Sonsuz Azap Adaletsizlik mi?

Bu dünya hayatının imtihan dünyası olduğunu ve tek gerçek amacın Allah’a layık bir kul olmak olduğunu idrak edemeyenlerin karşı çıkış sebeplerinden biri de en fazla doksan-yüz sene yaşayabilen insanın yaptıklarından ötürü karşılığında sonsuz bir azapla cezalandırılması ya da ödüllendirilmesidir.

”Elli sene Allah’ı umursamamanın ya da kötülük yapmanın bedeli sonsuz bir ceza mı olmalıdır? Belki de kötü bir insan biraz daha yaşasa iyi bir insana dönüşecek. Birine işkence etmediği müddetçe ateşte yakılma ile cezalandırılmaya da gerek yok bence.” gibi düşünceler ve sorulardan ötürü hayat amaçlarını pek çok kişi yerine getirememekte.

Bu konuya Kuran çerçevesinde baktığımızda aslında sonsuz azabın ya da sonsuz ödüllendirilmenin çok mantıklı ve adaletli bir karşılık olduğunu anlarız.

Öncelikle bu dünya hayatı aslında insanın kendi benliğiyle bire bir yüzleştirilmesinin sağlandığı yerdir. İnsan, bu dünyada yaşayacak ve hesap günü geldiğinde gerçekten iyi biri mi yoksa kötü biri mi olduğunu hesap defterinden okuyacak.

”İnsanın kendi benliği ile yüzleşmesi” derken şunu kastediyorum; iyi bir benliğe mi yoksa kötü bir benliğe mi sahip, işte bunun kendisine kanıtlanacağı yerdir burası. Zamandan münezzeh olan Allah elbette kimin cennet ve ya cehenneme layık olduğunu biliyor.

İnsan ya sonsuz azaba layıktır ya da sonsuz ödüle. Peki biz hangisiyiz? İşte bu gerçeğe bize verilen sürenin sonunda hepimiz şahit olacağız. Bu sürenin sonunda anlayacağız ki biz ya iyiyi hakediyoruz ya da kötüyü. Yani benliğimiz iyi mi kötü mü bu belli olacak. Biz eğer sonsuza kadar bu yeryüzünde yaşatılıyor olsakta işte bu ”iyi ve ya kötü” olan benliğimiz ile devam ederdik. İster elli sene, ister bin sene, ister sonsuz… Bizler, iyilerden miyiz yoksa kötülerden mi yolun sonunda kendimize karşı açığa çıkartılacak.

Zaten Allah da bizlere öğüt alabilmemiz için yeterli bir süre verdiğini ve kötüleri tekrar dünyaya gönderecek olsa bile onların tekrar kötülük işleyip sapacaklarını bildiriyor.

Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi?
(Fatır-37)

Ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: “Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek.” İşin doğrusu şu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları şeyi mutlaka yineleyeceklerdi. Doğrusu, onlar, tam yalancıdırlar.
(Enam-27,28)

Allah’a kulluk edilmediğinden ötürü cezalandırılmayı da gene bazısı canice buluyor. Eğer kendi kafamıza göre ahlak yasaları belirlersek pek çok davranışın iyi mi olduğu kötü mü olduğu belirsizleşecektir. Örneğin, kimi ateiste (Allah’a inanmayana) göre ensest iğrenç sapıkça bir şeyken, bazısına göre olağan, normal bir şeydir. Bizim keyfimizce bir davranışı iyi ve ya kötü bulmamız o davranışın gerçekten iyi mi kötü mü olduğuna dair bir şey belirtmez. Eğer haşa Allah’ı rededeceksek, ahlak yasalarının bir manası kalmaz. Bir şeyin iyi ve ya kötü olduğuna dair yargıda bulunmamız için görüldüğü gibi insanlardan bağımsız bir merciye, referansa ihtiyacımız vardır.

Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?
(Enam-114)

Eğer Allah’ın adaleti yoksa şu hayatta çocuk tecavüzcüsü ya da masum insanlara işkence eden biri olmakla, bunları yapmayan bir insan olmanın bir farkı yok. Üstelik akıbetler de aynı: Ölüm.

Oysa hepimiz çocuk tecavüzcülerine en ağır bedeller ödetmek konusunda hemfikiriz. İşte Allah’ın adalet sisteminde böylesi iğrenç insanlar müthiş şiddetli bir azapla cezalandırılırken; Allah’a bağlı, hayır ve barış seven insanlar ise ödüllendirilir.

Blog Adresim: http://www.evrendepinar.blogspot.com/

Twitter Adresim: @EvrendeP


About the Author
Author

Pinar_Evrende

Leave a reply

Name (required)

Website