Seyyid Nedir? Böyle Bir Makam Var mı?

 

Acaba cemaat-tarikat oluşumları tarafından bir rütbe ve dinsel karizma olarak kullanılan ‘seyyidlik’(ve daha az bilinen şerif) sıfatının Kuran ve mantık ışığında bir temeli var mı?

Günümüzde de binlerce kişinin seyyidlik iddiasında bulunduğunu görebilirsiniz. Osmanlı tarihinde de bu sıfat yaygın olarak kullanılıyordu. Hatta bu öyle bir seviyeye gelmişti ki  Osmanlının son zamanlarında İstanbul Topkapı’da seyyidlik belgeleri alınıp satılıyordu. Bu belgeler Türkiye’de halen çok sayıda aile de bulunmaktadır. Seyyidlik belgesine sahip olanlar vergi vermiyor ve askere gitmiyordu. Tabi bunun neticesinde trajikomik bir durum ortaya çıktı. Osmanlı döneminde Hz. Muhammedin yaşadığı topraklar olan Arabistan da 30 bin kayıtlı seyyid varken Anadolu’da bu sayı 300 bin civarıydı. Bu belgelere göre Hz. Muhammedin vatanındakinin on katı seyyid Anadolu da yaşıyormuş. Acaba Kureyş kabilesi Anadolu’ya hicret etti de biz mi bilmiyoruz?

Seyyidlik belli kesimler tarafından bir saltanat haline getirilmiştir. Bir cemaat veya tarikat içinde yükselmenin en kestirme yolu bu rütbeyi edinmektir. Cemaat-tarikat gurupları arasında da bu sıfat bir rekabet konusudur olmazsa olmaz bir durumdur. Başka cemaatlerin şeyhleri seyyid iken sizinki ondan geri kalabilir mi, olacak şey mi bu? Günümüzde cemaat-tarikat guruplarının hiçbirinde ‘öz hakiki seyyid taklitlerinden sakının’ ibaresi bulunmayan bir şeyh ile karşılaşmak mümkün değil.

Peki üzerinde bu kadar fırtınalar koparılan seyyidlik konusundaki çelişki ve mantık hatalarının farkında mıyız? Her konuda ahkam kesen cemaat-tarikat guruplarının görmezlikten geldiği ve dile getirilmeyen gerçekler nelerdir?

Seyyidlik sıfatı ile ilgili en büyük çelişki nesep bağıdır. Bizim ülkemizde dahil olmak üzere toplumların genelinde soy babadan devam eden bir husus olarak görülür. Peki Kuranda bu konuyla ilgili ne deniliyor:

Kevser
3: Doğrusu, soyu kesik asıl olan sana kin duyandır.

Ahzap
5: ‘Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.’

Bakara
233: ‘Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah’tan korkup sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.’

Hz. Muhammedin kız evladı olmasına rağmen erkek çocuğu bulunmaması sebebiyle düşmanları tarafından ‘soyu kesik’ şeklinde sözlerle hakaret edilmeye ve aşağılanmaya çalışılıyordu. Ayrıca Hz. Muhammed’in soyunu sürdürecek kimse olmadığı için yolunun da bu yüzden mahvolacağı yönünde propaganda yapılıyordu. Kevser suresi bu iddiaların cevabıdır.

Ahzap 5’de evlatlıklarla ilgili olarak onların babalarına nisbet edilmesi emrediliyor yani nesep bağı olarak babaya atıfta bulunuluyor. Bakara 233’de çocuğun babaya ait olduğu açıkça belirtiliyor. Ayetlerden de anlaşılacağı gibi nesep bağı olarak baba gösteriliyor. Gelenek de aynen bu yöndedir. Çevremizden de biliriz insanlar erkek evlatlarını soylarının devamı olarak görürler. Kuranda hitabet inceliklerinde de bunu görebiliriz. Örneğin Hz. Musa ve Hz. İsa aynı topluma gelen iki peygamber olmalarına rağmen kavimlerine hitap şekilleri farklıdır. Hz. Musa hep ‘Ey kavmim’ diye hitap ederken Hz. İsa’nın bir defa bile böyle hitap ettiğini göremezsiniz onun hitabı ‘Ey İsrailoğulları’ şeklindedir. Çünkü Hz. İsa sadece anneden olmadır babası yoktur.  (Nesep bağıyla ilgili bu kadar uzun açıklamayı ‘kadın erkek ayrımcılığı yapılıyor’ çığırtkanlığı yapma ihtimali olanlar için yazıyorum. Sünnetullah böyle birilerine yaranmak için Allah’ın ayetlerini inkar edemeyiz)

Peki Hz. Muhammed için durum neydi:

Ahzap
40: ‘Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.’

Bu ayetin hikmetlerinden biri de ileride yaşanabilecek (uydurma oğul isnat etmek gibi) ‘kutsal soy’ iddialarına karşı bir delil teşkil etmesidir. Tabi ki sapmak isteyen için bu engel değil. Bu ayetler samimi Müslümanlar için bir belge niteliği taşır.

Bu tabloyu görünce haliyle akla şu sorular geliyor:

1.Hz. Peygamberin oğlu mu vardı ki soyu devam etsin?

2.Kendinize gelince soy kızdan devam etmez deyip erkek evlat istemiyor musunuz?

3.Kendinize layık görmediğinizi peygambere yakıştırmaya utanmıyor musunuz?

4.Bir taraftan seyyidlik gibi ünvanları hararetle savunup bir taraftandan da İslam geleneği ve hukukunda soy babadan devam eder demek münafıklık ve yalancılık değil mi?

Seyyid denen sıfatın uydurma olduğu o kadar açık ki neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bir taraftan bakıyorsunuz seyyidlik genel kabule göre babadan oğula geçiyor ama bir taraftan da bakıyorsunuz ki bu durum Hz. Muhammed’e uymuyor.  Seyyid Hz. Ali’yle hazreti Fatıma’nın çocuğu Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere verilen isimdir. Fatıma Hz. Muhammed’in kızıdır, dolayısıyla seyyidlerin soyu Hz. Ali’ye dayanır devam eden onun soyu Hz. Muhammed’in değil. Bazıları şunu da söylüyor ’Hz. Ali’ de onun amcasının oğlu zaten’ böyle diyene Kuranda kendisine lanet edilen ebu lehebi hatırlatırım. Hz. Muhammedin amcasıydı. Onun soyundan gelenler için ne dersiniz onlarda seyyid mi?

Kendilerince ‘biraz ondan biraz bundan katalım’ şeklinde genetik mühendisliği yapanlar Hz. Ali için yeterli gördükleri akrabalık bağını ebu lehebin soyu için neden yeterli görmüyorlar acaba? Hz. Muhammedin Fatıma’dan başka üç kızı daha vardı onlarda evlilikler yaptı ve çocukları oldu. Hz. Osman Hz. Muhammedin kızı Rukiye ile evliydi ondan bir oğlu olmuştu ama kimse onun soyundan bahsetmiyor. Yada diğer kızlarından Zeynep; onun çocukları ile ilgili de herhangi bir kutsallık iddiasında bulunan yok. Onların çocukları da Hz. Muhammedin torunları değil miydi? Bu konu buram buram siyaset ve hurafe kokmuyor mu sizce?

Tabi cemaat-tarikat üyesi iseniz bu çelişkili durumları aşmak için ne yaparsınız? Çözümü çok basit hemen bir hadis uydurun olay tamamdır. Kuran ayetleri bu çevrelerde çok kolay reddedilirken hadis dedin mi akan sular durur. Ayet okuduğunuzda dinleme zahmetine bile katlanamayan, Allah Teala Kuran için apaçık kitap (Kitab-ı Mubin) buyururken ‘onu biz anlayamayız’ gibi iftiraları hiç çekinmeden ağızlarında geveleyenler bir bakarsınız ki hadis denilince alim kesilirler.  Din bezirganları kendileri söz konusu olunca soyun babadan devam ettiğini kabul etmelerine rağmen Hz. Muhammed’le olan bağlantının Fatıma üzerinden yani anadan sağlanması ile ilgili olarak Hz. Muhammed’in Hüseyin’den (ve Hasan’dan) oğlum diye bahsettiği hadisleri ortaya atarak aşmaya çalışırlar. Mantık aynen bu: ’Hz. Muhammed onlara oğlum diye hitap ederdi’ o öyle diyorsa incesini düşünmeye gerek yok. Tamam ne güzel dedemde bana böyle hitap ederdi hatta hiç akrabalığım olmayan yaşlı amcalarda oğlum diyorlar bazen peki sonuç ne? Ne değişti? İşte buradan sonrasında cevap yok artık tıkanıyorlar, öyle bir kem küm etmeye başlıyorlar ki resmen’ bizde yalan bu kadar’ demeye getiriyorlar.

Buraya kadar ‘seyyidlik’ denen uydurma makamın nesep bağı olarak tamamen gerçek dışı ve çelişkilerle dolu olduğunu gördük birde bu kutsal soy iddiaları için Kurana bakalım. Acaba sadece nesep bağı ile insanlar arasında kutsallık aktarılabiliyor mu? Allah’ın böyle bir emri var mı? Bu konu hakkında Allah bir delil indirmiş mi? Veda hutbelerine eklemeler yaparak Allaha ve peygambere iftira edenlerin ahirette hali ne olacak?

Farz edelim ki Hz. Muhammedin oğlu olsaydı da ondan soyu devam etseydi bir şey ifade eder miydi? Bazılarının seyyid sıfatı verdikleri için iddia ettiği ‘onlar doğuştan büyük iman sahibidir, imansız ölmezler, onlara hizmet eden cennete gider, onların olduğu yere bereket gelir’ gibi argümanlar peygamberin öz oğlu olsa geçerli olur muydu?

Bir peygamberin öz oğlu kafir olarak ölebilir mi sizce? Kuran okuyanlar bilirler Hz. Nuh’un oğlu aynen böyleydi kafir olarak öldü. Peki bir kafirin oğlu peygamber olabilir mi? Hz. İbrahim’in babası da kafirdi. Ne Hz. Nuh oğluna bir kutsallık aktarabildi ne de Hz. İbrahim’e kafir olarak ölen babasından bir vebal kalmadı. Nesep bağları ne mümin yaptı ne de kafir. Soyda kutsallık olsa böyle olur muydu?

Şimdi bazıları şöyle diyebilir: ‘ Tamam Hz. İbrahim’in babası kafir olarak öldü ama Allah onun soyuna nübüvvet verdi soyundan çok sayıda peygamber geldi’ Evet Allah Hz. İbrahim’in soyundan pek çok peygamber çıkardı ama bu görev dışında onun soyu içinde hiçbir kutsallık kılmadı. Allah katında iman nesep bağıyla değil salih amel ile ölçülür:

Saffat
123: ‘Ona(İbrahime) ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, muhsin olan da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.’

Bakara
124: ‘Hani, Rabbi İbrahim’i bazı sözlerle imtihan etmişti de o da onların gereğini tam olarak yerine getirmişti. Rabbi ona: ‘Ben seni insanlara önder kılacağım’ dedi. O: ‘Soyumdan da!’ dedi. Rabbi de: ‘Benim ahdim zalimlere erişmez’ dedi.’

Seyyidlik de maalesef toplumun büyük kesimi tarafından yaşanan gerçekte İslam ile bir ilgisi olamayan Hurufilik dininin türettiği Kurana ve fıtrata aykırı kavramlardan biridir. Bu tarz rütbelere sığınanların amacı kendilerini özel bir makamda göstererek insanları etraflarına toplamak ve oluşturdukları çıkar guruplarını genişletmekten başka bir şey değil. Zamanında Hz. Muhammed’e muhalefet edenlerde kutsal soy iddialarını dile getirmişlerdi:

‘Zuhruf
31: ‘Ve dediler ki: ‘Bu Kur’an iki kentin birinden, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?

İnsanı yücelten soy değil takvadır. Kimse kendisi için özel bir makam aramasın, iblisi de yoldan çıkaran kendisine biçtiği üstünlük iddiası değil miydi?

Araf
12: (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

En azından iblisin elinde hak namına bir şey ifade etmese de yaratılışla ilgili bir mazereti vardı. Soydan gelen sözde kutsallıklar atfederek kendilerini diğer insanlardan üstün görenlerin iblisten bile daha kötü duruma düştüklerinin farkında mısınız?

Fatır
10: ‘Kim izzet arıyorsa, bilsin ki izzet bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler Ona yükselir;
Salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tuzak olarak kuranlara gelince, onlar için şiddetli bir bir azap vardır. Onların tuzakları mahvolup gider.’

En doğrusunu ALLAH bilir. Hayırlı tefekkürler dilerim…………..

 


About the Author
Author

rabbani

Comments (2)
  • Avatar

    mehmet altınterim Mar 19 2015 - 13:39 Reply

    Çok güzel bir yazı, bu yazı İslamiyet te makamların ve ünvanların babadan, oğula geçemeyeceğinin ve kullar tarafından verilen ünvanların boşa bir gayret olduğunun ispatı. İnşallah insanlar okur toplum malesef okuma taraftarı değil, herkes duyduğu ile yetiniyor.

  • Avatar

    tr Jan 3 2017 - 19:22 Reply

    Turkiyede mevcut 300 yıllık Tarikat Şıh Baba Dede Ocak Tekke eşiret meşiret hepsi Sahtekardır. İslamda Ruhban yoktur. Büyük zat dedikleri kişiler sahtekardır. Din açık seçiktir, Dini öğrenmek için tarikat marikat gerekmez.

Leave a reply

Name (required)

Website