Firavun ve Tağut Dini/Düzeni

Firavun ve Tağut Dini/Düzeni

Şeytanlardan Allah’a sığınırız.

Firavun, Kuran’da anlatılan tağut düzeninin başı olan bir karakterdi.

89/10: Ve kazıklar sahibi Firavun’a.  (Buradaki kazıklardan kastın Mısır Piramitleri olduğu düşünülmektedir. Bugünün gerçekliğiyle bunların yerini başka yapıların; saraylar, köprüler, anıtlar, kulelerin aldığı düşünülebilir. Çünkü nasıl ki Piramitler Mısırlıların köleleştirilmesiyle yapılan yapılarsa, bugün de maddi açıdan sömürülen sınıfların sayesinde bu yapılar yapılmaktadır.)

89/11: Onlar ki ülkelerde tağutlaşmışlardı.

89/12: Böylelikle oralarda bozgunculuğu çoğaltmışlardı.

Tağut, Kuran’dan anladığımız kadarıyla; haddi aşmış, azmış, bozgunculuğa kaymış, Allah’ın dininden-düzeninden sapmış her türlü kişi/topluluk/kurum/düzen demektir. Allah da bundan kaçınmamızı, eğilim göstermememizi ve hanif bilinciyle onun dinine yönelmemizi ister. Yani tağut için şeytanın dini demek yanlış bir tabir değildir. Nitekim tüm nebiler aynı zamanda toplumunun içindeki tağuti düzene karşı durmakla; onu yıkıp, Allah’ın dinini geçerli kılmakla görevlendirilmiş resullerdir. Musa ve Harun, İbrahim, İsa, Muhammed, Yusuf, Yunus ve niceleri, toplumuna ve toplumundaki hurafelere, adaletsizliğe, şeytani, zalim unsurlara karşı büyük bir mücadeleye girmiş isyancılar ve inkılapçılardır.

39/17: Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarıma!

Firavun da Kuran’da anlatıldığı kadarıyla toplumu üzerinde tahakküm kurarak, kendi keyfi ve şeytani dinini/düzenini inşa etmiş bir karakterdi. Yani tağuti sistemin başıydı. Dinsiz değildi. Aksine kendi dininin güçlü bir dindarıydı. Öyle ki, Musa, ona ve İsrailoğullarına tebliğ yapmaya geldiğinde Firavun’un en büyük korkusu şu idi:

40/26: Firavun: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim. O istediği kadar Rabb’ini yardıma çağırsın. Ben, onun sizin dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” dedi.

Firavun, kendini Rabb ilan ettiği dininin/düzeninin resuller sayesinde sarsılmakta olduğunun farkındaydı ve bu yüzden dinin bozulmasından, yıkılmasından endişeleniyordu. 

Muhammed’in elçiliği kendileri için tehdit olan, kurdukları dinin/düzenin yıkılmasıdan korkan kodamanlar ise şöyle diyordu:

38/5-6-7: O, bunca ilahı tek bir ilah mı kılıyor? Kuşkusuz bu şaşılacak bir şeydir. Onlardan söz sahibi olanlar harekete geçerek: “Bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin, ilahlarınızı bırakmayın. Kesinlikle sizden beklenen budur. Biz öteki inanç sisteminde onun dediklerine dair bir şey işitmedik, bunlar yalnızda uydurmadır.” dediler. 

Kodamanlar; kendi keyfiyetlerine göre inşa ettikleri, çıkarlarına hizmet eden, milleti akıl uyuşukluğuna mahkûm eden kendi afyon ve tağut dinlerinin/düzenlerinin, kendilerine göre mecnun olan birileri tarafından sarsılmasından rahatsızdı. Nitekim böyle bir düzenden/dinden ekmek yiyen, bunun parçası olan kimselerin en büyük endişesi bu düzenin bozulması, değişmesi olagelmiştir. Bu yüzdendir ki kendilerine delillerle resul gelmesine rağmen kodamanlar gerçekleri umursamamış, vahyin karşısında mücadele edip tağut uğruna savaşmışlardır. 

4/76: İman edenler Allah yolunda, gerçeği yalanlayan nankörler de tağutun yolunda savaşırlar. O halde şeytanı evliya edenlerle savaşın. Kuşkusuz şeytanın hilesi/düzeni zayıftır.

Fakat ne kadar savaşırlarsa savaşsınlar, er geç tağutun taraftarları kaybetmişlerdir:

40/23-24-25: Ant olsun ki, Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle, Firavun’a, Haman’a ve Karun’a gönderdik. Fakat onlar: “Bu yalancı bir sihirbazdır.” dediler. Musa, katımızdan hakkı onlara getirince, şöyle dediler: “Onunla beraber iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın!” Ama inkarcıların tuzağı/düzeni hep boşa çıkmıştır.

Pekala, Firavun ve tağut dininden/düzeninden ekmek yiyenler, bunu nasıl inşa etti ve meşru hale getirdi?

Şunu biliyoruz ki, toplumlar; kör şekilde ataların peşinden gitmeyi bırakıp, hür akletmeyle ve bireylerin de mevcudiyete karşı eleştirel yaklaşmasıyla, sorgulamasıyla, kanunların adaletle yürütüldüğü bir zeminde medenileşir, gelişir ve bağımsızlaşıp güçlenir. Yalnız, kendisinin ekmeğini yediği düzeni “Bizim dinimiz, atalarımızın geleneği bu!” diyerek meşrulaştırıp müdafaa edenler, bunun tam tersine çalışmış; toplumun özgürleşmesini ve bireylerin hür şekilde aklını kullanmasını engellemiş, kanunları adaletten ayırarak kendi keyfiyetlerine göre esnetmiş, şekillendirmiş ve herhangi bir başkaldırının önüne geçmek için de başta korku, küçümseme olmak üzere çeşitli yöntemlerle toplumu kutuplaştırmış, sınıflara ayırmış ve sonra da zayıflatıp, ezmiştir. Bu kutuplaştırmalardan ortaya çıkan sınıflar (ekonomik, fikirsel vs) arasındaki çatışma sayesinde insanlar birbiriyle kavga ederken, tağut sistemi ile o sistemin tepesindeki firavuncuların maskaralığı zor fark edildiği için bu durum kodamanların işine gelmiştir.

28/4: Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkı sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek eziyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınları sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.

11/27: Bunun üzerine halkından, gerçeği yalanlayıp nankörlük edenlerin ileri gelenleri: “Biz seni kendimiz gibi bir insan olarak görüyoruz. Görüyoruz ki, sana tabi olanlar, bizim toplumumuzun en zayıf ve sefil olanlarıdır. Sizin, bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Sizin yalancılardan olduğunuzu düşünüyoruz.” dediler.

Kasas 15. ayet de, Firavun’un toplumundaki fikirsel çatışmayı, kutuplaşmayı, insanlar arasındaki gerginliği gözler önüne seren delillerdendir:

28/15: Musa, şehir halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri de düşman olan taraftan kavga eden iki kişi buldu. Kendi tarafından olan, diğerine karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine Musa onu yumrukladı ve ölümüne neden oldu. Musa: “Bu şeytanın işindendir. Kuşkusuz o, saptırıcı apaçık bir düşmandır.” dedi.

Aynı zamanda Firavun kendi hizmetkarlarını, kendisine biat edenleri kendine yakınlaştırmakta; makam, istihdam, ünvan, rüşvet vb. vaadlerle beslemektedir:

7/113: Sihirbazlar, Firavun’a geldiler: “Eğer galip gelirsek bize bir ödül var değil mi?”
7/114: “Evet. Sizler bana yakınlaştırılanlardan olacaksınız.” dedi.

Böylelikle adil bir zeminin varlığından yoksun, kanunların keyfi olduğu böylesine bozuk, tağuti bir düzende iktidarlar, kodamanlar kendi taraftarlarını besleyerek düzenlerini pekiştirmekte ve sağlama almaktadırlar.

Firavunlar aynı zamanda mükemmel bir hitabet becerisine sahip lafazanlardır. Bu sayede safsatalar içeren (Gerçekten Kuran’daki safsatalar, mantık hataları incelendiğinde bunların büyük bir kısmının Firavun’a ait olması pek manidardır.), sağlıksız söylemler ve sloganlar barındıran demagojilerle topluma propaganda yapar, onları kontrolde tutar ve düşüncelerini, eylemlerini yönlendirirler.

Bunu yaparken kendisini onaylayan, güç, makam ve etki sahibi kimselerden de faydalanabilirler. Bu kimseler bazen zengin, mal sahibi Karunlar olur, bazen halkı büyü gösterileriyle etkileyen sihirbazlar olur, bazen de din adamları sınıfı olur. Öyle ya da böyle, Firavunlar kendisinin rab olduğunu toplumun çoğunluğuna böylesine manipülasyonlar kullanarak ikna etmekte pek zorlanmazlar. Nitekim eğitimsiz toplumlarda insanların çoğu, güdülmeyi arzuladıkları bir tabiata sahip oldukları için, başlarında kendisini rab ilan edip büyüklenen, kendilerini küçümseyen ve alay eden bir kibirlinin varlığını o kişinin güçlü olmasından dolayı çoğunlukla benimser ve itaat gösterirler:

43/54: Firavun halkını küçümsedi. Bunun üzerine ona itaat ettiler. Böylece onlar yoldan çıkmış, haddi aşmış bir toplum oldular.

Firavun ve kodamanlarının toplumu üzerinde korkutma kullanarak, safsatalarla propaganda yaptığına dair örnekler:

7/110: “Musa sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyuruyorsunuz?”

40/26: “…Ben, Musa’nın sizin dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.”

10/78: “Dediler ki: “Sen; bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde gücün ikinizin eline geçmesini sağlamak için mi geldin? Biz, size mümin olacak değiliz.”

Tağut düzeni/dini önderleri her zaman toplumu kendilerinin aleyhine olan bir düşmanın, bir tehdidin varlığı ile korkutur ve sonra kendi düzenlerinin sağlamlaşması ve bu düzene tehdit olan şeylerin zayıflaması için bu korkuyu kullanır. İnsanları bu korkuyla yönlendirip, etki altında tutamayacaklarını anladıkları zaman ise daha açık bir tehdit ve tahakküm kullanırlar:

7/123-124: Firavun: “Ben size izin vermeden mi Allah’a inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sonra da hepinizi asacağım.”

Gerçeği gizlemek, onun duyulmasını engellemek ve kendi statülerini korumak için yok pahasına mücadele ederler:

79/20: Musa, Firavun’a büyük ayeti gösterdi.

79/21: Fakat yalanladı o ve karşı çıktı.

79/22: Sonra aleyhte çalışmaya koyuldu.

79/23: Adamlarını toplayarak seslendi:
79/24: “Ben sizin yüce Rabb’inizim” dedi.

Şüphesiz ki, takva ruhunu ve sorumluluğunu taşıyan kişiler üzerinde tağut düzeninin, toplumdaki hurafelerin, çoğunluğun, kutsallaştırılmış isimlerin ya da Firavunların etkisi pek azdır. Zira Allah’ın kitabıyla irtibat kuranlar bilirler ki, Allah, insanların çoğunluğunun sapkınlıkta ve zan üzerinde olduğunu söyleyerek kalabalıkların yöneliminin gerçek adına önem taşımadığını belirtmiştir. Aynı şekilde toplumdaki ataların ya da geleneklerin de her zaman doğru olmadığı ve insanların kutsallaştırdığı bir şeyin Allah için önemsiz sayılabileceği de belirtilmiştir. Resuller ise elbette bunun bilincinde ve duyarlılığında olan, Allah tarafından toplumuna önderlik için seçilerek rahmete kavuşturulmuş devrimcilerdi. Devrimcilerdi çünkü Allah’ın izniyle tağutu, hurafeleri, şirk yapılanmalarını devirmişler, putları kırmışlardı. Biz Müslümanlar ise Allah’ın resullerinden sonra Kuran’dan uzaklaşıp, ayrılıklar sergileyerek, tağuti şirk yapılanmalarının İslami bir elbise giyerek dirilmesine izin vermiş olduk. Zira Kuran etrafında birleşmiş, güçlü bir tevhid şebekesi oluşturmak yerine, tutkularımız yüzünden değersiz, birbirini yiyip bitiren yığınlar olmayı tercih ettik ve tevhid şebekesi yerine şirk şebekesinin yeryüzünde iktidar olmasına karar verdik. Şimdi ise bunun karşılığını bu dünyada görüyoruz. Elbette ahirette daha şiddetli göreceğiz. Allah’a bunu nasıl hesap vereceğimizi düşündük mü? 

3/105: Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, ayrılığa düşüp parçalanan kimseler gibi olmayın. Onlar için büyük bir azap vardır. 

8/46: Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra zaafa düşüp zayıflarsınız. Bir de sabredin. Kuşkusuz Allah, sabredenlerle beraberdir. 

8/73: Gerçeği yalanlayan nankörler birbirlerinin velileri; yardımcıları, destekleyicileridir. Eğer siz de böyle olmazsanız, yeryüzünde büyük bir baskı, zulüm ve kargaşa olur. 

Unutmayalım ki, Firavun hanedanı ve Mısır’ın tağut düzeninin muhafızları başlarına neyin geleceğinin farkına varamamışlardı. Firavun, buluntu olarak hanedanına soktuğu Musa’nın, Allah’ın izniyle düzeninin sonunu getirecek birisi olacağını, nihayetinde kendisinin büyük bir pişmanlıkla boğulup gidenlerden olacağını öngörememişti. Karun, övündüğü servetinin altında can vereceğini tahmin edememişti. Onlara sempati besleyip, eğilim gösteren kimseler de öyle. Hepsi kendilerinden gayet emindiler. Şimdi neredeler? Ahirette nerede olacaklar? 

Musa’nın gerçeği kavradıktan sonra Allah’a yönelip tövbe edişini hatırlayalım: 

28/17: Rabbim! Bana verdiğin nimet sayesinde, bundan böyle asla suçlulara arka çıkmayacağım!

Şunları da hatırlayalım:

11/113: Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Sonra size de ateş dokunur. Allah’tan başka evliyanız da olmaz. Sonra yardım da göremezsiniz.

58/22: Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eden bir toplumun, Allah’a ve O’nun Rasul’üne karşı haddi aşanlara karşı sevgi duyduklarına tanık olamazsın…

8/51: İşte bu, kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır, yoksa Allah kullarına asla haksızlık etmez.

8/52: Tıpkı Firavuncuların ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Allah’ın ayetlerini yalanlamışlardı. Allah da onları, suçları yüzünden yakalamıştı. Allah, Mutlak Güç Sahibi’dir, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan’dır.

8/53: Çünkü bir topluluk kendisini değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti değiştirecek değildir. Allah, Her Şeyi Duyan’dır, Her Şeyi Bilen’dir.

13/11: …Kuşkusuz bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. Ve Allah, bir topluma ceza vermeyi istediğinde hiçbir güç bunu engelleyemez…

Selamlar.

Twitter: @colpandiz


About the Author
Author

Doğukan Topuz

Comments (1)
Leave a reply

Name (required)

Website