MEKKEDEKİ NUR

Kalp düşünceden çok daha doğru söylerdi, tarihin tanıkları da inadına Asr-ı saadet derdi. Sana Mekke’den değil ama uzak mesafelerden, hiç bitmeyen derecelerden ve başını bulamadığım yollardan yazıyorum ya Nebi. Şimdi tepelerden bir güneş doğuyor. Senin yokluğunu her sabah hissedermişçesine soğuk ve batışı da sana kavuşacakmışçasına sıcak. Ben ise bazen sahrada susuz kalmış biri olarak, bazen yolunu kaybeden bir bedevi olarak ama inadına hadari olarak yazıyorum. Kalem tükeninceye ve seni buluncaya dek…


Yokluğunda seni özledik efendim. Doğmadan kaybettiğin babanı özlemen gibi. Altı yaşında anneni Ebva’da bıraktın biz de orada kaldık. Yaşamında hep Ümmü Eymen olmadı, sana kol kanat gerecek olamazdı. O şimdi Abdulmuttalipleydi ta ki sekiz yaşına kadar. Sonra en merhametli amcam Ebu Talip seni himayesine aldı. Senin için hayatının kararları şekilleniyordu. Ruhen bu kutsal göreve hazırlanıyordun. ”Şüphesiz ki sen en yüce bir ahlak üzeresin.”

Yıl 596 seneler kutlu ve mutlu bir düğüne şahitlik ediyordu.Muhammed ile Hatice evleniyordu. Muhammed gördüğü rüyaların benzeri bir dünyayı Hatice de görmekten, Hatice de öncelerde gördüğü rüyaların tabirini Muhammed de bulmaktan gayet mutluydu. Her ikisinin dudaklarındaki yarı tebessümü birleştirirsek onları Rahmete ve berekete götürecek güzel günler önlerindeydi.
Ramazanın on yedinci gecesi ay atlastan bir renge bürünmüş Hira dan bir ses bekliyor ve tüm alem sessizce orayı dinliyordu. Ay hareket etmiyor gibiydi, sanki her şey çiviyle çakılmıştı. Hava nurdan daha latif, yer gökten daha hafifti. Bu eski dünyanın son sabahı, yeni dünyanın ilk fecriydi. Okumanı bekliyordu Cebrail arzdan arşa tüm melekler. Okumuştun da. Hira susmuş ve sen okumuştun. Orası ev sahipliği yapmıştı vahiylere Cebraile ve böylece Hira nın sesi yavaş yavaş yankılanıyordu Mekke çöllerinde.
Ama ayrılık her zaman var ebediyet payidar değildi. Mekke den Medine ye hicret ederken vatanından ayrılmak seni incitmişti ve çoğu kez incitilmiştin. Sana iman edenleri Necaşi ye emanet etmiştin. Daha sonra ayrılık vakti gelip çatmış Hicret kaçınılmaz olmuştu. Medine artık Ensar ve Muhacir olmuştu. Onlar kardeş olmaktan öte, cennet komşularını bulmuşlardı.
Yüz yıllar boyu anlatılan ve anlatılacak olan buydu. Amaçları vardı yaratılışımızın, gayesi vardı hayatımızın, kuralları vardı yaşamanın ve bir de anlı şanlı savaşlarınız vardı. Bir Bedir iman, bir Uhud imtihan, bir Hendek taktik savaşıydı ve Mekke’nin fethi ise o önce kalplerin, sonra şehrin fethiydi. Bazılarının kalpleri mühürlüyken fetih onların ruhlarına inemedi ama Mekke fethedilmişti. Ensar ise, onların paylarına Allah Rasulü düşmüştü ve onlar mutlu ayrılmışlardı Mekke’den, biz ise;

Yokluğunda seni özledik

Sana değen rüzgarı ,seni örten bulutu özledik,

Özlemeyi, ,özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi

Aşkı , gözyaşını , müsamahayı, ahlakı, adabı

feraseti, adaleti, muhabbeti ,özledik.

Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler, yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar efendim?

 

Yazar : Rumeysa çakır

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (1)
  • Avatar

    mahirDN Jun 1 2014 - 10:59 Reply

    merhaba kardeşim; Muhammed peygambere olan özlemini dile getirmişsin. yanlış anlaşılmadan, kırmadan, incitmeden bir noktayı düzelmek isterim. hem yazaının başında hemde sonunda Muhammed resul için EFENDİM diye belirtmişsin.
    Yusuf süresinin 40-50 ayetler arasında efendi kelimesinin Rabb anlamına geldiği çok açık şekilde bellidir. Arapçada da Rabb anlamına gelir. İyi niyetle saygı mahiyetinde söylediğini biliyorum ama birisine, kim olursa olsun, hangi niyetle olursa olsun Rabb kavramını yakıştırmak doğru değildir. bu konuda eliştirmeden önce yusuf süresine bakmanı ve eğer edine bilirsen Mevdudinin ”Kur’an’da dört terim” adlı kitabını okumanı tavsiye ederim.
    Allah Kur’anca yaşamayı ve Kur’anca anlatmayı nasib etsin. esSelam

Leave a reply

Name (required)

Website