Ama’nın Ardı: Teslim Olmadım

Allah’ın var olmadığını söylemek – Allah’ı tenzih ederim – ne büyük akılsızlık!

Var olmak, can bulmak üzerine layıkıyla akıl yoran kişi ‘benlik bulmanın’ aklı aşan hayret vericiliği karşısında sonsuz deha ve yaratıcı Allah’ın farkına varıyor.

Aklını layıkıyla işletmeyen ve Allah’a yaklaşmak için gayret göstermeyen bir tanıdığım şöyle söylemişti: “Tek başıma denizin karşısında oturuyordum. Masmavi, duruydu deniz. Yemyeşil ağaçlar, ihtişamlı dağlar, kayalar… Bu güzellik tesadüf olamaz, dedim. Bir yaratanı olmalı dedim, dedim ama…”

AMA! İşte mesele tam da burada başlıyor!

O AMA ”Kendi benliğime kulluk etmekten Allah’a kulluk etmiyorum” olmasın !

O AMA’nın ardı aslında ”AMA TESLİM OLMADIM” olmasın !

 

Teslim olmamak… Neden ?

Adaletsiz devletlere, baskıcı ailelere karşı durduğun gibi Allah’a da mı karşı duruyorsun?

Belki de”Allah Zalim” sanıyorsun. Bize adaleti öğreten Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu kavrayamayıp; Allah ‘ın adaletine Allah’ın zalimliği ismini takmışsın…

İnsanın kendi benliğine zulmettiğini bilmeyen, insanın nankörlüğüne kör olan sen!

”İnsanlar bir şeyi sevme ihtiyacı duyduklarından tanrıyı uydurmuşlar” diyorsun…

Öyleyse neden inanasın ki! Neden? Sen mi Tanrıyı sevmeye muhtaçsın yani? Onlar muhtaç, sen Tanrıyı sevmeye muhtaç falan değilsin (!) Öyleyse göğüs kafesindeki bu iğrenç, yapışkan ağırlık neden?

Sevmek nasıl meydana geldi? Şuursuz boş maddesel bir yapıdan nasıl meydana gelebildi? İnsanlar neden sevmeye ihtiyaç duyuyor, neden sevmek istiyor sormaya gerek var mı…

Neden? Allah’a kulluk etmek sana alçaltıcı mı geliyor?

Alçaklık, Yükseklik…

Alçaklığı yüksekliği var eden Allah’ken…

Sen, ”kendi benliğine kulluk etmeyi” seçmiştin değil mi?

”Allah, benim benliğimden nasıl üstün olabilir?” diyorsun…

Seni örneksiz, yoktan var eden, detayla sanatla yaratan, yenilmez, tüm bu ihtişamın sahibi, sonsuz bilge, Alim, sonsuz ikram dolu, merhametine sevgisine davet eden, seni kendisine ‘kul’ diye çağıran arşın sahibi Allah’a; teslimiyetle cevap vermen, nasıl alçaltıcı olabilir? Cevabına (layıkıyla kul olmana) karşılık; sonsuz güzellik, doyum, mutluluk diyarını vaad ediyor… Bu diyara varman için seni her gün huzuruna çağırıyor. Asla kovmuyor seni. Sen yüz çevirsen de o seni terk etmiyor bu dünyada.

Ne yaptın ki kendin için? Rızkını sen var etmedin. Ellerini… Gözlerini… Sen var etmedin… Benliğin bir şeyler söyledi, sen uymaya gayret ettin… Keşke, keşke çok paran, lüks hayatın, üzerinde etiketlerin olsa…

En büyük konfor iman aslında… Bilsen… Tek gerçek etiketin de kulluğun bir bilsen…

Neden teslim olasın ki… Allah için yaşamak, yaşaman için edindiğin türlü sebeplerden üstün mü?

Sahi neden yaşıyordun?

Daha güzel görünmek için… Oysa bir süre sonra bozulmaya başlayacak cildin, derin…

Daha zengin olmak için… Oysa çözümsüz hastalıkları bile satın alamayacak paran…

Saygınlık sağlamak/makam sahibi olmak için… Oysa elin kolun tutmaz olsa insanların sana olan saygısının faydası olmayacak…

Biraz eğlenmek için… Mecburi işler, çoluk çocuğun ihtiyaçları, okuldaki sınavlar, yarınından beklentilerin, toplayacağın yatağın, tatile gitmek için hazırlayacağın bavulun, kat edeceğin yolun, dün varken bugün olmayan dostun… Çılgınlar gibi eğlendiğin ”içki gecesini” başkalarına sergileme ihtiyacı duyman da eğlencene dahil mi? Haklısın, insanlar senin müthiş eğlendiğini harika göründüğünü gördü, eğlenmeye devam edebilirsin…

 

”Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 56)


Kulluk etmek mi? Ne diyor bu ayet ya hu? ”Bak işte Allah benim kulluğuma muhtaç” mı diyorsun?

Miden besinlere muhtaç olduğunu söylüyor… Allah böyle yaratmış… Senin beslenmene, Allah muhtaç mı? Kalbin Allah’ı bilmeye muhtaç olduğunu söylüyor… Allah böyle yaratmış…

Senin Allah’ı bilmene, Allah muhtaç mı? Senin yerine bir başkasını getirebilecekken…

Arşı yükselten, sonsuzluğa sahip olan, uçsuz bucaksız uzayı var eden, okyanusların altında rengarenk alemleri inşa eden, yörüngelerde akan gezegenlere, ışıltılı galaksilere sahip olan Allah; senin ‘küçük kalbine’ muhtaç yani… Öyle mi?

Kalbin… Kalbin gerçekten senin mi? Kendini bilmeye başladığında fark etmiştin onu, atıyordu, kan pompalıyordu bedenine, kan pompalıyordu yaşaman için hücrelerine. Sen söylemiyordun bunu ona yapmasını, hatta aklına bile hiç gelmiyor…

Neden teslim olasın ki? Rahatın bozulur…

Oysa…

Müminlerin şahit olduğu bir gerçek var:

 

”Gönüller yalnız Allah ın zikriyle tatmin bulur” (Rad 28)


Allah’ı anmadığın her gün ”kuru kuru” içtiğin suyun seni ferahlattığını söylerken, Allah’ı anmanın daha büyük bir ferahlık olduğunu nasıl bilebilirsin ki? Bunun hayatta alabileceğin en büyük lütuf, Allah’ın verdiği en büyük ikram olduğunu nereden bilebilirsin? Tatmadın… En büyük güzelliği tatmadın… ”Dünyayı gezmek dolaşmak, en güzel şarkılara eşlik etmek” bunlar yeter mi sanıyorsun sana? Kime yetmiş? Örneği var mı yer yüzünde?

Allah’a kulluk etmek alçaltıcıydı değil mi… Öyle diyorsun… O bayağı insanlar gibi, o aklını işletmeyen, kendisini kandıran insanlar gibi sen de inanacaksın öyle mi! Zaten neden Tanrıya/Allah’a inanmaya ihtiyaç duyasın? Senin bir şeye/kimseye ihtiyacın yok! Başkasından alacağın övgünün, asiliğinin tebrik edilmesinin bile senin için önemi yok. Güya!

”Kendine övdüren” diyerek aşağıladığın Allah ”Kendine sövdüren” insanlardan da yaratmış baksana…

Yalnız Allah’ın acizi olduğunu kavraman, Allah’tan başka her şeye muhtaçlığını ortadan kaldıracak oysa.

İçi boş her bir zerre Allah’ın örneksiz yoktan var edişini kanıtlıyor. Şu an bu yazıyı okuyorsun. Bilgisayarından, telefonundan. (Her şeyi yaratan Allah, bu imkanları da senin için yaratmış). Bu imkanlar neye hizmet ediyor? Telefon ne için var? Konuşmak istediklerinin sesini duymak için bir araç. Boş ver… Telefonun amacı aman buymuş! Kullanma! Boş versene. Bırak kenara. Ee bomboş, ne işe yarar ki öyle dururken? Boş yere duruyor işte, uzayda gereksiz bir hacim kaplıyor! Senin de vazifen ”kulluk etmek”. Telefonun için bu uzayda en uygun olduğu vazife iletişimken, sana da en uygun olan hayat bu! Allah’a kulluk etmek! Üstelik ağır bir vazife de değil… Zevkle, keyifle, konforla, mutlulukla, tatminle, neşeyle yaşanılan bir hayat…

 

”Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez” (Bakara 185)


”Açıp genişletmedik mi senin göğsünü!İndirmedik mi üzerinden ağır yükünü!” (İnşirah 1, 2 )


Ait olduğun yer, bu olmasın? Aradığın şey? Tek gerçek makamın aslında kulluk olmasın? ”Kendimi bulmalıyım” diye bir havayla söyleyenlerin kastettiği ”Kendini bulmak” bu olmasın?

Hayatta tadabileceğin en büyük mutluluğun güzelliğin iman olduğunu anladığında, en çok bunun için şükredeceksin…

İçindeki karanlığı, Allah’ı anmakla çözeceksin…

Blog adresim :

http://evrendepinar.blogspot.com/

Twitter : @EvrendeP


About the Author
Author

Pinar_Evrende

Comments (3)
  • Avatar

    Ferhat öztürk Apr 3 2014 - 12:39 Reply

    arada bir parca parca kopyalayaip gönderiyorum neden derseniz hepsini birden kopya yapip gönderirsem gözlerin yorgun düstügü hissi geliyor icime insanlar yavas yavas az az okusunlar diye hakkinizi helal edin selamlar

  • Avatar

    duygu gür Jul 2 2014 - 03:53 Reply

    Fevkalade bir yazı, kaleminize sağlık.

    Yalnız ona kul olmak dileği ve duası ile.
    Saygılar.

  • Avatar

    mehmet Jul 4 2014 - 02:51 Reply

    Rabbim razi olsun

Leave a reply

Name (required)

Website