Nasıl Bir Eğitim Ordusu?

İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, başka bir ifadeyle iyilikte yardımlaşıp kötülüğe karşı koymak, Kur’an’ın kendi üslubuyla ele aldığı hem ferdi hem de toplumsal tarafı olan çok önemli ahlaki bir prensiptir. Çünkü bir toplumda huzur ve güvenin tesis edilmesi, ancak bu prensibin tatbikiyle mümkündür. Bu yüzden vurdumduymazlığın ve nemelazımcılığın kol gezdiği toplumlarda iyilik ve güzellik vasfını taşıyan her fiil, yerini kötülüğe ve şerre bırakabilir. Bunun sonucunda da ihtilaflar çoğalır, sapıklıklar yayılır, cehalet her tarafı sarar, insanlık fesada uğrar ve zamanla dini hayat silinip ortadan kalkabilir. İşte toplumsal hayatta çok önemli bir ilke olmasından dolayıdır ki bu, bir anlamda batıl karşısında hakkı savunmak için peygamberlerin gönderildikleri ilahi maksadı sembolize etmektedir.

Bu amel, cihad ve tebliğ altında da ele alınabilir. Fakat, Yüce Allah, Kur’an’da felaha erenlerin özelliklerini belirtirken bu amele ayrıca atıfta bulunmuştur. Söz konusu ayet şu bağlamda karşımıza çıkmaktadır:

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. ”
( Al-i İmran, 3/104. )

Yüce Allah’ın bu ifadesinden, toplumda bir eğitim ordusu oluşturulması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu eğitim ordusunun yetiştirilmesi, toplumların veya milletlerin olmazsa olmazını teşkil etmektedir.

Ayete göre insanın görevi, iyiye çağırmak olarak belirlenmektedir. Her hangi bir çaba harcamayan topluma, iyilik kendiliğinden gelmez. İyiye çağırırlar ifadesi, iyinin bir amaç olduğunu, insanların beyinleriyle, gönülleriyle, eylemleriyle ona doğru koşmaları ve onu elde etmek için gayret sarf etmeleri gerektiğini gösterir. İyiye çağırma görevi, iyiyi öğretmeyi ve onu tanıtmayı da kapsar. Dola­yısıyla, iyiye çağırmak, iyiyi öğretmeyi de içine alan bir eğitim faaliyetidir.

Yukarıdaki ayette geçen iyi/hayr kavramının içini islam kelimesinin manaları ile doldurabiliriz. İslam, barış, emniyet, teslimiyet ve rahmettir. O halde iyi, barış, emniyet, teslimiyet ve rahmettir. Bu du­rumda İçinizden hayra çağıran bir topluluk bulunsun ifade­si, “İçinizden İslam’a yani barışa, emniyete, teslimiyet ve rahmete çağıran bir topluluk bulunsun” anlamına gelir. İyi her yerde iyidir; ama içinde hangi değerlerin bulunduğunu bilmek gerekir. İşte bu iyiye çağırmak, akla dayanarak Allah’a, O’nun yoluna, kitabına, kurtuluşa ve hidayete çağırmak anlamına gelmektedir.

Bütün bunlardan şu netice çıkar: Toplumu eğitip yetiştirmekle görevli olan eğitim ordusu, aklın önemini, ona dayanmayı, Allah’a nasıl davet edile­ceğini bilmeli, barıştan, güvenden yana tavır koymalı, Allah’ın yolunun, kur­tuluş ve hidayetin bilincinde olmalı; hayrın bunlardan oluştuğunu id­rak etmelidir.

İyi, Allah’ın ipi hükmünde olan Kur’an’dır. İyi, tefrikadan ve düşmanlıktan uzak; kalplerin kaynaştığı ve insanların kardeş olduğu bir hayattır. O zaman hayra davet, kalplerin kaynaşmasına, sevgiye, kardeşli­ğe, birlik ve beraberliğe davet demektir. Yüce Allah, toplumda bu ulvi değerlere davet edecek bir grubun bulun­masını bu ayetiyle farz kılmaktadır.

Peygamberlerin yapmış oldukları bu görev, bugün ilim adamlarına düşmektedir. Bu kimseler insanları hayra çağırmalı, insan­ların beynine, gönlüne doğru bilgi ile hitap etmeli, kalplerini birleştirmeli, kültürel kardeşlik dediğimiz iman kardeşliğini inşa etmeli, tefrika­yı, düşmanlığı ortadan kaldırmalı ve toplumu ateş çukuruna düşmekten kur­tarmalı ve böylece toplumun yok olmasına neden olacak parçalanmayı önle­melidirler.

Cemiyetin her ferdi, diğer fertlerin hareket ve davranışlarından kendini sorumlu tutmalıdır. İşte bu duruma İslam dininde Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker denilir. Her inanan bir kimse bilgisi, gücü, imkan ve kabiliyeti nisbetinde bildiğini başkalarına öğretmek, rehberlik etmek zorundadır. İyiyi, doğruyu, fazileti yaymak, bu vasıfları haiz olan herkes için yüce bir görevdir. Ama öncelikle kendi eksiklerimizi gidermek, sonra da aile çevremizden başlamak yerinde bir davranış olur.

Öte yandan, eğitimci böylesine zor bir görev karşısında sabırlı olmalıdır. Sabır, insanı yetiştiren en güçlü duygu veya iradi gücün en önemli bölümüdür. Onun için Mevlana, “Ustam sabırdır benim” diyor. Eğitimcinin sabrı o kadar derin, zengin ve güçlü olmalıdır ki, öğrencilerinin yanlış davranışlarına dayanabilsin, onların üzerine hırslı bir şekilde gitmesin. Özellikle değişimi, gelişmeyi ve yeniliği takip eden ve onları hedef alan bir eğitimci için sabır, hava ve su gibi gerekli olan bir sıfattır. Neticede diyebiliriz ki, öğretmen sabırla öğrencilerine daima iyiliği emretmeli, onlardaki olumsuzlukları düzeltmeye, onları kötülükten sakındırmaya çalışmalıdır. Yüce Allah, bu görevi iyiliğin yeryüzünde hakim kılınması ve kötülükten sakınılması için gerekli kılmıştır. Bu sebeple bir öğretmen de öğrencilerinin özellikle, alışkanlık haline gelmiş çirkin ve olumsuz davranışlarına ikna yoluyla imkanı ölçüsünde, sabırla mani olmaya çalışmalıdır.

NURULLAH DAĞ / www. haberarz. com


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (1)
  • Avatar

    kul Feb 1 2012 - 21:17 Reply

    Önerileriniz güzel ancak içlerinde yanlışlık olduğunu düşünüyorum;

    “Cemiyetin her ferdi, diğer fertlerin hareket ve davranışlarından kendini sorumlu tutmalıdır. İşte bu duruma İslam dininde Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker denilir.”

    Bu bilgi neden Kur’an-ı Kerim’de yer almıyor bu gibi karışık, sonradan uydurma kavramlar dinde büyük bir karmaşa yaratıp insanları hadisçiliğe sürüklemektedir çünkü insanlar evet din anlaşılmaz diyor halbuki bu terimlerin din ile bir ilgisi kesinlikle yok doğrusu ben ” Mevlanacılık ” anlayışını da örnek alan birisi değilim o kişi ömrünü ibadete adamıştır ancak sadece kendisi için yaptığını düşünmekteyim kendisinin veli edinilmesini isteyenler, türbesi olanlardan değil yolunda olunan Allah’tan ve Kur’an-ı Keriminden yardım ummalıyız.

Leave a reply

Name (required)

Website