Eşit Olunmaz, Adil Olunur

 

Belki de en çok karıştırılan ve Allah konusunda en fazla merak edilen iki konudur eşitlik ve adalet. Bir çok insan Afrika`daki insanları gördüğünde ya da çevresinde fakir, hasta, sakat ya da inançsız insanlar gördüğünde bu insanların suçu ne diyerek haşa Allah`ı yargılamaya kalkar. Halbuki Allah en baştan dünyayı ve tüm evreni eşitliğin olmadığı bir şekilde yaratmıştır. Ama Allah adildir. Allah Kuran`da bir hardal tanesi ağırlığınca yapılan işin bile hesabının sorulacağını söylüyor. Bir çok yerde Allah adildir, unutmaz, herşeyi görür ve bilir deniyor.

 

Allah Kuran`da çok açık bir şekilde kiminin kiminden üstün olduğunu ve bunun Allah tarafından yaratıldığını söylüyor. Bunun böyle olması çok normaldir. Çünkü Allah`ın herkesi ve herşeyi eşit yarattığını düşünseydik o zaman doğada bu kadar çeşitlilikle karşılaşmazdık. Belki tür denen bir kavram olmazdı ya da her türden meydana gelen varlıklar sadece tek tip olurdu. Fabrikasyon üretilen masa sandalye gibi her canlı çeşidinden sadece bir tane olurdu. İnsanlar içinse kadın erkek ayrımı bile olmazdı. Çünkü daha en baştan kadın ve erkek eşit değil. Ya da herkes maddi olarak aynı imkanlara sahip olarak dünyaya gelseydi, bu sefer herkes kaşını, gözünü, kulağını beğenmeyip yine birbirinden farkını ortaya koyacaktı. Dolayısıyla herşeyin ve herkesin eşit yaratıldığı bir ortamda herkes birbirinin kopyasıdır, herkes eşit kardeşe, eşit imkana sahiptir. Herkes aynı iklim şartlarında mücadele eder, herkes eşit yıl yaşar. Sadece bunları düşünmek bile eşit bir dünyanın mümkün olmadığını bizlere ispat etmek için yeterli aslında.

 

Allah dünyayı eşit yaratmamıştır. Herkese eşit imkan vermemiştir. Ama Allah adildir. Herkese aynı sorumlulukları yüklemiş ama bunların büyük bir kısmına bir ölçü belirlememiştir. Herkes kendi şartlarına göre değerlendirilecektir. Allah`ın adil olduğuna inanmak imanın en temel gereklerindendir. Dünyada imkan açısından çok zengin veya çok fakir insan vardır, akıl açısından çok üstün ya da çok eksik vardır. Dünyada çok uzun boylu, ya da kısa boylu insanlar da vardır. Güzel ve çirkin insanlar da vardır. Bazı insanlar çok sağlıklıdır, bazılarıysa hasta. Bu böyledir çünkü Allah insanları denemek istemiştir. İmkanı olanın ihtiyacı olana zekat vermesi bu yüzdendir. Aynı şekilde zorda kalana yardım edilmesi, hoşgörünün, merhametin esas alınması bu yüzdendir. İbadetlere güç yetiremeyenin sorumluluğunun hafifletilmesi Allah`ın adaletindendir. Allah aynı şekilde insanlardan da adaletli olmalarını talep etmektedir. Çünkü insanlar arasındaki etkileşimin temelinde yatan insanlar arasındaki güçlü olma savaşıdır. Bir an için her yaştan herkesin eşit imkanlara sahip olduğunu düşünelim. Bir süre sonra bu eşitlik yine bozulacak ve düzensizlik hakim olacaktır. Allah`ın sınavı da bu noktada daha belirgin olmaktadır. Zamanı geriye çevirmek nasıl mümkün değilse Allah`ın yaratmadığı eşitliği insan eliyle sağlamak ve korumak da mümkün değildir. Ama Allah`ın bizden isteği bu çabayı göstermemizdir. Sahip olduğumuz imkanlari olmayanlarla  paylasmaktir

Ayhan Malolglu

yazsana@web.de


About the Author
Author

ayhanmeral

Comments (3)
  • Avatar

    Metin Dec 10 2012 - 18:36 Reply

    Merhaba.

    Yüce Allah yaratılışın düalist- çift kutupluluk yapısı gereği insanları ayni-eşit özelliklerle değil; birbirinden farklı özellik ve kabiliyetle donatarak yaratmıştır. Sahip olduğumuz fiziksel özellikler ile zeka, akıl, beceri kapasitemiz; çalışıp iş ve değer üretme azmimiz birbirimizden farklıdır.
    Bunun sonucu olarak tarih boyunca insanlar arasında sosyolojik faklılıklar, ekonomik ve toplumsal sınıflar oluşmuştur. Sınıfsız bir toplum anlayışı hem yaratılışın düalist yapısına, hem diyalektik düşünceye aykırıdır. Ancak İslam’da rk ayrımı, kast sistemi, asil- avam ayrımı gibi insan onuru ve fıtratıyla çelişen sahte ayrımlar yoktur. İslam’ın esaslarından olan adalet ilkesine uygun olarak insanlar arasında her konuda fırsat eşitliği sağlanmalıdır.

    “Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbirleriyle çekişmeye, tartışmaya, rekabete devam edeceklerdir..” (Hud-118)

    Kur’an vahşi kapitalizmi; servetin, kapitalin belli ellerde toplanmasını elbette reddeder. Ama İslam’da sınıfsız bir toplum anlayışı veya nimet ve servetin mutlak eşit dağılımı da söz konusu değildir.
    İslam her konuda olduğu gibi bu konuda da orta yolu, sırati müstakimi işaret eder. Zengin-fakir, aklını işleten- işletmeyen, çalışkan-tembel; bu zıtların birlikteliği insanın imtihan ve tekamül seyrinin araçlarıdır. “Bilgi, ilim peşinde koşanla, koşmayan; çalışanla, çalışmayan; alın teri akıtan- emek verenle; yan gelip yatan ayni-eşit nimete, servete, rahmete sahip olmalı” demek adil değildir.
    Çalışan, çalışmayan; alın teri akıtan, akıtmayan ayni-eşit nimete sahip olacaksa insanlar niçin çalışsınlar? Bu anlayış, bu düşünce tarzı insanlar, toplumlar üzerinde “afyon etkisi” yapar.

    “Allah dilediği kimse için rızkı alabildiğine açar da sınırlayıp kısar da..” (Rad-26 Rum-37)
    “ Verdiği nimetlerle sizi denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiştir.” (Enam-165)
    “Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır..” (Nahl-71)
    “Allah’ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın..”
    (Nisa-32)
    “Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O’dur, nimete boğan da..” (Necm-48)
    “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların derleyip topladıklarından daha hayırlıdır..” (Zuhruf-32)
    “De ki: Rabbim, kullarından dilediğine rızkı bolca-genişçe verir, dilediğinede kısarak verir.
    Bir şey infak ederseniz-bağışlarsanız, O’ onun yerine başka bir şey lütfeder. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O..” (Sebe-39)

    Bu ayetlerle Yüce yaratan dünyada insanlar arasında rahmetin , nimetin eşit değil, farklı oranlarda bölüştürüldüğünü ve toplumda işçi, işveren sınıflarının olduğunu, olacağını açıkça bildiriyor. Rabbimizin rahmetini, hoşnutluğunu kazanmanın; mal, servet kazanmaktan, biriktirmekten çok daha hayırlı olduğu, zımmen infak etmemiz gerektiği de ayrıca bildiriliyor.
    İşgücü-emek satın alarak artı değer-kâr-servet elde eden işverenlerin sahip oldukları servette çalıştırdıkları işçilerin de emeği-hakkı olduğunu düşünmelidir. Toplumsal ölçekte elde edilen artı değer- milli gelir adil paylaşılmalıdır. Zekat vermeyi lütufta bulunmak olarak değil, fakire hakkını vermek olarak düşünmek gerekir.

    “Allah’ın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana lütufta bulunduğu gibi sen de lütufta-yardımda bulun..” (Kasas-77)

    İslam’da dünya nimetlerinden nasiplenmek, mülk sahibi olmak-özel mülkiyet meşrudur.
    İnsanların alın teri, el emeği karşılığı elde ettikleri artı – katma değerler kendilerine helaldir.
    Bedensel ve düşünsel emeğimiz karşılığı meşru yollardan kazandığımız bizimdir.
    Bu kazancımızı israfa kaçmadan, günaha sapmadan dini ve kanuni meşruiyet içinde harcayabiliriz.
    Ancak insanların fiziki, akli kapasiteleri arasında elli kat, yüz kat farklılıklar yoktur. Dolayısıyla insanların sahip oldukları servet miktarları arasında elli kat, yüz kat, hatta binlerce kat farklılıklar olmasının; oluşan bu artı değerin İslami, iktisadi ve vicdani açıdan izahı mümkün değildir.

    El emeği, alın teri olmayan haram, haksız kazançtan mutlaka kaçınmalıyız.
    El emeği, alın teri karşılığı olan kazancımızın zekatını da cömertçe vermeliyiz.
    Toplumun, ulusun sahip olduğu gelir, servet; toplum fertleri arasında ne kadar adil dağıtılırsa o kadar Kur’an hükümlerine uygun davranılmış olur.

    Saygılarımla.

  • Avatar

    Güray TEKİN Dec 16 2012 - 11:59 Reply

    İnsanlar arasında gerek biyolojik/fizyolojik farklılıklar(erkek,kadın,engelli, sağlam,beyaz,zenci,akıllı,vasat zekalı,zeki,vb.)gerek sosyolojik farklılıklar(zengin,fakir,çalışan,işsiz,Amerika’ lı,Irak’ lı, vb.) ve gerekse kader planları(uzun ömürlü,kısa ömürlü,şanslı,şanssız vb.) arasındaki eşitsizlikler sebebiyle Dünya yaşamında ”İlahi Adaletin olmadığı” düşünülür.Kur’an ayetlerinde de açıklandığı gibi bu ”eşitsizlik sistemi” insanların denenmesi veya sınava tabi tutulması için tesis edilmiştir.Aynı sınav sistemi Milli Eğitim sisteminde de(ilköğretim,orta öğretim,lise,üniversite,lisansüstü vb.)mevcuttur.Sınavda başarılı olanlar bir üst sınıfa geçer,başarılı olamayanlar sınıfta kalır,başarılı oluncaya kadar sınavlara girer,başarılı olursa bir üst sınıfa geçer.Bu sınav sisteminin amacı,insanları arzu edilen eğitim seviyesine yükseltmektir. Tekrar doğuşa inanmadığınız takdirde ”İlahi Sınav Sistemi” sadece Dünyadaki ilk doğuş,ölüm ve ahiret hayatı ile sınırlı kalır.Dünya sınavında başarılı olamayanlar ahiret hayatında hesabını verir.Ancak onlara başarılı olmaları için ikinci bir sınav hakkı verilmez.

  • Avatar

    sonerizgi Dec 19 2012 - 22:39 Reply

    Çok sade. anlaşılır ve güzel tespitlerle yazmışsınız yazınızı. Metin kardeşinde bunu ayetlerle desteklemesi çok iyi olmuş. Allah sizden razı olsun. Eklenecek ve anlaşılmayacak pek birşey kalmamış ama herkes dediğiniz gibi eşit yaratılmış olsaydı bu sefer neden farklı değiliz diye sorardık ya da neden bizi melek olarak v.s. yaratmadı diye söylenir. Yine cahlliğimizden dolayı Allah’ın adaletini sorgulayıp ADALETSİZLİK yaparak kendimize zulmederdik. Yazınız bu konuda aklı karışmış inanan insanlara da nasip olur İnşaallah.

    Saygılarımla… Selamun Aleyküm…

Leave a reply

Name (required)

Website