Meleklerin ve Ateistlerin Ortak Sorusu

“Makul Sorulara Makul Cevaplar Vardır”

Yeryüzünde her yerde bir din olgusu vardır. Ateistlerin bile! Hatta benim anlayabildiğim kadarıyla ateistlerin asıl sorunu tanrının varlığıyla yokluğuyla değil, algıladıkları tanrının niteliğiyle, bir anlamda din adına yapılan işlerin iyi olması gereken bir tanrıya yakıştırılamaması ile ilgilidir. Ateistler ve yakın görüşlere sahip azınlıklar hariç hemen herkes Allah’ın dininin esaslarını gönderdiğine ikna halindedir. Ama alelade dindarlar buna rağmen gönderilen talimatın (kitabın) bu konuda yeterince aydınlatıcı olmadığı veya anlaşılmasının zor olduğu düşüncesindedir. İnsanoğlu, bu hususları açıklayıp yeterince kalplerini teskin edecek cevapları hep başka insanlardan bekler. Eğer bir başka insan, kendi gibi bir insanı ikna etmeyi başarabilirse ona uyar ve dosdoğru yolu bulduğunu sanır. Bu sanış, bu zan, ta ki bir başka duvara toslayana kadar devam eder. Karşısına çıkan karşıt fikirlere direnemeyen insan, Yaratıcıyı reddetmeyi içsel olarak reddeder ve kendi inancını yeni bir şekle sokma arayışı içerisinde bu kez başka bir mantıklı açıklayıcı ve onayıcı bulma peşine düşer. Oysa bu mantıki açıklamaların tamamı eksiksiz olarak Allah’ın kitabında (Kuran’da) vardır.

Dini konularda “ben asla şüphe duymam” diyen insanoğlunun, kesinlikle samimi olmadığını düşünüyorum. İlla ki Allah ve Ahiret konusunda şüpheye düşülmesinden bahsetmiyorum. Ama dini emirler ve diğer iman ve ibadet konularında daima bir teskiniyet arayıcılığı vardır. Hatta olmalıdır. Sorgulayıcı olmanın gereğidir bu. Bu arayış da peşinden “nasıl” sorusunu getirir. Bir iç mücadelesi başlar. Nefis ve vicdan muhasebesi bizi en doğruyu bulmaya sürekli iter durur. Ama çoğunlukla mücadele yarıda bırakılıp nefsin arzularına uyulur. Nefis tatmin olduğunda ise tekrar vicdani arayış mücadelesi devam eder.

Ateist olduğunu söyleyenlerin, yanlışta inatla ısrar etseler de, en azından bu hususta daha samimi olduğunu düşünüyorum. İnanmadıklarını söylerler ve sorularla karşımıza  çıkarlar. Ve enteresan biçimde bugün ateistlerin sorduğu en aykırı soruların hemen tamamının Kuran’da olduğunu görüyoruz. Bugün ateistler dindarları her ne konuda sıkıştırıyor ve makul bir cevap veremez konumda bırakıyorlarsa ilginç bir şekilde bu aykırı sorulara Kuran’da da rastlıyoruz. Ama bunu görebilip anlayabilmek için ateistler gibi önyargıyla ve sui zanla kitabı okumak değil, sözde dindarlar gibi de bilmediğin dilde ezberlemek değil, Kuran’ın içinde ne yazdığını gerçekten okumuş olmak gerekir. Aksi takdirde Kuran’ın dışındaki ve çoğunluğunun uydurma olduğu belli olan bir sürü rivayetteki hikâyelerle ve mantığa tam oturmamış zanlarla ateistlerin karşısına çıkarsanız ne onları ikna edebilir ne de aslında kendi kalbinizi teskin edebilirsiniz. Edindiğiniz şüphelerden Kuran’ı okumadıkça olsa olsa devekuşları gibi kafanızı kuma gömerek kurtulduğunuzu zannedersiniz. Bu yenilginizi fark eden tanrı tanımazlar ise sizin bu cahilliğinize acıyarak gülerler.

Ateistlere “biz insanlar Allah’ın halifesiyiz” derseniz onlar da size “dünyada bu kadar akılsız, ahlaksız, diğer insanların namusuna göz koyan, dedikodu yapan, para için bin türlü takla atan ve bütün ahlak söylemlerine rağmen diğer insanların hâkimi durumuna gelir gelmez kendi gibi düşünmeyenlere yasaklar koyan, özgürlüklerini kısıtlayan ve hatta uydurdukları dinler adına birilerini öldüren bu kan dökücü insanların mı yaratıcının seçkin kulları olmayı hak ettiğini” sorarlar ve hatta bu inandığınız ölçülerde sizin tanrınızı şuçlu veya hatalı bile bulurlar. Altyapısı sizin mantığınıza oturmamış ve sadece inandım demekten öteye gitmeyip içi doldurulmamış bir halifelik anlayışı ateistlerin gözünde aklını kullanamayanların kendi kendini avutmasıdır. Kendilerini uyuşturan bir afyondur. Bu durumda haklıdırlar da… Ve size derler ki “Bu ne saçmalık! Sen bunu hak edecek ne yapıyorsun ki? Beni kâfir olarak niteliyor ve senin gibi olmadığım için kendini gizli bir kibirle yüceltiyorsun! Allah böyle kötülükler yapan ve savaşıp duran insanları mı halife yapmış?” Yeryüzünde, bunu soran ateistlerken, Kuran’ı okursanız aynı soruyu soranın Allah’ın günah bile işlemekten arınmış melekleri olduğunu görürsünüz. O halde ateistlerle aynı şeyi soran melekler de mi Allah’ın varlığını kabul etmiyor!!! Kafir kim!!!

2-Bakara 30 Hani Rabbin, Meleklere: «Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim» demişti. Onlar da: «Biz seni övüp yüceltir ve (sürekli) takdis edip dururken, orada fesat çıkaracak ve orada kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?» dediler. (Allah:) «Şüphesiz, sizin bilmediğinizi ben bilirim.» dedi.

 

Elbette ateistlerin doğru yolda olduğunu söylemiyorum ama Allah’a inandığı halde şirk koşanların bile en derin cehennemle karşılaşacaklarına yönelik ayetler aklıma gelmiyor değil. Ateistlerin düşünme, aklını kullanma ve sorgulama hususunda kuru kuruya dinine bağlananlardan, idrak yolunda daha çok mesafe kat etmiş oldukları ve önlerinin en azından açık olduğu görülüyor. Çünkü sorguladıkları için, her an doğrunun farkına varabilme potansiyelleri yüksektir. Ama sorgulamayan ve inandığına tahkik etmeden inanan, düşünmeden kabul etmeyi onur sayan, şüphe etmeyi dinen eksiklik gören insanların en doğruyu fark edebilme potansiyelleri çok daha düşüktür. Düşünme ihtiyacı hissetmediklerine göre, kat ettikleri dini mesafe sona ermiş durumdadır. Kader/ölçü labirentleri tıkanmıştır. Artık düşünmek yerini matematiksel sevap biriktirmeye bırakmıştır. Tefekkür yerini sürekli tekrar eden içi doldurulmamış zikirlere terk etmiştir. Sorgulamayan dindar tarafından yetmiş defa bilmediği dilde Amene Resulü okumak dini olgunluk zannedilmeye başlanmıştır.

Oysa bu sırada ateist, Bakara suresinin o son iki ayetini okuyarak düşünmeden inanan rakibine kendini haklı çıkaracak doneler bulma peşindedir. Der ki; madem Allah insana kaldıramayacağı yük yüklemez, senin neden çocuğun ölüyor, sen neden köle gibi çalışıp asgari ücret alıyorsun, sen neden günde beş vakit namaz kılmak için olur olmaz yerlerde mescid aramak zorunda bırakılıyorsun, senin kızın neden üniversiteden atılıyor, neden borç içinde yüzüyorsun, Allah neden senin yükünü hafifletmiyor? Üstelik bunları bir tarafa bırak, sen neden ölüyorsun? Demek ki ölüm senin kaldıramayacağın bir yük ki ölüyorsun! Bu da demek ki bu ayet sana yalan söylüyor ve sen de buna kuru kuruya inanıyorsun!!! Hadi cevap ver!!!

İşte eğer sen Kuran’ı hak ettiği biçimde okumamışsan bu “düşünen ateiste” cevap veremezsin. Hâlihazır mantıksal çözümlemesiyle senden çok çok daha iyi durumdadır. Senin önünde binlerce ayet dururken okumayıp düşünmediğin halde, o sadece tek bir ayet okuyup seni geçmiştir. Ama sen maalesef aynı ayeti Arapça olarak ezbere bildiğin halde bırak onu, kendini bile ikna edici bir cevap veremezsin. O Allah’ın varlığını kabul etmese de, okuduğu için seni alt etmiş, senin cihadından çok cihad yapmış ve Allah’ın izniyle seni yenmiştir. Sen, bu adam zaten Allah’a inanmıyor, ben otomatik galip sayılırım diyorsan yanılıyorsun. Çünkü o soru senin “inandığın şekliyle dininin” ölüm fetvasıdır. Bütün cihadsal ganimetin o ateist kişinin eline geçmiştir. Sen ise yenilmiş bir ordunun esir düşmüş ve köleleştirilmiş erinden ya da eve kapatılmış cariyesinden öte durumda değilsindir. Ateisti ikna edip etmemenden daha önemlisi kendi kendini ikna edememiş oluşundur!!! Hayatın gelip geçiciliğini ve bir imtihan sırrı barındırdığını anlatan ayetlerden hakkıyla haberin yoksa, her gece gördüğün rüyaların anlamı ya da anlamsızlığıyla yaşadığın dünya hayatının ne kadar benzeştiği aklına bile gelmez. Eğer gelse, bu soruya cevabı yapıştırırsın, o anlamasa da sen anlamış olursun. Bu da yeter. Nasibi yoksa (Allah katında hak etmemişse) o zaten inanmamaya devam edecektir. Bu onun sorunu. Ama sen kendi sorununu çözmelisin. Bir ateistin sorusu genellikle sana yeterince iman edip etmediğini gösterir. Cevabını veremiyorsan bu konuda çaba sarf etmen gerekir. Onun için değil, kendin için.

Peki bu çaba nasıl olmalı? Bir kere, korkmayı bir kenara bırakmalıyız. Eğer korkmuşsan bu saldırıdan, derhal insanlardan bu sorunun cevabını bilenleri ararsın. Hatta böyle bir kişi olarak şu yazımı okuyorsan benim vereceğim cevaba odaklanmışsın ve ne cevap vereceğimi beklemektesindir. Oysa Kuran’ı rehber edinmiş bir kişi bu şüphelerden korkmaz ve her dini sorunun cevabının da Kuran’da olduğundan emindir. Benim söyleyeceklerimden değil, Kuran ayetinden mutmain olma peşindedir ve hatta cevabi nitelikte başka başka ayetler de olabileceğinden aklının bir köşesine bu araştırmayı yapmayı koymuştur bile. Ve hatta ve hatta o ayetler aklına çoktan gelmiş olanlar bile vardır. Elbette bazen bir insan da doğruyu işaret edebilir. Her söylenen yanlış değildir. Ancak mesele söylenen çözümün Kuran’la bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Fikirden öte Kuran’da olmayan yeni bir hüküm koyulursa sorun çözülmez, hatta katmerleşir.

Meleklerin ve ateistin “Bu bozguncu kan dökücüler mi halife olacak?” sorusuna dönelim. Cevapları bulmak için uzaklara gitmeye gerek bile yok. Genelde hemen ardından gelen ayetler zaten cevabı da birlikte veriyor. Üstelik sadece sorunun cevabını değil, kimin kafir olduğunu da söylüyor!!!

2-Bakara 31, 32, 33, 34 Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: «Eğer doğru sözlüler iseniz, bunları bana isimleriyle haber verin» dedi. Dediler ki: «Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiç bir bilgimiz yoktur. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.» (Allah:) «Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver» dedi. O da, bunları onlara isimleriyle haber verince, (Allah) dedi ki: «Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da ben bilirim.» Ve meleklere: «Ademe secde edin» dedik de İblis’ten başka (diğerlerinin tümü) secde ettiler. O ise, dayattı ve kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

 

Gördünüz değil mi cevabı! Ateistlerin sorduğu soruyu sorarak sorgulayan melekler değil, Allah’ın varlığından zerre kadar şüphesi bile olmayan ama üstün olduğunu ileri sürerek kibirlenen şeytan kâfir oldu!!!

Peki gördünüz mü “bu kan dökücü insanları mı halife kılacaksın” diye soran meleklere ve bizim ateistimize aynı anda gelen cevabı! Allah mealen diyor ki “İnsan her ne kadar kan dökücü ve bozgunluk çıkarıcı olsa da sizden üstün olabileceğini size göstereceğim. Gerçeği ben biliyorum. Çünkü (melekler olarak) sizin içinizde kötülükten eser bile yokken, benim öğrettiğimden başka bir şey bilemezken ve böylece bana itaat ederken, insanların arasında, içindeki kötülük seçeneğine rağmen öğrettiğimden yola çıkarak tahkik ederek, anlayarak, kalpleriyle kabul ederek, idraklerini kullanarak bana itaat edenler çıkacaktır. İşte onlar sizden üstün bir akıl yürütme ve seçicilik sahibidir. Sadece verdiklerimle de yetinmez, öğrenmeyi de öğrenip, kendi kendilerine öğrenmeye ve akıl yürütmeye, ilimde derinleşmeye devam ederek doğruyu bulup seçmeye devam ederler. Daha iyi sorgulamak için didinirler. Sadece benim öğrettiğim kadarını yapacak olsalardı elbette siz meleklerden farklı olmazlardı. Ama onlarda daha büyük bir kapasite vardır. Onlar benden ilim isterler. Ben de veririm. Hadi bakalım insanın sizden üstün olduğunu kabul edin artık!”

Ayrıca burada (aklıma gelmişken) dikkat çekici bir diğer husus daha var. Şöyle ki bu ayetlerde meleklerin (basit manada düşünürsek) isim verme, ismini haber verme gibi özellikleri olmadığı gibi bir durum ortaya çıkarken, üç ayların başlangıcı kabul edilen Regaip Kandiline ismini meleklerin verdiğine dair Kuran dışı bir rivayet olması düşündürücüdür!!! Neyse devam edelim…

İşte bize o soruyu soran ateist arkadaşa “işte senin bu sorgulayıcılığın, düşünme ve doğruyu bulup seçme kabiliyetinden dolayı Allah’ın halifeliğine adaysın” diye söylediğinizde vereceği cevap ne olursa olsun o insanın yol ayrımını ortaya koyacaktır. Eğer sizi anlamışsa “dur bir dakika, neredeyse sen beni tarif ediyorsun” diyecektir. Zafer o andan itibaren sizindir. Hem kendinizi ikna etmiş hem de inanmayan bir başka insanı doğru düşünmeye sevk etmişsinizdir. Gerisi ona kalmış. Kabul etmese de sorun yoktur. Çünkü Kuran’ı okumuşsanız o andan sonra gelecek soruların da cevabının çorap söküğü gibi aklınıza dokunduğunu göreceksiniz. Bakın hiç ara vermeden peşinden gelen ayetleri okuyalım. Demek istediğimi anlayacaksınız.

2-Bakara 35, 36 Ve dedik ki: «Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.» Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: «Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır» dedik.

 

Gördüğünüz gibi meleklerin sorusu ve şeytanın üstünlük iddiasının ardından Allah halife kıldığı insanı derhal kalite kontrole soktu. Üstelik ona üstünlük taslayanı da test süresince serbest bırakıp “buyur becerebiliyorsan becer onlardan üstün olduğunu ispatlamaya” dedi. Ne insana ne şeytana ceza vermedi, fırsat verdi. Sizce kim haklı çıkacak!!! Şeytan üstünlüğünü ispat peşinde, ya bir ateist kadar bile sorgulamaktan korkan sözde dindarlar neyin peşindeler!!!

Bütün soruların cevaplarını yazan bir kitabı kendi dilimizde anlamayı uygun görmezken, anlamadığımız bir dilde ezberleyerek mi bize üstün olduğu iddiası olan şeytana galip geleceğiz? Ama hadislerin (rivayetlerin) çevirilerini okumayı ve orada yazanları uygulamayı çok gerekli görüyoruz! Bu bir çelişki değil mi? Neden aynı şeyi Kuran için uygulamıyoruz? O Allah’ın sözü diyerek, onu dilimize çevirirsek bozarız diyoruz değil mi? O halde hadisler de çeviri olduğuna göre onlar da bozulmuş olamaz mı? Bu ne kuru kuruya kabuldür? Hani Kuran için, Allah’ın onu koruyacağına inanmıştık! Ama hadisleri daha çok koruduğuna inanmıyor muyuz bu haliyle!!! Bu nasıl perhiz, bu ne biçim turşu!!!

Eğer Kuran’ı Allah’ın koruduğu doğruysa (ki doğru) kendi dilimize çevirip okuduğumuz zaman neden bozmuş olalım ki? Aksine meallerle Kuran’ı bozmaya çalışanlar doğru çeviriler sayesinde birer birer ortaya çıkmazlar mı!!! Çünkü orijinali elimizdedir. Bundan büyük kolaylık mı olur!!!

Allah Kuran’ı kendisi için mi indirdi, bizim için mi? İçinde ne yazdığını bilelim diye mi indirdi, yoksa insanlardan manasını gizleyelim diye mi? İsrailoğulların kahinlerinin yaptığını mı yapma peşindeyiz? O kadar açık ki!!! Aslında şu satırları yazmaktan bile utanıyorum, Allah’ın, meleklere ve şeytana üstün kıldığı insanlara bunları açıklamanın bile yersiz olduğunu düşündükçe!!! Hele ki bir zamanlar, bugün eleştirdiğim anlayışa (anlamayışa) uyanlardan olduğumu hatırladıkça!!!

Allah’ım sana nasıl teşekkürler edelim, nasıl bir şükür gösterelim de, verdiğinin karşılığı olabilsin…

22-Hac 78 Allah yolunda gereği gibi cihad edin. Sizi insanlar içinde bu emanete ehil bulup seçen O’dur. Din konusunda, size hiçbir zorluk da yüklemedi. Haydin öyleyse babanız İbrâhim’in milletine ve yoluna! Bundan önce de, bu Kur’ân’da da, size Müslüman adını veren O’dur. Ta ki Resul size şahid olsun, siz de diğer insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız. Haydin namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O sizin biricik mevlanız, efendinizdir. O, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.

kalemzade.net

twitter.com: @kalemzade


About the Author
Author

Kalemzade Kamil

Comments (4)
Leave a reply

Name (required)

Website