Sen Sor Kuran Cevaplasın – 3

Yazı dizimizin 3. bölümüne gelmişken anlaşılması gereken bazı hususları bildirmek zorundayım.
Müslümanların çoğuna bakıldığında “din için Kur’an yeterlidir” görüşünün bize ait olduğunu sanmakta ve buna karşı bizimle mücadele içine girmektedir. Oysaki bu görüşün doğru olduğunu biz ayetlerle kanıtlamaya çalışmıyoruz. Tam tersine ayetler, bu görüşün doğru olduğunu kanıtlamaktadır. Hem bilinmelidir ki bu görüş Allah’a aittir ve Kuran’dan bir ayettir.
Taklide dayalı gelenekçi İslam anlayışını savunanların içinden çıkamadığı bir başka konu ise çoğu hadislerin Peygambere ait olduğunu ‘zannetme’ yanılgısıdır. Kuran’ı yeteri kadar okuyamayan bu insanların hadislerin doğru olup olmadığını kestirebilmeleri, bu açıdan da çok zor görünüyor. Çünkü bilinçaltlarına Allah’ın ayetlerinden çok uydurulan hadisler yerleştirilmiştir.
Bu bölümde ayetler delil gösterilerek “hadis”e uymak gerektiğini söyleyen Müslümanlara cevap vermeye çalışacağız. Örneğin; “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.” (Haşr Suresi, 7) ayetine bakacağız. Ayrıca  “esbab-ı nüzul”u (ayetin iniş sebebini) gerçeğini anlamaya çalışacağız. Bununla beraber Kuran’da geçen “hikmet” kavramının sünnet/hadis
olup olmadığına bakacağız. Ve son olarak Din Adamları hakkında Kuran’ın hükmünü öğreneceğiz.
Önceki iki yazı dizimizi okuyamayanlar için aşağıdaki bağlantılardan ulaşmalarını tavsiye ediyorum.
Sen Sor Kuran Cevaplasın – 1: http://www.diniyazilar.com/2013/06/sen-sor-kuran-cevaplasin-1-3/
Sen Sor Kuran Cevaplasın – 2: http://www.diniyazilar.com/2013/07/sen-sor-kuran-cevaplasin-2/
Yine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
55. Haşr Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır: “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.” O halde geleneklerin ve hadis külliyatının bize öğreti olarak verdiklerini kabul etmeli, bizden yasakladıklarından kaçınmalıyız, öyle değil mi?
“Allah’ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler Allah’ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. Allah’ı dinleyin. Allah’ın cezalandırması çetindir. Sözü edilen o mallar, göçmen yoksullar içindir. Onlar ki, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmışlardır; Allah’tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşindedirler; Allah’a ve elçisine yardım ederler. İşte onlardır, özü-sözü doğru olanlar.” (59:7-8)
56. Yukarıdaki ayet açıkça ortaya koymaktadır ki “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının” ifadesi peygamberin insanlar arasında yaydığı öğretileriyle ilgili değil, ganimetlerin ihtiyaç sahiplerine dağıtımıyla ilgilidir. Peki peygamberin insanlar arasında yaydığı öğretilere işaret etseydi, bu ifadeden hadisleri anlamak mümkün olmaz mıydı?
“Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (4:105)
57. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi öğreti olarak Kuran’a işaret ediliyor. Ancak Nisa Suresi 65. ayette belirtildiğine göre insanlar Allah’ın elçisini aralarındaki anlaşmazlıklarda hakem kabul etmedikçe ve onun kararlarına içten bir şekilde uymadıkça inanmış sayılmayacaklardır. Bu ayet de geleneksel kitapların ve hadis kitaplarının önemini vurgulamıyor mu? Ayet şu;
“Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar.” (Nisa, 65)
58. Bu ayette insanların anlaşmazlıklarında elçiyi aralarında hakem yapmaları ve onun kararlarına tam olarak uymaları gerektiği söylenmekte. Peki elçi insanlar arasında nasıl hakemlik yapacaktır? Kendi kişisel fikri doğrultusunda mı karar verecektir?
“Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.” (Maide, 49)
59. Elçi insanlar arasında hakemlik görevini yürütüyordu. Ancak, yukarıdaki ayetin de işaret ettiği gibi, bunu yaparken kişisel değer yargılarına ve fikirlerine göre değil Kuran’a göre hüküm veriyordu. Bunu biraz aydınlatabilir miyiz?
“Bu Kitap’ı sana yalnız şunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.” (Nahl, 64)
60. Vahyin “vahy-i metluv” (okunan vahiy) ve  “vahy-i gayri metluv” (okunmayan vahiy) iki türlü olduğu söyleniliyor. Yani okunmayan olan bu ikinci tip vahyi, gelenek ve hadis kitaplarında bulabiliriz.
“Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman’ı inkâr ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O’ndan başka tanrı yoktur. O’na güvendim ve dönüş sadece O’nadır.” (Rad, 30)
61. Bu ayette geçen “sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın” ifadesi açıkça ortaya koymaktadır ki vahyin tek türü “vahy-i metluv”dur, yani okunan vahiydir. Yani ‘okunmayan vahiy’ yok mudur?
“Rabbinin Kitabı’ndan sana vahiy edileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf, 27)
62. Kuran’ı anlamak için “esbab-ı nüzul”u (ayetin iniş sebebini) bilmeliyiz. Çünkü bir ayetin neden ve nasıl bir tarihsel arka plan ile vahiy edildiği konusunda bilgilenmeden Kuran’ı anlayamayız.
“Yemin olsun ki, onların hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kuran, uydurulacak bir hadis (söz) değildir; aksine o, kendisinden öncekileri tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” (Yusuf, 111)
63. Bu ayetten Kuran’da geçmiş nesiller ve elçiler hakkında verilen tüm örnekler, tarihsel hikâye oldukları için değil, insanlara kutsal rehber oldukları ve ahlaki dersler verdikleri için indirildiğini anlıyorum. Öyleyse geçmişte yaşandığı iddia edilen tarihsel rivayetleri araştırmaya çalışıp, Allah’ın Kitap’ını bu rivayetlere tabi kılmak büyük bir hatadır.
“Şunların hiçbirine itâat etme: yemin edip duran, aşağılık, kötüleyen, söz götürüp getiren. Hayrı engelleyen, saldırgan, günahkâr. Kaba ve kötülükle damgalı. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye… Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: ‘Daha öncekilerin masalları!’” (Kalem, 10-15)
64. Kuran, bazı ayetlerinde elçinin, Kitap’ın ve “hikmet”in (yani bilgeliğin) bilgisini vermekle görevli olduğunu belirtir. Kitap ile Kuran kastedilirken, hikmet ile hadis’in kastedildiği  doğru mudur?
“İşte bunlar, Rabbinin sana vahiy ettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme; sonra kınanmış ve uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.” (İsra, 39)
65. Kuran bir kavram verdiği zaman onu havada bırakmaz, açıklar. Öyleyse bu ayet Kuran’ın kendisinin hikmet olduğunu göstermektedir. Hikmet, yani bilgelik, Allah’ın Kitap’ının niteliklerinden birisidir. Bunu destekleyecek başka ayet var mıdır?
“Andolsun onlara, kötülüklerini engelleyecek nice önemli haberler gelmiştir. Bu, büyük bir hikmettir. Fakat uyarılar yarar sağlamıyor.” (Kamer, 4-5)
66. “Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları hatırlayın. Kuşkusuz, Allah Latîf’tir, Haberdar’dır.(Ahzab, 34) Bu ayetteki hikmetin, okunmayan vahye karşılık geldiğini ve hadis olduğunu söylemek doğru değil midir?
“Yâ. Sîn. Yemin olsun o hikmetlerle (bilgeliklerle) dolu Kuran’a ki, hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin.” (Yasin, 1-3)
“Elif. Lâm. Mîm. İşte sana, o hikmetlerle (bilgeliklerle) dolu Kitap’ın ayetleri. İyilik ve güzellik sergileyenlere bir merhamet ve bir kılavuz olarak.” (Lokman, 1-3)
67. Bu ayetlerle kesinkes anlaşılıyor ki, ‘hikmet’ ile yalnızca Kuran’ın bir niteliği ifade edilmektedir. Peki Atalarımızın/din adamlarının bize öğrettiği dini kavramlara ve hadislere uyarsak daha doğruya ulaşamayız mı?
“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ dendiğinde, ‘Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!” (2:170)
68.  Ama Atalarımız ve din adamlarımız bu din için büyük fedakarlıklarda bulundu. Onlara uymamız daha uygun olmaz mı?
“Onlar bir toplumdu; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.” (Bakara, 141)
69. Din adamları bizi Allah’ın yoluna çağırmaktadır. Onlara her açıdan tabi olmak gerekmez mi yani?
“Ey iman edenler, gerçek şu ki, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele.” (Tevbe, 34)
70. Bu ayette Allah, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının hatalarından bahsederek Müslümanlar’ı aynı yanlışlara düşmemeleri konusunda uyarıyor. Ama onların din konusunda yazdığı değerli çalışmaları var. Bunlara itibar edilemez mi?
“Kendi elleriyle bir kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara, 79)
71. Ancak din adamları, bizim için şeriat yasalarını sistematik bir şekilde kitaplarına koymuşlardır. Bu bize dini anlamamız için bir kolaylık sağladı. Her ne kadar onların bazı hükümleri Kuran’da geçmese de onların derin anlayışlarından dolayı itiraz etmemiz doğru mu?
“Yoksa onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.” (Şura, 21)
72. Bunlar ne kadar ‘dindar’ olurlarsa olsunlar peşlerine düşmemiz yanlış mıdır? Kuran dışı bilgiler verse dahi yararlanmamız daha doğru olmaz mı?
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (İsra, 36)
73. Yani hiçbir bilgiyi Allah’ın bize verdiği akıl ve duyuların süzgecinden geçirmeden kabul etmemeliyiz, öyle mi?
“Ve: ‘Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!’ diye ilave ederler.” (Mülk, 10)
74. Dini liderlerimizin ve kutsal saydığımız kişilerin öğretilerini Kuran’dan onay almadan takip edersek hesap gününde ne diyeceğiz?
“Ve derler ki: ‘Rabbimiz! Biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz, onlara iki kat azap ver; onları büyük bir lanetle lanetle!’” (Ahzab, 67-68)
75. Efendilerimiz ve büyüklerimiz hesap gününde bize yardımcı olmayacaklar mıdır?
“Hepsi toplu halde, Allah’ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: ‘Biz sizin izleyicileriniz idik. Şimdi siz Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?’ Cevap verecekler: ‘Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok.’” (İbrahim, 21)
76. Görünen o ki, ataların ve taklid edilen gelenekçi dinin şimdiki Müslümanlara bir
faydası yoktur. Peki ne yapmalıyım?
“De ki, ‘Benim yolum şudur: Basiret (akıl) ile kavranabilen açık bir delille Allah’a çağırırım, aynı şekilde beni izleyenler de… Allah Yücedir, ben ortak koşan birisi değilim.’” (Yusuf, 108)
77. O zaman bizim atalarımızdan din adına işittiklerimizin akılla kavranması gerekiyor, değil mi?
“Yoksa sen bunların çoğunun işittiklerini, akıl ettiklerini mi sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.” (Furkan, 44)
78. Aklını işletemeyenlerin Allah katında durumu nedir?
“Çünkü hareket eden varlıkların (yaratıkların) Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.” (Enfal, 22)
79. Allah’ım bize aklımızı doğru kullanmayı nasip et ve bizi öğütlerinden mahrum etme!
“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud, 112)
Alkenuta
alkenutakistebi.blogspot.com

About the Author
Author

Alkenuta

Comments (3)
Leave a reply

Name (required)

Website