Nefis ve Arınması

Nefis ve Arınması

Şeytanlardan Allah’a sığınırız.

Allah her nefsin bir gün öleceğini vurgular. (3/185, 21/35, 29/57) Peki ölüme mahkûm bu nefis nedir ve onu ölmeden evvel arındırmak nasıl mümkündür?

Nefis; Allah’ın üflediği ruhun ve insanın kendinden olan tutkularının da getirdikleriyle beraber, içinde takvasını da, kötülüğünü de barındıran benliğimizdir.

“Nefse ve onu biçimlendirene andolsun.

Sonra, ona kötülüğünü ve takvasını ilham etti.
Elbette nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

Onu alçaltan da hüsrana uğramıştır.” (Şems, 7-10)

Allah nefsimizi kınamamıza vurgu yaparak; onun kötülüğüne kulak vermememizi, onu kendiliğinden temize çıkarmamamızı ve onu öz eleştiriye tabi tutmamızı emreder. Zira nefis Allah’ın rahmeti dışında her zaman kendisinin aleyhine kötülüğü emreder:

“Ben kendimi temize çıkarmam. Rabb’imin rahmet ettiği kimse hariç nefis her zaman kötülüğü ister…” (Yusuf, 53)

“Kendini kınayan/öz eleştiride bulunan nefse andolsun.” (Kıyame, 2)

“…O halde nefsinizi temize çıkarmayın. O korunup sakınan kimseyi en iyi bilendir.” (Necm, 32)

“Nefsini temize çıkaranları görüyor musun? Hayır! Yalnız Allah uygun gördüğünü temize çıkarır…” (Nisa, 49)

Başımıza gelen iyilikler Allah’tan bir rahmettir. Günahlarımızın sebebi ise nefsimizdir:

“Sana isabet eden iyilik Allah’tandır. Sana isabet eden günah ise nefsindendir…” (Nisa, 79)

İşte bu nedenle Allah nefsimizi çabayla arındırmamızı; onu kötü duygulardan temizlememizi istemektedir. Kim bunu yaparsa onun için cennet bir karşılık, barınaktır:

“Rabb’inin huzurunda suçlu olmaktan korkarak, nefsini kötü heveslerden uzak tutana cennet bir barınaktır.” (Naziat, 40-41)

Pekala, nefsi arındırmak nasıl mümkündür? Bu elbette Allah’ın yüce vahyinin ışığında onun bize kendi ruhundan üflediği özelliklere; merhamet, adalet vb. duygularına başvurarak yapılacak bir şeydir. Böylelikle nefsimizin güzel, Allah’dan olan tarafına kulak verip, nefsimizin kötülüklerini iradeyle bastırırız. Fakat bu ancak Allah’ın nuru olan Kuran’ın yol göstericiliği sayesinde olacak iştir. Eğer Kuran’ın verdiği bilinçten uzak olursak nefsimizin kötülüklerini hoş görmemize, nefsimizi yeterli görmemize ve bu nedenle yanılgıya düşmemize vesile oluruz. 

Unutmayalım ki İsrailoğullarının Allah’dan başka, kafirleri veli edinmesinin sebebi nefislerinin saptırmasıydı:

“Onlardan çoğunun, gerçeği yalanlayan nankörleri veli edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için sunduğu şey ne kötüdür…” (Maide, 79)

Yine unutmayalım ki, Musa toplumunu terk ettiğinde Samiri’nin sapmasına ve diğerlerini de saptırmasına neden olan şey de nefsinin kötülüklerini hoş görmesiydi:

“Samiri: “Ben, onların anlamadıkları şeyi anladım. Rasulün izinden bir avuç avuçladım ve sonra da onu attım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi.” dedi.” (Taha, 96)

Bunun üzerine bu günahlarından ötürü Musa Peygamberin, toplumuna tövbe edip “nefislerini öldürmeleri” gerektiğini tebliğ ettiğini hatırlayalım:

“Hatırlayın! Musa, toplumuna: “Ey toplumum! Siz buzağıyı edinmekle kuşkusuz kendinize zulmettiniz. Hemen yaratıcınıza tövbe edin ve böylece nefislerinizi öldürün demişti…” (Bakara, 54)

Burada Musa’nın kastettiği şey; kişinin kendini öldürmesi yahut sufilerin saptırdığı şekilde insanın benliğini eritmesi, yok etmesi değildir. Musa Peygamberin burada nefsi öldürmekten kastı; kişinin nefsindeki kötü, sapkınca duyguları yok etmesi, kendini arındırmasıdır. Bu arıtma yalnızca Kuran’a, Allah’ın emirlerine uygun şekilde nefsi biçimlendirmekle mümkündür. Musa Peygamber ise burada tövbe ederek nefsi öldürmekten bahsetmiştir zira bir eylem olan tövbe; kişinin beyhude bir lafından ibaret olmayıp, çaba ve kararlılıkla nefsi yeniden biçimlendirme, dönüştürme tutumudur.

Allah Kuran’da özellikle nefsi arındıran, kurtuluşa erdiren eylemlere atıf yapmıştır. Bunlardan kesinlikle en çok vurgulanan ise kişinin nefsini cimrilikten sakındırması, infak etmesidir:

“…Kendi iyiliğiniz için karşılıksız yardımda bulunun. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Tegabun, 16)

“Onlardan önce yurda konmuş ve imana sarılmış olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, ötekileri kendi nefslerine tercih ederler. Nefsinin cimriliğinden korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr, 9)

“O ki malını vererek arınır. Yüce Rabb’in rızasını kazanmak için, bunu hiçbir karşılık beklemeden yapar.” (Leyl, 18-20)

Nitekim infakın bir diğer ismi olan “zekat”, kelime anlamıyla “temizlenmek/arınmak” demektir. Bu da nefsi arındırmak konusunda infak ibadetinin önemini çok açık şekilde vurgulamaktadır. 

İnsanın en büyük aldanış ve de aldatışlarından biri, nefsini yeterli, temiz görmek; “benim kalbim temiz” demek ve yaptıkları ile yapamadıkları konusunda kendinden başka mazeretler ileriye sürmektir. Bu tutum; kibiri nedeniyle üstünlük yanılgısına düşmüş, hata yaptığında bile nefsini sorumlu tutmayan, Allah’a “Beni sen saptırdın!” diyen İblis’in tutumuna benzer. Halbuki örnek almamız gereken tutum; hatasından sonra nefsinin çirkinliklerini görerek Allah’a yönelen, tövbe ederek nefsini öldüren Adem’in tutumu olmalıdır. Zaten insan mazeretleriyle kendini kandırsa da nefsi ve Allah ona tanıktır:

“Doğrusu insan nefsine tanıktır. Mazeretlerini ileri sürse bile!” (Kıyame, 14-15)

”Yemin olsun, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından da yakınız.” (Kaf, 16)

Allah kararlılıkla, çabayla nefsini arındırmaya çalışan; bir hayvan misali nefsinin tutkularının peşinden değil, Allah’ın öğüdünün izinden gitmeye gayret gösteren herkesin hidayetini arttırsın.

“Doğrusu nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Ala, 14)

Selamlar.

Twitter: @colpandiz


About the Author
Author

Doğukan Topuz

Comments (1)
Leave a reply

Name (required)

Website