Ateist Argümanlara Cevaplar (2)

 

Ateist argümanların çok önemli bir bölümünüde Kur’an’ın savaş ile ilgili ayetleri oluşturur. Kur’an’ın savaşmayı, öldürmeyi, kan dökmeyi gerekli kıldığını tam olarak bu şekliyle söylerler. Ateistlerin yıllarca Kur’an’ın savaş hususunda caniliği iddiası, inançlı insanlarca da karşıt fikirlerle tartışılmıştır.  Bu nedenle aslında çok bilinen bir konu. O yüzden uzun uzadıya yanıtlar yazmaktansa  bazı önemli noktalarda durmak ve kaynaklara yöneltmek daha faydalı olacaktır.

İlk olarak bizler ateistlerin bu argümanına karşı Kur’an’ın bir bütün içerisinde okunması gerektiğini söyleriz. Bunu bütünün bir anlamı oluşturduğunu bildiğimiz için öneririz. Fakat bu durumda şu söylemle karşılaşılabilir.

 

 

Kuran’da dinlere karşı hoşgörü olduğunu iddia edip ardından şu ayeti ekliyorlar: “Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…..”
(Bakara, 256)

Bu ayet var diye yukardakiler buhar olup uçtu mu bu çelişkili değil mi şimdi? Elbette çelişkili bırakalım bilmem kaç tanesini sadece Enfal 39’a bakmak bile çelişkiyi görmek için kâfidir. Peki nedir bu çelişkinin sebebi? İslam’ın ilk yıllarında Muhammed Mekke’deydi ve kendisine inananların sayısı azdı. Ne zamanki Medine’ye hicret etti taraftarları çoğalıp palazlandı işte o zaman cihat başladı.

 

Şimdi burada sorulması gereken soru şu; Kuran’ın ayetleri her biri birbirinden bağımsız şekilde mi vardır, yoksa her biri birbirleriyle ilişkili midir ? Bu kadar basit bir sorunun cevabını herkes verebilir sanırım. İnsanlar aslında her okuduğu metinde kitapta bu bütünlük olayının farkındadır ve buna göre okurlar. Fakat Kur’an’ın ayet ve surelere bölünmüş şekli bugün insanları yanıltıyor ve sanki her biri ayrı, birbirinden bağımsızmış gibi bir algı oluşuyor.

Bakara 256 ile birlikte Yunus Suresi 99. Ayet Gaşiye suresi 21 ve 22. Ayetler ve Gaşiye 26. ayetlerde Dinde zorlamanın olmadığını, peygamberimizin ancak bir öğütçü olduğunu, insanları inanmaya zorlayamayacağını ancak tebliğ edebileceği, inanmayanların sorgulanmasının ancak Allah tarafından yapılacağı anlatılmaktadır. Savaş ayetleriyse incelendiğinde görülür ki savaşmak ancak zaruri durumlarda emrolunmuştur. Bunu zaten Kur’anda Savaş başlıklı yazıda anlatmıştım.

Ayetler arasında bir çelişki olmadığıda yukarıda linkini verdiğim yazı okunduğunda anlaşılacaktır. Zaten çelişkinin varlığıda Kur’an’da savaşın zaruri olup olmamasıyla ilişkilidir. Eğer Kur’an yukarıdaki ayetlerle birlikte ‘’Dininden döneni hemen öldürün.’’ Ya da ‘’İnançsız devletler ile mallarınıza mal katmak için savaşmak size helal kılınmıştır.’’ deseydi bir çelişkiden bahsedebilirdik. Fakat Allah şaşırmaz ve çelişmez. Oysa Kur’an ancak zulmü önlemek, fitneyi engellemek gibi durumlarda savaşı gerekli kılar, savaşmayı son tercih olarak sunar, Peygamberimizde en güçlü olduğu dönemlerde dahi her durumda önce uyarı mektupları göndermiş, antlaşmalar yapmaya çalışmış, savaşı son tercih olarak değerlendirmiştir.  Çelişkinin sebebinin Müslümanların zayıf olduğunun iddia edildiği Mekke dönemiyle güçlü olduğunun iddia edildiği Medine dönemindeki bu güç farkı olduğu iddia ediliyor. Peki o zaman kendilerinin dahi örnek verdiği Bakara Suresi 256. Ayet  yani ‘’Dinde zorlama yoktur.’’ Ayeti neden Medine döneminde indi ? Oysa Müslümanlar güçlüydü, savaştıkları zaman kazanıyorlardı, neden Dinde zorlama yoktur. Diye bir ayet indi ? Ki bu ayet diğerlerine göre Kur’anda zorlamanın olmadığı konusunu en açık dillendiren ve insanlar tarafından en çok kullanılan ayettir.  Ayrıca Maide Suresi 32. Ayette denir ki ‘’….İsrailoğullarına kitapta şunu yazdık: Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur.’’ Bu ayette Medine’de Müslümanların güçlü olduğu dönemde inmiştir. Allah bir can karşılığı ve bozgunculuk (fitne) istisnalarını veriyor. Oysa mürtedlikten, kafirlikten, inançsızlıktan bahsetmiyor. Sırf bu iki ayetin Medine’de inmiş olmaları bile aslında bu argümanı tamamen çürütüyor.

Aynı şekilde farklı bir argümanda şu şekilde kullanılmakta;


Ayrıca sadece savaşa teşvik ve kışkırtma değil Kuran’da savaşmayanlara karşı tehdit de var sıkıysa “Dinim emretse de savaşmak istemem, inancı yüzünden insanları öldüremem” de. Bakalım bunu diyenlere Kuran ne yanıt veriyor:

“Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”
(Al-i Imran, 142)

yani adam öldüremem falan derseniz maazallah kafir olur Cehennem’i boylarsınız. Yalnız dinde değil din için savaşmada da zorlama vardır.

İlk olarak insanların inancı yüzünden öldürülmediğini anlatmıştık. Zaten bu durumun bir laf ebeliği şeklinde sürekli bazı hassasiyetlere yönelterek, satır aralarında bir canilik vurgulanarak anlatılmasıda manidar. Diğer yönden ‘’Dinim emretsede …. Yapmak istemem’’ gibi bir durum zaten inanan insan için söz konusu değildir. Burada sınır gayet net. İnanıyorsan inandıklarını yapmakla yükümlü olduğunu bilirsin, inanmıyorsan da bu senin kişisel tercihin olur zaten sen emrin dışında olmayı tercih etmişsindir. Din için savaşmada zorlama vardır, deniliyor. İlk olarak buradaki zorlama inanan için zaten namaz, oruç nasıl bir zorunluluksa öyle bir zorunluluktur. Sınanmaya verilen istekli cevaptır. Dinin savaşmayı (son tercih olarak) emretmesi insanların özgürlük, inanç ve namuslarınında korunması zulmün engellenmesi içindir. Buradaki din adınalık bu koruma ve korunma durumudur. Yani dinde kendi adıyla insanları korumasıyla saygı duyulası bir kurumdur.

 

Son olaraksa bir ateist argümanı olarak değilsede bir saygısızlığıda göstermek için bir parağrafı paylaşmak istiyorum.

Hoş Kuran’da Allah Fil ordusunun üstüne ebabil kuşlarını gönderip taş attırarak onları mahvetmiş, Nuh’un kavmini tufanda boğmuş, Lut kavminin üzerine “azap yağmuru” yağdırmış, Medyen kavmine“dayanılmaz bir sarsıntı”yla diz çöktürmüş, Ad kavminin “kökünü kurutmuş”tu. Allah o kavim senin şu kavim benim diye ona buna sürekli ayar vermiş ama her ne hikmetse Kureyş’e bir türlü kendisi doğal yollardan ceza verememiş hep Muhammed ve ordusu savaşmak zorunda kalmıştır. Bu da ilginç tabii.

 

Buradada ilginçtirki Allah’ın hikmeti sorgulanıyor. Allah Hz İsa’nın kavminede ona çektirdiklerine rağmen bir felaket vermedi, Hz Nuh’u da göçe zorladı. Bununla birlikte bazı kavimleride helak etti. İnanan insan için Allah’ın hikmeti zaten ‘’Bak bunu bunu yapmışta bunu bunu yapmamış, niye yapmamış, yapsaymışya.’’ Şeklinde sorgulanmaz. Bu sorgulamada bir mantıkta aranmaz. Her durumda Evrimden örnek vermek istemiyorum, zira evrimin inançla alakalı olduğunuda reddediyorum, fakat ateistlerin bunu ayrı bir inanç haline getirmesi (Ki mevcut Evrimin veya ortak ata fikrinin diyelim bir inanç olduğunuda en güzel anlatan Jeremy Rifkin’dir.) güzel örnekleri beraberinde getiriyor.Yukarıda anlatılan durumun saçmalığı tıpkı bir başkasınında ”Bu evrim, doğa yasaları gitmiş yunus balığına, yarasaya sonar sistemi vermişte, çıtaya öylesine hızlı koşacak vücut yapısını kazandırmışta bize niye vermemiş, vereymiş iyiymiş. Buda ilginç tabii….” demesi gibi olmaz mı ?

Bahadır Battal

 

 


About the Author
Author

bbattal

Comments (2)
  • Avatar

    bbattal Aug 14 2012 - 15:06 Reply

    Bakara 256 kutu içerisine alınırken bir yanlışlık yapılmış. Tırnak işareti dışında kalan cümlenin kutununda dışında olması gerekiyordu.

  • Avatar

    hymaster Aug 15 2012 - 03:17 Reply

    Çok güzel bir yazı olmuş Bahadır Bey. Öncelikle sizi tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını umuyorum. Sorgulamak elde edilen bilginin doğruluğunu araştırmaktır. Amacı dışında kullanılan her şey gibi “sorgulama” işi de amacı dışında kullandıklarında bu tür saçma sapan fikirler ortaya atıyorlar.

    Bu saçmalıklara önemli bir örnek de ben eklemek istiyorum. Yazınızla ne kadar ilgili bilmiyorum, Kuran’da bulunan bir konuda çelişki ortaya atmıyor fakat ateistlerce ortaya atılan meşhur iddialardan biri yine. Facebook sayfalarından birinde bir paylaşımda görmüştüm; diyor ki: “Her şeye gücü yeten bir Tanrı varsa, kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi?” Tabi soru bu haliyle yaşadığımız evrenin fiziksel kurallarına bağlı olarak çok ama sınırlı ve dar görüşlü olduğu oldukça bariz. Veya yaratıcının sanki bunu ispatlamaya mecburmuş gibi “kendinden daha kudretli bir Tanrı neden yaratmıyor?” gibi basit bir paradoksa giren sorularla karşılaşabiliyoruz.

    İzin verirseniz bu konudaki düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. İnsan bilmediği her şeyi kurgulamaya hazır bir makinedir. Sınırlı (hatta cahil) ilmi ile bu soruyu kurgulamış, bilimden uzak, basit bir soruya indirgemiş ve dini küçücük bir kutuya (aklına) hapsetmiş oluyorlar… Samanlıkta iğne arar gibi buldukları böyle teorileri (doğruluğu ispatlanmamış yargıları) sanki Allah’ın varlığına ters düşüyormuş gibi öne sürüyorlar. Oysa kendini bilmeyen insan yaratıcısını da anlayamaz. O’nu reddeden kendini de reddetmiş olur.

    Bilmeliyiz ki bazı sorular bizlerin tarif edemeyeceği cevaplar içerir. Bu normaldir. Bu soruların (bize göre) cevapsız kalması bir yaratıcının yokluğuna ispat değildir. Her konuyu mantık dışı (sebebi ve kaynağı olmayan) ikilemler yaratmakla cevapsız bırakmak mümkün. Bilimde üzerinde düşünülmesi gereken -mantıklı olduğu halde- cevabı henüz bulunamamış bir sürü soru varken saçma kurgularla zamanlarını boşa harcarlar ki?

    İnsan bilimi ancak biz insanların keşfedebildiği kadarıyla sınırlıdır. Allah bizim ne kadar bilgi sahibi olmamızı istiyorsa biz o kadar bilgi sahibi olabiliriz. O’nun koyduğu sınırları, izni olmadan aşamayız. O’nun sınırlarını belirlediği bir çemberin içindeyiz. Henüz yaşadığımız evrenin sınırlarını -ışık hızıyla- dahi keşfedemedik… Buna ne ömür yeter, ne de akıl…

    İnsan ilminin sınırları vardır. Örneğin matematik, bir sayının hiçliğe (sıfıra) bölünmesini tanımlayamaz. Tanımsız kalmış böyle daha birçok konu vardır. İnsan icadı olan en donanımlı bilgisayarlar dahi bu kurala denk geldi mi hata (error) verip çökerler. Hiçbir bilgisayar belleği “sonsuz”u elde edebilecek güçte değildir. Örneğin çember ve daire ile ilgili hesaplarda kullanılan PI sayısının virgülden sonraki hane sayısı da sonsuza kadar gider. Sonsuz olmazsa eğer, çember tam yuvarlak olmaz; çember olmaz; sayıca çok fazla köşeleri olan bir çeşit düzgün çokgen çıkar ortaya.

    İşte bunlar insan ilminin sınırlarına birkaç örnektir. Oysa Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. Allah’ın varlığı ebedi ve ezelidir. İnsan beyni sınırlıdır ve bunu anlamaya yetecek kapasiteye sahip değildir. Sonsuzluğu bir kelime veya sembol ile ifade etmeye çalışır, işleme koyarız. Ancak işlem sonucu “sonsuz” çıktı mı çözüme ulaşmış kabul eder, onu bir sembole hapsederek ifade etmeye çalışırız. Oysa insan ilminin durduğu yerdir orası. Sonsuzdan sonsuzu çıkarırsak geriye sıfır kalmaz; yine sonsuz kalır. Neden? Sonsuzu 2 sayısı ile çarpsak sonuç 2 adet sonsuz olmaz, yine tek başına “sonsuz” olur. Mantıklı olan da budur. Çünkü sonsuzluk bizim için “ulaşılamayan” bir bilgidir. Düşünecek, hesaplayacak olsak, buna ne gücümüz yeter ne de ömrümüz. Şimdi sonsuzluğa erişemiyoruz diye sonsuzluğu yok sayabilir miyiz? Bu bilimsel bir ispat değildir. Mantıklı da değildir.

    Bunlar bize (insanlara) göre cevabı olmayan ya da sınırlarına ulaşamadığımız bir takım sorulardır. Allah’ı anlamak için beynimiz, mantığımız, bedenimiz, ömrümüz aciz kalır. Bu acizlik de her şeyi kuşatan bir yaratıcının yokluğuna delil olamaz. Veya O’nu kendi acizliğimize indirgeyemeyiz. O bütün eksikliklerden uzaktır. Allah başlangıcı ve sonu olmayandır. Varlığı sonsuzdur. Gücü sonsuzdur. Kuran’dan çok güzel örnekler vermek mümkün. Tekrar teşekkür ediyor, sizin de bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum.
    Saygılar.

Leave a reply

Name (required)

Website