Hayvanlara Eziyet veya Tecavüz Konusuna Kuran Penceresinden Bakarsak.. 1.KISIM

Hayvanlara Eziyet veya Tecavüz Konusuna Kuran Penceresinden Bakarsak..  1.KISIM

HAYVANLAR BİZİM EMRİMİZE VERİLMİŞTİR

Kuran’da Hayvanlardan Nasıl Bahsedilir?

Hayvanlara eziyet edilmesi gibi, pek çok konunun Kuran’da yer almadığı söylenmektedir. Bu iddialara ve dahası iddialara cevap niteliği olarak bu yazıyı yazma gereği duydum. Elimden geldiğince, hayvanların Kuran’da nasıl bahsedildiğini göstererek, kafadaki sorulara cevap vermek istedim. Yazının başlığında yer alan soruları kapsayan, ama daha geniş bir yazı hazırladım. Yazı ilerledikçe başlıktaki sorulara da cevap vereceğim.

Kuran’da hayvanların yaratılışa bir delil olarak sunulduğunu görmekteyiz. Hayvanlar, Kuran’a göre, hem Allah’ın yaratma delili olarak gösterilerek değer verilmiş canlılardır, hem de bizlere kendilerinden yararlanmamız için nimet olarak hizmetimize sunulmuşlardır. Binek olarak hayvanların kullanımına, onlardan çeşitli gıdalanmalara dikkat çekilmektedir. Süt, peynir, yoğurt, yumurta gibi gıdalar hep emrimize verilen hayvanlardan sağlanmaktadır. Arının bizler için bal üretmesine, hayvanların güzel etlerinden gıdalanmamıza da dikkat çekilmektedir. Hayvanların derilerinden, sütlerinden, içeceklerinden, yünlerinden, etlerinden yararlanmaktayız. Hem giysilerimiz için de onları kullanabilmekteyiz. Tabi burada hayvanlara eziyet ede ede derilerini kullanan canilerden bahsetmiyorum. Doğal yöntemlerle hayvanlara zarar vermeden kullanılmalarından bahsediyorum.

Hayvanlar bizim emrimize verilmiştir. Büyük nimetlerdendir. Ayrıca kainatta yaratılan her şey Allah’ın bir delili (ayet) olarak ifade edilir Kuran’da.

Ve sizin yaratılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir   topluluk için ayetler vardır.
(Casiye Suresi, 4)

Tüm çiftleri de yaratan O’dur. Ve O, sizin için gemilerden ve hayvanlardan binmekte olduğunuz şeylere de vücut verdi; Ki onların sırtlarına kurulasınız, sonra oraya kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayıp da şöyle diyesiniz: Adı ve kudreti yücedir bunu bizim emrimize verenin! Yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık.
(Zuhruf Suresi, 12 ve 13)

Biz o büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın kutsallık nişanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar sıralanmış halde ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah’ın ismini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz.
(Hac Suresi, 36)

Görüldüğü gibi bu ayetlerde, hayvanların bize boyun eğdirildiği belirtilmiştir. Ayrıca onlardan gıdalanırken üzerlerine Allah’ı anmamız ve şükretmemiz belirtilmiştir. Hayvanlardan bu şekilde yararlanıyor olmamız, Allah’a şükretmemiz içindir. Ayrıca bu ayette yoksulların da bu gıdalardan yararlandırılmasına dikkat çekilmektedir. Üstelik isteyene de istemeyene de… Bu ayetin öncesinde, belirli bir zamanda bunun yapılmasına dikkat çekilmemiştir, öncesinde yani 35. ayette müminlerin nimetlerden başkalarını yararlandıran kişiler olduğu belirtilmiştir. Yani sanılanın aksine, eğer müminsek, yoksulların da güzel besinlerden yararlanmalarını sağlamalıyız, belirli günlerde değil yalnızca. Allah’ın bu emri, günümüzde gelenekçi zihniyetin uyguladığının tersine, sadece kurban bayramına has bir emir değildir. Zaten Kuran’da özel olarak kurban kesilmesi gereken bir bayramdan bahsedilmez, hac ibadeti yapanlara kurban emri verilmiştir.

Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Allah’a teslim olanlara müjde ver.
(Hac Suresi, 37)

Bir kısmından binek edinesiniz, bir kısmından yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratan, O Allah’tır.
(Mumin Suresi, 79)
 

Günümüzde, bazı insanların hayvanları yemeyi canilik olarak gördüklerine şahit olmaktayız. Bu inanç sadece günümüzde rastlanmamakta. Eski zamanlarda da, bazı uydurma inanışlar aracılığı ile, insanlar arasında yayıldığı bilgisine sahibiz.

Örneğin, İnka Uygarlığının vejetaryen olduğu söylenmektedir, mani dininde et yemek yasaktır, genelde  Uzakdoğu bölgesinde bu inanç görülmektedir. Et yemenin iğrenç olduğu söylemi, bizim ülkemizde her hangi bir inanca sahip olmayan insanlar arasında da rastlanabilir. En yaygın olarak ise, ruhçu inanışlara sahip olan insanlar arasında görülür.

Allah’ın indirdiği din ile alakası olmayan Uzakdoğu öğretilerinde et yemenin canilik olduğu inancına sıkça rastlamak mümkün. Allah tarafından tek gönderilen ve gerçek olan din İslam’dır. Bunun dışında hiçbir inancın, mistik felsefenin, spiritüalizmin mantıki bir delili yoktur.

Günümüzde tamamen Uzakdoğu kültüründen gelme inanışlar çeşitli yollarla insanlara kabul ettiriliyor. Hayvanları katletmenin tekrar hayvan olarak dirilen insanları yeme ya da haşa Allah’ın bir parçasını katletme gibi inanışlar, alternatif tıp maskesiyle, bu gıdaları yasak ederek aramıza sokuluyor. Temiz ve yararlı olan bu gıdalar kötü gösteriliyor.

Bugün alternatif tıp, doğal yaşam gibi felsefelerin bir kısmı (bazı söylemler doğru da olsa) Uzakdoğu’dan ediniliyor. (Bknz: Akupunktur) Et yemenin kötü olduğu inancı da Uzakdoğu kaynaklıdır. Uzakdoğulu sahte dinlerin sahte bilgeleri tarafından edinilmiş bir bilgidir ve aslında sağlığa zararlı diye gördüklerinden değil, tamamen dini inançları gereği et yemezler. Uzakdoğu’nun yoga gibi usullerini alıp buraya getirenler, et yememe inancını da yaymaya kalkıyorlar. Ayrıca, Hindistan’da inek de kutsal ve onu yemek tanrının bir parçasını yemek demek.

Bu bölgedeki bazı inançların, insanlar var edildiğinden beri, bildirilmiş İslam dininin dejenere edilmiş hali olduğunu düşünüyorum. Yoganın güneş doğmadan önce ve battıktan sonra, Allah’ı anma emrinden kalma, daha sonra bozulan bir ritüel olduğunu düşünmek mümkün. Ayrıca, Kuran’a göre bazı topluluklara, yaptıklarına ceza olarak, Allah bazı hayvanları yasaklayabilir. Hatta bu konuda İsrailoğullarına bazı hayvanların haram edildiğini görüyoruz. Eski toplulukların bazısına özel olarak gelen bu yasak, daha sonra bozulup dini bir kural halini almış olabilir.

Yaratılmışların Tanrının parçası(uzantısı/uzvu) olduğu inancı da İslam dinine sokulmaya çalışılmıştır. Evren’in bilinçli bir şey olduğu öne sürülmüş, her şeyi yaratanın evren olduğu gibi mantık dışı iddialar öne atılmış, Tanrının evrenin kendisi olduğuna dair sapkın inanışlar türemiştir. Bu inanışlar hayvan etini yasaklamaya kadar varmıştır. Hatta mani dininde, daldan bir meyveyi koparmak bile aslında kötü bir fiildir.

Kuran’a göre Allah tektir, yaratılmışlardan bağımsızdır, onun dışındaki her şey daha sonra yaratılmıştır ve yoktan var edilmiştir. Ayrıca Kuran’a göre, Allah doğmamış ve doğurmamıştır. Yani, Allah’ın bir parçası olarak hiçbir şey oluşmamıştır. Doğa, Allah’ın bir parçası olamaz, doğadaki hiçbir şey de… Kuran’a göre Allah’ın hiçbir benzeri yoktur. Eğer bizler, dış dünyada gördüğümüz bir şeylerin Allah’ın parçası olduğunu söylersek, haşa, onu bir şekilde bir şeye benzetmiş oluyoruz… Tamamını olmasa da, bir kısmını benzetmemiz bir şeyi değiştirmez. Maalesef, bugün bile genellikle kadınların izlediği programlarda, ruhçu inançları yaymaya çalışan insanların, “çocuğumda Allah’ı görüyorum, aslında o Allah” gibi sözlerine rastlamak mümkün. (haşa)

Ruhçu inançlardan bağımsız olarak, tamamen kendi düşüncesi olarak da, et yemek kötüdür diyenler var elbette. Hayvanların etlerinin yenmesini canice gösterenler, Allah’ın yarattığı bu temiz ve güzel gıdaları yasak etmeye kalkmaktadırlar. Bu konuda, Kuran’da ağır eleştiriler vardır. İnsanları bu yüzden cani ilan edenler, doğada antilop ile beslenen aslanı cani ilan edememektedir. Allah’ın indirdiği ahlak, hayvanların davranışına göre belirlenemez evet; ama bu söylemleri edinenlerin, bazı konularda doğadaki hareketleri örnek gösterdiğine şahit olmaktayız, bunu yapanlardan aslanları seri katil ilan etmelerini beklemekteyim. Eğer Allah, ahlak yasaları bildirmeseydi, işte her konuda görüldüğü üzere, rahatlıkla karşıt inanışlar olacaktı. Bir davranış kimilerine göre kötü, kimilerine göre iyiyken, insanlar arasında ahlak diye bir temele dayandırılamayan, belirsiz davranışlar olacaktı. Şuanda bazıları hayvanlardan beslenmeyi canice görürken, bizler olağan ve güzel bir davranış olarak görmekteyiz. Bu gerçekte, ahlakın insan eline bırakıldığında nasıl belirsiz bir kavram olduğunu da kanıtlıyor. Hayvan etinin insan vücuduna faydaları saymakla bitmez. Et yememek, insanın kendi tercihi, Kuran’a göre et yemeyen insan günah işlemiş olmaz. Ben, et yemeyi canilik olarak göstermelerine karşıyım, çünkü bu söylem, Kuran ahlakına göre doğru bir söylem olmuyor. Böyle bir sorunu olanlara psikolojik tedavi önerebilirim, onlar da daha çok sağlıklı olabilsin diye, ama illa ki çözülmesi gereken bir sorun olarak da görmüyorum.

De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı süsü, güzel, temiz rızıkları kim haram etmiş?
(Araf Suresi, 32)

Aslında, bu iddianın sahipleri, bitki yemeyi de bir nevi canlı katli olarak görmelidir. Bu yaklaşımın, buraya kadar varabileceğini zaten mani dini gibi inançlarda görebiliriz.

Tabi hayvanları öldürüp, etleri yemek canice değildir deyince, Allah’ın ahlak yasalarından habersiz insanlar, siz hayvanlara eziyet ediyorsunuz demeye başlıyor. Bir şeyi öldürüp etini yiyorken, o hayvanı durduk yere kırbaçlamak daha hafif bir şeydir, gibi bir algı oluşuyor. İşte, bizim burada yapmamız gereken, hayvanların etini yemenin bir nimet olduğunu ispatlamak ve bazı şeylerin de, hayvanlara eziyet etme gibi; Kuran’a göre doğada bozgunculuk çıkarma kapsamında olduğunu göstermemiz lazım. Kuran’a göre bir canlıya insan olsun ya da olmasın durduk yerde eziyet edemezsiniz. İşte bu son cümleyi söylediğimde, akıllara şu soru gelecek; peki hayvanlar da Kuran’a göre insanlar gibi haklara sahip ve zulmedilemez sınıfta oldukları sayılabilir mi, onların da özel hakları olabileceğini düşünebilir miyiz? İşte, yazının devamında bu konuya değineceğim inşallah.

Bu konulara değinmeden evvel, ateistlerin bir iddiasını geçelim. Doğada bazı hayvanlar bazı hayvanları avlamakta olmasından ötürü, Allah’ın kötü bir İlah olduğunu söylüyorlar. Av/Avcı sistemini yaratan Allah, onlara göre kötü bir İlah oluyormuş.

Soru: Doğada aslan antilopları canice avlıyor. İşte bakın sizin Allah’ınız masum antiloba bunu yaşatan bir psikopat.

Cevap:

Hayvanların öldürülürken, bir bilinçle bu acıyı ne denli duyduklarını bilemeyiz. Bu konuda, bazı insanlar duygusal bir yaklaşım içine giriyor. Bu yüzden insan vücudunda ve hayvan vücudunda salgılanan adrenalin hormonundan da bahsetmek isterim. Heyecan, korku, panik anında vücutta salgılanan adrenalin hormonu, o anki acı hissinin duyulmasını engellemektedir. Yani, aslandan kaçan bir antilop, korku ve panik duygusu ile adrenalin salgılamaktadır. Yani, Allah pek ala böyle bir anda, ölürken, acı duymama, acı hissetmeme gibi özellikler yaratmıştır. İnsanlarda bile, gene korku/heyecan anında yaşanan yaralanmaları hissetmediklerini görebiliyoruz. Allah’ın, kendi vahyi ile hareket eden, başka hayvanlara yem olan canlılara, durduk yerde, acı çektirmemesi beklenilecek bir durum. Böyle bir sistemi aracı kılarak, bu canlıları koruyor olması çok mümkün. Ayrıca, bize göre acı çekiyor görülen bir hayvanın, başka bir bilinç halinden ötürü, acıyı algılamaması da mümkün. Allah bu yöntemle de, bu canlıları koruyabilir. Adrenalin hormonunun özellikleri saymakla bitmez. Bu hormon, gene korku/heyecan gibi durumlarda bireyin yapabileceğinden fazlasını yapabilmeye neden olabilmektedir. Örneğin, normalde mücadele etmeye gücümüz yetmeyeceği bir insanla, korku anında normal üstü efor göstererek, kendimizi koruyabiliriz. Normalde, kaldıramayacağımız bir ağırlığı kaldırabiliriz. Ayrıca, aslanların antilopları yemesinin, zalim bir Allah’ın eseri olduğu iddiasını da, işte bu adrenalin hormonunun işlevi ile çürütmek mümkün. Görüldüğü gibi, Allah bizim bile aklımıza gelmeyen, nice ayrıntıyı özel olarak tasarlamıştır. Ayrıca, hayvanlar bizler gibi, özel olarak yaratılmış canlılardır ve Allah’ın vahyi ile hareket ederler. Onların nasıl bir bilinç halinde olduklarını bilmiyoruz.


About the Author
Author

Pinar_Evrende

Leave a reply

Name (required)

Website