KİTAP

İşte sana o kitap! Kuşku/ çelişme/ tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, sakınanlar için. (Bakara-2)


Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/haset/hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düştüler… Kim Allah’ın ayetlerine nankörlük ederse, Allah hesabı çabucak görecektir. (A’li-İmran)

Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah kendisine kitap, hüküm-hikmet ve nübüvvet versin de sonra o, insanlara “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” desin. O ancak şöyle der: “Okuyup araştırdığınız şeylere, öğrettiğiniz şu kitap’a dayanarak benliklerini Allah’a adamış kullar/Rabbaniler olun!”(A’li-İmran-79)

Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölse yahut öldürülse ökçelerinizin üzerine gerisin geri mi döneceksiniz! İki ökçesi üzerine geri dönen, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir. (A’-li İmran-144)

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; O, Allah`ın resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi gereğince biliyor. (Ahzap-40)

Yazıklar olsun o kişilere ki, kitap`ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, “İşte bu, Allah katındandır!” derler. Vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden! Vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden!(Bakara-79)

Allah cc. izin verirse, Kur’an da geçen elleriyle kitap yazanlar ayetinin bende uyandırdığı izlenimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bir hatam varsa ya da bir eksiğim olursa düzeltirseniz memnun olurum.

Yalan düzüp Allah`a iftira eden veya kendine bir şey vahyedilmediği halde “Bana vahyedildi” diyen kişi ile, “Allah`ın ayet indirdiği gibi ben de indireceğim” diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış, “Çıkarın canlarınızı!” diye! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah`a karşı gerçek dışı şeyler söylüyorsunuz ve çünkü O`nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz. (En’am-93)

Rabbim bize OKU diyor, Kuran’ı Oku, kendini Oku, kâinatı Oku tüm okuyabildiğin konular arasında ki illiyet bağını kur ve secde ederek yaklaş… (Alak suresi)

Konular arasında ki illiyet bağını kurup ortaya bir veri koyabilen arz üzerinde yaratılmış yegâne varlık insandır. Bizi hayvanlardan ayıran en büyük özelliğimiz akıl-zihin-düşüncedir.

“Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller/Efidete/ vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!”(Secde-9)

Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir. “(İsra-85)

İnsan duyu organlarıyla algıladığı verileri zihnin de sentezler. Bu sebepten dolayı beynimize ne yüklediğimizin önemi büyüktür. Beyin var olmayan bir sayfayı açamaz. Kur’an da geçen zikir kavramını gerçek anlam da kavradığımız da Yaratıcının bizden istediği ısrar ve tekrarın yani zihni-bedeni-kalbi sürekli zikir halinde tutmanın önemi ortaya çıkar. Aslında bu özelliğimizin bize çalışana çalıştığının karşılığını eksiksiz sunan Allaha ne kadar çok şükretmemiz gerektiğini de kavratır… Günümüz araştırmacılarının da tanımladığı üzere bizim zihinsel ve duygusal zekâmız vardır.

Kitabımızdan anlayabileceğimiz gibi sentezlenen bilgi vicdanla beraber yürür. Vicdan bizi uyarır. Vicdan zihnimizde tasarladığımız kavramların doğrumu yanlış mı olduğunun sinyalini bize verir. Nefsi düzenleyen ona fucuru ve takvayı ilham eden Allah cc. Bizi özgür bırakmıştır. Elçiler de bizi özgürlüğe davet ederler. Düşünce özgürlüğüne….

Rabbim herkese eşit şanslar sunmuş; Diyelim ki bir kişi Nebi-Elçiye ve kendisine indirilen kitaba rastlamamış olsun kişinin araştırma içgüdüsü – inanç geni kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Kişi içindeki ve dışında ki ayetleri sorgulamaya başlayacak ve bir arayışta bulacaktır kendini. Ben kimim? Nereden geldim nereye gidiyorum. Bu kâinatı yaratan bir yaratıcı varsa kitabı da mutlaka vardır!…

Arayışta olan kişi bilimsel anlamda yapabileceği bir keşiften yoksunsa, bu yolda yazılmış çeşitli kitaplarla karşılaşır. Kuramcı-Kelamcı-Felsefeci-diye tanınan kişilerin kendi elerliyle yazdığı kitaplarla… Bu karşılaşmada kişi bir mihenk taşından yoksunsa – henüz yaratıcının kitabıyla karşılaşmamışsa bir illiyet bağı kuramaz-kişilerin yazdığı kitaplarla yaratıcının gönderdiği kitap arasında kıyas yapamaz. Bilimde standart cetvel uygulaması denilen bir ölçüm şekli vardır. Ör. Birisi bize uzaktaki bir dikilitaşın resmini elimize tutuştursa, boyutları konusunda hiçbir fikrimiz olmayabilir-dikilitaşın büyük mü küçük mü olduğunu ya da fotoğrafçının dikili taşa yakın mı yoksa uzak mı durduğunu anlayamazsınız. Fakat fotoğrafta birisi dikili taşın yanında dikiliyorsa, o zaman hesaplayabilirsiniz. İnsanlar kabaca aynı büyüklükte olduğundan, fotoğraftaki bir insan, dikili taşın büyüklüğünü ve fotoğrafçının resmi çekerken ne kadar uzakta durduğunu tahmin etmenize yardımcı olabilir. Eğer o insan dikili taşla kıyaslandığında çok minik kalıyorsa, o zaman anıt oldukça büyük ve uzakta olmalıdır; eğer o insan dikili taşa göre büyükse o zaman dikili taşın nispeten küçük ve yakın olması gerekir. Beyniniz otomatik olarak o insanı – yani büyüklüğü bilinen bir nesneyi-dikilitaşın boyunu fotoğrafçıdan uzaklığını ölçmek için mezura olarak kullanır. Gök bilim dilinde buradaki insana ‘’Standart cetvel’’denir. İşte bizde bu kişilerin yazdıklarını yaratıcının kitabıyla kıyas yapmadan gerçeklik budur diye algılarsak, artık kişi o kişinin bakış açısından hayata bakmaya başlar. Bu arada biz de tek bir bakış açısı yüzünden zihnimizi hapis ederiz… Kitap yazmak iddiasında bulunan her kişi, birçok bilim dalı hakkında ya da tek bir bilim dalı hakkında (matematik, fizik, kimya-simya, astroloji, psikoloji gibi) bilgi sahibi olmak zorundadır. Yani elleriyle kitap yazan kişiler öyle boş kişiler değildir. Bir kuram/tez/paradigma (değerler dizisi) ortaya koymak için başı ve sonu belli olan bir dizgiye ya da öngörülebilir bir tutarlılığa sahip olmak zorundadır… Birçok ünlü kuramcı-felsefeci-kelamcı bu yüzden adlarından hala söz ettirirler. Pisagor-Aristo-Eflatun-Sühreverdi-Bağdadi- Arabi- Mevlana- Said Nursi ünlü olabilmiş bu şahsiyetlerden sadece bir kaçıdır…. Niyet yaratıcının kitabına ulaşabilmek ve Aklıselim olmaksa şayet her kişi bu arayışın sonun da mutlaka yaratıcının kitabıyla karşılaşır. Çünkü kişi hayatını anlamlandırmak için bir dayanak noktası bulmak zorundadır…

Kur’anı bulmuş, Kur’anı hayatının merkezine koymuş ve Kur’anı mihenk taşı yapmış bir kişi okuduğu tüm kitapları Kur’anın süzgecinden geçirerek okur. Kişi diğer kitapları okudukça anlayacaktır ki bu kişilerin yazdığı kitaplar sürekli çürütülebilmiş ideolojilerle felsefelerle doludur. Bilim de kendi dinamikleri içerisin de sürekli değişip gelişir. Değişip gelişmezse durağan olur ve durağan olursa kokuşur. Tıpkı beden –su- zihin gibi yâda nadasa bırakılan toprak gibi erozyona maruz kalır. Toprağın nadasa bırakılma uygulaması hiçte verimli olan bir yöntem değildir. Bilimsel verilerin açıklılığa kavuşturduğu gibi erozyona maruz kalırız. Bir felsefe diğer bir felsefeyi ya doğrulamak veya çürütmek için yazılır. Yazılan bu kitaplara eleştirel, hür bir bakış açısıyla yaklaşamazsak bizde erozyona uğrarız. Yâda yaratıcının kitabına bu kişilerin yazdığı bakış açısından yaklaşırsak bu kişileri Rab edinmiş oluruz sonuçta yine erozyona maruz kalırız. Maazallah cehennemi boylarız. Bize de bahşedilen aklımızı işletmediğimiz için. Durağan evren modelinin değişmeye başladığı ve kuantum fiziğine yelken açıldığı bir çağdayız. Madde ve enerjiyi algılamamızda birçok ufuklar açan kuantum fiziği değişip gelişerek birçok keşfe yelken açmaya olanak sağlayacaktır. Günümüzde bilim insanlarının gelebildiği şu anki aşama bize gösteriyor ki İnsanoğlu düşündükçe keşifleri de derinleşip artacaktır. Kuantum fiziğinde ışık hızının önemi büyüktür. Kuantum fiziğinin savunduğu ışık hızının sabitliği ilkesi yine bilim insanlarının ısrar ve tekrarıyla sabit zannedilen ışık hızının da aşılabileceğini kanıtlamak üzeredir. Farkında mısınız kâinatın enerji ve madde döngüsüyle yaratıldığını savunan kuantum fiziğinin dayanak noktaları olan ışık hızı ve izafiyet teorisinin de çok üzerinde yeni kuramların-keşiflerin bizi beklediğini. Günümüzde ulaşılabildiğimiz en hızlı ışık hızının değişken olabileceğini söyleyen ve savunan yine insan düşüncesidir. Bu demektir ki tüm hızları hesaplayabilen düşüncenin hızı tüm yaratılmış fizik kurallarının üzerindedir. Fizik kurallarını yapboz tahtası gibi değiştirip geliştiren yine insan zihnidir insan düşüncesidir… Bu bize yaratan tarafından bahşedilen çok büyük bir lütuftur. Neye bakarsak bakalım neyi hesaplayabilirsek hesaplayalım yaratılmış her kanunu-düzeni Okuyabilecek potansiyel de yaratılan insan kendine bakıp sorabilmeli yeryüzünü ve gökyüzünü emrimize amade eden Allahın ilminin yanında bizim ulaşabileceğimiz ilmimizin ne kadar az olduğunu ve acizliğimizin – Allaha muhtaç oluşumuzun ne demek olduğunu sorgulayabilmelidir.

Şimdi dikkatinizi Bilimsel alanın dışına çekmek istiyorum. Kuantum fiziğinin felsefesine-kozmolojisinin yorumuna… Kuantum fiziğinin içinde bize anlatılan frekans ve titreşim alanlarına… Frekans ve titreşim alanlarına yüklenilen felsefeyi araştırdığımız da İnsan düşüncesinin sınırsızlığını savunan soyut alanlara yüklenilmeye çalışılan anlamlar milattan öncesindeki Hermetik felsefesine kadar dayanır. En azından benim ulaşabildiğim Hermetik felsefesine kadar diyeyim. Bu konu çok kadim bir konudur. Bize atalarımızdan nakledilen “âlemlerin hepsi hayaldir” tezi kuantum fiziğinin kozmolojik yorumuyla kendisine bir dayanak noktası bulmuş bulunmaktadır. Oysa Evrenin holografik bir yapıya sahip olduğu iddiası Atom altı parçacıkları arasın da başladı. Kuantum fizikçileri maddenin bölünebilir en küçük parçasına geldiklerinde parçanın normal bir davranış göstermediğini keşfettiler. Çoğumuz elektronun çekirdeğin etrafında dolaşan minicik bir küre olduğunu düşünürüz. Fakat gerçek bu değildir. Elektron hem parçacık hem dalga özelliklerini sergiler ki bu bakana göre değişir. En-boy-derinlik gibi bir ölçümlemeye de gelmezler. Yani artık burası bizim bildiğimiz bir yapıda değildir. Artık soyut alanlardan bahsetmekteyiz. Ve biz bu soyut alanlara istediğimiz bakış açısını yükleyebiliriz. Kur’anın rehberliği bırakılırsa biz bu frekans ve titreşim alanlarına hayali anlamlar yükleyebiliriz. “Âlemlerin hepsi hayaldir. ” felsefesinde olduğu gibi Böyle masalsı anlatımlar bakış açımızı kör edebileceği gibi bilimin ilerlemesine de set çekilmiş olunur. Âlemlerin aslı hayaldir diyenlerin penceresinden bakarsak ve HOLOGRAFİK GERÇEKLİK FELSEFESİ DİYE TANIMLANAN FELSEFEYLE ÖZDEŞLEŞTİRİRSEK yine eskinin yeniye yansıması olan bir felsefeyle ALLAHIN İLİM-İRADE-KUDRETİNE DARBE İNDİRMİŞ OLURUZ.

BU FELSEFELERİN KUR’ANA UYGUP UYMADIĞINA kendiniz karar verin. HOLOGRAFİK EVREN TEZİ BİZİM KÂİNATTAN İSTİFADE ETME BİÇİMİMİZDİR TIPKI DEMİRİ BÜKMEK VE İŞLEMEK GİBİ KÂİNATIN YASALARI YARATICI TARAFINDAN EMRİMİZE AMADE EDİLMİŞTİR. GERÇEKLİĞİN TAMAMI DEMİRDİR DİYEMEDİĞİMİZ GİBİ GERÇEKLİLİĞİN TAMAMI HOLOGRAMDIR DA DİYEMEYİZ.

KÂİNAT HOLOGRAMDIR TEZİNİ KABUL ETMEK DEMEK ÂLEMLERİN HEPSİ HAYALDİR TEZİNİ DE KABUL ETMEK DEMEKTİR. TÜMEL BİR YAPI BİZİM İÇİN NEYİ DİLERSE BİZ ARTIK O YUZDUR. TABİKİ ALLAHIN İLİM İRADE KUDRETİNE HÂŞÂ SINIR TANIMAK DEĞİL KASTTEMEK İSTEDİĞİM. PARÇA BÜTÜNDEN FARKLI DAVRANAMAZ TEZİ. TEK BİR PARÇA BÜTÜNÜN BİLGİSİNİ TAŞIR TEZİ TANRI İNSANI KENDİ SURETİNDE YARTTI TEZİNİ DE KABUL ETMEMİZ DEMEKTİR. ÇOK İNCE BİR AYRIŞMA SÖZ KONUSUDUR. AYNI ŞEYİ ANLATIYORMUŞUZ GİBİ GÖZÜKMEKTEDİR. FAKAT ÇOK FARKLI KAVRAMLARDAN BAHSEDİYORUZ KELİMELER AYNI İÇİNE DOLDURULMUŞ OLAN KAVRAMLAR FARKLI SONUÇTA ÇOK FARKLI DÜŞÜNCE YAPILARINDAN BAHSEDİYORUZ. KARANLIK BİR ODADA BULUNAN FİLİ TANIMLAMAYA ÇALIŞAN DENEKLER GİBİYİZ HERKES KENDİ ZANNINCA EVRENİN ŞEKLİ HAKKINDA FİKİR BEYAN ETMEKTEDİR. BİZ ÖYLE BİR BOYUTTAN KÂİNATI SEYRETMELİYİZ Kİ KÂİNATIN İÇİNDEN VE DIŞINDAN YANİ HÂŞÂ ALLAHIN BİLİNCİNDEN VE HER BOYUTTAN BAKIP DİYEBİLELİM Kİ EVET KÂİNATIN TÜMÜ HOLOGRAFİK YAPIDADIR VE MADDE ASLINDA YOKTUR SADECE ENERJİ OKYANUSU VARDIR! HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? FARKLI ENERJİ KATMANLARINA VE TÜRLERİNE HENÜZ İSİM KOYAMAMIŞ OLABİLECEĞİMİZİ VE FARKLI ENERJİ TÜRLERİNİ HENÜZ KEŞFEDEMEMİŞ OLABİLECEĞİMİZİ…

Sorumluluk bilincimizi de işin içine katarak kader inancımızı sorgulayalım lütfen… Yoksa emrimize amade edilen yeryüzünde ve gökyüzünde medeniyet kurabilme potansiyelimizi atom altına hapis ederiz. Piyasaya sunulan Kuantum kozmolojisi vahdet-i vücutçudur. Ve sudur nazariyesine bakış açısını kilitlemiş bulunmaktadır… Diğer bir anlamda bu felsefeye göre her şey sevgidir aşktır… Bu aşkta hakikatte erimek vardır. Acizliğini ilan eden insan bu aşkta erirken nedense eridiği yerden kâinatın yönetiminde kendisini çaktırmadan hak sahibi ilan etmektedir. Ne hikmetse bu seviyeye ulaşabilmeyi de sadece aşkı sayesinde aşkında yanarak yapabilmektedir. Âdeme iblisin vermeye çalıştığı ölümsüzlük ve bitip tükenmeyen saltanatın sırrı da bu olsa gerek… Bu felsefede Allahın cc esması toptancı davranılarak (isim-sıfat-fiil) kâinatın-insanın Allahın esmasının Kuvveden fiile çıkan bir yansıması olarak yani hulul felsefesini de içinde barındırarak piyasaya sunulmaktadır. Ne yazık ki Batıda da pirim yapan bir mantıktan söz ediyoruz. Oysa Allahın Yaratmış olduğu frekans alanlarını zihnimizi Kur’anla inşa olarak doğru okuyabilir ve medeniyetimizi Allaha cc. Şirk koşmadan geliştirebiliriz. Allahın cc. isim ve sıfatlarında hiçbir ortağı yoktur. Allah cc şirki affetmez Oysa biz bakış açımızı atom altı düşüncede hermetizime kilitlemiş bulunmaktayız. Allahın izniyle Müslümanlar bu bakış açısını kırıp geçebilecektir. …

“Nebi-Elçimiz KÂHİN değildir. Mutlak gaybı ALLAHTAN cc. başkası bilemez. Bilimsel gayb başka bir şeydir. Âdemoğlu zikirle(Allahın lütfettiği potansiyelimizdeki bilgiyi işleterek)yaratılış mucizelerini ne kadar görmek istersek Rabbim çalışana o perdeyi açıyor. Bize anne karnında üfürülen ruhun aklıselim olduğumuzda kendi çabamızla çalışmamızın neticesinde rabbim bize yine ruhla destek vereceğinin müjdesini de veriyor. Bizde Allahın murat ettiği medeniyeti yeryüzünde hâkim kılabiliriz. Bir üstat ne güzel söylemiş biz şahit olmak için buradayız sahip olmak için değil. Allah ilmimizi arttırsın, dosdoğru bilgiyi, ilimi Müslümanlara nasip etsin.

Kur`an bizi Kur`anın çatısı altında birleşmeye davet ediyor. İnsan zihni teorileri kısır bir döngü yaratır. Tutarlı olabilmek için kısır döngü şart. Kur’ana göre bilmiyorum demesini bilmek bir erdemdir.

De ki: “Hamd Allah`a, selam O`nun seçip yücellitiği kularına! Allah mı hayırlı, yoksa onların ortak tuttukları mı?” Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size bir su indiren mi hayırlı? Biz o suyla sizin için gözler-gönüller açan bahçeler bitirdik. Sizin, onların bir tek ağacını bitirmeniz mümkün değildi. Allah`ın yanında bir ilah mı var? Hayır! Ama onlar döneklik eden bir topluluktur. Yoksa yeri bir karargâh yapıp şurasına-burasına nehirler serpiştiren, üzerine dayanaklı dağlar konduran ve iki deniz arasına bir engel yerleştiren mi hayırlı? İlah mı var Allah`ın yanında!? Hayır! Ama onların çokları ilimden nasipsizliği sürdürüyorlar Yoksa zorda kalan yalvardığında, onun imdadına yetişip sıkıntı ve kaderi kaldıran, sizi yeryüzünün hükmedenleri kılan mı hayırlı? Allah`ın yanında bir ilah daha var mı!? Ne kadar da az ibret alıyorsunuz! Yoksa size karanın ve denizin karanlıkları içinde yol gösteren ve rahmetini önünde rüzgârları müjdeci gönderen mi hayırlı? Allah`ın beraberinde bir ilah daha mı var?! Allah, onların ortak tuttuklarından uzaktır, arınmıştır. Yoksa yaratmaya başlayıp sonra tekrar tekrar yaratan ve sizi gözeten ve yerden rızıklandıran mı hayırlı? Allah`ın yanında bir ilah mı var? De ki: “Getirin susturucu kanıtınızı, eğer doğru sözlüler iseniz. ” De ki: “Göklerde ve yerde, Allah`tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler. ” Hayır, onların bilgileri âhiret konusunda yetersiz kalmıştı. Daha doğrusu onlar ondan kuşku duymaktadırlar. Hayır, hayır! Onlar, onu göremeyecek kadar kördürler. İnkârcılar dediler ki: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten biz bundan sonra ortaya mı çıkarılacağız?” “Yemin olsun, bununla şimdi biz, önceden de atalarımız tehdit edildi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil. ” De ki: “Yeryüzünde dolaşın da bir bakın nice olmuştur günahkârların sonu!” Onlar yüzünden tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme. “Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat ne zaman?” derler. De ki: “Acele isteyip durduğunuzun bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır. ” Senin Rabbin, insanlara karşı gerçekten lütufkârdır; fakat çokları şükretmezler. Ve senin Rabbin, onların göğüslerinin sakladığını da açığa vurduğunu da çok iyi bilir Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap`ta olmasın. Hiç kuşkunuz olmasın ki bu Kur`an, İsrailoğullarına, ihtilafa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatıyor. Ve elbette o, inananlara bir kılavuz ve rahmettir. Rabbin, o İsrailoğulları arasında hükmünü verip gereğini yapacaktır. Azîz`dir, Alîm`dir O. Allah`a dayanıp güven, çünkü sen apaçık gerçeğin üzerindesin. Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Ve sen, düştükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuş kişiler halinde ayetlerimize inananlardan başkasına sesini duyuramazsın. (Neml-59……81)

Resul, Rabbinden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah`a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. Allah`ın resullerinden hiçbirini ötekinden ayırmayız. Şöyle demişlerdi: “Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabbimiz. Dönüş yalnız sanadır. “(Bakara-285)

De ki: “Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim. ” Eğer yüz çevrilirse şöyle söyle: “Tanık olun, biz Müslümanlarız/ Allah’a teslim olanlarız. (”A’li-imran-64)

Yazar : Mürüvvet Çalışkan

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Leave a reply

Name (required)

Website