Bazen Susmak Gerekir!

 

Ramazan ayındayız ve buna bağlı olarak birçok kanalda iftar ve sahur programları yayınlanıyor. Aslında bu programlar uygun bir çalışma ile hem Müslümanlar, hem gençler hem çocuklar hem de ülkemizdeki inanmayanlar için oldukça faydalı olabilirdi. Hatta ülkemizin birlik ve beraberliğine bile faydası olurdu.  Çok fazla reyting sorunu olacağını da sanmıyorum ben.

Eğer elime bir imkân geçseydi kesinlikle telefonla bağlanıp soru cevaplama işine son verirdim. Sosyal medya aracılığıyla soruları almak ve ciddi sorulara ciddi cevaplar vermek çok daha uygun bir iş olurdu. Bir kişi değil de farklı alanlarda uzmanlaşmış birkaç kişiyi koyardım ki konuları güzel güzel bağlasınlar. Hatta bazı ayrıntılarda farklı da düşünsünler. Güzel güzel konuşsunlar, tartışsınlar, anlatsınlar. Tek bir kişinin anlattığı, diğerlerinin dinlediği programlar tarihe karışmalı. Sadece bilenler karşılaşmalı yani.

Kendi hayallerimi sayıp dökmeyi kessem iyi olur. Zaten benzer hayallerimiz vardır bu konuda.

Takip ediyorsunuzdur az çok bu programları ve canınız sıkılıyordur. Bunu iki anlamda da alın hem çekiciliğinin olmaması hem de içinizin sıkılması, daralması. Her yıl aynı sorular, hep aynı ifadeler… Yalnız kendini belli eden ve bizim de yapabileceğimiz çok önemli bir hata var. Çok önemli.

Neredeyse herkes söylediği şeyden sonuna kadar emin. Çok rahat görünüyorlar bana. Zekâtta ve örtünmede dinimizin koyduğu ölçülerden, sahabe ve Peygamberimiz arasında yaşananlardan, Peygamberimiz ve eşleri, eşleri ve eşleri arasında yaşanan sorunlardan, olaylardan o kadar emin bir şekilde bahsediliyor ki sanki bizler dinimizi en iyi şekilde anladık ve her şeyi de daha dün görmüşüz.

Allah, dini, elçileri ve kulları hakkında yanlış bir şey söylemekten çekiniyor musunuz? Ya da yanlış bir tavır takınarak söylemekten?

Allah’ın dinini yaşarken ve anlatırken birtakım sorunlarla karşılaşmak ilk defa yaşanan bir olay değil. Bazen sözlerimizde hafif bir kibir hissedilebilir, ya karşı taraf yanlış anladığı için ya da biz ayarı kaçırdığımız için. İnsanlara anlatacağım derken Allah’ın dinini en iyi anlayanlar bizmişiz gibi davranabiliriz farkında olmadan. Bir konu hakkında emin bir tavır takınıyorsak gerçekten emin olduğumuz bir şeyi açıklamalarıyla birlikte söylemekte fayda var. Böylelikle hem karşımızdakine düşünme fırsatı hem de kendimize düşüncelerimizi gözden geçirme olanağı tanımış oluruz. Hangimiz Allah’ın dininin  -hâşâ- bekçisi, hükümlerinde ortakçısı ya da en iyi anlayanıyız? Sanırım en iyi anlayanı ve yaşayanı olmamız için elçisi olmamız gerekiyordu.

İnsanlara ve dinime faydalı olacağım, Allah’ın hoşnutluğunu kazanacağım derken düzeltmeye çalıştığımız insanlardan çok daha kötü bir yatağa sahip de olabiliriz. Haddi aşmaktan Allah’a sığınalım.

Adam keseni de, şirk koşanı da, yanlış şeyleri din diye anlatanı da aslında çok iyi bir niyetle yapıyor bunları. Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak, dinine faydalı olmak ve sadece bu dünyada rızıklananlardan olmamak için. Fakat şu bir gerçek ki her zaman iyi niyet işe yaramıyor işte.

O yüzden bazen gerçekten susmak gerekir diye düşünüyorum. Herkes bildiği gibi yaşasın, kimseye karışılmasın diyorum fakat karşınızda apaçık ayetler duruyorken ve insanlar apaçık bir şekilde yanlış yapıyorken müdahale etmemek, ‘onun niyetini Allah bilir’ demek ve ‘’Ya ben yanlış anlamışsam?’’ düşüncesine girmek oldukça zordur. Peygamberler ‘’Bana Ne Onlardan!’’ mı dediler? İlkyardım malzemesine ve bilgisine sahip olan insan bir kaza gördüğünde ne yapar? Hadi bilgisi, malzemesi olmasın ama telefonu olsun o kişiden ne yapması beklenir? Sadece beklemek mi yoksa yapabileceğini yapmak mı kazandırır Allah’ın rızasını?

İşte herkes o insanlar olarak kendilerinden beklenen, yapılması gereken şeyi yapıyor. Peki ya neden etrafında onlarca bilgili insan bulunan kazazedeye faydadan çok zarar veriliyor? Bunu tüm ilkyardım uzmanları ve kazazede tartışsın.

Şunu biliyorum ki: Bildiğiniz bir şeyi gizlemek/söylememek bir çeşit cimrilik. Sevdikleriniz apaçık bir şekilde yanlışa sürükleniyor gözünüzün önünde ve onların kurtuluşuna vesile olabilirsiniz ancak Allah’ın Dini ve Kitabı hakkında konuşmak havadan sudan konuşmak gibi değildir. Kaldı ki havadan sudan konuşmak bile tutarlı ve doğru olmayı gerektirir.

 


About the Author
Author

violet

Comments (3)
  • Avatar

    abkguy Aug 26 2014 - 11:02 Reply

    Allahin selami uzerinize olsun inşaallah. Oncelikle emeginiz icin allah sizden razi olsun.. benim soyle bir derdim var, ben henuz kuranimiz ve bu guzel dinimiz konusunda oldukca yeniyim. Oncelikle rabbime hamd olsun beni bu kotu uykudan uyandirip bu yuce kitabimizi kesfettirdigi icin.. dogal olarak henuz bilgim ve ilmim oldukca sınırlı(insaallah rabbim zamanla ilmimi arttirir) sınırlı oldugu icin yanlis konusmaktan yada insanlari yanlis yonlendirmekten yada insanlari bogup dinimizden sogutmaktan korkarim.. ne yapsam ne etsem bilmiyorum. Yuce rabbim hepimizi yanlis konusmaktan korusun.. selametle

  • Avatar

    abkguy Aug 26 2014 - 11:18 Reply

    Mesela müminun 52,53 ve ozellikle 54 ayetinde “artik sen onlari, belli bir sureye kadar kendi gafletleri icinde birak” buyurmus yuce mevlam.. simdi allahin saptirdigini dogru yola yoneltmeye bizim gucumuz yetmez bildigim kadariyla, ee o zaman ya bizim dil doktugumuz kisi boyle birisiyse? Nasil anlayacagiz? Ya kalbi, gozu kulagi muhurluyse? Lutfen bir akil verin.. simdiden rabbim razi olsun

  • Avatar

    violet Aug 27 2014 - 10:52 Reply

    merhaba, ben de eski sayılmam. Allah hakkında yanlış konuşmaktan çekiniyoruz ama karşımızda da apaçık bir yanlış varken insan ne yapacağını şaşırıyor ve cahilliğinden rahatsızlık duyuyor. Karşınızdaki kişi Allah ve din hakkında bir şeyler anlatıyorsa KİM’in hakkında konuştuğu hatırlatılmalı en azından. Bir şeyler anlatmaya giriştiğimizde de en iyi bildiğimizi anlatmalıyız, tekrar gözden geçirerek. Bunun uygun olacağını düşünüyorum. Sonunda da En doğrusunu Allah bilir demeliyiz.

    İkinci mevzu da tabi ki Allah bilir kimin ne olduğunu ve doğrudur Allah’ın saptırdığına ne kadar anlatsakta anlamaz Kimseyi etiketleyemeyiz ama elimizden geleni yapmalıyız öncelikle. Çünkü alışkanlıkları yıkmak kolay değil. Aslında çok net olan bir şeyden emin olabilmek için -sanırım-en az 2 ay kaybettim ben ve bir öyle bir böyle yapıyordum. Başka bir mesele hakkında belki daha fazla ve hala yanılma payı koyuyorum Allah bilir diyerek.

    En güzel yol İnsanları Kuran’ı okumaya teşvik etmek olur. Hazırcılık yapıp, eleştirdiğimiz kişiler gibi yapıp neyin ne olduğunu anlatmaktansa bırakın Kitap/Allah yol göstersin.

    ”Bak! Ayrıntılı olduğunu söylüyor, kılavuz olduğunu dile getiriyor. Peygamberimizin şikayetini biliyor musun? Ben biliyorum bak (ayet gösterilir). Farkında olmadan bir ayeti inkar etmiş ya da bir helale haram demiş olmaktan korkmuyor musun? Bildiklerinin/yaptıklarının ne kadar doğru olduğundan emin misin?” vs vs..

    Şöyle bir hikaye de örneklendirilebilir;
    mesela ben senin bilmediğin dilde bir kitap yazdım ama çevirileri var; basım tarihini, adını, kalınlığını biliyorsun. Ne tür olduğunu da. Yüzlerce kişi de hakkında konuşuyor kimi hayran kalmış kimi de nefret ediyor. Kimi hayat felsefesi belliyor ve anlatıyor herkese, kimi yakıp-yırtıyor. Kimi de kitaptan yola çıkarak beni tanımaya çalışıyor. Alıntılar yapılıyor bazısı da onu referans aldığını söyleyerek benim ve kitabım hakkında kitaplar yazıyor.

    Benim kitabıma inanmak, hayatına geçirmek, okumak-anlamak zorunda değilsin ama ya benim hatrım için ya da bunca şeyden sonra merak ettiğin için bir çevirisini alır okursun sanıyorum. Eee peki neden Yaratıcı’nın kitabını O’na inandığın halde okumuyorsun? O’nu hayatına uygulamak zorunda olduğunu bile bile..

    Düzgün bir şekilde anlatıldığında duyarlı bir insan ne yapar acaba? :)

Leave a reply

Name (required)

Website