı bulalım diye .

” Düşün ” diyor Rabb’imiz , düşünmek O ‘ na varmaya vesile olsun diye .

Hayat ya da Kainat , biz aynı dört duvarın arasında yaşasakta hiçte ” sıradan ” değil aslında …

http://evrendepinar.blogspot.com/

Twitter : @EvrendeP


About the Author
Author

Pinar_Evrende

Comments (2)
  • Avatar

    orhan Jan 8 2014 - 14:25 Reply

    Çok güzel bir yazı olmuş Pınar Hanım, Allah doğru yoldan ayırmasın, ayrıca blogunuzu da hemen takip etmeye başladım, Allah razı olsun, nice yazılara inşaallah…

  • Avatar

    Hepimiz İnsanız Jun 9 2014 - 09:26 Reply

    Allah razı olsun, sizden ve hepimizden…

Leave a reply

Name (required)

Website