Yazı büyüklüğünü ayarlamak için kutulara tıklayınız.
Allah ve Resulüne İtaat Etmek (#1101)
“Ey iman edenler! Allah`a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin. ” (Enfal suresi 20. ayet)
Bu ayet, peygamberimiz Hz. Muhammed’in söz ve davranışlarının biraraya toplanması ile oluşturulmuş sünnetin de Kuran ile birlikte İslam dininin kaynağı olduğunu iddia edenlerin en önemli dayanaklarından biridir. Oysa ayet dikkatlice okunduğunda rahatça anlaşılmaktadır ki bizlerin Müslümanlar olarak itaat etmemiz gereken kişi birey olarak Hz. Muhammed değil, Allah’ın resulüdür.
Aradaki fark oldukça açıktır. Allah’ın ayetlerini bizlere tebliğ eden, bizlere onları anlatan, gösteren Hz. Muhammed’e itaat etmek gerekir. Oysa kendi kişisel yaşantısı içinde yaptıkları ancak Peygamberin kendisini bağlamaktadır. Peygamber de bir bireydir ve dinin özgür bıraktığı alanlar içerisinde kendi kişisel seçimlerini yapmakta ve ona göre davranmaktadır. İsteyen Müslüman bu hareketleri kendisine örnek almakta ve benzer şekilde uygulamaya geçirmekte tabii ki özgürdür ancak bunlar da dinin ilkelerindendir demek dini tahrip etmektedir. Kaldı ki hadislerin yazımını ve toplanmasını inceleyenler görecektir ki bu ifadelerin gerçekten Peygamberimize ait olduğu iddiası hayli temelsizdir.
Kişisel seçimlerinde Peygamber de yanlış uygulamalar, hatalar yapmaktadır. Kuran’ın çeşitli yerlerinde bu gerçek ortaya konmuştur. Abese Suresinin (80. sure) ilk 10 ayetinde örneğin Allah Peygamberi arınmak üzere yanına gelen bir adama kör diye iyi davranmamış olmasından dolayı eleştiriyor. Tevbe suresinin 43. Ayetinde de yine Peygamber sefere katılmak istemeyenlere çabucak, fazla sorgulamadan, izin verdiği için kınanırken Kuran’da şöyle deniyor: “Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin. ”
Tüm bu açıklamalar yapıldığında sünnetin önemini kaybetmesinden rahatsız olacak olanlar bu fikrin sahiplerini Peygamber’i postacıya indirgemekle suçlarlar. Ancak düşünmedikleri bir nokta vardır. Yüce yaratıcının kullarına mesaj gönderirken seçtiği iletici olmaktan daha şerefli bir makam olabilir mi?
Yazan: Ertuğrul Dikbaş
Benim bu ayetten anladığım, peygamberin aynı zamanda ordu ve devlet başkanı, hakim ve toplum lideri olması hasebiyle kendisine itaatin gerekli olduğudur. Malum, Kuran`da çok spesifik koşullara özgü bir çok ayet vardır. Bu ayet de bu bağlamda, bütün zamanlar ve mekanlar için değil, o dönemde Hz. Muhammed`e uyulması babında anlaşılmalıdır.
Yazan: birhab
Allah razı olsun sızın gıbı bıseyler yazanlardan... sevgılerımle
Yazan: uğur
cok güzel bir konu insanlar inançlarına göre yorumluyor öyle şeyler duyuyor ve okuyoruzki peygamberimizi günah keçisine dömdürdüler. dini oyuncağa dödürdüler. KURAN BİZE YETER. ALLAH imanımızı artırsın.
Yazan: tunur
Yalnızca Kur`an-ı Kerim`in dini kaynak vasfına sahip olabilmesime inanmak sevgili peygamberimizi dışlamak ve sevmemek anlamına gelmez kesinlikle. Gönlümüzde yeralan Peygamberimize benzemeye çalışmak için bilakis yine Kuran`a müracaat etmemiz gerekir ve O`nun sahip olduğu iman ve ferasete sahip olmak için öncelikle Kuran`ı iyice anlayıp öyle yaşamamız gerekir. Zaten Kuran`da peygamberimiz için alemlere rahmet denmektedir ve müminlerin dua ve esenlik temennilerini O`na göndermesi istenmektedir. Alemlere rahmet olan Peygamberimizi Kuran`a rakip göstermek kadar yanlış birşey olamaz.
Yazan: Ertuğrul Dikbaş
Biz Türkler antik tarihimizde savaşçı bir toplumduk. Savaşçı bir toplum olmak, başında tartışmasız itaat edilen bir liderin olduğu sıkı bir hiyerarşik toplumsal yapıya sahip olmak anlamına gelmektedir. Yerleşik düzene geçeli yüzyıllar olsa dahi toplumsal psikolojimizde aileden okula, kışlaya, siyasete kadar demokratik yapılar oluşturamadık. Bu, din için özellikle geçerli. İnsanlar koşulsuz itaat edecekleri bir lideri dinde de arıyorlar. Ve buluyorlar da. Adeta askeri bir hiyerarşiyle tepede peygamber, ardından mezhep imamları, sonra da tarikat liderleri vs. geliyor. Nasıl askeri komutana, ailede babaya, okulda öğretmene aykırı bir şey düşünmek/söylemek düşüncesi şoke edici oluyorsa, örneğin `hadislere inanmayın` demek de edilgen/submissif kişilik üzerinde şoke edici oluyor. İnsanlar afallayıp neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Kafa çalışmıyor. İçgüdüsel bir refleksle karşı saldırıya geçerek karşılarındakileri kafirlikle, münafıklıkla vs. suçluyorlar. Ben bunu facebook sitesinde konuyla ilgili gruplar açmış biri olarak yaşadım, yaşıyorum. Peygamber putlaştırması gözleri ve kalpleri kör etmiş vaziyette. Aksi düşünceleri hazmetmeleri hiç kolay olmuyor. Peygamber putlaştırmasının hasta toplumsal psikolojisi bence böyle.
Bunu biliyor musunuz? Bilerek yapılan yeminin kefareti;10 yoksulu doyurmak veya giydirmek, bir kişiyi özgürlüğe kavuşturmak, bunlar olmazsa 3 gün oruçtur. | Maide Suresi 89