Neden “Sadece Kuran”? (İkinci Bölüm)

Allah’a ve Peygamberine itaat

“Allah ve Peygamberine itaat”, Allah’ın Peygamberi üzerinden ilettiği sözüne itaat demektir. 9:1-3 ayetlerinde “Allah ve resulünden… ültimatomdur” ifadesi bunu doğrular. Yoksa Allah ve Resul bu ültimatomu beraberce hazırlamış veya Allah Resul’e danışmış değildir (bkz.12:40, 18:26, 21:27). Aynı şekilde 33:36 ayeti de Allah ve resulünün ortaklaşa hüküm verdikleri anlamına gelmez. 24:48, 8:20 ve 4:12-13’ü inceleyin. 72:23 ayeti “Allah ve Resulü”nün Allah ve mesajı olduğunu kanıtlar. 45:6 ayetinde “Allah’a ve onun ayetine inanmak” söz konusudur. Allah’a ve ayetine itaat ayrı şeyler değildir. 4:80 ayeti, sanıldığı gibi Resul’e ayrıca itaatten bahsetmez. 48:10’da Peygamber’e bağlılık bildirenler aslında Allah’a bağlılık bildiriyor. Peygamber’e itaat eden Allah’a, Allah’a itaat eden Peygamber’e itaat etmiş olur. Peygamber’e uyun demek; “Sizi Allah yoluna çağıran Peygamber’e uymanızı emreden Allah’a uyun” demektir.

Uyulması gereken yalnızca Allah’tır/Kuran’dır. Peygamber hayattayken ona uyulur çünkü 2:285, 7:157 ve daha bir çok ayete göre Peygamber keyfine değil, Allah’ın emirlerine uyar. İnananlar Allah’ın emirlerine göre hareket eden lidere de uyar (4:59). Bu emrin [Allah + Peygamber sünneti + Politik liderin sünneti] anlamına gelmediği açıktır. Ayrıca bkz. 20:90

Şöyle düşünün: Peygamber bize geliyor ve “Elimde tuttuğum bu kitaba uy” diyor. Kitaba bakıyoruz, “Peygamber’e uy, Peygamber de bu kitabı izliyor” diyor. Buradan kitaba ayrı, Peygamber’e ayrı uymamız gerektiğini anlamayız. Ancak gerçekte Peygamber’in elinde hazır yazılı bir kitap yoktu. Bu da [Kitap = Peygamber] anlamına gelir. Yani Peygamber “Allah’a uy” dediğinde “Peki Allah nerede?” diye sormayız (3:79).

Resul, adı üstünde ELÇİdir. Hükümdar bize elçi üzerinden emir yollarsa ve “bana ve elçime itaat edin” derse, bunu hükümdarın YANI SIRA elçiye itaat şeklinde yorumlamayız ki! Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı.

Peygamberin helal-haram koyması

Sadece “O, çok soylu bir Resul’ün/Elçi’nin sözüdür” (69:40, 81:19) ayetleri bile Resul’ün Kuran dışında dinî emirler vermeyeceğini, telkinlerde bulunmayacağını kanıtlar. Birçok ayette ise “Allah’ın sözü” ifadesi kullanılmıştır. Bunlar farklı şeylerden söz etmez. Hadis/sünnet anlayışı ise Resul’ün Kuran’ın yanında, ona ek olarak verdiği hükümler olduğunu iddia eder. Bu iddia bu ayetlerin anlamıyla çelişir.

Sadece “Resul’e itaat Allah’a itaattir” (4:80) ayeti bile Resul’ün Kuran’ın yanında ikinci bir otorite olmadığını kanıtlar. Resul dinî otorite olması dolayısıyla itaati hak eder. Resul’ü dinî otorite yapan, olağanüstü güçleri ve yetkileri değil, vahiy alması ve aldığı vahyi insanlara iletmesidir (53:3).

Sünnetçilerin Peygamber’in Allah gibi haram-helal kılma yetkisi olduğunu savunmak için kullandıkları ayetlerden biri olan 59:7’deki “Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah’tan korkun.” ifadesi zekatla ilgilidir. Yasaklama ifadesi genel olarak Allah’ın yasakladığını yasaklama anlamındadır. Peygamber’i Kuran kitabı gibi düşünün. Bugün elimizde kitap var. O gün tamamı yazılı ve yayınlanmış bir metin yoktu. Kuran’ı en iyi bilen adam olarak Peygamber’e soruluyordu. Bugün “Allah’ın ve Kuran’ın emrettiği” veya “Allah’ın ve Kuran yasakladığı” gibi ifadeler kullanmıyoruz. Allah’ın yanı sıra Kuran’ın farz kılma yetkisi var demiyoruz. [Allah + Kuran] demiyoruz. Allah bizimle Kuran üzerinden konuşuyor. Peygamber’in hemşerileriyle de Peygamber üzerinden konuşuyordu.

Peygamber haram ve helal belirleme yetkisine sahip olsaydı bu kendisini Allah’ın yanında dinin ikinci bir kaynağı yapardı. Sözgelimi faizi (riba) Kuran yasaklamıştır. Peygamber buna dayanarak finansal kiralamayı da yasaklayabilir, çünkü finansal kiralamada faiz var. Sözgelimi beyni uyuşturan şeyleri (hamr) Kuran yasaklamıştır. Peygamber buna dayanarak likörlü çikolatayı yasaklayabilir. Bunlar içtihattır, Kuran hükümlerine ek hükümler değil. Kuran hükümlerine ek hükümler koyamazdı. Bunu yaptığı anda peygamberliği ve hayatı sona ererdi (69:40-47, ayrıca 66:1, 17:73-75). Daha Peygamber hayattayken Kuran’la tatmin olmayan ve onun yanında ikinci bir kaynak isteyenlerin varlığı dikkat çekicidir. Bu ayetlerdeki ifadelerin oldukça sert ve kesin olduğuna dikkatinizi çekerim. Peygamber’in Kuran’da olmayan konularda helal ve haram kılma yetkisi olduğu savı, Kuran’ın eksik bırakılmış olduğu ve hayattaki gelişmelere göre sürekli güncellenmesi gerektiği anlamına gelir. Kuran hep günceldir (6:115). Kuran’da hakkında hüküm verilmemiş konularda Peygamber Allah’ın emrine uygun olarak etrafındakilere danışıyordu (3:159, 42:38).

Kuran’da bir çok yerde “sana şu konuyu soruyorlar… de ki…” ifadeleri var (2:219, 17:85, 33:63…). Bunlar Peygamber’e dinde hüküm koyma yetkisi verilmediğinin kanıtı. Hiç bir yerde denmiyor ki “bir söz/hadis söyle de ona uysunlar” veya “sen uygun bulduğun bir şey göster seni taklit etsinler”. Sahabe sorduğu zaman böyle bir ayet gelmişse, belli ki Peygamber’e o konuda içtihat yapma yetkisi tanınmamış, o konuda Allah’ın belirttiği bir tek doğru var demektir. Her soru üzerine böyle bir ayet geldiğini elbette söyleyemeyiz. Muhtemelen hayatı boyunca on binlerce soruya muhatap olmuştur. Ayet gelmediği zaman belli ki daha önce sorulan soruyla ilgili ayet gelmiş ve Peygamber’in bundan hüküm çıkarması/içtihat yapması (hikmet) bekleniyor. Gece kalkıp sakin kafayla uzun uzun Kuran çalışmasının amacı bu hikmeti elde etmektir. Veya soru dinle ilgili olmayabilir ve bu durumda Peygamber fikrine saygı duyulan herhangi bir insan veya politik lider olarak bildiğini söyleyecektir (2:159, 42:38).

Peygamber’e sadece Kuran vahiy edildi

Peygamber’e Kuran’ın yanında Kuran’ın bir benzeri inmemiştir. Kuran’ın BENZERİ yaratılmamıştır (52:34). Peygamber’e sadece Kuran’ın indirilmiş olması acaba bu insanlara yetmiyor mu (29:51)?

7:203 ayetinden Peygamber’e bazen uzun süre vahiy gelmediğini anlıyoruz. 5:67 ayetinde ise Peygamber’den aldığı her vahyi insanlara iletmesi isteniyor. Bu iki ayet Peygamber’in görevi süresince her yaptığının gizli vahiylere dayanmadığını kanıtlamaya yeter.

Peygamber’in Kuran dışında vahiy aldığını iddia edenlerin yanıtlaması gereken birçok soru var: Allah neden vahyin bir kısmını Kuran, bir kısmını Sünnet olarak indirmiştir? Veya insanlar neden vahyin bir kısmını Kuran adıyla yazılı olarak iletmiş, bir kısmını Sünnet adıyla sözlü olarak iletmiştir?

Sünnetin bir kısmının vahiy, bir kısmının içtihat olduğu iddiasını da değerlendirelim. Hangi sünnetin vahiy, hangisinin içtihat olduğu nasıl bilinecek? Bizzat bu ayrım sünneti tartışmalı hale getirir. Peygamber’den sonra kimseye vahiy gelmeyecektir (33:40). Bu durumda Kuran’ın her çağda uygulanması imkansız olacaktır. Bu durumda Kuran evrensel olmayacak, yalnızca 7.yy Araplarına gelmiş olacaktır. Elimizdeki mushaflar yalnızca birer hatıra değerinde olacaktır.

Kuran’da belirtilmeyen konularda Peygamber’in hüküm vermesi doğaldır. Hayatın değişen koşullarında dini olsun, medeni olsun yeni hükümler vermek, yeni kurallar koymak zorundayız. Kuran bir yasa kitabı değil. Kuran’ın yoluna uygun olduğu sürece yeni hüküm verebiliriz, vermek zorundayız. Evet Peygamber bir örnektir, ve Kuran’da olmayan konularda hüküm vererek bu zorunlu uygulamanın örneğini vermiştir. Peygamberin her türlü davranışının vahiy ürünü olması, onu insan olmaktan çıkarır, bir robota çevirir. Çünkü bu durumda akıl, vicdan, sağduyu, merhamet, yanılma kapasitesi gibi insani özelliklerden arı olur. Peygamber’in hatalarından, yanılgılarından bazıları Kuran’da yer alır (8:67, 9:43, 10:99, 33:37, 80:1-10, ayrıca 11:12). Bu ayetler Peygamber’in her davranışının ve sözünün vahiy ürünü olmadığını kanıtlar. Bu ayetler Kuran’a boşuna konmamıştır. Bunlar Peygamber’in hem yanılabileceğinin, hem de Kuran dışında hüküm (içtihat) verebildiğinin delilidir. Ancak Peygamber’in Kuran’ın henüz tamamlanmamış olması nedeniyle kendi aklı ve vicdanıyla vermek zorunda kaldığı hükümlerden ideal olmayanları, hatalı olanları, Kuran onun Peygamberliği süresinde tamamlanarak düzeltilmiştir. Ayrıca hiç hata yapmamış, hiç günah işlememiş bir peygamber ne için af dileyecektir (40:55, 47:19, 110:3)?

Hadis yanında kimi zaman başvurulan siyer (Peygamber’in ve sahabenin hayatı) kaynaklarına göre, sahabe Peygamber’in hüküm ve uygulamalarına itiraz edebilmiş, onunla tartışmış, kimi zaman fikrini değiştirmeye zorlamıştır. Bu kaynakların doğruluğu elbette tartışılır, ancak bu hikayeler, bunları hadislerle birlikte doğru kabul edenlerin kendileriyle çeliştiğini gösteriyor. Zaten Kuran Peygamber’in kişiliğine her konuda kayıtsız şartsız itaat etmeyi değil, İYİ (maruf) İŞLERDE itaat etmeyi emreder (60:12). Kayıtsız şartsız itaat edilecek olan Allah’tır, [Allah+Peygamber] değil. Peygamber’e itaat Kuran’ın koyduğu hükümlere itaat anlamındadır. 4:79-80 ayetlerini inceleyin.

Peygamber hükümleri gizli vahiylerden çıkarıyor idiyse, vahiy almayan insanların onu örnek alması ve izinden gitmesi beklentisi ne kadar gerçekçi? Kendinizi sözgelimi Ömer’in yerine koyun. Boş bulduğunuz her vakit büyük bir hevesle Kuran çalışıyorsunuz. Amacınız onu iyi öğrenip, belki ezberleyip ondan hüküm çıkarmak ve uygulamak. Bir de bakıyorsunuz, Peygamber’e bu hükümler doğrudan vahiyle geliyor! Onun yanlış hüküm çıkarma gibi bir endişesi yok. Siz istediğiniz kadar çalışın, çabalayın, Peygamber’e Kutsal Ruh’tan hazır yanıt geliyor! Sonra da halife oluyor, onun izinden gitmeye çalışıyorsunuz. Aklınızda hep şu var: “Peygamber olsaydı bu durumda ne yapardı?” El cevap: “Ne yapacağı ona söylenirdi! Kuran’ı hüküm çıkaracak kadar öğrenmesine de gerek yoktu!” Kuran, yanında gelecek gizli bir vahiy olmadan uygulanamıyorsa Peygamber olmayanların onu uygulaması beklenemez.

Kuran’dan anlıyoruz ki, bu dünyadan nefsimizi arındırıp, şeytanın tuzaklarından -gerekirse o tuzaklara düşerek, günahı, başarısızlığı tecrübe ederek- kurtulup, doğruyu yanlışı ayırt etmeyi öğrenerek gitmemiz gerekiyor. Şayet Peygamber’e hata yapmamasını sağlayacak vahiyler geliyor idiyse, hataya, günaha düşmeden, kötüyü tecrübe edip onu tadarak ondan uzak durmayı öğrenmediyse bu sınavı nasıl başarıyla geçmiş olabilir? Bazıları iyice kendini kaybederek onun peygamberliği süresince şeytandan korunduğunu iddia ediyor. Şeytandan özel olarak korunan kişi iyiyi kötüyü nasıl tanır da ayırt eder, nefsini nasıl arındırır bunu izah edebilir misiniz?

Peygamber olağanüstü güçleri olan birisi olsaydı, onun da bizim gibi bir insan olduğunu Kuran’ın hatırlatmasının ne anlamı olurdu? (18:110, 41:6) Dikkat edin, her iki ayete de bu hatırlatıldıktan hemen sonra ortak koşmaktan söz ediliyor. Kuran’da kelimeler rastgele seçilmemiştir. Cümlelerin yeri rastgele değildir! Ayrıca bkz. 17:93

Peygamberin sünneti vahiy kaynaklı değil ise içtihattır. Başka bir seçenek mi var? Peygamber’e vahiy gelmediği kabul ediliyor ise onun sünnetinin izlenmesinin mecbur olduğu savı zaten çöküyor, çünkü bu durumda “Peygamber kimin sünnetini izliyordu?” sorusuna yanıt bulmak imkansız.

Peygamber sadece Kuran’la uyarır

Resul’e düşen TEBLİĞDEN BAŞKASI değildir (5:99, 13:40, 16:35, 42:48). Tebliğ etmezse görevini yapmamış olur (5:67). Dikkat edin, “…görevini yapmamış olursun” uyarısı başka hiç bir ayette geçmez. Kuran’da hiç bir kelime rastgele seçilmiş değildir. Resul’ün görevi Kuran’dan başkasının tebliği değildir (69:40-47). Kılavuzluk (hidayet) ise Allah’a aittir (16:9, 92:12). Resul, elçilik görevini sadece kendisine verilen vahiy ile yerine getirmiştir (2:170, 6:50, 6:106, 7:3, 7:203, 10:15, 10:109, 33:2, 46:9), dolayısıyla hadisleri reddedip Müslümanlar olmakta yanlış bir şey yoktur (2:23).

Varsayalım 7.yy Mekke’sindeyiz. Bir adamın Allah’ın elçisi olma iddiasıyla ortalıkta dolaştığı haberi geliyor. Allah size lütfetti, anında yalanlamak yanılgısına düşmediniz. İşin aslını merak ettiniz. Kendiniz adamı görüp karar vermek istediniz. Vardınız yanına. “Sizin için böyle böyle diyorlar. Anlatın bakalım” dediniz. Muhammet bin Abdullah’ın size diyeceğini sanıyorsunuz? Elbette ki size kendi fikirlerini değil, ayetleri okuyacaktır (6:51, 50:45, ayrıca 43:5). Bunun üzerine bir karar vereceksiniz. Ya bu adamın doğru söylediğine, elçi olduğuna, okuduğunun Allah sözü olduğuna inanacaksınız, ya da bu adam hakkında size arkadaşlarınızın aktardığı her ne ise ona inanacaksınız. Öyle ya, sizin halihazırda bir dininiz var. Bu dinin ileri gelenlerine, bu dinin öğretilerine, söylencelerine inanmaya devam edeceksiniz. Bildiğiniz tanrıya/tanrılara kulluk etmeye devam edeceksiniz. Şimdi 21.yy Türkiye’sindeyiz. Ona hala deli/kurnaz/politikacı/sahtekar diyenler var. Allah size lütfetti ve anında yalanlamak hatasına düşmediniz. İşin aslını merak ettiniz. Peygamberi kendiniz dinlemek istediniz. Ne yapacaksınız? Hadis kitabı mı okuyacaksınız? Peygamber iddiasında bulunan insan artık hayatta değil ama Allah’tan getirdiğini iddia ettiği mesajı hala hayatta. Peygamber artık her dili konuşuyor. Onu dinlemek için dilini biliyor olmanız da gerekmiyor. Onu dinlemek üzere Kuran’ı elinize aldınız. Size ne anlatıyor? Kendi fikirlerini mi? Allah’ın sözlerini mi? Bunun üzerine bir karar vereceksiniz. Ya bu adamın doğru söylediğine, elçi olduğuna, okuduğunuzun Allah sözü olduğuna inanacaksınız, ya da bu adam hakkında size arkadaşlarınızın aktardığı her ne ise ona inanacaksınız. Öyle ya, sizin halihazırda bir dininiz (her ne ise) var. Bu dinin ileri gelenlerine, bu dinin öğretilerine, söylencelerine inanmaya devam edeceksiniz. Bildiğiniz tanrıya/tanrılara kulluk etmeye devam edeceksiniz. İki örnek arasındaki paralelliği gördünüz mü? 7.yy Mekke’sinde önünde secdeye kapanılan heykeller filan yoktu. Mekke’nin İbrahim’in yolundan gittiğini düşünen, yoldan çıkmış insanlarının elinde Allah’ın mesajı var mıydı? Varsayın ki vardı ama okumuyorlardı. Onun yerine dinin ileri gelenlerini dinliyorlardı. “din bilginleri bize yeter” diyorlardı. Şimdi elimizde Allah’ın mesajı var. Fark etti mi? Okumuyoruz. Akıl verenimiz çok. Dinin ileri gelenleri, anamız, babamız, atamız bize yetiyor. Öyle mi?

Allah bize yeter (4:45, 3:173, 8:64, 9:129, 33:3, 39:38, 65:3…). Peki Allah bize nasıl yetecek? Allah bize nasıl yol gösteriyor? Vahiy alanımız var mı? Yok. Allah bizimle Peygamber aracılığıyla, Kuran’da konuşuyor. Ancak onu dinlersek bize yol gösteriyor.

(İkinci bölümün sonu)


About the Author
Author

st3792

Comments (8)
  • Avatar

    simsek Dec 24 2012 - 11:08 Reply

    emeğine eline sağlık
    allah razı olsun.

  • Avatar

    tuğrul Dec 24 2012 - 12:26 Reply

    Düşünmezmisiniz der Kuran ve ben hep düşünürüm. Düşününce de şunlar gelir aklıma: Kurana inanmak Allah’a inanmanın parçasıdır, Kuran dışı kaynaklara inanmak ise insanlara inanmanın parçasıdır. Beşeri kaynaklara inanmak dinin şartı olabilir mi? Satürnü, Uranüsü, yıldızları, sonsuz kainatı, hücreyi, atomu, göz bebeğini, kalp kapakçığını yaratan kudret, akla yatmayan binlerce şeyi içeren başka kaynaklara inanmadı diye kulunu yargıları mı? Konu budur aslında. İsteyen türetilmiş alternatifleri uygulasın ama bu dinin şartıdır bunu uygulamayan zındıktır demesin. Hadisleri esas alarak oluşurulan bir sünnet dini var. Ve bu hadisleri esas alarak yazılan öyle din eleştirileri var ki okuduğunuzda inançla-inançsızlık arasında ki ince çizgide yalpalarken buluyorsunuz kendinizi. Öyle kitaplar vardı ki biz lisedeyken, okuduğumda şoke olmuştum. Hadislere dayanarak dine çullanılmıştı ve inanmamak inanmaktan kolaydı kitap bittiğinde. Başka bir kitapta dişime dolgu yaptırdım diye bana başka mezhebe göre gusül abdesti niyeti öğütleyen kitaplar okudum. Küçüktük, utangaçtık soramadık kimseye, nasıl yani ben ilelebet cünupmuyum diye 3-5 haftam zehir olmuştu. Mezheplerin kutsiyeti olmadığını söylediğim bir ”hoca” beni tehlikede gördüğünü söyledi. Biraz daha zorlasam cehennemliktir diye dilekçe yazacaktı herhalde. Bunlar küçük örnekler. Hal böyleyken ben Kuran dışı kaynaklara neden inanayım veya neden ayıklamaya gayret göstereyim. Şu an ki durumumuz ortaçağda meleklerin cinsiyetini tartışan Hristiyanlara benzemekte. Biz o günah bu sevap, şu mendup bu mekruh derken, dine sünnet adı altında yüzlerce detayı ekleyip onları gerçekleştirmeye çalışırken başkaları elektiriği, uçağı, otomobili vs yi icat etmiş, uzaya çıkmış. İnsan hakları, yaşam standartları, adalet-hak-hukuk- saygın yaşam, çevre bilinci konusunda bizlere fark atmış. Biz ise bir alt kümede kalmışız. Şunu soruyorum kendi kendime: Taktik ilahi ve son versiyon, dolayısıyla hep 1. olmamız lazım ama aksine hep gerideyiz, hatta küme düşmüşüz. Eee? Ya dejenere ettik veya/ve yanlış anlayıp yanlış uyguladık.

  • Avatar

    cemalettin Dec 24 2012 - 17:02 Reply

    kardeşim eline sağlık doğruyu bulduğuna inanıyorum ne mutlu kuranı anlayanlardasın bende kuranla yaşamaya anlamaya çalışanlardanım allahın izniyle. milletimiz okumayı sevmiyor yazarı allah olan kuranı merak etmiyor binlerce dizi boş magazin dedikodu proglamlarla oyalanıyor sanki kuran inmemiş haşa allah yokmuş gibi çoğunluk böyle yaşıyor ne olacok bu müslüman alemin sonu .ibadet etmeyenlere inanınki çok üzülüyorum rabbim hepimizi namaz kılanlardan eylesin. rabbim beynimize pislik akıtanlardan eylemesin yeter bu duyarsızlığımız.ne olur kuranı anlayarak okuyun.namazınızı kılın sağlıkla kalın

  • Avatar

    demirbey Dec 26 2012 - 20:15 Reply

    Allah razı olsun kardeşim. Yazınızdan bir kaç pasajı alarak notlarım arasına kaydettim. Gerçekten çok güzel bir kur an ve peygamber çalışması olmuş. İnşaallah çok kimse istifade eder ve manevi karşılığını görürsünüz.

  • Avatar

    celal62 Dec 28 2012 - 04:04 Reply

    rad suresi 41 ayet
    Gormuyorlarmiki biz yeri etrafin eksiltip duruyoruz?ve ALLAH hukmunu oyle icra ederki hukmunu degistirecek yoktur.O cok hizli hesap gorur
    yukarida belirtilen ayette ap acik ortadirki bilimsel olarak gozlenen kutuplardaki buzullarin erimesi yerin eksilmesi durumudur bunu paylasmak istedim
    birde bu siteyi kuranlara ve emegi gecen herkese tesekkur ediyorum sonuc olarak CENABI HAK herkesin ozune donmesini vede ahiret gunu kitabi sag eli verilenlerden olmamizi nasip eylesin. amin
    saygilarla

  • Avatar

    musa Jan 10 2013 - 01:25 Reply

    Neden “Sadece Kuran”? (İkinci Bölüm)
    Allah’a ve Peygamberine itaat
    “Allah ve Peygamberine itaat”, Allah’ın Peygamberi üzerinden ilettiği sözüne itaat demektir.
    Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur bu; 9/1
    Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O’nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövde ederseniz bu sizin için hayırlırdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah’ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muştula! 9/3 ayetlerinde
    “Allah ve resulünden… ültimatomdur” ifadesi bunu doğrular. Yoksa Allah ve Resul bu ültimatomu beraberce hazırlamış veya Allah Resul’e danışmış değildir.
    ‘O’ndan başka taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden ibarettir. ALLAH onlara her hangi bir güç vermemiştir. Hüküm, ancak ALLAH’ındır. Yalnızca kendisine kulluk etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ne var ki halkın çoğu bunu bilmiyor.’12/40
    De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O’nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O’ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” 18/26
    Onlar O’nun sözünün önüne geçmezler; onlar yalnız O’nun emriyle iş yaparlar. 21/27

    sayın st3792
    yukarıdaki yazı aslında sizin ben sadece ayetlerin mealini yazdım.siz numaralarını yazmışsınız.
    benim yazdığım gibi ayetleride yazınca allah a itaat peygambere itaat yazınız hiç olmamış bu kısmı okuyunca akla gelen ilk soru şu oluyor.bu ayetler ile konunun ne alakası var.
    konuyu oldukca boğmuşsunuz.anlamını kaybetmiş cımbızla alınmış ayetler ile ne anlattığınız belli değil.
    bu konuda burda haluk GÜMÜŞTABAK beyin yazısını okumuş olsaydınız.böyle alakası olmayan ayetler ile başlamazdınız.
    kısaca yazınızı beğenmedim.ama söylemek istediğinizi anladım ve aynı düşüncedeyiz.keşke yazdığınız yazıyı önceden okuyup yayınlasaydınız.
    ———————————–
    birde şurada nedemek istediniz biraz daha açarmısınız.

    Resul, adı üstünde ELÇİdir. Hükümdar bize elçi üzerinden emir yollarsa ve “bana ve elçime itaat edin” derse, bunu hükümdarın YANI SIRA elçiye itaat şeklinde yorumlamayız ki! Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı.

    yani allah a itaat elçiye itaat yokmu demek istiyorsunuz.
    lütfen belirtin.

  • Avatar

    musa Jan 10 2013 - 01:44 Reply

    sayın st3792

    yanlış isim yazmışım düzeltiyorum.haluk gümüştabak bey değil

    peygambere itaat ( h.ayhan ) yazan kişi

    elçiye itaat etmek nedemektir. ( nazli )

    resule itaat..! ( dini yazılar )

    bunları okuyun. st3792 bay veya bayanmısınız bilmiyorum.

  • Avatar

    simsek Jan 17 2013 - 09:44 Reply

    ELEŞTİRİ

    Neden “Sadece Kuran”? (İkinci Bölüm)

    Kuran’da belirtilmeyen konularda Peygamber’in hüküm vermesi doğaldır. Hayatın değişen koşullarında dini olsun, medeni olsun yeni hükümler vermek, yeni kurallar koymak zorundayız. ( Kuran bir yasa kitabı değil. ) İTİRAZIM BU CÜMLEYEDİR.KUR AN BİR YASA KİTABIDIR.
    İKİNCİ BÖLÜNDE BÖYLE YAZDINIZ.ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDE DE FARKLI YAZDINIZ.BİR DÜZELTME YAPMANIZ GEREKİYOR.ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDEKİ YAZINIZI DA KOPYALAYIM BAKINIZ.ÜSTELİK AYETLERİ VEREREK BU DÜŞÜNCENİZİ ÇÜRÜTÜYORSUNUZ.
    ————————————————————————————————-
    ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDEN VERDİĞİNİZ AYETLERİN NUMARISINI BEN SİZE MEALİ OLARAK VERİYORUM.
    BU AYETLER KUR AN IN YASA KİTABI OLDUĞUNU GÖSTERİR.
    BAKINIZ.

    Allah’ın sünneti şeklinde veya anlamında kullanılır.
    Senden önce gönderdiğimiz tüm elçiler için öngördüğümüz sistem (sünnet) budur. Sistemimizde herhangi bir değişiklik göremezsin. 17/77

    ALLAH’ın kendisine yasallaştırdığı bir konuda peygambere herhangi bir engel yoktur. Bu, öteden beri, gelmiş geçmişlere uygulanan ALLAH’ın sünneti (yasası) dır. ALLAH’ın emri, belirlenmiş ve kesinleşmiştir. 33/38

    Öncekilere uygulanmış ALLAH’ın sünneti (yasasıdır). ALLAH’ın sünnetinde herhangi bir değişme bulamazsın. 33/62

    Yeryüzünde büyüklendiler, kötülük planladılar. Halbuki kötü plan sahibine geri teper. Geçmişlere uygulanan sünnet (yasa) dan başkasını mı bekliyorlar? ALLAH’ın sünnetinde bir değişiklik göremezsin; ALLAH’ın sünnetinde bir sapma göremezsin. 35/43

    Azabımızı gördüklerinde inanmaları kendilerine bir yarar sağlamaz. Bu, daha önceki kulları hakkında sürekli uygulanan ALLAH’ın sünneti (yasası) dır. İşte o zaman inkarcılar hüsrana uğramışlardır. 40/85

    Öteden beri uygulanan ALLAH’ın sünneti (sistemi) budur. ALLAH’ın sünnetinde bir değişme bulamazsın. 48/23
    ————————————————————————————————–
    KUR AN DA BİR ÇOK YERDE AYETLERİ BU KİTABIN BİR YASA KİTABI OLDUĞUNU SÖYLER.YANİ BİR KURAL VARDIR.O KURALI ALLAH KOYAR.
    BİR ÖRNEK

    Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah’tan bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.4/11

    BU MİSALLERİ ÇOĞALTMAK MÜMKÜNDÜR. BEN SADECE BİR ÖRNEK VERDİM.

    YANİ
    KUR AN DA SÜNNET/YASA/KURAL/ ALLAH IN İNSANLARA ERDEMLİ BİR HAYAT SÜRMELERİNİN KURALINI YANİ YASASINI KOYMUŞTUR.

    kuran bir yasa kitabı değildir demek ALLAH IN KİTABINA TERSTİR.

    LÜTFEN BU YAZINIZDAKİ BU CÜMLEYİ DEĞİŞTİRİN.
    SAYĞILARIMLA

Leave a reply

Name (required)

Website