Yöntem Yanlışsa, Doğru Anlamak da Mümkün Olmayacaktır!

Günümüzde din ve iman adına, yaptığımız en büyük yanlışlardan biriside, Hadisler olmasaydı, Allah ın emri olan namazı nasıl kılacağımızı, zekâtı nasıl vereceğimizi, orucumuzu nasıl tutacağımızı, Haccı nasıl yapacağımızı bilemezdik düşüncesine iman etmek olmuştur.

Bir konuyu doğru anlamak için, takip ettiğimiz yol ve yöntem, eğer yanlışsa, anlamaya çalıştığımız konunun da açıkça doğru anlaşılması, asla mümkün olmayacaktır.

Acaba bizler dinimizi yaşadığımız, Kur’an ı anlamak adına takip ettiğimiz yol ve yöntem doğrumu? Yani Kur’an dan istifade ederken, doğru bir yol üzerinde miyiz? Allahın katından indirilen, eşi benzeri olmayan, hadi bir benzerini getirsinler diyen Rabbin kelamına, yanlış bir yöntemle, yanlış pencereden bakıyorsak, doğru cevapları bulabilir miyiz?

Gelin bunu birlikte, Allah ın kelamından yararlanıp, üzerinde düşünerek anlamaya çalışalım. Gerçekten Allah bizlerin sorumlu olduğu, imtihanımızın olacağı kitabın farz hükümlerini yerine getirmek adına, Kur’an da gereken detayları vermemiş, açıklamamış olabilir mi? Vermediğine inandığımızda, Allah açıklamadığı, detay vermediği bir konudan sorumlu tutar mı bizleri?

Düşebiliyor musunuz, Allah sizlere öyle bir rehber gönderdim ki, bütün şanınız, şerefiniz, bilgi kaynağınız, kurtuluşunuz, imtihan olacağınız kaynak, tutunacağınız, sarılacağınız tek rehber KUR’AN dır diyor. Bizler ise, Allah ın rehberinde çok önemsediği namaz, zekât, oruç ve hac konusunda, bizlere gereken detayın olmadığını, Kur’an a göre bu önemli ibadetleri yapmamız mümkün olamayacağını söyleyebiliyoruz. Bu fikre inanmakla acaba bizler, büyük bir yanılgının içinde olabileceğimizi hiç düşündük mü?

Acaba bu sözleri söyleyenler ve inananlar Kur’an ı, ameli icraat boyutunda yetersiz görenler,(HÂŞÂ) ne söylediğinin farkındalar mı? Hüküm yalnız benimdir diyen, Rahmanın sözlerini duymazdan gelenler, Allah hiç kimseyi hükmüne ortak etmez, biz Kur’an da sizlere lazım olan her şeyden nice örnekler verdik, Allah unutkan değildir, sizlere indirdiğimiz Kur’an yetmiyor mu,  Kur’an dan sonra hangi söze inanacaksınız, Kur’an ın ipine sarılın dediğini de, elbette fark edemeyeceklerdir.

Hadi bir benzerini getirin diyen Allah a inatla, bugün nice beşerin yazdığı kitapları, Kur’an ın karşısına koyup, adeta Kur’an ile eş görerek, bunlarda Allah ın bilmem kimin gönlüne, kalbine vahiy olarak indirdikleridir ve bu kitaplar Kur’an ayetlerinin ayetidir diyenler, şunu sakın unutmasınlar. Bu işin şakası yoktur. Allah ve resulü ile şaka yapılmaz, düşünmeden ise hiç konuşulmaz.

Tüm bu sözleri söyleyenlere ve inananlara, tek bir hatırlatmam olacak. Allah ın sizlere rehber olsun diye gönderdim dediği kitabı yetersiz görüp rivayetleri, emin olmadığımız bilgileri Kur’an ın önüne geçirerek, onlar olmasaydı bu ibadetleri yapamazdık, çünkü Kur’an ı anlayamazdık diyerek, HARAM batağının içine boğazımıza kadar batmayalım. Bunu yapanlar, asla Rabbin gazabından kurtulamayacağını bilmelidirler.

Allah ın ayetlerinden ders almayanlara, söyleyecek sözüm elbette yoktur. Benim sözüm Allah ile aldatılan din kardeşlerimedir. Gönlünde Kur’an nuru olan, kalbinde Allah ve peygamber aşkını taşıyan kardeşlerime, yine Allah ın rehberinden örnekler vermek istiyorum ve bu örnekler üzerinde düşünen, aklını kullanan, tüm gerçekleri görecektir. Çünkü peygamberimizde, yalnız Kur’an a uymuş ve topluma yalnız Kur’an ı tebliğ etme görevi almıştır.

 

Ahzap 2:
Rabbinden sana vah yedilene uy! Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.

Enam 19:
De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu………

Araf suresi 3;
Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

Maide 67.
Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.

Bakara 5.
İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

Muhammet 2:
İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından hak olarak Muhammed’e indirilene inananların günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.

 

Lütfen dikkatle düşünelim bu ayetleri. Allah ın elçisi topluma yalnız Kur’an ı tebliğ etme ve onun la hükmetme görevi aldığı, sizce çok açık değil mi? Allah kurtuluşa ereceklerin, günahlarını bağışladığı kullarının, kimler olduğundan bahsediyor? Elbette yalnızca Kur’an ın ipine sarılanların. Peygamberimizde yalnız Kur’an a iman ettiyse, nasıl olurda Kur’an ın açıklamadığı, detay vermediği bir konuda, peygamberimizin hüküm verdiğine inanırız, bunu düşünen var mı?

Ama bizler kalkıp Allah ın çok önemsediği namaz, zekât, oruç ve hac konusunda bizlere rehber olsun diye gönderdiği Kur’an da, hala Allah ın detay vermediğini, bizlere ulaşan rivayet hadisler olmasaydı, asla bu farz görevlerimizi yapamazdık diyebiliyoruz. Yaptığımız saygısızlığın farkında mıyız? Farkında olmadığımız çok açık. Allah bizleri affetsin.

Mezhepleri düşünün. Bahsettiğimiz bu ibadetler dört mezhepte de, Kur’an ın emrettiklerine ilaveleri, farklı uygulanır. İşin ilginci hepside uygulamadaki bu farklılıkları, peygamberimizin hadislerine dayandırırlar. Peygamberimiz aynı konuda farklı farklı sözler söylemeyeceğine göre, bir yerlerde büyük bir yanlış yok mu? Kendilerine sorduklarında, herkes yaptıklarının en doğru olduğunu savunuyor. Sizce Allah bizleri, böyle bir yola yönlendirmiş olabilir mi? Bununda cevabını elbette Kur’an veriyor ve bakın dinde bölünme konusunda bizleri nasıl uyarıyor.

 

Enam 159:
Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.

 

Dört halife devrine kadar, hiçbir mezhebin kurulmasına izin verilmediği halde, yeni halifenin menfaat ve çekişmelerin had safhaya varmasından dolayı seçilememesi neticesinde, İslam dininin bölünmesini ve toplumların birbirine düşman olmasını görmezden gelenlerin, bunu normal karşılayarak, dinde bölünmenin dine bereket, güzellik getirdiğini söyleyenler, bunun vebalini taşıdıklarını unutmamalıdırlar.

Neredeyse Kur’an ı HÂŞÂ yetersiz görüp, rivayet hadisler olmasaydı, dinimizi yaşayamazdık diyenlere şunu hatırlatmak isterim. Tüm hadisler BİR RİVAYETE GÖRE diye başlar ve anlatılır. Rivayet söylenti anlamındadır. İçinde doğru bilgide bulunma ihtimali olan sözlerdir. Rivayet bilgilere dayanarak, nasıl olurda dine hüküm ilave yaparız ve bunlar olmasaydı, dinimizi doğru yaşayamazdık deriz?

Nasıl olur ebedi yaşamımızı, rivayetlere endeksleyerek yaşayıp, riske atarız, bunu düşünemiyor muyuz? Hani Hüküm veren, yalnız benim, biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Kur’an ın ipine sarılın diyordu Allah? Bu ayetleri unuttuk mu? Yoksa beşeri itikatlarımıza, kurban mı ettik Allah ın ayetlerini?

Bizler günlük yaşantımızda bile yapmayacağımız hataları, din ve iman adına Kur’an a yaptığımızın farkın damıyız? Sizlere eşiniz ya da çocuğunuz ile ilgili sizin hoşunuza gitmeyen bir bilgi aktarılsalar, hemen kabul eder misiniz? Kesinlikle hayır hemen araştırırsınız, doğruyu bulmak için kanıt ararsınız. Peki dinimizi yaşamak adına, bu Dünyada gösterdiğimiz hassasiyeti, neden inancımızda, imanımızı yaşarken göstermiyoruz?

Bizlere bir rivayete göre diye başlayan bir bilgiyi aktarıyorlar, ama biz hiç şüphe duymadan araştırmadan, sorumlu olduğumuz, imtihanımızı yaşadığımız kitaba, rehbere danışmadan hemen kabul edebiliyoruz. Sizce yaptığımız bu davranış doğru olabilir mi? Akla, mantığa, Kur’an a uyuyor mu?

Elbette din ve iman adına her bilgiden, peygamberimizin hadislerinden onun örnek yaşamından yararlanmalıyız. Ama bunu yine peygamberimizin işaret ettiği yöntemi kullanarak yapmalıyız. Yani elimizdeki Allah ın rehberi ile karşılaştırmalıyız. Çünkü Kur’an da birçok ayetinde Allah elçisine, kullarıma yalnız Kur’an ile hükmet emrini vermiştir. Peygamberimizde zaten birçok hadisinde, bizlerin bu konudaki dikkatini çekmiş ve bir hadisinde bakın nasıl uyarmıştır bizleri.

(Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.)

Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrine kulak bile asmayanlar, bu bölünmeyi süsleye püslüye bizlere sunarak, bölünmekte bereket vardır deme cesaretini dahi göstermişlerdir. Bunlarda yetmemiş, Allah ın vermediği hükümleri, bunlarda dinin emridir, bunlar olmazsa namazımızı kılamayız, kıldığımız namaz kabul olmaz şekline büründürüp, Allah ın iradesine bile müdahale ederek, öyle ilaveler yapmışlardır ki, neyin Allah emri olduğu, artık toplum tarafından anlaşılmaz olmuştur.


Allah Casiye suresi 20. ayetinde;

(Bu Kur’an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o der bizlere)

 

Allah Kur’an ın, bizlerin kalp gözlerini açacağını, inanan bir toplum içinde kılavuz ve rahmet olacağını söylediği halde, hala bizler Allah ın rahmetini, rehberliğini, rivayetler yoluyla bizlere gelen bilgilerle değiştirebiliyor ve beşeri bilgiler olmasaydı, Kur’an ı anlayamazdık, ibadetlerimizi yapamazdık deme gafletine bile düşüyoruz.

Nasıl olurda Allah katından gelen eşi benzeri olmayan bir rehber, yol gösterici bir ışık, bir başka beşeri rehber olmasaydı anlaşılmaz ve gereği gibi uygulanmazdı diyebiliriz? Sanırım bizler düşünme melekemizi yitirdik, Allah ın örnek verdiği gibi gözlerimiz ve gönlümüz perdelenmiş, mühürlenmiş. Bunun mantıklı hiçbir açıklaması yok başka.

Allah bakın aşağıdaki ayette bizlere neler anlatmak istiyor.

Nur 34:
Yemin olsun ki, size, gerçeği açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.

 

Allah yemin ederek bizlere, tüm gerçekleri açık seçik bildirdiğini söylüyor. Peki bizler ne diyoruz? Allah bizleri sorumlu tuttuğu, hesap soracağı farz ibadetlerin detayını vermemiştir. Eğer rivayet hadisler olmasaydı, biz bu görevlerimizi yerine getiremezdik, deme cesaretini gösteriyoruz. Hani Yaradan, hiç bir şeyi biz bu kitapta eksik bırakmadık, her şeyi açık, seçik anlattık diyordu? Duyan, işiten var mı Rabbin sözlerini? Kur’an devre dışı kalınca, elbette Rahman ın sözlerini duyanda olmayacaktır.

Rabbim bizleri affet. Bu ne saygısızlık anlayamıyorum. Allah Kur’an da verdiği bir örnek geldi aklıma. Siz olsanız hemen cezalandırırsınız, ama ben mühlet veririm diyordu.  Gerçekten de çok doğru, Kur’an a yapılan bu kadar açık bir saygısızlığa, doğrusu benim nefsim tahammül edemiyor.

Bir beşerin yazdığı kitaba dahi yapmayacağımız bu saygısızlığı bizler, Allah ın kitabına yaparak, onun kitabında, gereken detayların olmadığını, Allah sorumlu olduğumuz konularda hükmünü verdiği halde, nasıl yapılacağının izahının yeteri kadar Kur’an da olmadığını söyleyerek, birde doğru yol üzerinde olduğumuzu zannediyoruz. Aman Allah ım, bu ne büyük bir yanılgı.

Allah bizlere, elçisinin görev ve sorumluluğunu çok daha iyi anlatabilmek için, dine herhangi bir ilave yapıp yapamayacağını, bakın nasıl anlatıyor ve apaçık söylüyor. Tabi gözler perdeli, gönüller mühürlüyse yapacak hiç bir şey yok demektir.

 

Hakka 44;
Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, 45 -Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. 46- Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.

 

Değerli din kardeşlerim, siz bu ayetten, peygamberimizin Allah ın vermediği hükümleri verme, ya da dine ilave yapma yetkisinin olduğunu mu, yoksa asla Kur’an dışından bir hüküm verilemeyeceğini mi anladınız? Doğrusu bu ayeti açıklama gereği dahi duymuyorum.

Allah öyle bir ayetle bizleri uyarıyor ki, inanç sınırlarımızı keskin bir bıçak gibi kesiyor ve bakın ne diyor.

 

İsra 36:
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.


Sizlere soruyorum, emin olduğunuz kesin kanıt ve delili olan bilgi sizce hangisidir? Elbette emin olduğumuz, Allah ın koruması altındaki, imtihanımızın olacağı KUR’AN dır. Ne yazık ki aynı değerde kabul gören ve tıpkı Kur’an gibi korunduğu iddia edilen Rivayet hadisler de, Allah ın koruması altında olduğu günümüzde söylenmekte ve inanılmaktadır. Bunları söyleyenler ve inananlar bizlerin yaratıcısı Allah ın gönderdiği, eşi ve benzeri olmayan Kur’an a bakın bir başka hatayı daha nasıl yapıyorlar ve bakın ne söylüyorlar.

( Resulullah, Kur’an-ı kerimde, kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı.)

Rabbim sen bizleri affet. Sanırım bu gelen NURUN Allah katından geldiğini unutuyorlar. Tıpkı bizlerde Yahudilerin ve Hıristiyanların yaptığı yanılgılara düşerek peygamberimize, Allah ın vermediği yetkileri, sorumlulukları vererek dinden çok ama çok uzaklaşıyoruz.  Hâlbuki peygamberimizin bu konudaki yetki ve sorumluluğunu bizlerin anlayabilmesi için, bakın Allah nasıl bir açıklama yapıyor.

 

Ankebut 50:
Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler Allah katındadır. Bana gelince, ben açıkça uyaran biriyim. Hepsi bu.

Enam 48:
Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

 

Kur’an ın indirilmesinin en önemli nedeni, Yahudilerin ve Hıristiyanların, elçilerinin bu Dünyadan ayrılmalarından sonra, peygamberlerini Allah ın oğlu ilan edip, onlara Allah ın yüklemediği yetkileri yükleyerek, Allahın rehberinden uzaklaşıp, edindikleri velilerin ve kitaplarının ardı sıra giderek, gelecek nesillere yalan yanlış bilgileri aktararak, dinden uzaklaşmaları nedeniyle Kur’an indirilmiştir. Bizlerde ne yazık ki aynı hataları yapmaya devam ediyoruz ve elbette bizlerde Allah ın dininden öyle bir uzaklaştık ki, cahiliye devrini hiç aratmıyoruz.

Ama bizlerin bir şansı var. Allah başka uyarıcı kitap ve elçi göndermeyeceğini söylediğinden, koruması altına aldığı rehberi, güneşi, gönül gözü sapasağlam elimizde duruyor. Gelin ona yaptığımız saygısızlıktan artık vazgeçelim.

Allah namaz kılın, oruç tutun, zekât verin, hacca gidin diyorsa, bizleri sorumlu tuttuğu rehberinde, şunu sakın unutmayalım ki, yapmamızı emrettiği sorumlulukların şartlarını, kurallarını da rehberinde açıklamış ve belirtmiştir.

Allah sözünde, vaadinde durandır. Açıklamadığı, detay vermediği bir hükümden bizleri hiç sorumlu tutar mı? Bunu damı akıl edemiyoruz? Zaten Kur’an bizleri ilgilendiren, gereken her detayın verildiğini de söylüyor. Bizlerin yaptığı yanlış, beşerin ilavelerini Kur’an da bulamadığımızda, takındığımız yanlış tavırdan kaynaklanmaktadır. Önce bunun bilincinde olmalıyız.

Madem Kur’an dan sorumluyuz, gelin Kur’an a sorumlu olduğumuz rehber bilinciyle bakalım. İşte o zaman bizlere gereken her detayın, Kur’an da olduğunu bakın nasıl göreceğiz.  Geleneksel İslam ın bizlere öğrettiği, ilaveleri o zaman çok daha açık fark edip, onlarında inancımızda bilinçli olduğumuzda, hiçbir zararın olmadığını görüp, yanlışları temizleyip, Kur’an a yaptığımız saygısızlıktan da kurtulmuş olacağız.

Kur’an Allah katından indirilen NURDUR, bunu sakın unutmayalım.  Allah ın nuru ne eksik olur, nede gerekenden fazla. Allah ın nurunu anlamak ve yaşamak için, bir beşerin kitabına ihtiyacın olduğunu söylemenin korkunç günahını, lütfen artık fark edelim.

Allah yemin ederek bu kitabı sizler için kolaylaştırdım diyorsa, gelin onu zorlaştırmanın yarışına girmeyelim. Çünkü bunu yaparak, dinden uzaklaşacağımızın farkına varalım.

Dilerim Rabbimden, Kur’an ın nurunun farkında olan Kullarından oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

 


About the Author
Author

halukgta

Comments (12)
  • Avatar

    hilmi Apr 20 2012 - 15:17 Reply

    İki konuyu anlayamıyorum;
    1- Kuran’da şifre olmaz diyerek 19 Mucizesini kabul etmeyenleri. 19 mucizesi ile ilgili verilerin tamamı yanlıştır deseler mesele yok, yanlışı gösterirler anlarım.

    2- Peygamberimizin uygulamalarını tümden dışlamayı. Kuran’da Cuma Namaz’ı bir yerde geçiyor. Şimdi Peygamberimizin uygulamalarına göre Cuma Namaz’ını eda etmenin ne mahsuru var?

  • Avatar

    halukgta Apr 20 2012 - 18:26 Reply

    Kur’an da 19 ile ilgili bir ayet vardır, bu ayet şu ana kadar tam anlaşılamamış, müteşabih konumunda bir ayettir. Bu konuyla ilgili her çalışmaya yardımcı olmalı ve izlemeliyiz.

    Bu tür muhkem ayetler, yani dine hüküm koyan dinin uygulanmasını gerektiren ayetler olmayıp, ilim adamlarının zamanla çalışmaları sonucu ortaya çıkacak ayetlerdir. Zaten Yaradan bu ayetlerin anlamları ortaya çıktıkça, iman edenlerin imanlarının artacağından bahseder.

    Buradan yola çıkarak bizler, bu tür çalışmalara karşı çıkmamalıyız, ama dikkatle takip etmeliyiz.

    Peygamberimizin uygulamalarını hiç kimse dışlayamaz ve bir kenara itemez. Önemli olan bizlere düşen, hangilerinin peygamberimizin uygulaması olduğunu, iyice araştırmak Kur’an ile karşılaştırmak olmalıdır. Çünkü O bizim örnek alacağımız önderimizdir.

    Peygamberimiz yalnız Kur’an ve onun hükümleri ile amel ettiğine ve bizlere duyurduğuna göre, onun hadisleri diye naklettikleri, rivayet ettikleri her bilgiyi, araştırmalı Kur’an dan onay almalıyız. Çünkü bu yolu izlememizi öneren bizzat peygamberimizdir. Benim sözüm olup olmadığını anlamanız için, Kur’an ile karşılaştırınız demiştir. Onun adını kullanarak kendi menfaatleri için yalan uyduranlar içinde, cehennemdeki yerini hazırlasınlar diye uyarır.

    Rabbim bir ayetinde ne diyordu elçisine. Benim kullarıma Kur’an ile hükmet. Bunu yapmazsan görevini yapmamış sayarım. Emir ve uygulama çok açık.

    Sizlere peygamberimizin yalnız Kur’an ile hükmettiğine ve hatta biz ümmetine bunun dışında asla hiçbir şey iletmediğini, bakın aşağıdaki hadislerinden nasıl anlıyoruz.

    Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. Bazı şeyleri de unutmaksızın size rahmet olması için hatırlatmamıştır, onları da araştırmayın.
    Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403

    Ey insanlar ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; Kuran’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kuran’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.
    İbni Hişam Siret 4 sayfa 332

    Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.
    Ebu Davud K. Etime 39/Tırmizi K. Libas 6 İbni Mace K. Etime 60/ El-Müracaat sayfa 20

    Cuma namazına gelince. Hiç kimse Allah ın verdiği bir hükmü, bir kez emretse dahi onu sulandıramaz, yok sayamaz. Cuma namazı Allah ın çok önemsediği bir namazdır. İşi gücü bırakıp tüm iman edenlerin bir araya geldiği TOPLANTI NAMAZIDIR. Tabi bugünkü gibi, yalnız erkeklerin kılacağı bir namaz olmayıp, kadınlı erkekli, çoluk çocuk hep birlikte sosyal bir toplum olmanın yoludur, CUMA NAMAZI. Bizler Allah ın bu güzel emrini, yalnız erkelere uygulattığımız içindir ki, TAM SOSYAL BİR TOPLUM OLAMADIK.

    Cuma namazına karşı çıkanlar, ya da bugün Cuma namazı sulandırılmış diyerek gitmeyenler, bana göre büyük hata yapıyorlar.

    Allah Kur’an da yapılmasını, ya da yapılmaması konusunda hükümler verdiğinde, bazen bunun istisnalarını belirtmiştir. Örneğin Oruç tutamıyorsak, bunun istisnası belirtilmiş yol gösterilmiştir. Haram diye sayılan yiyecekleri zor durumda kaldığımızda, haddi aşmamak şartıyla yenebileceği iznini vermiştir. Dikkat ederseniz, Cuma namazı konusunda elbette çağrılma konusuna ortam müsait ise, işi gücü bırakıp bu toplantı namazında iman edenlerin bir araya gelmesi emredilir, istisnasız.

    Bugün bazı din kardeşlerimiz, Cuma namazı peygamberimizin dönemindeki gibi kılınmıyor birçok yanlışlar var diyerek katılmıyor. Haklı olabilirler, yanlışlıklar vardır. Bu durumda doğrusunu yapmak için, alternatif Cuma namazı kılmak adına başka yerde toplanabiliyorlar mı Cuma namazını kılmak için?

    Onu da yapan yok. O halde kendi nefsimize göre hareket edemeyiz. Yanlış yapanlar, yanlış bilgileri nakledenler kendilerinden sorumludur. Bunlar öne sürülerek, bu çağrıya uymamazlık yapamayız. Yanlış bilgiler topluma veriliyorsa, bizlerde elimizden geldiğince, topluluğa doğru bilgiyi vermenin yollarını aramalıyız. Hiç bir şey yapmadan, Cuma namazından uzaklaşırsak, ancak kendimizi avutmuş oluruz.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

    • Avatar

      halukgta Apr 20 2012 - 18:30 Reply

      İkinci paragraftaki muhkem ayetler sözü, yanlış yazılmış olup müteşabih ayetler olacaktır. Bu yanlışlıktan dolayı özür diliyorum.

    • Avatar

      Gökhan Apr 20 2012 - 19:17 Reply

      Allah’ın kitabına ortak koşmayanlar ile elbette namaz kılarım. Allah’ın kitabından kaçanların olduğu yerde ise namaz kılmam demek onların davranışlarını taklit etmek niyet ettim imama ve onun uyduğu namaz hocası demek olur ve bu benim görüşüme göre doğru değil ki Kuranda da ibadethane ile ilgili hükümler belirtilmiştir. Zaten siz onları taklit etmediğiniz an ayrı düşersiniz, hele ki imam a sakın siz niye önde kılıyorsunuz deme kendisini Peygamber zannediyordur.. 9/107, 9/108.

  • Avatar

    serdar Apr 20 2012 - 19:14 Reply

    Merhaba Haluk Bey;
    Kuran’a aykırı olmayan hadisler veya uygulamalar; gerçekten bunların Peygamber Efendimize ait olduğunu mu gösterir?
    Siz, biz yada bır başkası da ; Kurana uyan uygulamalar yapmış yada sözler söylemiş olamaz mı? Hangisinin peygamber efendımıze aıt olduğu konusunda kime neye nasıl guveneceğiz?
    Hiçbirine güvenmez isek ve sadece Kuranı esas alırsak eksik birşeyler mi yapmış oluruz?
    Çünkü beni gerçekten korkutan; doğru yolda olduğunu zannedenlerden olmamdır.

  • Avatar

    ülkü Apr 22 2012 - 15:29 Reply

    Allah sizden razı olsun Haluk bey, bu kadarmı güzel yazmanıza vesile olmuş Rabbim.

  • Avatar

    halukgta Apr 24 2012 - 11:43 Reply

    Gökhan Bey, Allah ın kitabına ortak koşmayanlarla, elbette namaz kılarım demişsiniz. Yani Cumaya giden herkesi aynı kefeye koyarak, Allah ın kitabına ortak koşanlar olarak kabul etmişsiniz. Sizce bu söz Kur’an dan onay alır mı?

    Hatırlayınız Yaradan ne diyordu? Kimin takvaca üstün olduğunu yalnız ben bilirim. Kendinizi sakın temize çıkarmayın ayetini unutmayalım. Cuma namazında bulunan tüm cemaate, bu yakıştırmayı yapmak büyük hatadır, vebaldir.

    Eğer cuma namazında görevli imamların, hatiplerin yanlış bilgiler aktardığını düşünerek de, ben bunların sözlerini dinlemek zorunda değilim diyorsanız, bunun alternatifini de sunmalısınız. Yani daha güzelini yaparak, topluma önder, örnek olmalısınız. Hem bunları yapmayıp, hem de farz bir emre kendi nefsimizce küsmek, gitmemek, yerine getirmemek bana göre büyük yanlış olur. Eğer farz bir emir varsa, bunun şartlarına uymak bizlere düşer. Kendimizce kurallar koymak, ancak nefsimizi aldatır. Yaşar Nuri Öztürk e saygı duyarım, ama aynı hatayı oda yapıyor. Madem cuma yanlış kılınıyor, söylenenler yalan yanlış, bir kez çıkıp bunun doğrusunun örneğini gösterdi mi topluma? Halkı toplayıp, doğru Cuma böyle kılınır diye örnek gösterdi mi?

    Serdar kardeşimin sorusuna da cevap vermek isterim. Kur’an a uyan sözlerin, onun onayından geçen bilgilerin, gerçekten peygamberimize ait olup olmadığını hiç birimiz kesin bilemez. Zaten bu tür bilgilerin, dine hüküm koyma gibi bir etkisi olmadığından, kaynağını sorgulamak yerine, ondan istifade etmenin bir zararı yoktur. Hatta verilen bir örnekse, belki de bir Müslüman kardeşimize faydası dokunabilir. Örneğin peygamberimizin yaşamı ile ilgili güzel örnekleri düşünün.

    Yine bir sorunuzda yalnız Kur’an a uysak, diğer bilgilere bakmasak yanlış mı yapmış oluruz demişsiniz. Zaten Kur’an ın emri, yalnız Kur’an hükümlerine uymamızı emreder. Kur’an ın vermediği hiçbir hükümden sorumlu olamayacağımızı da anlatmak için, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye de apaçık bildirir bizlere. Tüm bu ayetler ışığında düşünen hiç kimse, Kur’an dışından Kur’an ın koymadığı bir hükme, bir bilgiye iman etmez. Ya da bu bilgiler olmasaydı, İslam ı yaşayamazdık, Kur’an ı anlayamazdık demez. Bunu söylemek zaten Kur’an a saygısızlıktır. Ne yazık ki bu günümüzde yapılıyor.

    Benim yazdıklarım ya da anlatmaya çalıştıklarım, bizlere rivayet yoluyla iletilen hadislerin dine hüküm koyamayacağı, fakat peygamberimizin özel yaşantısında ki, güzel örneklerinden istifade etmemizin önemli olduğudur. Bunlardan faydalanmanın kötü bir tarafı yoktur. Tam tersine Allah o devrin toplumuna, peygamberimizin yaşamında sizler için güzel örnekler vardır diyorsa, bizlerde bunu araştırıp bulmamızın, faydalanmamızın elbette zararı olamaz, tam tersine faydası olur. Elbette doğru bilgiler edinmek şartıyla.

    Bizler her zaman nefsimizle yüzleşmeliyiz. Ama bu yüzleşmeyi sorumlu olduğumuz Kur’an ile yapmalıyız. Bunu yapabiliyorsak, sanırım büyük hatalardan kendimizi korumuş oluruz.

    Ülkü kardeşime de, o nazik sözlerinden dolayı teşekkür ediyorum.

    Rabbim cümlemize imtihanımızda ve nefsimizle yüzleşmemizde yardımcımız olsun inşallah.

    Saygılarımla.

    • Avatar

      Gökhan Apr 24 2012 - 13:00 Reply

      Kurandan yana olmak bazen yalnız gibi görünmektir Haluk bey Allah inananlara yeterlidir. Sizde güzellikle yavaş yavaş bazı şeyler olmalı aniden olmaz diyenlerdensiniz sanırım Allah bilir niyetinizi ancak ben üzerime düşeni yaptım uyardım bir küfür yemediğim kaldı diyecektim ki evet harakete de maruz kaldım zamanında ama Allah’ın kitabına yapılan saygısızlıkların yanında bu hiç kalır.

      Ben size daha iyisini önerdim kafir olmakta direten bir topluluğun arasında bulunmamak onları taklit etmemek Kurana göre en doğrusu ancak siz bu hükümü ya beğenmediniz, ya da ne demek istediğimi anlamadınız sanırım.

      39/45: Allah, bir tek (ilâh) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilâhları) anıldığında bakarsın sevinirler.

      Tevbe (107-108):
      -Ve onlar, zarar vermek, küfrü (kuvvetlendirmek) ve mü’minlerin arasını açmak ve daha önce Allah ve resûlüne karşı harbeden (savaşan) kişiyi beklemek (gözlemek) için bir mescid edindiler (mescidi dirar). Ve mutlaka: “Biz ancak iyilikler (güzellikler) isteriz.” diye yemin ederler. Ve Allah, onların kesinlikle yalancılar olduğuna şahitlik eder.

      -Ebediyyen orada namaz kılma (ikâme etme). İlk günden takva üzerine tesis edilen (kurulan) mescid, orada namaz kılmak için elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi (kalbini temizlemeyi, arınmayı) seven adamlar vardır. Ve Allah, temizlenmiş (arınmış) olanları sever.

      Dolayısı ile biz mescidi ve içindeki (sürekli gelen) insanları bilmeliyiz bana göre bunun haricinde Kuranda yer aldığı üzere namaz kılınmalı sahte hükümler kesinlikle alınmamalıdır. Sonra Kurana çağırdığında sana diyecekler ki o zaman namazı nede sünnet kıldın? Peygamberimizin sözleri olmasaydı rekatı bilemezdin diğer sözler de doğrudur uygulanmalıdır diyeceklerdir ve sizi zayıf düşürmek isteyeceklerdir. Artık ya boyun eğer ya da uyarır ve terk eder duruma geleceksiniz.

      Kurana uyulmadan alınan abdestin getirdikleri:
      Kulağında sargısı, problemi, işitme cihazı olan kişilerin kulağını temizlemesi zorunluluktur. (!)

      Ağıza su almak:
      Oruçlu olduğumuzda büyük zorluklara ve gereksiz bir su kaybına sebep olur (kendilerince uyanıklık yapanların oruçları boşa gidebilir.) (!)

      Kaç kez yıkayacağım:
      3,5,1 mi oğuşturarak mı, durulayıp mı? acaba sol kolum sakat sağ elimi kullansam.. kolun yoksa kabul olur derler.. sebep? Varken niye kullanmıyoruz ki? Nerde yazıyor bunlar hep dine ilave ve zorlaştırmalardır.

      Şimdi derler ki temizlik için.. Kaç kişi abdest alırken sabun kullanuyor? Hemde koyun sabun bakalım kaç kişi elini sürecek izleyin. O ellerle halılara dokunuyor siz de alnınızı koyup. Amin derken tüm yüze yayıyorsunuz böylelikle Allah’ın temiz başlattığı namaz pislik içinde son buluyor. Zaten seccade koymaya hiç gerek yok hadis lazım koyun diyen yoksa zor. Yer varken sıkışın şeytan girmesin, esnemek te şeytandan uykusuzluktan ve insanlık halinden bu arada Peygamber hiç esnemezmiş çünkü Şeytan Peygamberi etkileyemezmiş gibi gibi..

      Ortak nokta şu; Sakın benim gibilere Kurana çağıranlara uymayın yoksa sizi saptırırım (Sadece Kuran ile) işin garipliği bu..

      29/41: Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!

      39/36: Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.

      Ama bizim mezhepte(grupta-bölünmüştüğümüzde) bu yok derseniz Kuran da mezhepleşme yok. Siz ülkü mezhebiniz ile kaynaşmaya devam, moderatörlük görevinizi de sürdürün din ile siyaseti sulandırın devam edin mailime bir mesaj geldi bereket duası dokumalı halı satıyorlarmış Allah insanı saptırmasın.

      2/44: İnsanlara iyiliği emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Kitabı okuyup durduğunuz halde düşünmez misiniz?

      9/23: Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

      Şirk’in ufağı büyüğü olmaz, uyarılmış bilgisiz bilgilendirince inkar ederse kafir olur, müşrik olur.
      Onlara uyarsan o zaman bak bunun sayesinde namaz kılıyorsun. Nankörlük etme der, senin ettiğin nankörlüğün yanında hiç kalır dersin ama anlamaz. Rabbim dilemezse elhamdülillah diye gezer ortalarda..

  • Avatar

    halukgta Apr 26 2012 - 11:08 Reply

    Değerli Gökhan kardeşim, cevap verne nezaketini gösterdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Gayet güzel ve detaylı düşüncelerinizi anlatmışsınız.

    Ben genelde söylediklerinize zaten katılıyorum, ama bir konu hariç. Sizin bu konuda verdiğiniz ayet örneklerinden yola çıkalım önce, acaba aşağıdaki ayet, bu düşüncenin tam karşılığımı, yoksa bugün cumaya giden toplumun tamamına bir isnatta bulunarak, yanlış yapıyor olabilir misiniz? Aynı ayeti iki farklı mealden, önce yazmak istiyorum.

    TEVBE 107. VE [birtakım] zararlı eylemlerde bulunmak, dinden çıkmayı örgütlemek, müminler arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah ve O’nun Elçisi’ne karşı savaş tavrı içinde bulunanlara bir gözetleme yeri sağlamak için [ayrı] bir mabet kuran [münafık]lar [var]. Bunlar [ey inananlar, size] muhakkak ki, şöyle yemin edecekler: “Biz (bununla) sadece iyilerin iyisini yapmak istemiştik!” Oysa Allah onların yalancılar olduğuna [Bizzat] tanıktır.

    107. Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü’minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: ‘Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.

    Tevbe 107. ayette, Allah öyle bir toplumdan bahsediyor ki, bu toplum peygamberimize gerçek anlamda iman etmeyen, atalarının itikatlarından vazgeçmeyen bir toplumdan bahsediyor. Bu mescidi kurmalarının nedeni, ayette çok açık söyleniyor ve bakın ne diyor.

    (Başından beri Allah ve O’nun Elçisi’ne karşı savaş tavrı içinde bulunanlara, bir gözetleme yeri sağlamak için…)

    Ayette bahsedilen toplum, sahte Müslümanlar. Başka bir deyişle peygamberimize aslında iman etmeyen, ama sözde iman ettiğini söyleyen toplumdan bahsediliyor. Elbette bu tür insanların içinde ne namaz kılınır, nede onlarla yakın olunur.

    Bu günkü toplumun durumuna gelince. Gerçektende yapılan büyük yanlışlar var, bu konuda aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Fakat bahsettiğiniz ayetle bunları mukayese eder ve aynı kefeye koyarsak, haksızlık yapmış oluruz. Tevbe suresi 107. ayette geçenler, peygamberimize savaş açanlarla eş değerde insanlar. Bu durumda, onlarla bugünkü bir kısım toplumu aynı tutmak, büyük hata olur düşüncesindeyim.

    Bir düşünce ve fikir ortaya attığımızda, onun doğrusunun nasıl yapılacağının örneğini de, göstermek zorundayız. Örneğin bir topluma ithamda bulunup, onlarla birlikte namaz kılmak istemiyorsak, bunun alternatifini yaratmalıyız. Bunu yapıyor muyuz? Hayır yapmıyoruz.

    Örneğin bahsettiğiniz ayette Allah, bahsettiği kişilerle birlikte namaz kılmayın diyor. Bu ayeti siz öne sürerek bugün Cuma namazına gitmiyorsanız eğer, yine bu ayetin hükmünü de doğru anlamalısınız. Yani Allah bu kişilerle birlikte namaz kılmayın derken, bir başka yerde gerçek iman edenlerle birlikte namazınızı kılın dediğini de anlamış olmalısınız. Bu durumda siz Cuma namazını, kendi düşüncenize uyan toplumla birlikte, bir başka yerde kılıyor musunuz?

    Ne yazık ki bu düşüncede ki kardeşlerimiz, bu fikri ortaya atarak, bugün Cuma namazına gitmiyor. Fakat farz olan Cuma namazını bir başka yerde organize de etmiyor. Bu durumda savunulacak hiçbir fikir, Kur’an dan onay alamaz.

    Saygılarımla

    • Avatar

      Gökhan Apr 26 2012 - 13:51 Reply

      Bizim toplumumuzda Cuma namazına kitlenmiş, Cumaya gitmekle Müslüman olunmuyor bir tek kimsenin önünde diz çökmek fayda vermiyor sırtını kıbleye verip hadisçileri öven hocaları sevmiyoruz, İslamda din adamı sınıfını sevmiyoruz. Toplumun %96+ sının imam nikahı da kıydığı ülkede imamlar seladan, mıskadan hatta Hatimden, duadan para alıyor. Hem ibadet, hem lojman, hem kazanç, itibar görmek ne güzel? Camiler toz içinde aman ne önemi var o arınmayı seven insanlar namazı kılıyor ardına bakmadan çıkıp gidiyor. İmam desen hepsinden meşgul (nikaha yetişecek belki). Önde kılıyorsun dedim imama adamlarını salıverdi üstüme gülen yüzleri sahte.

      Daha ilk günden takva temeli ile kurulmuş olmalı cami bu ilk şart, içinde arınmak isteyen insanlar olmalı bu da ikinci şart, içinde ortak koşulmamalı imam diye görevli olmamalı ben içinde bulunduğum topluma tebliğ yaparım yok sen namaz kılmayı Kuran ile yapamazsın sen cahilsin derse bana toplum ben onların arasında onları taklit etmeyeceğim ne halleri varsa görsünler kendilerini kandırmaya devam etsinler. Açıkla,göster o zaman diyorlar açıklayınca da dinlemiyorlar beğenmiyorlar.

      Ayrıca Cuma namazının ille de mescidte kılınmasını emreden bir hüküm bulamıyorum namaza koşun, namazı kılın diyor yani yoruma açık olabilen bir ayet bu dileyen dilediği yerde kılar ben nasıl size alternatif yapayım bunu yapamayacağımı siz de biliyorsunuz takva ve temiz olan insanlar gerek ben bunu tek başıma yapamam. Caminin içerisinde para topluyorlar olan var olmayan var ayıp insanları ne küçük düşürdüler unutmuyorum bunları her Cuma para gelmeyeni de eleştir yolda bir adamla konuşuyordum adam Hıristiyan olmuş doğulu birisi bunlar yüzünden beni bile Hıristiyanlığa özendirecek bilmesem Kuran kitap gel diyor yardımcı olurlar sana. Günümüzde bu mezhepçilerin Hıristiyanlara sataşması, doğuda terörü bile arttırıyor dağa çıkanlar oluyor.

      Etrafımda ilk günden takva temeli üzerinde kurulmuş ve içinde arınmayı-batıllarından kurtulmayı-Kurana uymayı isteyen insanların bulunmadığı aksine taklitçi, yüz çeviren insanlar var ise benim yapabileceğim bir şey olmuyor adam diyor ki bana Allah 100 tane din indirmiştir, istersen Kuran getireyim (!) ben nasıl bulunayım orada imamın en yakın çevresinden bunu söyleyen mescide gitmek yerine ilgili evimde ya da kıyıda bir yerde kılmam daha iyi bana göre o insanlara uyacağıma bir de Kurana iftira atıyor bu var şu var diye. Toz içinde hem içi hem dışı pis insanların bulunduğu yerde bende onlar kadar suskun ve taklitçi bir tavır alırsam bende onlar gibi mezhepçi olurum.

      İçlerinden Kurana uyacak olanlar da olur uymayanlar da olur herkes elbette denemeli bana göre takva üzerine kurulu içinde arınmayı seven insanların bulunduğu cami bilen var ise yazsın dileyen de yolu düşerse uğrar. Benin din anlayışım da budur kimsenin hatırı için taviz veremem saygılarımla..

  • Avatar

    Fikret Arman Apr 26 2012 - 23:09 Reply

    Gökhan Kardeşim, düşüncelerinin büyük bir kısmına katılıyorum. Şöyleki;
    Ben, Cuma günlerini iple çekiyorum. Bir başka oluyor Cuma Namazları…
    Rab’bimin emrini huşu içinde geçirmek için namaz saatini sabırsızlıkla bekliyorum.
    Yüce Allah ne diyor?
    Cuma 9:
    Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı zaman, hemen Allah`ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.
    Her inanan gibi ben de ezandan çok önce saftaki yerimi alıyor ve imamın ya da büyük camilerde bir başka görevlinin namaz öncesi vaaz’ını dinlemeye gidiyorum.

    Tek isteğim, namazımı HUŞU içinde kılmak. Kendimi, başka hiçbir şey düşünmeksizin sadece ALLAH’a yöneltmek ve O’nunla bütünleşmek.

    Ancak bunu şu ana kadar becerebilmiş değilim. Vaaz veren Kürsüdeki görevli söylemek istediklerini çoğu zaman Arapça söyleyerek benim bütün şevkimi, arzumu yok ediyor. Ne dediğini anlamıyorum.

    Ankebut Suresi 45:
    Sana Kitap`tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar…

    Allah’ın “dosdoğru kıl” dediği namazı ben, “Arapça” yüzünden, anlayamadığımdan dosdoğru kılamıyorum.

    Ezan okunup kılınan sünnet namazından sonra, bu kez İmam hutbesini okumaya çıkıyor ve ilk 2-3 dakika ve Hutbeden sonra hep Arapça konuşmalar… İmamın kötü şeyler söylemediğini biliyorum. Yüce Allah’ı, Peygamberimizi ve dinimizi öven sözler söylüyordur.

    Ama, ben AN-LA-MI-YO-RUM…

    İmam, Hutbeden önce ve sonra söylediği o Arapça cümleleri TÜRKÇE söylese ve o camide bunanların en fazla yüzde beşi anlayacağına herkes anlasa daha iyi olmaz mı?

    Yoksa o cümleleri Türkçe söylemek günah mı?

    Tamam… Kıldırdığı namazda okuduğu Arapça dualara sözümüz yok. Namazın geleneğidir dedik içimize sindirdik… Ancak Hutbe öncesi ve sonrası yapılan ARAPÇA konuşmalarını kabullenemiyorum. Türkçe karşılığını bilmeden benim ve ben gibi Arapça bilmeyenlerin, Arapça konuşan İmamı dinlemeleri anlamsız değilmidir?

    Yüce Allah Oku ve anla diyor. Anlamadan bir şey yapma diyor. Önce ANLAYACAKSIN diyor.
    Ama ben anlamıyorum. Kendime kızıyorum ve Rab’bimle tam olarak buluşamadan camiden ayrılıyorum. (Allah, kıldığım bu namazları kabul etsin. Amin)

    Okuduğunu ve söyleneni anlamamakla ilgili en son gelişme ise son günlerde güncel olan “Kur’an’ı Kerim’in seçmeli ders” olması. Bu konu hakkında çok şey söylenebilir. Ama ben burada sadece beni en çok yaralayan bir diyalogu aktaracağım.

    Konu ile ilgili olarak bir TV kanalının haber yöneticisi, Milli Eğitim Bakanına soruyor:
    – “Kur’an’ı Kerim eğitimi Türkçe mi olacak yoksa Arapça mı”? Bakan cevap veriyor.
    – “Arapça. Kelimeleri ve harflerin okunmasını öğrenecekler, sonra okuyacaklar”.
    TV kanalının haber yöneticisi tekrar soruyor:
    – “Ama, sanırım ne okuduklarını anlayamayacaklar… Öyle değil mi?”
    Bakan cevap veriyor.
    – “Evet… Anlamayacaklar.”

    Şu tabloya bakarmısınız? Son cümleyi söyleyen MİLLİ EĞİTİM BAKANI…
    Çocuklarımız ne okuduklarını anlamayacaklar ve biz buna “KUR’AN’I KERİM” dersi diyoruz.
    Bu durum; zamanında benimde şevkle gidip, hiçbir şey anlamadığım, sadece Arapça okumayı öğrendiğim Kur’an Kurslarının, resmileştirilerek okullara taşınmasıdır.

    Naçizane önerim; çocuklarımıza Arapça harfleri öğretip Kur’an ve Din adına hiçbirşey veremeyeceklerine, Diyanet Vakfı yayını olan küçük cep Kur’an’larının Türkçe mealini verip çocuklarımıza Kur’anı ANLAMALARINI sağlasınlar ve Kur’an Dinini öğretsinler…

    Neden çekiniyorlar ki?

    Allah tüm hatalarımızı affetsin . (Amin)

    • Avatar

      Gökhan Apr 27 2012 - 19:30 Reply

      Değinmeyi unuttuğum bir şey daha söylemişsiniz, Cuma namazını kısa tuttuk diyenler öncesinde 2 vaaz ve 4 rekat namaz yetiştirdiler böylece o iki rekatı beklerken onları taklit etmiş oluyoruz (çünkü o iki rekatı kılayım da ancak o zaman tamam olur zannına kapılıyoruz) aslında yaptıkları ayıp ne kısa yaptılar ama sözde kolaylıkları bile nasıl zorlaştırdıklarına güzel bir örnek. Dini Allah’a has kılarak yalnız Allah’a ibadet edilmelidir. Yoksa Hıristiyanların yaptıkları gibi Peygamberlerin arasını açmayı sürdürmüş oluruz. Eğer Muhammed Peygamberimize kılınıyorsa, İsa ve Musa Peygamberimize de kılınmalı adını bile anmıyorlar.

      Uzayan bu zaman, dikkat ederseniz yurt dışında karmaşaların çok güzel organize edilmesini sağlıyor. Cuma olunca ortalık boşalıyor nasılsa, namazdan çıkılıyor ortalık karışıveriyor.

      Yalnız şunu belirtmek isterim inanan ve ayetlere yüz çeviren insanlar ile namaz kılmak eminim sanki eğilen kale surları ile namaz kılmak gibi bir his verecektir. Ben insanların iç yüzünü gördükten sonra onların aralarında bulunmamaya karar verdim tavsiyem herkes namaz dostunu iyi seçsin. Yoksa ben bir sınama ile karşılaştı isem herkes aynı türden sınama ile karşılaşmayabilir. Bende önceleri Cuma namazına bir çok rahatsızlığıma rağmen sabırla giderdim ancak Kurana yeni başlamıştım hatta okumamam için bir çok teşvik başka kitap verme önerileri geldi, birileri bana karşı çıktığında acaba doğru dediler mi? diye hep düşündüm, düşünürüm.

      Emin olunca yanıt vereyim diyordum. O ibadethanelerden uzak durmam gerektiğini Kurandan öğrenmeden evvel camiye gidiyordum zaten benim onlardan uzaklaşmam çok çabuk aniden oldu. Bir baktım ki her yerdeler. İlk günden takva temelli, içinde arınmayı seven gerçek Müslümanların olduğu ibadethanelere gidilmeli yıkılmaması için emek verilebilir/içinde bulunabilir ama öyle bir mescid var mı? bilmiyorum ama mescid ibadetin zorunluluğu değil Allah işte kullarının durumunu bilerek kolayın kolayı ile ibadetleri kabul ediyor, diğerleri olsun varsın camiye giderken adım başına sevap kazandığını düşünsün, kendini camide tutarak saniyelerle günah düşürdüğünü sansın, ölürse şehit olacağını zan ediyor olsun..

Leave a reply

Name (required)

Website