Nefis, Vicdan ve Akıl…

 

Nefis kötü, vicdan iyidir

Nefis şeytanın sesi, vicdan Allah’ın sesidir

gibi düşünceler sadece birer yanılgıdır. Nefis ve vicdan ile söylenmiş birçok söz duymamıza rağmen ikisinin de ne olduğu hakkında kesin bilgilere sahip olamıyoruz. Çünkü üzerinde yeterince düşünmüyoruz.

Nefsimiz şeytan sözcüsü gibi görünse de değildir. Nefsani şeyler sadece şeytanın kötüye yönlendirmesinden ibaret değildir. Kimi zaman ihtiyaç, kimi zaman zorunluluktur. Örneğin susarız veya canımız su ister; su içmeye yöneliriz. İhtiyaç haline gelmiş olan bu nefse uymazsak bu kez kendimize zulmetmiş oluruz. Bu zulüm de yanlıştır. Bu eğilim bizim nefsimizdir. Ancak bu suyu şeytanın elinden içmek bambaşka bir olaydır. Buna dikkat etmeden nefsimize uymak “aşırı” gitmemize sebep olur. Aşırılık da bizi günaha sürükler. Şeytanın amacıdır. Bunu yapmak için de nefsimizi kullanır. Nefsimiz şeytanın sözcüsü değil; şeytanın amacına ulaşmak için kullandığı bir zayıflık; bir çeşit yanıltma aracı olabiliyor.

Vicdan da “iyiye eğilim” olarak düşünülüyor. Ama yerine göre “vicdan” da “nefis” gibi şeytanın kullanımına açık bir zayıflık olabiliyor. Yine aynı örnekten gidersek; çok susadık/canımız su içmek istedi, fakat bizden başkaları da var. Bu konuda fedakarlık yapıp onlara öncelik vermeyi sağlayan şey “vicdan”dır. Vicdan içmeden önce suyu başkalarına vermeyi fısıldar ama suyun kaynağını hesaba katar mı? Örneğin suyun etrafta bulunanlara ve kendinize yetip yetmeyeceğini hesaplar mı? Vicdanın zayıf yönü aç olması, doymak bilmemesi, sınır tanımamasıdır. Vicdanınız size diyebilir ki “sen iyi bir insansın, yaptığın iyiliklerin, fedakarlıkların hesabı olmamalı, yap, ver, paylaş, neyin varsa dağıt”. Bunlar düz mantıkta iyi şeylerdir. İyimser bir düşüncedir.

Vicdanda aşırılık insanı neye sürükler, ne zararı olur?

Şeytanın insanları kandırdığı en etkili oyunlarından biri de sinsice masum bir sebebin ardına gizlenmiş olmasıdır. Örneğin her “Allah” diyenin doğru söylediği ve onun izinden gitme dürtüsü vicdanın hükmüdür. Bir yanılgıya mı yoksa doğru yola mı gittiğini umursamaz vicdan. Oysa vicdanımızdan gelen her çağrıya uyarsak, Allah’ın yasakladığı savurganlıktan nasıl korunuruz? Verdiğimiz şeylerin kaynağını düşünmeden, hesabını yapmadan, nasıl adil oluruz? Düşmanlara karşı kendimizi nasıl koruruz? Savunmasız kalabiliriz. Hatta bir olay karşısında safça hayatımızı -aslında iyi sandığımız- bir hiç uğruna ortaya koyabiliriz. Farkında olmadan vicdanımızın masallarıyla ziyan olur, israf olur gideriz. Gördüğünüz gibi iyi olarak nitelediğimiz “vicdan” da şeytanın “nefis”ten farklı ve dolaylı olarak kullandığı bir araç haline gelebiliyor. Yani vicdan “Allah’ın sesi gibi” olamaz. Çünkü vicdan yanıltabilir, Allah’ın sesi ise asla yanıltmaz. Allah’ın yeryüzündeki sesi sadece Kuran’dır.

Nefsimiz de vicdanımız gibi güvenli değilse geriye başka neyimiz kalır ki…

Allah’ın en önemli nimetlerinden “akıl”… Kuran, onu “anlayan” bir topluma inmiştir ve “akıl sahipleri”nin bu kitabı idrak edebileceğini sık sık ifade eder. Aksi olsaydı “vicdan sahipleri”nden söz ederdi. Kuran akıl sahiplerini işaret eder sürekli. Bir işi anlayan, düşünen ve yorumlayan akıldır. Nefsimizin bize emrettiği bir yönelimin kötü mü, yoksa iyi mi olduğunu sağlayan şey akıldır. Vicdanımızın bize emrettiği bir yönelimde gerekli hesabı yapan şey akıldır. Ancak akıl da tek başına yetmiyor. Aklın ilgili konuya hakim olabilmesi için gerekli doğru ve temiz bilgiyi edinmiş olması gerekir. O temiz bilgi, Allah’ın sözcüsü “Kuran-ı Kerim”dir. Fakat şeytanın sözcüsü başka diğer her şey olabilir.O halde uyanık olmak gerekir.

Bazen akıl ile vicdan birbirine karıştırılır. Genelde “vicdan kandırılmaz” anlayışı hakimdir. Fakat bu yanlış bir yargıdır. Kandırılamayan şey aslında “akıl”dır. Kandırılabilseydi ona “akıl” demez; “akılsız”, “aptal” veya başka bir şey derdik. Akıl kandırılamaz. Ama “vicdan” ve “nefis” kandırılabilir. Kandırılabilen her şey de şeytanın oyuncağı olabilir. Akıl buna engel olur. Vicdanımızın sesini dinleyeceğimiz zaman akıl süzgecinden geçiririz. Yani gerekli hesaplamaları yapar, ölçer, tartar ve doğru bir karar veririz. Nefsimizin bize emrettiği eğilimi de aynı şekilde aklımızı kullanarak doğru veya yanlış olduğuna karar verir, buna göre hareket ederiz.

Nefis, vicdan ve akıl. Bunların üçü de insanın fıtratını ortaya çıkaran temellerdir. Bunlardan faydalanmayı bilenlere göre önemli birer nimettir. Hiçbiri de şeytanın mülkü değildir. Ona mâl edip teslim edilecek kadar da aciz ve önemsiz değillerdir.

Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun!



About the Author
Author

hymaster

Comments (12)
  • Avatar

    fuatturker Aug 24 2012 - 17:02 Reply

    İnsan nefsinin iki yönünden söz eder Kur’an. Nefsin fücuru ve vicdan. Nefsin fücuru bencil ve dünyevi tutkuları olan ve bu yönüyle de şeytanı izleyen yanı. Vicdan ise akıl ve Allah’ın da birçok ayetle vurguladığı gibi kalbi yönü. İnsan kalple “akleder” örneğin. Kalbin tatmin bulması ise nefsin hevasını gözeterek yararsız ve dünyevi amaçlara yönelmekle değil, yalnızca Yüce Allah’a sığınmakla mümkün.

    İnsan Allah’a kul olmak için yaratılmış ve O’nu anmaktan başka hiçbir şey ona huzur vermez. Bunun için nefsi fücurundan arındırmak gerekir. Enesi insana, nefsinin fücuru, tutku ve hevesleriyle cehennemde bir zakkum ağacı ya da kalbini ve vicdanını diri tutarak cennette bir tuba ağacı kazandırır.

    • Avatar

      hymaster Aug 27 2012 - 01:38 Reply

      Teşekkürler Fuat bey,
      Kalp (veya vicdan) akıl etmez; insanda bir çeşit eğilim (yönelim) yaratır. Bu eğilimin bencil yanı nefsi, paylaşımcı yanı ise vicdanı ifade eder. Nefis ve vicdan son derece güçlü azgın birer ata benzetirsek akıl da onların dizginidir ve kırbacıdır. Saygılar.

      Allah’ın selamı üzerinize olsun!
      Halil Yakar
      (hyakar@hotmail.com)

  • Avatar

    ugur Aug 24 2012 - 22:42 Reply

    Akılda şeytantarafından kullanılır en berbatıda odur .cevap iman olmalıdır ne yazıkki İMAN hakkında aydınlatıçı bir kitap bulamadım

    • Avatar

      hymaster Aug 27 2012 - 01:28 Reply

      Teşekkürler, Uğur Bey…
      “İman” insanın yaradılışındaki bir şey değil, insanın sonradan kazandığı bir erdemdir. Nefis, vicdan ve akıl ise insanın yaradılış gereği fıtratında bulunan özelliklerdir. Haklısınız; “doğru bir iman sahibi” olan kişi yanılmaz. Çünkü o kişi nefsini, vicdanını aklını kullanmış ve bir “sonuca” varmış kişidir. Kısaca iman, “iman edenin varacağı sonuç”tur diyebiliriz. Akıl ise “iman”a yönelmede öncelikli olarak kullanmamız gereken bir nimettir.
      Bazı ayetlerle bu fikri pekiştirelim…

      “Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” (Yunus:100)

      “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Al-i İmran:190)
      Bu ayette imana yönelmenin “selim (temiz bilgi ile yoğurulmuş) akıl” ile mümkün olduğunu açıkça görebilirsiniz. Aklını kullanamayanlar iman sahibi olamazlar.

      “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağırlar, dilsizlerdir.” (Enfal:22)
      O halde açıkça diyebilriz ki “doğru bir iman sahibi” olmak aklı kullanmakla mümkündür.

      Akıl şeytan tarafından kandırılamaz. O halde şunu sorun: “Madem akıl kandırılamıyor; insanlar neden yanılıyorlar?”
      Çünkü akıllarını kullanmıyorlar. Aslında bu sorunun cevabı içindedir. “Yanılmak” yanlışa yönelmektir. Yanlış bilgiyle yoğurulmuş bir akıl sahibi kişi zaten yanlış yoldadır. Peki onu yanlışa yönlendiren “yanlış bilgi” nereden gelir? Dolaylı veya direk olarak şeytandan. O zaman şeytan aklı yanıltmış olmuyor mu? Hayır. Yanlış bilgiye meyledilmişse bunun sorumlusu akıl mıdır? Hayır. Bunun sebebi; kişinin sorumsuzluğundan ileri gelir. Örneğin; önüne gelen her bilgiyi keyfince değerlendiren bir kişinin durumunu düşünün… Bu bilgilerden kendine uyanları kabul eden birini… Bu kişi aklına değil; bilakis kendi heves, heva ve arzularına uymuştur. Başka bir örnek; bilginin doğruluğunu ispatlayacak bir delile ulaşmada tembellik eden biri. Kişinin ihmalidir. Bu yanılma ve yanlış yöne meyletme akıl kusuru değil, niyet ya da tercih kusurudur. Nefis ve vicdan ile örnekleri zaten yazımda vermiştim. Daha başka örnekler de verilebilir.

      Dilerseniz iman hakkında da sohbete açığım.
      Allah’ın selamı üzerinize olsun!
      Halil Yakar
      (hyakar@hotmail.com)

  • Avatar

    ugur Aug 26 2012 - 12:42 Reply

    fuat kardeş cuma toplantısı yapıp öğrençi okutuyoruz diye paraları topluyorlar
    verenler kalben rahat hayır yaptım diye sevini,yor medreselere gidiyor yardımlar komşusu iki çocuğunu okutmak için merdiven yıkamaya gidiyor.ona yardımyok ünüversiteli çocuklar ekmeğin arasına makarna koyup karnını doyuruyor görmüyorlar aklını kullanamıyorsan ilim öğrenmiyorsan soru sormuyorsan ALLAHI bilemezsin yuvarlak laflarla iman ettim kalben inanıyorum v.s manasını bile bilmiyoruz papağan gibi tekrar ediyoruz müslüman kardeşini kendi gibi düşünmediği için öldürenlerde sakallı şalvarlı kendilerini müslüman zannedenlerde iman sahibi olduklarını söylüyor kalp gözüyle görüyorlar ALLAH musayı firavuna gönderirken yumuşak sesle hitap etmesini istediği ayeti görmüyorlar ama çennete gideçem diye şehit olmak için kardeşlerine kurşun sıkmaktan çekinmiyor

  • Avatar

    fuatturker Aug 26 2012 - 19:18 Reply

    Şeytan tarafından kullanılan akıl değil mantıktır. Vicdan insana sürekli doğruyu gösterir; mantık ise adeta şeytanın silahıdır. Şeytani bir mantığa sahip kişinin aksine temiz akıl sahibi insan-ki Allah aklı yalnızca iman edenlere verir- Allah’ın rızasını umut ederek samimi niyetle hareket eder.

    İnsanın, kendi de ihtiyaç içinde olduğu halde zor durumdaki dostuna evini açması, yiyeceği az da olsa misafirine ikram etmesi, cahiliyenin mantık ölçüsüne göre kayıp olarak değerlendirilebilir. Gerçekte samimi bir mümin hiçbir zaman ve hiçbir koşulda kayıp içinde olmaz. Allah, özverili kuluna birçok yönden sayısız nimet verebilir, bir başka işinde bereketini artırabilir. Mümin, bereketinin artması ya da daha iyi koşullar gibi bir beklentiyle özveride bulunmaz; bu samimiyetsizlik olur. O, yalnızca Rabb’imizin hoşnutluğunu umarak güzel davranışlar sergiler. Allah karşılık olarak ona dünyada bereket verirse şükreder; ancak asıl güzel karşılığı sonsuz ahiret yaşamı için umut eder.
    Çıkarları zarar görür korkusuyla özveride bulunmayan, güzel ahlaktan uzak duran bencil kişi ise vermekten kaçındığı her şeyi hatta kat kat fazlasını bir başka şekilde kaybedebilir.

    Toplumda bazen insan yalnızca doğruyu söylediği için hakaret, iftira ya da baskıyla karşılaşabilir. Dürüstlüğü nedeniyle zor durumda kalıp bir bedel ödemek zorunda kalabilir. Dinden uzak cahiliye toplumu bakış açısıyla düşünüldüğünde, dürüstlük genellikle insanın lehine değilmiş gibi görünür. Oysa her dürüst insan vicdanına uyduğu için, gerçekte lehinde olanı seçmiştir. Dürüst ve samimi davranan kişinin her durumda kazançlı olacağı açıktır.

    Samimi davranışın en güzel karşılığı Allah’ın hoşnutluğudur. İnsan vicdanını susturup yüzeysel bakarak zahiren lehinde olanı seçerse, Rabb’imiz bu kötü tavrın karşılığını çok farklı yönlerden verebilir. Çıkarlarını zedelememek amacıyla ahlak dışı davranan kimse rahat yaşamayı umut ederken, başka konularda zarara uğrayabilir. Maddi beklentilerle hırs içinde yaşayan kişiler huzursuz, endişe ve korku içinde bir yaşam sürerler.

    Biraz uzun oldu ama sanırım açıklayıcıdır:) İnşaALLAH.

    • Avatar

      hymaster Aug 28 2012 - 11:45 Reply

      Uğur Bey ve Fuat Bey,
      Paylaştığınız bu güzel yorumlarınız için her ikinize de teşekkür ediyorum.
      Çok önemli ve doğru konulara değindiniz. Evet uzun oldu ama zevkle okuduğumdan nasıl bitirdiğimi bile anlayamadım.
      İkinizin de yorumlarınıza katılmakla birlikte sadece Fuat Bey’in ifade ettiği “mantık” konusu hakkında biraz farklı düşünüyorum. Toplumda “mantık” için farklı kelimeler de kullanılıyor: Örneğin, “zihniyet” ve “anlayış” kelimeleri gibi. Mantık aklın verdiği bir kararın sonucudur. Bu kararın gidişi mantıktır. Bu karar, iyi/doğru yönde verilmiş de olabilir, kötü/yanlış yönde verilmiş de olabilir. Bunu belirleyen kararı veren kişinin”niyeti”dir. Niyet kötüyse mantık da kötüdür. Niyet iyiyse mantık da iyidir. Niyet sahibi kişi kendi niyetinin iyi/kötü olup olmadığını aslında bilemez. Onu iyi olarak kabul eder çünkü kendi vicdanına (ve varsa etrafındaki destekçilerin vicdanına) güvenir. İnsanın sahip olduğu bütün eğilimler şeytanın eline geçerse onun kukla ipi olur.

      Allah’ın selamı üzerinize olsun!
      Halil Yakar

  • Avatar

    hymaster Aug 27 2012 - 00:42 Reply

    Yazımda yaptığım görebildiğim birkaç hatayı açıklamak istiyorum:
    1. “Allah’ın yeryüzündeki sesi sadece Kuran’dır.” diye ifade etmiştim. Evet doğrudur fakat ifadem eksiktir. Çünkü Allah sadece Kuran’ı indirmemiştir. Allah’ın indirmiş olduğu kitaplar (insanlar tarafından değiştirilmemiş hükümler hariç olmak üzere) ve ayetler de dahildir. Fakat ifademdeki mana bir bakıma doğrudur; çünkü günümüzdeki diğer kitapların güvenilirliği tartışılır. Ancak onlarda yazılanların tamamını inkâr etmek de Allah’a karşı gelmektir. Buna dikkat etmeliyiz.
    2. “Vicdanın zayıf yönü aç olması, doymak bilmemesidir ve doymak bilmemesidir” diye ifade etmiştim. Nefis de aynı özelliklere sahiptir. Bunu yazımda belirtmemişim. Nefis de aynı şekilde açtır, doymak bilmez ve sınır tanımaz.
    3. “Nefsimiz de vicdanımız gibi güvenli değilse geriye başka neyimiz kalır ki…” sorusu
    “Nefsimiz gibi vicdanımız da güvenli değilse geriye başka neyimiz kalır ki…” olmalıydı.
    Yukarıdaki hatalar bakımından okurların affına sığınırım.
    hymaster: Halil Yakar
    (hyakar@hotmail.com)

  • Avatar

    Fikret Arman Aug 27 2012 - 11:54 Reply

    Gönlüne sağlık Halil Kardeşim. Emeklerin için Allah razı olsun. Kafama takılan bir tesbiti vurgulamadan geçemeyeceğim.
    Yazınızda diyorsunuz ki;
    “Vicdan Allah’ın sesidir.”
    Daha sonra da diyorsunuz ki;
    “Çünkü vicdan yanıltabilir, Allah’ın sesi ise asla yanıltmaz.”
    Vicdan Allah’ın sesi ise ve Allah’ın sesi yanıltmaz ise; VİCDAN NASIL YANILTABİLİR?
    Burada bir çeliş ki yok mu? Anlamamış olabilirim… Bilgilendirirsen sevinirim.
    Selam ve Dua ile,

    • Avatar

      hymaster Aug 28 2012 - 10:13 Reply

      Teşekkür ederim Fikret Bey. Allah sizden de razı olsun.
      “Vicdan Allah’ın sesidir” sözü bana ait değil. Tırnak içine almamın sebebi bu. Bu yargının YANILGI (yanlış algı) olduğunu yazımın ilk cümlesinden anlayabilirsiniz. Sonra da bu yanılmayı sebepleri ve örnekleri ile açıklıyorum. Bu yargı toplumumuzda hakim görüş olarak bilinen, kabul görmüştür. Yazımda bu yargının yanlış olduğunu savunuyorum. Yazımın ilk paragrafını tekrar okursanız anlayacağınızı umuyorum.
      Vicdan Allah’ın sesi değildir. Vicdan da nefis gibi insana has, insan kalbinin bir eğilimi, bir yönelimidir. Asıl olan ve yanıltmayan “salim bir akıl”dır. Vicdan “iyiye yönelme”dir. Fakat kimi zaman insanı yanıltabilir. Dolayısıyla toplumumuzda hakim olan “vicdan yanıltmaz” fikri yanlıştır.

      Allah’ın selamı üzerinize olsun.
      Halil Yakar

  • Avatar

    ugur Aug 27 2012 - 12:20 Reply

    Halil kardeşim daha önçe bu sitede imanla ilgi düşünçelerimi yazmaya çalıştım.başka dinlerdekilerde dinsizlerde akıllarını müslümanlardan çok iyi kullanıyorlar .ilimde irfanda ileri gitmişler.Bizler aklımızı kullanamamamızın sebebi imansızlıktır iman kelime manası olarak algılanıyor onlar kördür görmezler sağırdır duymazlar mealinde bir kaç ayet var bunu çok düşünmeyiz insanın fıtratıdır” Bana konuşmuyorsun diyorlar.Herkes doğrularının peşinde. Kimse gerçeği öğrenmek istemiyor. Niye konuşayımki”.doğrularımızın çoğu esasında yanlıştır gerçeği bula bilmemiz için ALLAH’IN hidayeti lazım Bazan olaylarla bazan okuduğum bir kitapla
    birinin yardımıyla ALLAH gerçeği görmemizi sağlıyor imanını ben böyle düşünürüm.okudukça bilgi artıkça gerçeği daha net görebiliriz imanımız artar Medrese eğitimi alan dinle yatıp dinle kalkanlar yaradılmanın gayesini çennete gitmek olarak görenler hiç düşünmeden açımadan müslüman kardeşlerini inançları doğrultusunda katlediyorlar bunu görmemek için kör olmak lazım aklını kulanan her türlü üç kağıtçılığı yapıyor. Akılnı kullanamayanlara saf temiz kalpli diyoruz onları sömürüyor .İman aklını ALLAH yolunda kullanmaktır ALLAHIN ipine sarılmaktır Lafla değil aklını kullanarak ALLAH aklımızı kullanmayı nasip etsin

    • Avatar

      hymaster Aug 28 2012 - 11:05 Reply

      Teşekkürler Uğur Bey,
      Çok güzel konulara temas ettiniz. Ne yazık ki bütün bunlardan esef duymamak mümkün değil. “Aklımızı kullanamamamızın sebebi imansızlıktır” şeklinde ifade ettiğiniz düşüncenize tamamen katılıyorum.

      Dinsizler veya diğer dinlere tabi olanlar akıllarını çok güzel kullanıyorlar. Çok doğru. Müslüman topluma baktığımızda ise akıldan, bilimden, irfandan uzak yaşıyor. Çünkü onlar da birçok konuda dinsizlerle aynı fikirdedirler: “Bilim dinsizlerin savunduğu” bir şeydir. Ah bilseler! “Bilim” onlara teslim edilmeyecek kadar önemli bir NİMET’tir. İnançlı bir bilim adamı olan Einstein’ın bir sözü vardır: “Dinsiz bir bilim topaldır.”

      Müslüman toplumlar bilime sahip çıkmıyor. Üzerinde çalışmalar yapmıyor. Akıllarını “ezberci” ve gönüllerini de “tembel-kolaycı” bir hale getirdiler. 1400 yıl önce fotosentezden bahseden bir Kuran düşünün. Ve 1400 yıl öncesinde “mağara adamları”nın fotosenteze yaptığı tefsirlerin hikmetinin günümüzde halen nasıl kabul gördüğünü bir düşünün. Ne güzel söylemiş. Ve Müslüman toplumdan gördüğümüz üzere dinsiz bir bilim de kördür.

      Böyle Müslümanlık olmaz, öyle de Müslüman bir toplum olmaz. Bizim kendini “Müslüman olarak doğduklarını” sanan gafillerimiz öyle bir güven içindeler ki; Kuran’ın hikmetini anlamadan, bilmeden cenneti kendilerine garanti edebilecek kadar ileri gidebiliyorlar.

      “Aklını kullanan üçkâğıtçı oluyor, menfaatçi oluyor.” Bu da doğru. Fakat suç Allah’ın nimeti olan “akıl”da değil. O kimselerin akıl gibi bir nimeti “kötü niyetle” kullanmalarından ileri gelir. Kuran’ın meallerine bir göz atın. Özellikle “münafıklar” (iki yüzlüler) hakkındaki Kuran hükümlerini inceleyin. Kuran’da münafıklara yapılan tehdidin çok şiddetli olduğunu görürsünüz… “Allah esirgesin” diyeceğim ama bu bize ve yaptıklarımıza bağlı değil mi?

      Kuran’da iman eden, takva sahibi ve iyi işler yapanlara da mükafat olarak bir cennet vaadi var. Fakat anlayabilen ve “aklını kullanabilen” için amacın “Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmak” olduğunu anlar. Cennet (ödül) peşine düşenlerin, o aksiyon filmlerinde izlediğimiz “ödül avcı”larından bir farkı yoktur. Yeri gelir “katil” olurlar, yeri gelir “soysuzluk” ederler. Bunu da imanları var diye meşrulaştırmaya kalkarlar. Gittikleri yolun kutsallığını sağladıktan sonra da “zafere ulaşmak için her yol mübahtır” derler. Oysa onlar, nefislerinin ve vicdanlarının şiddetli akıntısına kapılmış, şelaleye doğru seyretmektedirler. Nefisleri kazanacakları ödülün peşindeyken, vicdanları onlara “Allah yolunda” (veya doğru bildikleri yolda) olduklarını söyler. Onlar akıllarını yalnızca kendi zaferlerine ulaşmak için sarf ederler. Öylelerinin yolu zaten “Allah yolu” olamaz. Burada aklın ve vicdanın suçu yok. Onlar NİYET bozukluğu ile yola çıkarlar. Belki bilerek, belki de bilmeyerek bunu yaparlar. Çıkarcı bir niyetle yola çıkmak Allah yolundan sapmaktır.

      Düzelmesini umuyorum diyeceğim ancak, ne kadar yazsak, ne kadar çizsek de ortada bütün bu yazılardan daha önemsenmesi gereken bir “Kuran hakikati” var. Önce bu kitabı herkesin güzelce anlayıp idrak edip öyle yola çıkması lazım diye düşünüyorum. İman sadece Allah’ın bize bildirdiklerini okuyup anlamakla kazanılır. O’nu anladıkça imanımız da artar.

      Allah’ın selamı üzerinize olsun!
      Halil Yakar

Leave a reply

Name (required)

Website