KURAN VE LAİKLİK

Gerek medyada gerek siyasette tartışılan önemli konulardan biri de laiklik konusu. Laiklikle ilgili en çok tartışılan hususlardan birisi, laikliği nasıl anlamamız gerektiği, yani özgürlükçü bir laiklik anlayışı mı yoksa aksi bir yaklaşım mı tercih edilmesi gerektiği. Ayrıca dini kurallar ve referanslar, devlet yönetimi ve uygulamalarında ne ölçüde yer almalı, laikliğin dinlerle ilişkisi dışlayıcı mı olmalı yoksa tüm dinleri ve inançları kapsayıcı bir laiklik benimsenmeli gibi sorular da konu açısından önemlidir. Benim bu yazıda değinmek istediğim bir diğer önemli konu ise Kuran`ın laiklikle ilişkisi.


İlk olarak laikliği eğer klasik biçimde din ve devlet işlerinin ayrılması yani devlet yönetiminde, kanunlarda ve uygulamalarda herhangi bir dinin ve inancın referans olarak alınmaması olarak tanımlarsak buna karşı Kuran`ın tutumu ne olacaktır? Öncelikle Kuran`ın devlet yönetimi konusunda detaylara girmeden genel prensipleri inananlara tavsiye ettiğini belirtmemiz gerekir. Kuran yönetimde “şura” yani danışma ve adalet prensiplerini koyar.

38. Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı/duayı yerine getirirler. İşleri/yönetimleri, aralarında bir şûradır. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
42 – Şura Suresi

8. Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah`tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
5 – Maide Suresi

8. Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever.
60 – Mümtehine Suresi

Bu ayetlerden hareketle bugün dünyada gelişmiş ülkelerin çoğunda uygulanan çoğulcu demokratik yönetim şekillerinin Kuran`ın devlet yönetimine ilişkin koyduğu genel prensiplere uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bunlara ek olarak Allah`ın Kuran`da inananlara toplumsal hayatta uygulamamızı emrettiği bir takım uygulamalar vardır. Bunlara örnek olarak zinanın, hırsızlığın ve adam öldürmenin cezalarını verebiliriz.

2. Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah`a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah`ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya müminlerden bir grup da şahit olsun.
24 – Nur Suresi

38. Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah`tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz`dir, Hakîm`dir.
5 – Maide Suresi

178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi… Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır.
179. Ey aklı ve gönlü işleyenler, kısasta sizin için hayat vardır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
2 – Bakara Suresi

Yukarıdaki ayetlerde açıkça görüldüğü gibi, “toplumsal kuralların dine dayandırılmaması” anlamına gelecek bir laikliğin Kuran ile uyumlu olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Ayetlerde açıkça Allah inanan bir topluma zina, hırsızlık ve cinayet suçlarında uygulamaları gereken cezaları emretmiştir. Bu ve bunun gibi Kuran`da açıkça belirtilen konular dışında, yani Kuran`da açıklanmayan konularda ise yürürlüğe konulacak kanunlar, yapılacak uygulamalar ise insanların inisiyatifine bırakılmıştır.

İkinci olarak ise laikliği din ve vicdan özgürlüğü olarak yani özgürlükçü laiklik olarak tanımlamamız durumunda Kuran`ın laiklikle uyuşup uyuşmayacağını değerlendirmemiz gerekir. Aşağıdaki ayetlerde açıkça görüleceği üzere Kuran`da Peygamberimize ve tüm inananlara Allah`ın dinini ve Kuran`ı anlatmaları emredilirken ve bunun nasıl yapılacağı anlatılırken, açık bir biçimde dinde zorlama olmayacağı, insanların ancak kendi özgür iradeleri ile Allah`a, dinine ve ahiret gününe inanmaları ve kendi istekleriyle Allah`a kulluk etmeleri gerektiği belirtilmiştir. İnananların görevinin Allah`ın dinini diğer insanlara anlatmak olduğu, inanmayanların ise ahirette bunun sonucuna katlanacakları ve Allah`ın sonsuz azabı ile karşı karşıya kalacakları ifade edilmiştir.

54. De ki: “Allah`a da itaat edin, resule de. Eğer yüz çevirirseniz/yüz çevirirlerse, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz yolu bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliğden başkası değildir. ”
24 – Nur Suresi

48. Yüz çevirirlerse, biz seni onlar üzerine bekçi göndermemişiz. Sana düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Biz insana, bizden bir rahmet tattırdığımızda, onunla sevinip şımarır. Kendi ellerinin hazırladığından bir kötülük başlarına sarılınca, bakarsın insan, alabildiğine nankörleşmiştir.
42 – Şura Suresi

94. Emrolunduğun şeyi, kafalarını çatlatırcasına tebliğ et; şirke bulaşmışlara aldırma.
15 – Hicr Suresi

256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah`a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.
2 – Bakara Suresi

Burada bir diğer önemli konu ise din ve vicdan özgürlüğünün ancak laiklik ile sağlanabileceği düşüncesidir. Yukarıdaki ayetlerden anlaşılmaktadır ki Kuran, herhangi bir laik sisteme vurgu yapmadan insanların kendi özgür iradeleri ile dini seçimlerini yapmalarını vurgular. Yani din ve vicdan özgürlüğü konusunda laikliğin tek alternatif olduğu düşüncesini savunmak yanlıştır.

Sonuç olarak laikliğin Kuran ile uyumlu olduğunu hatta Allah`ın laik bir anlayışı emrettiğini savunmak Kuran`a uygun gözükmediği gibi laikliğin Kuran ile tamamen çatıştığını söylemek de yanlıştır. Laiklik ile ilgili belirli kavramlar Kuran ile uyumlu gözükür. Örneğin insanların dini seçimlerinde özgür olması ve insanların zorlanmaması durumunda olduğu gibi belli noktalarda laiklik Allah’ın emirleri ile uyumludur da. Bununla beraber dini sadece zihinlere ve kalplere indirgeyen, dini sadece kişisel ibadetlerden ibaret gören anlayış laiklikle uyumlu gözükürken Kuran ile uyumlu değildir. Çünkü Kuran yukarıdaki ayetlerde de belirtildiği gibi insanlara sadece kişisel yaşamlarıyla ilgili değil toplumsal ve kamusal yaşamlarıyla ilgili de ilkeler ve emirler sunar.

Burada inananlara düşen Kuran`ı kendilerine rehber edinmektir. Yani öncelikle demokrasi, laiklik, sosyalizm, milliyetçilik, kapitalizm gibi ideolojilerden sıyrılmak, Kuran`ı rehber edinmek ve bu ideoloji ve kavramları da Kuran`a göre değerlendirmektir. Konuya bu şekilde yaklaşıldığında bu kavram ve ideolojileri daha doğru bir zemine oturtacağımızı düşünüyorum. İnanan bir kişi Kuran`ı bahsedilen ideoloji ve kavrama uydurmak için uğraşmak yerine kendi zihin yapısını ve hayatını Kuran`a uydurmalıdır. Unutulmamalıdır ki ne laiklik, ne milliyetçilik kutsal ve ezelden beri var olan kavramlardır. Birkaç yüzyıl öncesinde bir anlam ifade etmeyen bu kavramların birkaç yüz yıl sonra değerini yitirmeyeceğini kimse garanti edemez.

Yazar : ferhat

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (7)
  • Avatar

    duran demir Jan 20 2012 - 21:44 Reply

    Yazıda söz edilen 100 sopa, el kesme ve kısas gibi konular,fertleri ilgilendirmez. Kamu otoritesi ile ilgili konulardır. Dolayısıyla müslümanların günlük hayatı ve islamı yaşamaları açısından zorunlu şeyler değildir.İnsan dinini her türlü ortamda yaşamakla mükellef ve görevini yerine getirmesi içinde sanırım hiç bir şey engel olamaz. Bu bakımdan baskısız, laik ve hür bir düşünce ve yaşantı ortamının tevhit inancı açısından daha uygun olduğunu düşünüyorum.
    Allahın insanlara akıl vermiş olması, onların aklı nasıl kullandıkları konusunda denetlenmelerini gerektirdiği gibi, adil denetim de, aklın tercihlerini hür ortamda kullanmış olmasını gerektirir.

  • Avatar

    G. Jan 21 2012 - 10:55 Reply

    Allah’ın kanunları hiçbir zaman eski değildir. Ve uygulanması gerekir. Çünkü, Allah’ın ayetleri kusursuzdur. Sizlere şöyle açıklamak isterim düşündüğüm kadarı ile;

    Zinaya karışıp , kesinleşince sopa vurmak sorunu çözücü olurdu Allah’ın izni ile.
    Ve insanlar kaçınıp ders alırlardı ve daha mutlu olurlardı.

    Hırsızlık edenin ise elinin kesilmesi. Aynı zamanda da bağışlamanın da bilemeyeceğimiz bir hayırı olabileceğidir (pişmanlık karşısında da olsa). Bunu da Kur’an bize öğütlemektedir.
    ” Kim Allah’ın bizleri bağışlamasını istemez ki? ” şeklinde.

    Yardım istemek, yardım önermek alışılır olacaktı ve insanlık bağları güçlenecekti.

    Günümüzde çıkan 5 yıl ardından sicilin temizlenmesinde de bir hayır vardır çünkü sicili kirlenmiş bir kimse pişmanım dediğinde sicili temizlenmiyordu bir aile kurması zor olurdu bu da kötülükleri tetikleyebilirdi.

  • Avatar

    Atilla Jun 8 2012 - 03:55 Reply

    Demişsiniz ki Kuran laik bir sisteme vurgu yapmaz. Delil olarak ta zina,hırsızlık ve kısas ayetlerini göstermişsiniz. Ancak dikkat edin bu 3 ayet te dini yasakların konu alındığı ayetler değil, toplumsal düzenle ilgili ayetler.
    Yani, Allah hırsızlığı, günah olduğu için cezalandırın demiyor. Günahının cezası zaten ahirettedir. Ancak hırsızlık zaten dünyanın heryerinde yasaktır. Yani toplumsal düzeni bozucu bir iş olduğu için yasaklayın diyor, günah olduğu için değil. Kısas meselesi de öyle. Cinayet’in günahının cezası ahirettedir. Cinayet işleyeni günah işlediği için öldürün demiyor. Düzenin sağlanması için kısas olarak öldürün diyor. Bence Zina’da aynı şekilde. Zina’yı toplumsal bir düzeni bozduğu için cezalandırın diyor. Eğer zina düzeni bozmasaydı, Allah zaniyi cezalandırın demezdi çünkü günahın cezası ahirettedir.
    Allah’ın devletlerdeki kanun koyuculara yasaklamalarını emrettiği bu üç mesele; günah oldukları için değil; dünya hayatında, devletlerin düzenini bozucu oldukları için yasaklanmaları emrediliyor.
    Bunlar laikliğe aykırı değildir. Bir laik devlette zina suç olabilir. Hırsızın eli kesilebilir. İdam da kanuni olabilir. Bu yasalar o devletin laik olmadığı anlamına gelmez. Çünkü günah olduğu için yasaklanmıyor, dine aykırı olduğu için yasaklanamıyor.
    Ancak tabiki bu üç ayetin kaynağı Kuran olduğuna için, devlet yasalarının Kuran’dan alıntı yapması laikliğe aykırı olarak ta yorumlanabilir.

  • Avatar

    Kürşad Aug 1 2012 - 01:46 Reply

    Atilla arkadaşımız gerçekten çok doğru bi yorum yazmış.Kendisini tebrik ediyorum..Laik bi ülke bu yasaları koyamaz die bi kural mı var.bu laik olmadığın anlamına gelmez…ama böyle yasalar olsa laiklik elden gidiyo denir bi kesim tarafından öyle karşılanır.hiç kimse demez ki sonuçta her yasanın b kaynağı vardır..ne olmuş bu yasanın kaynağıda Kur’an olsa.sanki Kur’an yanlış bi şey söylüyo.

  • Avatar

    pinar Feb 1 2015 - 01:56 Reply

    Islam teslimiyettir Allah’in 1 ayetini bile begenmemek ben boyle dusunmuyorum demek inanan birinin kalbinden gecmez. Iran seriati kuran seriati degildir bunu anlamak zor degil, laikligin de Kuran ile uyumlu olmadigini anlamak gibi..

  • Avatar

    Kan Jan 20 2017 - 19:22 Reply

    Eskiden Turkiye de zina suc olarak sayiliyordu. Yani laik sistemde zina suc olarak sayilabilir. Benim dusuncem ulke halkina ve Kurana en uygun yonetim sistemi laiklik denebilir

  • Avatar

    Yıldız Nov 11 2018 - 19:02 Reply

    İSLAMDA LAİKLİK
    ” Asıl sorun hakimiyetini kaynağının halka dayandırılmaması ve Müslüman alimlerin ortaya koyduğu hukuki hükümlerin, ilahi hüküm, yol(şeriat) ve din olarak kabul edilmesindendir. Bu hükümler Müslüman hukukçular(müçtehid) tarafından içtihadların( Müslüman hukukçuların- düşünürlerin çıkardığı hükümlerin, yorumların) çoğu zan olmak üzere konulmuş zamanla değişebilen dini veya içtihadı hükümlerdir.
    Siyasi ve hukuki hakimiyeti elimde tutan ruhbanlarını sınıfı, kilise olmadığı için teorik olarak İSLAM ÖZÜNDE LAİKTİR VE LAİKLEŞTİRİLMESİNE ihtiyaç yoktur.
    Batıdaki uygulamadan “DİNİN LAİKLEŞTİRİLMESİ ” olarak bahsedilebilir. İslam dünyasında ise Türkiyedeki gibi DEVLETİN LAİKLEŞMESİNDEN söz edilebilir.
    Aksi takdirde Batıda olduğu gibi, toplumun dünyevileşmesi, dine kayıtsız kalması ya da dinsizleşmesiyle sonuçlanan bir laikleşmeye sebep olabilir. Dikkate alınması gereken husus ta şudur. Batıda ruhban sınıfının siyasi ve hakimiyetine tepki olarak laiklik doğdu. İslam kültüründe ise Batı tipi bir laiklik aynen alınıp uygulandığı takdirde “ruhban” sınıfı doğuracaktır.
    Prof Dr Sönmez Kutlu “Türklerin Müslümanlığı üzerine yazılar” kitabından

    ‘İSLAM”DA LAİKLİK

    “ İşi ehline veriniz.” Nisa 58
    ” Aklını kullanmayana Allah pislik yağdırır. ” Yunus 100

    Hz.Muhammed Yemen’e idareci olarak gönderdiği İslam hukuku bilgini Muaz’a “ Orada meseleleri nasıl çözeceksin?, Neye göre hareket edeceksin?” diye sorduğunda, Muaz:
    “ Allah’ın kitabı olan Kuran ile”
    “ Ya kitapta bulamazsan?”
    “ Resulullah’ın sünneti ile”
    “Onda da bulamazsan?”
    “ kendi aklımla” diye yanıt verince Hz. Muhammed memnun kalmış ve Muaz’ı görev yerine göndermiştir.

    Hz. Muhammed Medine’ye geldiğinde Medine halkının hurmaları aşıladığını görür. “Sanırım yapmasanız daha iyi olur” der. Bunun üzerine aşılamayı bırakırlar; verim düşer. Durum Hz. Muhammed’e söylenince “Ben ancak bir beşerim. Dininizden bir şey size söylediğimde onu yapın. Kendi görüşümle bir şey emredersem, bilin ki ben de bir insanım. Siz, dünyanızın işini benden daha iyi bilirsiniz” der.

    Laiklik tanım olarak din ve devlet daha geniş bir tanımıyla din ile dünya işlerinin ayrılmasıdır. Din işleri Kur’anda açık olarak belirtilmiştir.
    Hz. Muhammed, Allah’ın elçisi olarak din işlerini yani Allah’ın emirlerini bildirmiş, İnsan olarak da ilahi emir almadığı zaman bazen kendi aklını bazen de çevresindekilerin aklını kullanmıştır. Birinciye en önemli örneklerden ikisi Medine Sözleşmesi, ve Hudeybiye antlaşmalarıdır. İkincisine en açık örnek Bedir savaşındaki taktiktir. Bu antlaşmalarda ve taktikte Allah yapılan işin yanlış yapıldığına dair herhangi ayet göndermemiştir. Bu da onayladığını gösterir.
    Medine Sözleşmesi Yahudi kabilerle yapılan bir sözleşmedir. Mekkelilerin Medineye saldırmaları karşılığında savunmada birleşmeleridir. Ama iki büyük Yahudi kabilesi antlaşmaya ancak iki yıl uyabilmişler ve sonra Mekkelilerle birlik olmuşlardır. Bunun üzerine Haşr Suresi inmiştir. Sonra bu Yahudi kabileleri yurttaşlıktan çıkarılmış, topraklarına el konulmuş ve sürgün edilmiştir.
    Daha sonra Hz. Ömer döneminde de fethedilen Hırıstiyanların topraklarına el konulmuş çiftçi olarak çalıştırılmışlardır.
    Hudeybiye antlaşmasından sonra da Mekke tekrar Müslümanların eline geçmiştir.
    Bedir Savaşı da büyük bir zaferle sonuçlanmıştır.
    Yani üç olayda dinsel(ilahi vahiy)olmayan dine de ters olmayan akıl, bilgi işletilmiştir.
    Bunun adı laikliktir. Yani devlet işlerinin akılla, bilgiyle yönetilmesidir.
    “İlim Çin’de bile olsa gidin, bilgiyi elde edin” hadisinde ( yalnız fen değil buna sosyal bilimler de dahildir) bilimin gerek devlet gerek dünya işlerinde aranılması, araştırılmasını ve kullanılmasını emreden bir hadistir. Yani devleti yönetirken oluşacak yasalar da buna dahildir. Aklın, bilimin devlet ve dünya işlerinde uygulanmasıdır.
    “Abbasilerde Me’mun döneminde oluşan danıştay kurmuş bu danıştayda Müslümanların dışında Hıristiyan, Mecusiler de bulunuyordu. Me’mun,fikir ve sosyal ilerlemeye engel olan cahilce taassubu kaldırmak ve aklı batıl inançlardan kurtarmak için çok bilim yuvasını açmıştır. 24 yıllık yönetiminde matematik, fizik, tıp, felsefe vb bütün bilim alanında ilerlemeler olmuştur.”(1)
    “Memun 832,de Bağdat’a bir akademi kurdu. Bu akademide Museviler, Hıristiyanlarla ve Meclisleri tartışmalara katılmışlardır. Bu akademide Allah kanunu bile tartışıldığı ve tek yasağın akıl belgeleri dışında peygamber ve kitap sözlerinin Tanık olarak kullanılması olduğunu söyler. ”

    Atatürk “ İlim Çin’de bile olsa arayın” hadisine uyarak” İlim ve teknik neredeyse onu alacağız ve her insanın kafasına koyacağız. Bilim ve teknik için kayıt ve şart yoktur. Dinimiz bu yüce buyruğu kapsadığı içindir ki, dinlerin en yücesidir. Bilim ve tekniği puta tapanların ülkesinde aratır, Çin’de bile aratır.”
    Bütün sistemi Kuran Allah’tır. İnsanlar sisteme, bilime, varlıklara ad verirler.
    Örneğin; Gökyüzündeki gezegenlerin güneş, ay ve dünya dışında adları ve sayıları Kuranda yoktur. Bilim insanları bunları keşfettiklerinde ad koyarlar. Aynı yöntem tıp, matematik, fizik, kimya ve sosyal bilimler için de geçerlidir.
    Yüce Allah sistemi kurmuş, bilim insanları buldukları bu sistemin birine “laiklik” demişler.
    Atatürk’ün yaptığı “laiklik” adını yasaya yazmasıdır. Yani laiklik uygulandığı zaman iyi de yazıya döküldüğünde mi suç oluyor?
    Laikliğin uygulanmaması, yerel zengin kaynaklarını kullanamayan, bilimde teknolojide bağımlı olan Müslüman dünyasının yokluk ve yoksulluk içinde sürünüp sömürülmesi ( Yunus 100’ e göre pislik içinde olması) demektir.
    Michael H. Hart 1990 yılında ilk baskısını yaptığı, 1995 yılında da 2.B askısı yayınlanan ” En etkin 100 insan” adlı kitabında, Hz. Muhammed’i, Dünya tarihini en çok etkileyen kişilerin başında ilk sırada göstermiştir. Hart, neden Hz. Muhammed’i ilk sıraya koyduğunu şöyle açıklamıştır:
    “Dünyanın en etkili insanların başına Hz. Muhammed’i koymam bazı okurları şaşırtabilir, bazılarını da kuşkuya düşürebilir. Ancak, Hz. Muhammed, tarihte hem dini, hem de laik düzende üstün başarılı olan tek insandı. ”
    “Bizim laik Batı uygarlığımız Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılmasını sağlamak yönünde tarihsel görevini yerine getiriyor. Henüz bizim bir Roma İmparatorluğumuz yok, ne var ki bu yolda verdiğimiz savaş onu geri getirebilir.”Toynbee
    Hatırlayalım ne demişti Sevgili Peygamberimiz:
    “Ben ancak bir insanım. Dininizden bir şey size söylediğimde onu yapın. Kendi görüşümle bir şey emredersem, bilin ki ben de bir insanım. Siz, dünyanızın işini benden daha iyi bilirsiniz”
    Bu söz laikliğin tanımı değil midir?
    “Akılla gönderildim, akılla emredildim, akılla sorgulanacağım” Hz. Muhammed
    “Aklı olmayanın dini yoktur.” Hz. Muhammed

Leave a reply

Name (required)

Website