KUR`ANIN OLAĞAN ÜSTÜNLÜĞÜ

İnsan eliyle yazılamış metinlerin en büyük özeliği metinlerin sürekli değişikliliğe maruz kalmasıdır. Yazar dahi kendi yazdığı metne her baktığında mutlaka bir açık gedik bulabilecek ve yazısını mutlaka değiştirecektir. Kendi kibri gözlerini kör etmemişse şayet bunu hep yapacaktır. Yâda yazısını okuyan başka bir bilen tarafından mutlaka yazısı eleştirilecek ve değiştirilecektir. Bunun sebebi kâinatın hareket hailinde olmasıdır. Harekete katılmayan oluşumlar durağan olup kokuşup sistem dışı bırakılarak ‘’HELAK’’olmaya mahkûmdurlar. Durağan olan, suyun kokuşması gibi. Ölen, bir insan bedeninin kokuşması gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Hayal gücünüze ve bilginize havale ediyorum. Rabbimiz muhteşem bir sistem kurmuş. Hareket halindeki evrende Rabbin yasaları gereği oluşan oluşumlar kendi yasaları gereğidir oluş ve bozuluş halindedirler.. RABBİMİZ DE bizden ‘’ZİKİR HALİNDE ‘’, ’’ZİHİNSEL VE BEDENEN HAREKET HALİNDE’’ OLMAMIZI İSTİYOR. SEBEBİ ‘’Durağan olursak kokuşuruz!’’Rabbin ilmine sınır tanımak hâşâ yaratılmış için mümkün değildir. BİZDE SÜREKLİ HAREKET HALİNDE OLURSAK KÂİNAT GİBİ YENİ YENİ KEŞİFLERE YELKEN AÇIP EMRİMİZE SUNULMUŞ YERYÜZÜNDEN VE GÖKYÜZÜNDEN YARARLANABİLİRİZ.


Medyada ‘’Enerjicilerden ve onların BASILI yayınlarından artık sıkça bahsediliyor…. Evet Atom altına indikçe Kâinat bir Enerji alanıdır. Kısmen doğru olduğu gözüküyor, fakat HAKİKAT BUNDAN İBARET DEMELERİ…. Hangi bilinç düzeyinden kıyas yaparak Kâinatın yaratılış mucizesine sınır koyup kâinat ‘’enerji-ışık-gölge’’oyunudur diyip. Yaratılışı sınırlandırabiliriz…. İnsanoğlu ışık hızının sabit olduğunu ZANNETİĞİ bir zamanda ‘’Kuantum felsefesinin-kozmolojisini ‘’ YAZIP ÇİZMİŞTİR. VE HAKİKAT BUDUR DİYE ÖNÜMÜZE SUNULMUŞTUR. Oysa 1676 da Danimarkalı OLE ROMER, NEWTONUN yanlış olduğunu gösterdi IŞIK HIZI SABİT DEĞİLDİ VE ‘’ışık sonlu bir hızla yol alıyordu’’ Romer bu keşfi jüpiterin doğal uydularından İo’nun yörüngesini hesaplarken yaptı. (Charles Seıfe/Evrenin Başlangıcı ve Sonu)

Kuantum fiziğini ve diğer bilim dallarını kullanarak özünde kâinatı anlamak için çok iyi olan bilim dallarını da felsefeyle yani insan düşüncesinin uydurma zannıyla hayata dair Kuran dışı söylem geliştirerek bunu da bilimle temellendirerek iyi bir yolmuş gibi önümüze sunulabiliyor. İblis de hayırlı olduğunu ispatlamak İçin aynı yolu benimsemişti. Kuantum fiziği maddenin kuant denilen temel birimlerinden kurulu olduğunu anlatır. Kısaca kendi sınırlarını belirlemekle maddenin fiziği belirlenmiştir. Bu arada, ardın da kuantumlaşmamış bir sonsuz öz enerji bulunduğunu ve beşinci bir boyut olan gözleyen “AKILLI VARLIĞIN““BİLİNCİNİ`’ HABER VERMİŞ BÖYLECE MADDE ÖTESİNE ULAŞILMIŞTIR. KUANTUM TEOREMİ BAŞLICA DUALİTE, NEDENSELLİK, BELİRSİZLİK VE “IŞIK HIZI “YASALARINA BAĞLİDIR. EĞER IŞIK HIZI AŞILIRSA MADDİ EVRENİ TANIMLAYAN ` KUANTUM FİZİĞİ ÇALIŞMAZ. DİKKATİNİZİ ÇEKTİMİ BİLMİYORUM OLE ROMER IŞIĞIN SONLU OLDUĞUNU KEŞFETTİ…. YORUMUNU SİZE BIRAKIYORUM ÇÖKMÜŞ BİR FELSEFEYİ EVREN BİLİMİ OLARAK ÖNÜMÜZE SUNMALARI ÇIKARLARI GEREĞİDİR.

MÜSLÜMAN BİLİM İNSANLARINI YENİ BİR KOZMOLOJİ KEŞFİ BEKLEMEKTEDİR. ŞİMDİKİ TEKNOLOJİYLE ULAŞABİLDİĞİMİZ SINIRLILIĞIMIZDA DAHA NİCE BİLDİĞİMİZ BİLMEDİĞİMİZ GÖRDÜĞÜMÜZ GÖRMEDİĞİMİZ TANIMLAYIP TANIMLAYAMADIĞIMIZ NİCE YASALAR VARDIR. BİZ RABBİN BİZE BİLDİRDİĞİNDEN DAHA FAZLASI BİLGİYE SAHİP OLAMAYIZ FAKAT EMRİMİZE AMADE EDİLEN YERYÜZÜ VE GÖKYÜZÜNDEN ATOM ALTI VE ATOM ÜSTÜ BOYUTLARI OKUYARAK MEDENİYETLER KURABİLİRİZ. NANKÖRLÜKMÜ EDECEĞİZ ŞÜKÜRMÜ EDECEĞİZ SINAVIN BİR PARÇASI KURULAN HER MEDENİYETTEKİ BULGULAR İYİ YÖNDEDE KÖTÜ YÖNDEDE KULLANILABİLİR. BAHÇE SAHİPLERİ KISSALARI BİZE DERSTİR. YÂDA KARUN KISSSASI

Nûr (ışık) kavramı, antik çağlara ait mitolojilerde, efsanelerde, gerçek ve batıl dinlerde etkileyici bir unsur olarak yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Ayrıca, mistik ve metafizik ile ilgili açıklamalarda, ilahiyât ve kozmolojide, nûr-ışık-aydınlık motifi sürekli işlenmiştir.

Nûr, bazan sadece fizikî anlamda, bazan da esrarlı bir remz, bir sembol olarak kalp ile algılanan mecazî anlamda kullanılır. Mecazî olarak kullanıldığında; nitelediği kişiyi, nesneyi yüceltir. Ona bir kutsiyet kazandırır. Bunun içindir ki, dinî olarak önemli ve büyük kabul edilen şahıslar ışıklı, nurlu bir çerçeve içerisinde telakki edilerek insanüstü vasıflarla nitelenirler. Bazı dinler ve felsefî inançlar tamamen nûr motifi üzerine kurulmuşlardır. Bunlardan birisi Maniheizm olup, bu inanışa göre evren deki bütün varlıklar aydınlık ve karanlık (nûr ve zulmet) karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Nûr iyiliğin, zulmet de kötülüğün sebep ve kaynağıdır. Evren bu karşıtlığın mücadele alanıdır ve iki güç arasındaki savaş kesintisiz olarak devam eder. Bu tanım, aynı şekilde Mecusîliğin dualist (iki tanrılı) inancıyla da uyum içerisindedir. Zaten onlar iyilik tanrısını sembolize eden ve bir ışık kaynağı olan ateşe tapmaktaydılar (bk. Mecusilik mad. ).

Bazı batılı filozoflar ve onların İslâm dünyasındaki uzantıları olan felsefeciler, çoğu zaman varoluşu ve bu varoluşun evrelerini ışık kavramı üzerine oturturlar. Allah`ın varlığını ve zatını, vahyin dışında, aklı kullanarak izah etmeye çalışanlar, ilahlığı ışıkla veya ışığın akılla olan ilişkileriyle tanımlama yoluna gitmişlerdir. Böyle bir inanç sisteminin temelleri Platon tarafından atılmış ve Aristo tarafından oldukça tekâmül ettirilmiştir. Batılı filozoflar tarafından geliştirilen metafizik ve ilahiyata dair bu nazariyeler pek az değişiklikle onların uzantıları olan Farabî ve İbn Sina tarafından iktibas edilmiştir. Onlar, ışık inancını akıl ile bağlantılı olarak kullanmışlardır. Farabî, Akl`ın ışığını ele alırken bir çok eş anlamlı kelimeler kullanmıştır. İbn Sina, Farabî`nin açıklamalarını genişletmiş, onun ilahiyatındaki ışık kavramını ruh ile beden arasında bir birleşme olarak telakkî etmiştir.

Sûfîler de, nûr (ışık) terimini yaygın bir şekilde kullanmışlardır. Bunlardan bazıları, Kur`an-ı Kerîm`de geçen ve Allah Teâlâ`nın yüklediği anlamlar çerçevesi içerisinde kalmış; diğer bazıları da doğu ve batıdaki nûr (ışık) akidelerinin tesiri altında kalarak farklı mecralarda yol almışlardır.
Burada, salt ışık akidesi üzerine kurulmuş felsefi bir ekol olan ve Mecusîliğin nûr-zulmet akidesinin tesiri kadar, batılı filozofların ışık inançlarının tesirinde de kalarak ortaya çıkan İşrâkîlikten bahsedilmesi gerekmektedir. İşrâkîliğin kurucusu, Eyyûbîler devrinde yaşamış olan ve yaydığı düşünceler İslâm akidesiyle çeliştiği için Halep`te 1191 yılında idam edilen Şihabüddin Sühreverdî`dir. O, İşrakî doktrinini oluştururken, İbn Sina`yı ve İslâm öncesi Pisagorculuk, Eflatunculuk ve Hermetizm esaslarını kaynak almıştır. Ancak onun felsefesi bu felsefeyi temellendiren kaynakların çokluğuna rağmen, eklektik bir felsefe olarak nitelendirilmekten uzak olup, orijinal özelliklere sahiptir. Meşşaî ekolün, hakikatın akıl yoluyla keşfine önem vermesine karşılık; o, gerçeğin ancak sezgi yoluyla kavranabileceği tezini ileri sürmüştür. (Ömer Tellioğlu)

RABBİN BİZE AHİR ZAMAN KİTABI OLARAK emrindeki Ruhul kudus elçiliğinde Nebi-Elçimize 23 senede KUR’ANI inzal ETTİRMİŞ OLMASI BAŞLI BAŞINA BİR OLAĞAN ÜSTÜ OLAYDIR… Hareket halindeki kâinatta KORUNARAK TEK BİR HARFİ DEĞİŞTİRİLİP EKSİLTİLMEDEN 23 senede bölüm bölüm İNDİRİLEN VE ALLAH CC. TARFINDAN KORUMA ALTINA ALINAN KİTAP HİDAYET REHBERİMİZ OLARAK HALA KORUNMAKTADIR. BU OLAY OLAĞAN ÜSTÜ BİR HAİKATTİR. KİMSE TEK BİR HARFİNİ DAHİ DEĞİŞTİREMEZ.

FAKAT EHLİ KİTAP RABBANİLERİ GİBİ YAPIP KAVRAM KARGAŞASI OLUŞTURULABİLİRİZ Kİ BİRÇOK KAVRAMLA OYNANDIĞINI ARTIK BİLİYORUZ. ARAPÇA BİLENLER TOPLULUĞU KURANI ARAŞTIRDIKÇA KİTABIN KENDİ KAVRAMLARINI AÇIKLADIĞINI ANLAM BÜTÜNLÜKLRİNİN SAĞLANDIĞINI ANLAMIŞ BULUNMAKTADIRLAR. Kitabın durağan olması başlı başına diğer bir mucizedir. Elimizde bizim bildiğimiz anlamda cansız sayfalardan oluşmuş boş OKUYANA anlam katmayan bir SURELER VAR. Ne zaman bir SURE indirilse içlerinden biri, “Bu hanginizin imanını artırdı?” diye konuşur. İmanı olanların imanını artırmıştır. İşte sevinip duruyorlar! Kalplerinde maraz olanlara gelince, inen SURE onların pisliğine pislik ekler. Kâfir olarak ölüp gittiler onlar. TEVBE/124-125 İNANAN İÇİN BU KİTAP Yaşayan ölüleri diriltmesi ve Hidayet Rehberi olarak başka bir kitabın rehber-kılavuz olmasını asla RAKİP olarak görmemsi ins ve cin bir araya gelse bir benzer suresini bir araya getirememelerini söylemesi beni KUR’ANIN OLAĞAN ÜSTÜNLÜĞÜNE HAYRAN BIRAKMIŞTIR. Rabbim bizi ‘’ZİKRE-HAREKETE DAVET EDİYOR’’ Rabbim hepimize bir NUR GÖNDERMİŞ. Karanlılarda olan nefsimizi aydınlığa ulaştırıp NURLANALIM diye. Ay bir nurdur. Kendi potansiyel nurunu kendi içinde barındırmaktadır. Kendisine belirlenen yörüngesinde halden hale geçmektedir. Tıpkı bizim gibi Halden hale girmektedir. İnşallah bizde RABBİN REHBERLİĞİNDE HALDEN HALE GEÇMEYE ADAYIZDIR. Kıyamda NURUMUZLA KALKABİLMEK İÇİN.

Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, hadi onun benzerinden BİR SURE getirin! Allah dışındaki destekçilerinizi/tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz… BAKARA/23 Yoksa “onu uydurdu” mu diyorlar! De ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir SURE ortaya çıkarın. “YUNUS/38 Bir SUREDİR, indirdik onu; farz kıldık onu… Ve içinde açık-seçik ayetler indirdik ki, düşünüp ders alabilesiniz. NUR/1

Allah`ın, göğsünü İslam`a açtığı kimse, Rabbinden bir NUR üzerinde olmaz mı? Allah`ın zikrine/Kur`an`a karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlardır, açık bir sapıklık içindekiler. Allah, sözün/hadisin en güzelini, bibirine benzer iç içe ikili mânalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah`ın zikri/Kur`an`ı karşısında yumuşar. Bu, Allah`ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Allah`ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur. ZÜMER/22–23

O halde sen yüzünü, bir hanîf olarak dine, Allah`ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah`ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar. Rum/30

İşte böylece sana da emrimizden bir RUH ile vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir NUR yaptık. Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin. ŞURA/52

İNŞALLAH BİZDE NEBİ-ELÇİMİZİN YÜRÜDÜĞÜ YOLDA YÜRÜYEREK BİRER YAŞAYAN VE YAŞATAN KUR’AN OLURUZ….

Yazar : Mürüvvet Çalışkan

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (1)
  • Avatar

    whiteagle Nov 18 2011 - 23:19 Reply

    Allah ın rahmeti üstünüze olsun.Yazınızı okudum ve beğendiğim noktalar olmakla birlikte, açıklayıcı ve net olmayan bir yönünü sormam gerekiyor.Ben bu konu üzerinde daha beni gerçek anlamda tatmin edebilecek bir cevap alamadım kimseden.Kur’an ne yönden taklit edilemez?Bazı kişiler bana anlattı ama verdikleri cevaplar mantıklı değildi.Mesela 19 mucizesi söylendi.Peygamber efendimiz zamanında müşrik araplar Kur’an ın 19 mucizesini bilmiyorlardı.Onlara karşı sanırım icaz ve belagat yönünden tehditler savurdu Allah yüce Kur’anıyla.Bu olayı bana açıklarsanız gerçek anlamda büyük bir hayır işlemiş olursunuz.Çünkü internette bunla ilgili “true furqan” diye bir kitapta geziyor.”Hani yazılamazdı” diye Kur’an a karşı bir kitap oluşturuldu işte deniliyor.Beni aydınlatırsanız bu konu hakkında çok sevinirim.Selametle

Leave a reply

Reply to whiteagle Cancel reply

Name (required)

Website