Uyumak Ve Yellenmek Abdesti Bozar mı?

Bizler inancımızı yaşarken, Kur’an merkezinden o kadar uzaklaşıp, hurafelerin etkisinde kaldık ki, bizlere öğretilen yanlış itikatları, Allah ın ayetleriyle anlatmaya, izah etmeye kalksanız bile, kabul görmez oldu. Çünkü Allah ın koyduğu, sınırların dışına çıktık.

Dini bir konuda konuşmak istediğinde, hemen öne sürdükleri, senin Arapça ilmin ne kadar ki din adına konuşabiliyorsun olmakta, böylece toplum susturulup, korkutulmaktadır. Böylece istedikleri inancı ve itikadı, topluma çok daha kolay kabul ettirebilmektedirler.

Lütfen şunu asla unutmayalım, Allah başka dillere tam olarak çevrilmeyen bir rehber gönderip, daha sonrada tüm kullarını bu kitaptan asla hesap sormaz. Birçok kez Allah ın yemin ederek, bu kitabı, bu dini sizler için kolaylaştırdım hükmünü lütfen unutmayalım, birilerin aldatmacalarına kanmayalım.

Elbette bu yanlışları yapmamızın asıl nedeni, Kur’an ın eğitiminden geçmek yerine beşerin, rivayetlerin, edindiğimiz velilerin eğitiminden geçmemiz, büyük etken olmuştur.

Allah Kur’an ın ipine sarılın, sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum dedikçe, bizler tam tersi düşüncelere inandırıldığımız için, Kur’an da her bilginin olmadığı, izah edilmediği fikrini kabul etmemiz, bizlerin inanılmaz yanlışlara yönlenmemize, inanmamıza neden olmuştur. Elbette bu yanlışlara inanmamız dinde bizlere, zorluklarda çıkarmıştır.

Bu yazımda sizlerin, üzerinde düşünmenizi istediğim konu, abdesti bozan şartlar nelerdir konusu üzerine olacak.

Allah Maide suresi 6 ve Nisa 43.ayetinde namaza başlamadan önce, nasıl abdest almamız gerektiğini, abdesti bozan durumları, açık bir şekilde anlatır. Ayrıca abdest in bozulma şartlarının örneklerini de verir, su bulamadığınızda bile ne yapmamız gerektiğini anlatır bizlere.

Abdest in bozulma hallerini, bu ayetlerden yola çıkarak, şunları söyleyebiliriz.

—Cünüpseniz, cinsel ilişkiye girdiyseniz temizlenin, yıkanın.
—Tuvaletten çıktığınızda yani küçük, büyük abdest yaptığınızda, namaza durmadan önce abdest alın.

Buradan da anlaşılıyor ki, Allah abdesti bozan durumları açıkça yazmıştır. Cinsel ilişki ve tuvalete girip ihtiyacımızı gördükten sonra, abdestin bozulduğunu, tekrar alınması gerektiği izah ediliyor.

Peki günümüzde bizlere, abdesti bozan şartlar olarak yalnız bunlar mı anlatıldı? Elbette her zaman olduğu gibi, her konuda yaptığımızı bu konuda da yaptık ve Allah ın rehberinde açıkça izah ettikleri, bizlere yetmedi, bunlarla yetinmedik ve emin olmadığımız bilgiler ışığında yapılan ilavelerle, Allah ın kolaylaştırdığı dini zorlaştırdık.

Bizlere öğretilen ve Allah ın asla abdesti bozan şartlar arasında saymadığı, iki konuyu gündeme getirmek istiyorum bu yazımda. Tabi bunlardan başka birçok ilaveleri de sayabiliriz. Her mezhepte bu ilavelerin farklı olduğunu da söyleyebiliriz. Yazımda gündeme getirmek istediğim, konu üzerinde konuşmak istiyorum.

—Uyumak ve yellenmek.

Uyumanın ve yellenmenin abdesti bozduğu anlatıldı bizlere. Ama bu bilgi ne yazık ki Kur’an dan onay almaz. Allah böyle bir hüküm vermemiştir. Gerçi günümüzde, Kur’an ın onayını arayan pek de yok zaten.

Yalnız Kur’an ile imanımızı yaşamayız, İslam ı tam olarak yaşayabilmemiz için, fıkıh kitaplarına da ihtiyacımız vardır diyerek, adeta Kur’an ı tek başına yeterli görmeyen bir toplum olduk.

Acaba bu tavrımıza Yüce Rabbimiz ne diyordur diye hiç düşündük mü? Hadi bir benzerini getirsinler bakalım, diyen Rahmanın zikrini hatırlatırım.

Kur’an da her şeyin olmadığına inandığımızda, elbette ucu açık, sonu gelmeyecek birçok dine ilavelere de inanmamız, bu durumda hiç zor olmayacaktır.

Allah abdestin bozulma şartlarını anlatırken, uyumanın ve yellenmenin abdesti bozduğunu söylememiştir. Kur’an da hiç bahsedilmediği halde, bizler bu konudaki ilavelere, söylenenlere inanmakta, birçok konuda yaptığımız gibi, bir sakınca- kusur görmemişiz, Çünkü Kur’an ın da bir sınırları olduğu, emin olmadığımız bilgilerden kaçınmamız gerektiği, öğretilmemiş bizlere.

Şimdi de bu konu ile ilgili rivayet hadislere bakalım. Acaba Allah ın koymadığı bir kuralı-hükmü koyarak, kendi nefsimize çıkardığımız zorluklara çareler, bakalım nasıl aramışız. Her nedense, bu rivayet hadisleri topluma anlatmazlar. Benim sizlere hatırlatmamın nedeni, üzerinde Kur’an ın ışığında düşünmeniz adınadır.

6106 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) horlayıncaya kadar uyudu. Sonra kalkıp namaz kıldı.”
6107 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın o uykusu, kendisi yani Hz. Peygamber oturur iken olmuştur.”

Aslında yukarıdaki örnek, çok dikkat çekici ve düşündürücüdür. Bizler Allah ın vermediği bir hükmü vererek, zorlaştırdığımız dini, daha sonra rivayetlerle esnetmeye çalışmamız, Kur’an ın sınırlarını aştığımızda olacaklara, güzel bir örnektir.

Eğer uyku abdest bozuyorsa, bunun yatarak ya da oturarak olmasının, farklı olduğunu söylemek, yaptığımız yanlışlara kılıf aramaktan öte gitmez. Bildiğiniz gibi, uyumanın abdesti bozduğunu söyleyenler, uyuduğumuzda kendimizden geçtiğimizi ve bu durumda farkında olmadan yellenebileceğimiz anlatılır.

Bu konu ile ilgili, rivayet hadislerden örnekler vermeye ve üzerinde düşünmeye devam edelim.

3648 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah’ın ashabı uyurlar, sonra abdest almadan namaz kılarlardı:
(Enes’ten bunu rivayet eden) Katade’ye:
“Bu sözü Enes’ten bizzat işittin mi?” diye sorulmuştu:
“Vallahi evet!” diye te’yid etti.”
Müslim, Hayz 125, (376); Ebu Dâvud, Tahâret 80, (200); Tirmizi, Tahâret 58, (78).

3651 – İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’ın anlattığına göre, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ‘ı secde halinde uyurken görmüş ve hatta Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) horlayıp solumuş, sonra kalkıp (abdest almadan) namaz kılmıştır.
İbnu Abbas der ki:
“Ey Allah’ın Resulü dedim, siz uyudunuz, (abdestiniz bozulmuş olmalı değil mi)?” Bana şu açıklamayı yaptı: “Abdest, yatarak uyuyana gerekir. Zira yatarak uyuyunca mafsalları rahâvet basar.”
Tirmizi, Taharet 57, (77); Ebu Dâvud, Tahâret 80, (202); Nesâi, Ezân 41, (2, 30).

Dikkat ederseniz aynı konuda, çok örnek var. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum. Aslında biraz düşündüğümüzde, yaptığımız yanlışların dinde zorluklar çıkarmasının, bizlerde yarattığı etki-tepki çok net anlaşılıyor.

Şimdi yazacağım rivayet hadis, hadis naklinin çelişkilerini ve bir o kadar da, çok dikkatli olmamız gerektiğini gösteren, güzel ve düşündürücü bir örnek.

3650 – Hz. Ali (radıyallahu ahh) anlatıyor: “Gözler, halkanın bağıdır, öyleyse uyuyan abdest alsın.”
Ebu Dâvud, Tahâret 80, (203).

Ne dersiniz, sizce Hz. Ali böyle bir şey söylemiş olabilir mi? İşte dine ilaveler ne yazık ki böyle günden güne çoğalıp gidiyor. Eğer Kur’an ın onayını almadan, her rivayete inanır ve inancımızı bunlara göre yaşarsak, sizce gittiğimiz yol, bizleri Allah a ulaştırır mı?

Dikkat ederseniz verdiğim hadislerin hepsi, bir başkası tarafından, yine bir diğerine nakli kanalıyla oluyor. Bu yolla ulaşan bilgilerin, yüzlerce yıl sonra değişikliğe uğramadan, bizlere ulaşması mümkün değildir. Lütfen bu gerçeği göz ardı etmeyelim.

Kendimize şu soruyu neden sormuyoruz? Peygamberimiz bizlere, neden direk hitap etmek, ilk elden bilgi vermek adına, bu bilgileri kendisi bizzat yazdırmamışta, yüzlerce yıl sonra, toplanmaya çalışılmış? Bu sorunun doğru cevabını nefsimize verebilirsek, sanırım her şey çok net anlaşılacaktır.

Şimdide yellenme konusuna gelelim. Daha önce söylediğim gibi, Kur’an yellenmenin abdesti bozduğu konusunda bir hüküm vermez. Peki, rivayet hadisler bu konuda neler söylüyor. Gelin şimdide onlara bakalım ve üzerinde düşünelim. Bizleri doğruya ulaştıracak, her bilgiden faydalanmalıyız, yeter ki Kur’an ın onayından geçsin.

3625 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ses ve koku olmadıkça abdest alınmaz.”
Bir rivâyette şöyle gelmiştir: “Biriniz mescidde iken, kabaları arasında bir yel hissetse ses işitmedikçe veya koku duymadıkca dışarı çıkmasın.”
3626 – “Sizden biri, karnında bir şeyler hissetse ve fiilen çıkıp çıkmadığı hususunda tereddüd içinde kalsa, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidden çıkmasın.”
3627 – Ebu Dâvud’da şöyle gelmiştir: “Biriniz namazda iken, dübüründe bir hareket hissetse ve abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda tereddüde düşse, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidi terketmesin.”
Müslim, Hayz 99, (362); Tirmizi, Tahâret,56, (74, 75); Ebu Dâvud, Taharet 68, (177).
3628 – Abdullan İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu veselâm’a, namazda iken hayaline abdesti bozuldu gibi gelen bir adamdan bahsedilmişti. Şöyle ferman buyurdular:
“Sesi işitip kokuyu duymadıkça namazı sakın terketmesin.”
3629 – Ebu Dâvud bir rivâyette şu ziyadede bulunmuştur: “Biriniz mescide girince, kabaları arasında bir şey hissedecek olsa, çıkanın sesini işitmedikçe sakın mescidden dışarı çıkmasın.”

Buhari, Vudü 4, 34, Büyü 5; Müslim, Hayz 98, (361); Ebu Dâvud, Tahâret 68, (176); Nesâi, Tahâret 116, (1, 99).

 

Dikkat ederseniz, bu konuda birçok rivayet hadis, Kur’an ın hükmü doğrultusunda kısmen toplumu yönlendiriyor. Yani camide, mescitlerde namaz kılarken, çevreyi rahatsız etmediği durumda, abdestimizin bozulmayacağı açıklaması yapılıyor. Dikkat ederseniz toplum bu konuda, adeta belirli bir eğitimden geçiriliyor düşüncesi hasıl oldu bende.

Hadislere dikkat ederseniz, toplum içinde kılınan namazlarda, yellenme konusunda daha dikkatli olmaları konusunda, adeta toplum uyarılıyor, eğitiyor. Ama yellenmenin, aslında abdesti bozmadığı anlatılmaya çalışılıyor. Lütfen rivayet hadisler üzerinde, dikkatle düşünelim.

Her zaman olduğu gibi, şimdide yukarıdaki birçok rivayetin, tam tersi olan bir hadis nakletmek istiyorum sizlere.

3630 – Ali İbnu Talk (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Biriniz namazda yellenirse derhal namazdan çıksın, abdest alsın ve namazı iade etsin.”

Ne dersiniz dostlar, kafanız karıştı değil mi? Bizler imanımızı emin olmadığımız bilgiler ışığında düşünmeden yaşarsak, daha çokkkkk kafamız karışacaktır, bunu unutmayalım.

Elbette toplu kıldığımız namazlarda, yellenme konusunda camide bulunanları, rahatsız edecek bir durum hâsıl olmuşsa, camiden dışarı çıkmak en doğrusu olacaktır.

Allah bizlere namaz kılmamızı ve namazdan önce abdest almamızı emrettiyse, bu konuda bizlerin bilmesi gerekenleri açıklamış, izah etmiş olması gerekmez mi? Bilgilendirmediği, hüküm vermediği bir konudan, detaydan sizce Rahman, bizlerden hesap sorar mı?

Allah ın herhangi bir konuda verdiği açık hükümlere, geleneklerimizin yaptığı ilaveler, dinde verilen ana hükmün şartlarından sayılır mı?

Eğer evet sayılır diyorsak, lütfen bugün mezheplere, hatta tarikatlara bölünmüş ve birçok konuda dine yapılan, ama her birinin bir diğerinden çok farklı ilaveleri, nasıl açıklarız? Sanırım açıklayamadığımız için olsa gerek, birbirimize düşman olmuş, hatta bir birimizi öldürecek kadar da, nefret etmişiz.

Verdiğim rivayet hadisleri okuduğunuzda, şöyle düşünebilirsiniz. Yaşlı bir kişi düşünün, kulağı az işitiyor, burnu az koku alıyor. Bu durumda, yellendiğinden şüphe eden bir kişi, ne ses duyabilir, nede kokuyu. Her yellenenden de, koku duyulacak da değildir zaten.

Ne dersiniz, iyice kafanız karıştı değil mi? Kafaları karıştıran, aslında bizlerin doyumsuz nefsimizdir. Eğer nefsimizi aklın ve Kur’an ın kontrolünden çıkartırsak, bu sonuç kaçınılmaz olacaktır. Nefsimize hükmetmesini öğrenmediğimiz sürece, her zaman aynı şüphede yaşamaktan asla kurtulamayız.

Yaradan bu kitabı, yemin olsun ki sizler için kolaylaştırdım diyor da, bizlere kolaylaştırılmış bir yol, yöntem gösteriyorsa, lütfen bu hak yolu, batılla zorlaştırmayalım.

Yaradan sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum diyorsa, gelin Rabbimizin söylediklerinin ve bizler için çizdiği sınırların dışına çıkmayalım. Sınırları zorlayıp, kendimize eziyet etmeyelim.

Allah açıkça hüküm verip, bizlerin bütün şan ve şerefimizin Kur’an da olduğunu söylüyor da, biz Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık diyorsa, sizce bizleri ilgilendiren, bizlerin sorumlu olduğumuz her şey, Kur’an da yok dersek, Rabbimize ve kitabına saygısızlık yapmış olmaz mıyız?

Yorum ve karar sizlerin. Hepimiz imtihandan geçiyoruz. İmtihan olduğumuz kitap ta yalnız Kur’an olduğunu söylüyorsa Yaradan, bizlere düşen imtihanımızı, elde Kur’an, aklımızla düşünerek yaşamak olmalıdır.

Aklını kullanmayanı, PİSLİK İÇİNDE BIRAKIRIM diyen Rabbimize, lütfen kulak verelim. Yoksa pislikten, Allah ın lanetinden kurtulamayız.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


About the Author
Author

halukgta

Comments (18)
  • Avatar

    Kalemzade Kamil Aug 2 2013 - 16:25 Reply

    Haluk bey, beğenerek okuduğum yazılarınıza bir yenisini daha eklemişsiniz. Allah razı olsun, ilminizi daha da artırsın.

  • Avatar

    Mürüvvet Çalışkan Aug 2 2013 - 17:50 Reply

    Sayın Gümüştabak, demişsiniz ki”Lütfen şunu asla unutmayalım, Allah başka dillere tam olarak çevrilmeyen bir rehber gönderip, daha sonrada tüm kullarını bu kitaptan asla hesap sormaz. Birçok kez Allah ın yemin ederek, bu kitabı, bu dini sizler için kolaylaştırdım hükmünü lütfen unutmayalım, birilerin aldatmacalarına kanmayalım.”
    Söylediklerinize katılmakla beraber şunu da hatırlatma gereği duydum izninizle,
    Allahın kitabını çeviren mütercimler her iki dile öyle vakıf olmalar ki dediğiniz gibi Kur’an moda mod çevrilebilsin. Dikkatinizi çekerim. mütercim kendi kelime bilgisi kadar çeviri yapabilir. Kelime kelime Arapça – Tükçe karşılaştırmalı okumaya gayret gösteriyorum. Bir çok hapis edilmiş kelime var. Allahın kitabında her kelimenin farklı manalar – kavramlar içermesi dikkate alınmalıdır. Arapça da aynı anlama gelen iki kelime yok. Birbirini açan ve tamamlayan kelimeler var. Fakat bazı mütercimler Arapça kelimeleri Türkçe tek bir manaya gelecek kelimeye hapis ediyorlar. Örneğin Günah kelimesi Arapça 17 veya 19 faklı kelimede kullanıldığı helde biz tek kelimeyle tercüme ediyoruz. Nebi- Resule peygember diyoruz böylelikle Nebi Resul farkı gözden kaçıyor. Yevm ve Eyyem kelimeleri de öyle Yevm , Fiziksel zamanı, anı, günü,geçmişi, geleceği kapsayan , bildiren bir kelime iken eyyam, süreç, aşama bildiren psikolojik zamanı da içinde barındıran bir kavram. Dikkatinizi çekerim iki kelimeye de meallerde “gün” anlamı vererek anlam daraltmalarına sebebiyet vermekteyiz. Bu sebeple psikolojik zamana bağlı zihnimizle ki piskolojik zaman bize verilmiştir. Biz bilimsel ve fiziksel zamanı yaratmak istiyoruz. Bu adeta uzunluğu garmla, ağarlığı metreyle ölçmeye benzer ve biz farkındaysanız fiziksel zamanı ölçmeye, biçmeye tanımlamaya kalıyoruz… Einstein, uzay ve zamanı birleştirdi doğru mu yaptı yanlış mı bunu zaman gösterecek bilim kanıtlayacak yada çürütecek… Kainatta Her şey varlığa çıktığı andan itibaren önceden belirlenmiş eceline doğru yol almakta…
    Çok şükür Rab herkesi anladığından sorumlu tutarak, hatta kimseyi kapasitesi üzerinde de sorumlu tutmuyor.
    Rabbimiz “….unuttuklarımızdan yada hata yaptıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma… “(Bakara-286)

    • Avatar

      GZ Sep 10 2013 - 05:56 Reply

      Ayrıca Kuran’da hiçbir yerde BEYTULLAH diye bir kelime geçmezken (sadece BEYT geçer) çevirmenler inanılmaz bir yetki aşımı ile ALLAH’ın EVİ diyebilmek için beyt kelimesini işlerine gelen yerde BEYTULLAH diye çevirmişler.
      İnanmayan araştırabilir 31 ayrı mealdeki çelişkiler sadece bununla da bitmiyor. İnceleyin ÇOK ama ÇOK şaşıracaksınız.

  • Avatar

    ozsahan Aug 2 2013 - 18:17 Reply

    Allah sizden razı olsun

  • Avatar

    şevket günal Aug 2 2013 - 20:30 Reply

    harika bir yorum.tebrik ediyorum

  • Avatar

    Berat Bilgin Aug 3 2013 - 10:48 Reply

    Aklın yolu bir, kesinlikle birebir aynı şeyleri düşünüyordum, sanırım aynı kitabı okuyoruz sizinle :)
    Rab imden Selam, Rahmet ve Bereket üzerinize olsun.

  • Avatar

    tugrul Aug 3 2013 - 16:23 Reply

    Haluk Bey sizi böyle bir konuyu detaylarıyla gündeme getirdiğiniz için tebrik ederim. Çünkü dinin zorlaştırıldığı en önemli ve buna mukabil en az konuşulanlarından birine değinmişsiniz. Kuran, din konusunda ilahi olan tek kaynak iken, beşeri kaynakların kutsanması ve ilahi kaynağında ilerisinde itibar görmelerinin (hadis-rivayet-menkıbe-mezhep-tarikat-imam-hoca) sonuçlarının dini zorlaştırdığı konulardan biri de abdest/abdesti bozan şeylerdir. Kuranın 4 maddede özetlediği abdesti kendilerince detaylarla sünneti-mendubu vs si 3-4 katı maddeye kavuşturan, mesh edin denilen organı lavaboya sokturtan zihniyetin abdesti bozan şeyler konusunda da elini bol tutmaması düşünülemezdi. Kuranda abdesti bozan şeyler açıkça belirtilmiştir. Yazınızda bunları ayetleriyle belirtmişsiniz. Bunun dışındakiler ilahiyat zincirinin koptuğu ve inanma zorunluluğumuz olmayan beşeri bilgi ve rivayetlerdir. İçinde Allah katından gelen bilgi ibaresini taşımaz. Sizin benim gibi (gerçi keşke sizin benim gibi düşünselermiş:) insanların aktarımlarıdır. Tekrar konuya dönersek yıllarda önce benim aklıma takılmıştı bu konu. Kabaca bir düşünce ile ilk etapta aklıma şu gelmişti: Kuranda olmayan bir detay + Yıl 600 kusur, toplumsal içiçelik-gündelik faaliyet ve nezaketin günümüz gibi olmadığı bir ortamda, vücudu yukarıdan terkeden gaz kadar fizyolojik olan gazı alttan çıkardığı için çöl ortamında içmeye zor bulunurken, kullanmaya sürekli su arayan insanlar?? Tamam ikincil bir ruhsat olarak teyemmüm yapabilirler diye düşünebilirsiniz ama bunu düşünen kişiler hayatında kaç kere teyemmüm etmiş? Bu düşünce çok mekanik gelebilir ve küçümsenebilir:) O yüzden daha otorite kabul edebileceğimiz birinin fikrini paylaşacağım. Çünkü tamamen yazıklarınıza paralel. Yine yıllar önce araştırıken bulduğum bir yazı.Bu yazı ortalamanın üzerinde satan günlük bir gazetede dini yazılar yazan bir din adamına ait. Şimdi konu bu olunca internette tekrara arattım ve bu sefer kendisine ait sitede gördüm. Hakkını helal etsin, 1976-1978 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Sn.Süleyman Ateş uyku ve yellenmenin abdesti bozan şeyler olmadığını belirtmiştir. (http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=288:uyku-ve-yellenme&catid=33:ocak-2012&Itemid=61). Dinin dışında ayrıca bir din var veya daha hafifletelim gerçek dinin yerine geçirilmiş dinin yanlış anlaşılmış-yorumlanmış-dejenere edilmiş kötü bir kopyası var. Maalesef o din zor,anlaşılmaz,”ama neden” sorularına cevap veremez durumda. Daha kötüsü soru soranların sesini kısmayıda emirleri arasında telakki etmekte. Ne diyelim Allah İslam coğrafyasına Kuran ve aklın hakimiyetini nasip etsin.

  • Avatar

    Musa Kaya Aug 3 2013 - 19:31 Reply

    Selam Haluk kardesim, kuranformundan tanisiyoruz, yazilarini begenerek okuyorum gercekten. hay ve kayyum olan Rabbim cabalarinizin/samimiyetinizin karsiligini muhakkak verecektir. Allah’a emanet olsun sevgili kardesim.

    selam ve dua ile
    Kaya

  • Avatar

    ? Aug 4 2013 - 13:12 Reply

    Öncelikle yazınız için teşekkür ederim.Bu konu üzerinde bende çok kafa yormuştum ama şöyle bir durum var ki yellenmek acaba tuvalette yapılan şeyleri kapsıyor mu ? Yada arapların yellenmek için tuvalete gidip gitmediği hakkında bir bilgiye sahipmiyiz?

  • Avatar

    halukgta Aug 5 2013 - 14:02 Reply

    Ayette geçen, sizden birisi tuvaletten gelirse sözünden anladığı, tuvalette ne yapılır büyük küçük abdest ve yellenmek demiş. Yazıma verilen birkaç cevapta da buna benzer bir savunma vardı.

    Bir başka deyişle, tuvalete gitmek madem abdesti bozar, bu durumda burada yellenme ihtiyacı da doğacağına göre, yellenme de abdesti bozmalı fikrinden yola çıkılmış.

    Allah ayetlerini bizlere anlatırken açık, anlaşılır ve detaylı anlattığından bahseder. Yani Rahmanın açıkladıklarından başka, fikir yürütmek, ilaveler yapmak bizleri yanıltacaktır. Allah kesin hüküm verir asla açık kapı bırakmaz. Lütfen önce bu mantığı unutmayalım.

    Bakara suresi 67 ve 71. ayetlerde Allah Musa peygambere çok açık ve basit bir hüküm verir ve derki Allah için bir sığır kurban kesin. Allah çok basit bir hüküm verdiği halde, toplum bunu zorlaştırarak birçok sorular soruyor ve detay bilgi istiyorlar. Nasıl ve ne şekilde bir hayvan olsun gibilerinden. İşte bu gereksiz soruların sonunda, zor bulabilecekleri bir hayvan kesmeleri emri ile karşı karşıya kalıyorlar.

    Bizler bu yanlış her zaman yapıyoruz ve apaçık söylenen, belirtilen konuların dışında ilaveler de yaparak, kendimize zorluk çıkartıyoruz.

    Allah bir emir verdiyse bir konuda, o konu ile ilgili hiçbir soru sorulamayacak bir konumda vermiştir. Gereksiz sorular sorarak, kendi nefsimizce işin içinden çıkılmaz hale getiren bizleriz.

    Allah abdesti bozan halleri sayarken, sizden biriniz tuvaletten geldiğinde namaz kılmak için abdest alsın diyor. Bizler hemen kendi nefsimizce, olayı sanki iyi yapıyormuş gibi genişletiyoruz.

    Tuvalete gittiğimizde ne yaparız, başka yerde yapmadığımız şeyler olarak? Küçük ve büyük abdest. Bu durumda yellenmede var dersek eğer, kendimize şu soruyu sorma gereği duymaz mıyız? Peki, tuvaletin dışında yellenince ne olacak? İşte bu ve buna benzer ilaveleri yaptığımızda, buna benzer sorularla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

    Yellenmek yalnız tuvalette olmaz. Her zaman olabilecek sindirimsel bir olaydır. Yediğimiz bazı besinler çok gaz içerir ve çok fazla yellenme ihtiyacı olur. Eğer yellenmek abdesti bozmuş olsaydı, Rabbimiz bunu da mutlaka açıklar ve bildirirdi.

    Tuvaletten çıktığımızda, neden abdest almamızı emretmiştir Allah diye düşünelim. Çünkü tuvalette açıkta kalan yerlerimiz idrar ya da diğer pislikle kirlenmiştir de ondan. Peygamberimizin devrini düşünün. Tuvalette tar atlanırken bile su yoktu, taşlarla temizleniyorlardı. Lütfen bunu unutmayalım.

    Bizler apaçık ayetlere ilaveler yapmasını çok seviyoruz. Allah abdest alma emrini verirken, yıkayın yüzlerinizi, kollarınızdan dirseklere kadar, mesh edin başınızı ayaklarınızdan topuklara kadar diye apaçık bildirdiği halde, günümüzde abdest almaya ilave edilenleri siz düşünün lütfen. Sanki HÂŞÂ Rahman eksik bırakmışta, bizler tamamlıyormuşçasına davranıyoruz. Böyle yapınca da yanılıyoruz, hata yapıyoruz. Bu hataları her konuda yapmaktan da geri kalmıyoruz.

    Allah apaçık ne söylemişse, o sözlerin ardından, arkasından, sağından, solundan anlamlar çıkartarak, güzelim kolay dinimizi zorlaştırmayalım. Bunu yaparak ancak kendimize eziyet ederiz.
    İnanın bunları söyleyen ben bile, eğer abdestliyken yellenmişsem, abdestimi tekrar alıyorum. Çünkü gelenekler içimize öyle bir işlemiş ki, kendi nefsime bile hülkmedemiyorum.

    Ama çok şükür biliyorum ki Rabbimiz, böyle bir hüküm vermemiş, bizleri zor bir durumla karşı karşıya kalmazı engellemiştir.

    Saygılarımla

    • Avatar

      Mustafa fikret Nov 26 2019 - 18:27 Reply

      Selâmün aleyküm öncelikle yazınızı ilk defa okudum beğenmedim ve begenenlerin imanindan da şüphe ettim ALLAH teâlâ kuran kerim de akıl etmez misiniz dusunmez misiniz buyuruyor tabiki dusunelim ama sabah namazi neden 2 rekat dusunmemiz uygun degil.ilmi seviyenizin dusuklugune veriyorum bu yazınızı kibir değil yazdıklarım yaa hava atmak değil ALLAH muhafaza ALLAH teâlâ kibir edenleri sevmem diye ayetini biliyorum şu konuya gelmek istiyorum.insanlara selefi ekolu asiliyorsunuz yani zahiri mana yani ben bu ayette ne anladiysam doğru odur.peki neden 350 bin tane tefsir yazıldı dediğiniz gibi basitse.şimdi konuya gelelim kurani kerimin eksik olduğunu söyleyen yok kurani kerim anayasa kitabıdir ne yapacagimizi söyler nasıl yapacağımızı alemlere rahmet olarak gonderilen rasulULLAH Efendimiz soyler.çok örnek verilebilir bu konuda da dizin paylaştığınız yazı hakkında yazmak istiyorum Mâide sûresinin 6. ayeti mealen şöyledir:

      “Müminler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı meshedin ayaklarınızı da topuklarınıza kadar. Eğer cünüpseniz yıkanın. Hasta veya yolcu olur veya sizden biri ayakyolundan (tuvaletten) gelir ya da kadınlara temas etmiş olur da su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah, sizi sıkıntıya sokmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki şükredersiniz.”

      Ayette abdesti bozucu olarak “tuvaletten gelme” eylemi zikredilmiştir. Bu ifade mecazdır. Asıl kast edilen “tuvalette olan şeylerdir.” Yani küçük ve büyük abdest ve yellenmek… İnsanların tuvalete gitmeleri edepten dolayıdır. Yoksa o eylemler tuvalete gitmeden de yapılabilir. Altına kaçıran veya kasıtlı olarak altına yapan insanlar, tuvalete gitmedikleri için abdest bozmuş sayılmazlar mı? Yellenme eylemi küçük ve büyük abdest gibi mutad olarak tuvalette yapılır. Bu açıdan tuvalette olan şeylerle herhangi bir farklılık göstermez.

      Bunun aksini de düşünmek gerekir. Şöyle ki: Ayette bahsedilen eylem “tuvaletten gelmek”tir. Kişi tuvalete gidip de hiçbir şey yapmadan geri gelse sadece “tuvaletten geldiği için” yine de abdesti bozulmuş olur mu? Hayır, bozulmaz. Demek ki önemli olan tuvalete gitmek veya gelmek değil, oraya gitme amacı ve orada yapılan eylemlerdir. Yellenmek de bunlardan biri olduğuna göre bunun abdesti bozucu şeylerden olduğu konusunda herhangi bir şüphe kalmaz.umarım aciklayici olmustur ve dini biz zorlastirdik diyosunuz ya kurani Kerim’de hayvanlarla cinsel ilişkinin haram oldugu yazmiyor ne yapalım şimdi hayvanlarla ilişki mi kuralım yada yapanlara kurani Kerim’de yok devam et mi diyelim kurani Kerim’de yoksa zorlastirip haram demeyelim dizin görüşünüz göre. Dediğim gibi yaziniza ait çok yanlış var çok soru çıkar cvpinizi bekliyorum digereğini cvp verdiğinizi zaman yazacam bu arada hadisi seriflere şüpheli bakıyorsunuz cevapları lütfen hadisi serileri dayanarak vermeyin o zman

  • Avatar

    SELMA Aug 6 2013 - 11:57 Reply

    umre için mekke ve medinede bulunduğumda mescitlerde bazı arap kadınlarının uyuduğunu ve namaz vakitlerinde abdest yenilemeden namazlarını kıldıklarına şahit oldum.

  • Avatar

    SELMA Aug 6 2013 - 11:59 Reply

    ayrıca arap kadınları ayaklarını da iki elleri ile topuklarını da içine alacak şekilde mesh ediyorlardı.

    • Avatar

      Mustafa fikret Nov 26 2019 - 05:54 Reply

      Selâmün aleyküm öncelikle yazınızı ilk defa okudum beğenmedim ve begenenlerin imanindan da şüphe ettim ALLAH teâlâ kuran kerim de akıl etmez misiniz dusunmez misiniz buyuruyor tabiki dusunelim ama sabah namazi neden 2 rekat dusunmemiz uygun degil.ilmi seviyenizin dusuklugune veriyorum bu yazınızı kibir değil yazdıklarım yaa hava atmak değil ALLAH muhafaza ALLAH teâlâ kibir edenleri sevmem diye ayetini biliyorum şu konuya gelmek istiyorum.insanlara selefi ekolu asiliyorsunuz yani zahiri mana yani ben bu ayette ne anladiysam doğru odur.peki neden 350 bin tane tefsir yazıldı dediğiniz gibi basitse.şimdi konuya gelelim kurani kerimin eksik olduğunu söyleyen yok kurani kerim anayasa kitabıdir ne yapacagimizi söyler nasıl yapacağımızı alemlere rahmet olarak gonderilen rasulULLAH Efendimiz soyler.çok örnek verilebilir bu konuda da dizin paylaştığınız yazı hakkında yazmak istiyorum Mâide sûresinin 6. ayeti mealen şöyledir:

      “Müminler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı meshedin ayaklarınızı da topuklarınıza kadar. Eğer cünüpseniz yıkanın. Hasta veya yolcu olur veya sizden biri ayakyolundan (tuvaletten) gelir ya da kadınlara temas etmiş olur da su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah, sizi sıkıntıya sokmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki şükredersiniz.”

      Ayette abdesti bozucu olarak “tuvaletten gelme” eylemi zikredilmiştir. Bu ifade mecazdır. Asıl kast edilen “tuvalette olan şeylerdir.” Yani küçük ve büyük abdest ve yellenmek… İnsanların tuvalete gitmeleri edepten dolayıdır. Yoksa o eylemler tuvalete gitmeden de yapılabilir. Altına kaçıran veya kasıtlı olarak altına yapan insanlar, tuvalete gitmedikleri için abdest bozmuş sayılmazlar mı? Yellenme eylemi küçük ve büyük abdest gibi mutad olarak tuvalette yapılır. Bu açıdan tuvalette olan şeylerle herhangi bir farklılık göstermez.

      Bunun aksini de düşünmek gerekir. Şöyle ki: Ayette bahsedilen eylem “tuvaletten gelmek”tir. Kişi tuvalete gidip de hiçbir şey yapmadan geri gelse sadece “tuvaletten geldiği için” yine de abdesti bozulmuş olur mu? Hayır, bozulmaz. Demek ki önemli olan tuvalete gitmek veya gelmek değil, oraya gitme amacı ve orada yapılan eylemlerdir. Yellenmek de bunlardan biri olduğuna göre bunun abdesti bozucu şeylerden olduğu konusunda herhangi bir şüphe kalmaz.umarım aciklayici olmustur ve dini biz zorlastirdik diyosunuz ya kurani Kerim’de hayvanlarla cinsel ilişkinin haram oldugu yazmiyor ne yapalım şimdi hayvanlarla ilişki mi kuralım yada yapanlara kurani Kerim’de yok devam et mi diyelim kurani Kerim’de yoksa zorlastirip haram demeyelim dizin görüşünüz göre. Dediğim gibi yaziniza ait çok yanlış var çok soru çıkar cvpinizi bekliyorum digereğini cvp verdiğinizi zaman yazacam bu arada hadisi seriflere şüpheli bakıyorsunuz cevapları lütfen hadisi serileri dayanarak vermeyin o zman

  • Avatar

    guncel Aug 18 2013 - 03:31 Reply

    Haluk Bey, yazılarınızı keyifle takip ediyorum. Yukarıda “kafa karıştıran” hadis rivayetleri aslında Kütüb-i Sitte yazarlarının sinsi emellerinin tezahürüdür.. Amaçları, din adına pek çok konuda -yeri geldiğinde birbirleriyle taban tabana zıt- hadis rivayet edip dini bu hususta istismar etmek. Din baronları da işlerine geleni ele alıp bu doğrultuda hareket ediyor. Karşı çıkanları ise yine uydurdukları aşağıdaki hadis bekliyor:

    563- Ebu Musa el-Eş’ari radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ölüye, dirinin ağlaması sebebiyle azap edilir. Diriler “Ey koruyucu! Ey giydirici! Ey yardımcı! Ey sığınak!” gibi (hitaplarla ölüye seslendikçe) ölü kıskıvrak tutulup çekilir ve: “Sen böyle misin? Sen böyle misin? denilir.”

    Râvi Esid der ki: “(Ben, bunu işitince) “Sübhanallah! Allah Teâla hazretleri “Birinin günahını bir başkasına yüklemez” buyurmadı mı!” dedim. Musa İbnu Ebi Musa: “Yazık sana! Ben sana, Ebu Musa radıyallahu anh’ın aleyhissalâtu vesselâm’dan anlattığını aktarıyorum. Yoksa sen Ebu Musa’nın Rasûlullah’a iftira ettiğini mi sanıyorsun? Veya benim Ebû Musa hakkında yalan söylediğimi mi zannediyorsun?” dedi.” (K.S. 6488 C.17 S.145 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1594 )

    Uydurmuş oldukları bu rivayette, Kur’an’ın, rivayetlerinin doğruluğuna veya yanlışlığına ölçü olamayacağını vurgulamayı amaçlamışlardır.

    Bir tarafta Kur’an ayeti, bir tarafta da sen bana yalancımı demek istiyorsun sözü. İşte din açısından, yolların ayrıldığı nokta, hadis konusunda burasıdır. Hiçbir şekilde rivayetlerinin Kur’an ölçüsüne vurulmasına tahammül edemezler. Zira böyle bir durumda bütün yalanları ortaya çıkmış olacaktır. Peygamber Kur’an’a aykırı sözler söylemiştir demeleri ise, Peygambere bir iftira ve büyük bir zülümdür.

  • Avatar

    zeynep Nov 2 2013 - 16:07 Reply

    sünnetlerin o zaman dinimizde işi nedir

  • Avatar

    Semih Jun 22 2015 - 21:12 Reply

    Haluk bey kaleminize sağlık,benim de aklıma gelmişti yazınızı okuyunca taşlar yerine oturdu tebrikler.

  • Avatar

    Nurun neferi Jul 18 2019 - 02:55 Reply

    Şu an yaptığınız tahrip hesabına geçiyor. Eğer insanlara Kuran dan başka hiçbir kaynağa itibar edilmeyeceğini dayatırsanız. Kurana delil olacak ve Kuranın da sağlam bir şekilde elimize ulaştığını ispat edecek bir şey kalmaz.Vesselam

Leave a reply

Name (required)

Website