“Elçiye İtaat Etmek” Ne Demektir?

“Elçiye İtaat Etmek” Ne Demektir?

Kuran’ın yanında hadislerin de dinin kaynağı olduğunu düşünenlerin fikirlerini savunmak için en sık kullandıkları ayet

“Allah’a ve peygambere itaat edin”

(3 Ali İmran Suresi 32)

ayetidir. Esasında Peygambere itaat edilmesine karşı çıkan hiçbir Müslüman yoktur; anlaşmazlık Peygamber’e itaat etmekten ne anlaşılması gerektiği ile ilgilidir. Dinin tek kaynağının Kuran olduğunu savunanlar şöyle demektedirler; “dinin sahibi Allah’tır. Yani din Allah’ın kullarına indirdiği öğüt, emir ve yasakların tamamıdır ve bunlar yalnızca Kuran’da toplanmıştır. Pek tabii müminler Peygamber’e uymalıdırlar çünkü Allah’ın emirlerini Müslüman topluma Peygamber iletmiştir ve bu emirleri ilk defa uygulayarak bu topluma örnek olan da yine kuşkusuz Peygamber’in kendisidir”. Bu anlatımı Peygamber’e saygısızlık olarak değerlendiren geleneksel görüş sahipleri aslında Peygamber’e en büyük saygısızlığı ona iftira atarak yaparlar. Onlara göre yukarıdaki tarifte Peygamber Allah’ın postacısı haline getirilerek aşağılanmaktadır. (Allah’ın postacısı olmaktan daha şerefli bir dünyevi mevki düşünülebilir mi? Unutulan bir gerçek var ki, “postacı” da tıpkı “elçi” gibi kendisinden bir mesaj getirmek yerine, kendisine verilen mesajı istenilen kişi veya topluluğa ulaştırır. “Elçi” kelimesinin Arapça karşılığının “resul” olduğu hatırlanırsa, “Allah’ın postacısı” olmanın şerefi daha iyi anlaşılır.) Onların açıklamalarında ise Peygamber hâşâ Allah ile birlikte kural koyucu hale gelir. Peygamber’e asıl hakaret onun kendi başına dini kurallar ürettiğini savunmaktır. Bir müminin buna inanabilmesi için elinde Allah’ın Kuran dışı bir şekilde Peygamber ile iletişime geçtiğine, Peygamber’e Kuran dışında bir takım emirler bildirdiğine, dolayısıyla İslam dinini Kuran ile sınırlı tutmadığına dair güçlü kanıtlar olması gerekir.

Oysa Kuran’a baktığımızda ancak tersi kanıtlar ile karşılaşırız. Aşağıda Kuran’ın bazı ayetlerini inceleyerek onların bize Allah ve Peygamber’in iletişimi ve Kuran’ın yeterliliği hakkında söylediklerini ortaya koymaya çalışacağım.

Ey peygamber, eşlerine şöyle söyle: “Eğer şu iğreti dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, haydi gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle serbest bırakayım.”

(33 Ahzab Suresi 28)


Ey peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini peygamber’e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve elleri altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu… Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

(33 Ahzab Suresi 50)


Ey peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

(66 Tahrim Suresi 1)


Eğer ikiniz, ey hanımlar, Allah’a tövbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz kaydı; yok eğer Peygamber’e karşı dayanışmaya girerseniz hiç kuşkusuz bizzat Allah, onun destekçisidir. Cebrail’le iman sahiplerinin barışçıları da. Bütün bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

(66 Tahrim Suresi 4)


Sana özgü bir davranış olarak, gecenin bir kısmında, o Kur’an’la meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övgüye layık bir konuma ulaştırması umulur.

(17 İsra Suresi 79)

Yukarıdaki ayetler (ki örnekleri çoğaltmak mümkündür) ardı ardına okunduğunda alınacak ders oldukça açıktır; Allah ile Peygamber arasında Kuran’ı oluşturan vahiy dışında bir iletişim yoktur. Allah, Peygamber’e eşleri ile ilgili bir bilgi vereceği, onlar ile ilgili bir uyarıda bulunacağı zaman da, evlenebileceği kadınların tarifini verirken de, eşleri ile Peygamber arasında yaşanmış bir durumu netliğe kavuşturmak isterken de, Peygamber’e has bir ibadet şeklinden bahsederken de Kuran’ı kullanmaktadır. Eğer Allah ile Peygamber arasında Kuran dışı bir iletişim olsa idi ve Allah o yolla da Peygamber’e bir takım emirler bildiriyor olsa idi tüm Müslüman topluluğu ilgilendiren namazın rekât sayısı, hac vakitleri gibi konular yerine böyle Peygamber’e özel, diğer müminler için bağlayıcı olmayan konuları bu özel iletişimde ele almayı tercih etmez miydi?

Abese Suresi’nin hemen başında Allah’ın Peygamber’e yönelttiği eleştiri ise bu konuda birden çok mesajı aynı anda vermektedir. Allah bu ayetlerde Peygamber’i kör bir adamdan yüz çevirip kendini her türlü ihtiyacın ötesinde gören (muhtemelen zengin, nüfuzlu) başka bir adama yöneldiği için eleştiriyor. Bu ayetler, yukarıdaki diğer ayetlerin verdiği genel mesajın yani Allah ile Peygamber arasındaki tek iletişimin Kuran olduğu gerçeğinin yanı sıra Peygamber’in de hata yapabileceğini belirterek Peygamber’in her hareketinin “dini” kabul edilemeyeceğini de ortaya koymaktadır. Öyleyse biz müminlere düşen Peygamber’in her hareketine ya da kararına itaat etmek değil onun “dini” olan hareketlerine yani Allah tarafından indirilen emirleri uygularken yaptıklarına itaat etmektir.

Son olarak da Allah’ın

“Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık…”

(6 Enam Suresi 38)

dediğini hatırlamak ve Kuran’a ilavelerde bulunmanın bu ayete karşı gelmek olacağını bilerek ona göre davranmak gerekir.
Kuran’ın dinin kaynağı olarak yeterli olacağını söyleyenlerin Peygamber’i sevmediklerini, aşağıladıklarını iddia etmek ancak insafsızlıktır. Kuran’ın yeterli olduğunu düşünen müminler Kuran’ı kendilerine ileten Peygamberlerini sayar, onun Allah’ın gönderdiğinden başkasını emretmeyeceğini bilir ve dolayısıyla da Peygambere itaatin Kuran’a itaatten farklı olmadığını düşünürler.


About the Author
Author

Nazli

Comments (8)
  • Avatar

    zeynep t. Dec 20 2011 - 01:54 Reply

    Nazlı kardeşim, bu güzel yazı için çok teşekkürler…çok tartışılan bir konuya parmak basıp bizleri aydınlattığın için Allah razı olsun..O kadar net ve anlaşılır açıklamışsın ki her şeyi, yazını benim gibi referans olarak kullanacak çok kişi olacaktır diye düşünüyorum…

  • Avatar

    zeki Dec 20 2011 - 11:45 Reply

    Allah razı olsun,çok güzel bir yazı.

  • Avatar

    ugur Dec 20 2011 - 22:22 Reply

    cok güzel anlatmışsın şimdikiler birde hikmet ehli zatlarıda ilave etmişler musa peygamber 41 gün ALLAHTAN emirleri almak için toplumundan uzaklaştığında puta tapmaya başladılar hiristiyanlar 3çü asırda isa peygamberi ALLAHIN oğlu ilan ettiler islam bundan geri kalırmı 4halife devrinde 3defa boş demekle bir defada boşanmayı teravi namazını cemaatle kılmayı emevi devrinde cuma namazını değiştirdiler mute nikağı içat ettiler faizin adını kar payı koydular cennette köşk vererek rüşfeti salgın hastalık haline getirdiler dinle beyinlerini uyuşturup yoksullukve yoksulluk içinde yaşamaya mahkum ettiler ALLAH yardımcımız olsun

  • Avatar

    Metin Dec 21 2011 - 13:13 Reply

    Tevhid dininde Dinin sahibi tektir. Hüküm koyucusu tektir. Dolayısıyla dinin kaynağı da tektir. Dinin sahibi olan yüce Allah hükümlerini, emir ve yasaklarını Kur’an ile bizlere bildirmiştir. İslam dini=Kur’an’dır. Burada tereddür yoktur. Olamaz..
    Kur’an’a göre Hz. peygamberin iki ana görevi vardır.
    1- Kur’an’ tebliğ etmek, anlatmak, öğretmek, uyarmak.
    2- Örnek olmak. Allah’ın resulünde bizler için güzel örnek(ler) vardır. (Ahzap-21)
    Hz. peygamberin sünneti demek:O’nun Kur’an hükümlerini yaşama uygulaması;Kur’an hükümlerine uygun yaşam tarzı demektir.
    Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak, güvenilir olmak, sabırlı olmak, saygılı seviyeli olmak, sevgi dolu olmak, zorluklara direnç göstermek, mucadele etmek demektir. O’nun gibi inanmak, iman etmek, ibadet etmektir. İbadetlerin şekli ritüellerini ümmete öğreten Hz. peygamberlerdir.
    Hz. peygamberler Allah’ın resulleri yani elçileridir. (ELÇİ) Hz. peygamberlere başka sıfatlar vermek saygısızlıktır. Hz. peygamberler için postacı yakıştırması yapılamaz.
    Hz. peygamberlere sadece postacı, tebliğ edici gözüyle bakarsak Ahzap -21 . ayeti gözardı etmiş oluruz. Hz. peygamberlerin fonksiyonlarını sınırlamış oluruz.
    Tamam sünnet kaynak değildir. Ancak, bizler için örnektir. Hz. peygamberimizin örnek hayatı, dini yaşama şekli, din hükümlerini yaşama uygulama biçimi bizim için alınması, uyulması gereken örneklerdir. Peygamberler ümmetleri için model örnekleridir. Onlar bizler için kendi nefsimizden daha önce gelir. (Ahzap-6)
    Saygılarımla,

  • Avatar

    metin durali Dec 21 2011 - 21:07 Reply

    Nisa suresi 23 ü okudunuzmu acaba ? Kuranın bir ayetinde teyze çocukları, amca kızları, halalar hala kızları dayı kızları hatta süt kardeşleri yasaklıyacak sonrada başka bir ayetinde yani ahzap suresi 50 de neredeyse bütün sülalesi ile yatmayı (sana mahsus olarak ) söyleyecek. Ya arkadaşlar bu ayetler müfessirlerin kavram kargaşası yapıp birde daha önceki tefsircilerin etkisi altında kalarak yazdığı ve hiç düşünmediği ve allahın sünnetullahında asla değişiklik olamıyacağını düşünmeyen insanlar tarafından saptırılan ayetlerdir. Orada (sana mahsus ) denilen şey = hicret sırasında MEHİR almadan kendini peygambere bağışlayan kadın hakkındadır. Yani kadınlar MEHİR verilerek alınıyordu. O ayette diyorki mehir vermeden almak sana mahsustur seni bahane edipte MEHİR vermeden nikah yapmasınlar. mekkeden medineye gelirken olan bir olayı anlattığı için sen akraba kızları ile beraber hicret ediyordun diyor. Ayet kelime sayısı açısından çok fazla kelimeyi barındırdığı içinde müfessirler kavram kargaşası yaşamışlar. Allahın kitabında çelişki olmaz. Bir yerde akraba evliliğini yasaklıyacak sonra bütün sülale kızlarını al diyecek . böyle saçma bir MEAL olabilirmi ya. Aslında bu konuda yaptığım çalışma var umarım yakında yayınlanır.

  • Avatar

    Nazli Dec 22 2011 - 10:40 Reply

    Metin Bey,
    yorumunuz için çok teşekkürler. Kuşkusuz ki peygamberimiz bizim için son derece sevgilidir. Kuşkusuz ki onda bizim için mükemmel örnekler vardır. Kuşkusuz ki peygamberimiz Kuran’ı en iyi anlayan, en iyi uygulayan kişidir. Kuşkusuz ki Peygamberimiz Allah’ın kendisine ilettikleri dışında bir şeyi din adına emretmez, yasaklamaz. Keşke Peygamberimizin gerçekten neler yaptığını, neler dediğini bilebilsek. Keşke onun adına uydurulanlarla gerçekleri ayırt edebilsek.

  • Avatar

    Metin Dec 23 2011 - 11:34 Reply

    Nazlı hanım “ayırt” etmenin yolu: Kur’an ve akıl’dır.
    Saygılarımla..

  • Avatar

    wejedar Dec 26 2011 - 12:38 Reply

    Ayet cımbızlama ve Tahrif teknikleri kullanarak anlamı tahrif edilen ve bunun sonucu olarak dinin yegane sahibi ve tek hüküm vereni Allah olmasını rağmen; peygamberi de dinde hüküm verecek dereceye yükselten, dolayısıyla anlamı kaydırılan ve tahrif edilegelen kavramlardan biri de resul sözcüğüdür.
    Resul sözcüğü Türkçedeki “elçi” kelimesinin karşılığıdır. Bu elçilik görevi Allah ile insanlar arasında vahiy temeline dayalı bir bilgilendirme/uyarma/müjdeleme görevidir. Elçi ancak aracılık yapar, emirleri değiştirme ya da eksiltme, fazlalaştırma gibi bir yetkisi yoktur. Onun görevi ancak aldığı emri, aldığı şekliyle muhataplarına iletmesidir. Nebilik ise, Allah’tan vahiy alan seçilmiş kişilerdir. Nebi’nin Farsça karşılığı peygamberdir, halk arasında nebi ve resulden ziyade peygamber sıfatı daha çok kabul görmüştür.
    Her nebi aynı zamanda resuldür(elçidir), ama her resul(elçi) nebi değildir. Nitekim Ahzab suresi 40. ayette Muhammed Peygamber için “o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur.” denilerek nebilik makamı sonlandırılmış olmasına rağmen, risalet devam etmektedir. Muhammed Peygamberden sonra herhangi bir nebi gelmeyeceğine göre, İslam dinini tebliğ eden her kişi resullük(elçilik) görevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu risalet görevini yerine getiren herhangi bir müslümana uymak, onun dediklerine inanmak, ona itaat etmek demek, Allah’ın yoluna uymak, Allah’a itaat etmektir. Burada uyulan müslümanın kendi şahsi fikri değil, Allah’ın vahiyle peygambere indirdiği ayetlerin kendisidir. Bu gerçeklik apaçık ortadayken “Peygambere itaat”i emreden ayetleri, “peygamberin sünnet/hadisine itaat” diye anlamak mümkün değildir.

Leave a reply

Name (required)

Website