Duanın Gücü…

Sizi yaratan, akıl ve beden bahşeden, ruhunuza çeşitli zevkler yaşatan Allah’a yeterince yakın mısınız? O’na en son ne zaman dua ettiniz? Allah’a sadece zorluk anlarında mı dua ediyorsunuz, yoksa size olan yakınlığını bilerek O’nu sürekli anıyor musunuz? Cevabınız ne olursa olsun yapmanız gereken en doğru şey,

“Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.”
(Kaf Suresi -16 )

ayeti gereği, Rabbimizin bize çok yakın olduğunu ve

“Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.”
(Bakara Suresi -107)

ayeti gereği de tek dostumuz ve yardımcımızın Allah olduğunu unutmamak olacaktır. Allah bir başka ayetinde ise, kullarına olan yakınlığını ve dua edenin duasına icabet edeceğini şu şekilde bildirmiştir:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.
(Bakara Suresi – 186)

“Çağırmak, seslenmek, yardım istemek” anlamlarına gelen dua, Yüce Rabbimizle aramızda kurduğumuz önemli bir bağdır. Dua ederek, gücü sınırsız olan Allah’ın karşısındaki aczimizi kabul etmiş oluruz.

“De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?…”
(Furkan Suresi – 77)

ayetiyle, Allah katında değer bulmamıza vesile olan dua ibadetinin önemini de anlamış oluruz.

Dua, çoğu insanın olumsuz bir olay karşısında elinden geleni yapıp, artık yapacak bir şey kalmadığında başvurduğu son çaredir.

“Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.”
(Adiyat Suresi -6)

ayetinden de anlaşıldığı gibi insanların çoğu, duasına icabet edip kendilerini zor durumdan kurtaran

“…Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler…”
(En’am Suresi -91)

İnsanların bu nankör tavrı, bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir.
(Yunus Suresi – 12)

Oysa insan, sağlıklı iken ve hayatındaki her şey yolunda giderken de Allah’a dua etmeli ve bütün bunlar için şükretmelidir. İbadetlerin tümünde olduğu gibi duada da sabırlı ve kararlı olmak, Kuran’a en uygun tavır olur.

“Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır bir yüktür.”
(Bakara Suresi, 45)

ayetinden de anlaşıldığı gibi sabır ve namazla yardım dilemek Allah’ın bir emridir. Ancak Rabbimizin Enbiya Suresi 37. ayette bildirdiği üzere, insan aceleci olarak yaratılmıştır. Her konuda hemen sonuca ulaşmak isteyen insan, dualarının da anında kabul edilmesini ister. Duası istediği yönde gerçekleşmediğinde ise dua etmekten vazgeçer. Bu nedenle sabır ve kararlılıkla dua etmek, huşu duyanların dışındakilere ağır gelir.

Oysa müminler dua ettiklerinde Allah’ın kendilerini işittiğini ve kesin olarak dualarına icabet edeceğini bilirler. Olayların tesadüfen değil, Allah’ın belirlediği kadere göre geliştiğinin farkındadırlar. Bu nedenle dualarının karşılıksız kalacağı gibi samimiyetsiz bir ruh halinde olmazlar.

Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim.
(Mü’min Suresi – 60)

Allah, bir başka ayetinde ise

“… Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden… ”
(Neml Suresi, 62)

sıfatını hatırlatmaktadır. Bu da samimi duaların Allah katında karşılık göreceği anlamına gelir.

Unutmamak gerekir ki Allah, insanın aklından geçirdiği dua mahiyetindeki tek bir düşünceyi dahi karşılıksız bırakmaz. Duaya icabet, duanın aynen gerçekleşmesi anlamına gelmez.

“İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua eder, insan pek acelecidir.”
(İsra Suresi, 11)

ayetinden de anlaşıldığı gibi kişi, kendisine zararı dokunacak bir konuda dua edip, bunun hiç farkında olamayabilir. Allah duasına istediği yönde icabet etmediği için, duasının kabul olmadığını zanneden kişi, büyük bir yanılgı içindedir. Zira Allah merhametinden dolayı, kulunun hayrına olacak şekilde duasına icabet etmiştir.

Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesi, ya da istenilen yönde icabet edilmemesi Allah’ın, kullarının sabrını ve tevekkülünü bir denemesi ve onları imani yönden olgunlaştırması anlamına da gelebilir. (Allah en doğrusunu bilir)
Dua ile ilgili çok önemli bir konu daha vardır. Sözlü duanın yanı sıra, kişinin fiili olarak da çaba göstermesi oldukça önemlidir. Örneğin üniversite sınavını kazanmak için dua etmekle beraber, fiili bir çaba olarak sınav başvurusu yaparak ve düzenli bir çalışma ile sözlü duayı desteklemek gerekir. Allah her şeyi bir sebep sonuç ilişkisi ile yaratmıştır.

“Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır.”
(Furkan Suresi – 45)

ayetinden de anlaşıldığı gibi, Allah gölgeyi yaratmış ve güneşi de ona delil kılmıştır. Sonuca ulaşmak için sebeplere uygun olarak gerekli tedbirleri almak, ancak bunları etkili kılacak olanın Allah olduğunu bilerek, sabır ve tevekkülle sonucu Allah’tan beklemek en doğru tavır olur.

Kainatı yoktan var eden Allah için, yaşayan milyarlarca kulunun duasına icabet etmek çok kolaydır. Yeter ki bizler, bütün gücün Allah’a ait olduğunu bilerek, her duamıza icabet eden Rabbimizin dilemesi dışında hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini ve bir şeyin olması için ona yalnızca “Ol” demesinin yeterli olduğunu unutmayalım.

Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
(Tekvir Suresi -29)

 


About the Author
Author

IKRA-RAB

Comments (4)
  • Avatar

    Salih Apr 21 2014 - 07:33 Reply

    Merhaba,

    Piyasada ticari amaçlı bir çok dua kitapları ve bu kitaplarda çeşitli konularda bir çok dualar vardır.
    Bu kitaplarda yazan dualar o kitabı yazan kişinin gönlünden geçen dualardır.
    Başkalarının yazdığı kılişe, şablon duaları okuyarak kendi durumumuzu, dileğimizi, niyazımızı Allah’a iletmiş ve gerektiği şekilde içten, samimiyetle, ihlas ve huşu ile dua etmiş olmayız.
    İslam’da, içimizden geldiği gibi, samimiyetle dua etmek vardır. Dua okumak diye bir kavram yoktur.

    Ayrıca bu kitaplarda, ‘‘şu duayı bilmem kaç kez okursanız” veya “şu tespihi-övgüyü bilmem
    kaç yüz defa tekrar ederseniz şu kadar sayıda sevap kazanırsınız’’ şeklinde ifadeler vardır.
    Bunlar tamamen ticari amaçlı yalanlardır, hurafelerdir. Hiçbir beşer sevap veya günah miktarı tayin edemez. Bu yöndeki fikir beyanları Allah’ın yetkilerine ortak olma gayretidir.
    Sevaplarımızı, günahlarımızı ancak ahiret günü önümüze Levh-i Mahfus açıldığında öğreneceğiz.

    Televizyonlarda güya dini program yapan bazı akademik kariyerli ‘‘din adamı” ünvalı dinciler, din üzerinden servet kazanma peşinde olanlar halka İslam’ı anlatacaklarına ‘‘hurafeci başı’’ ünvanını hak edecek şekilde din adına ama Kur’an’daki İslam’la ilgisi olmayan hikayeleri, hurafeleri, Arap, Emevi kültürünü ve kendi uydurdukları saçma sapan, çeşitli konulardaki duaları şablon, kalıp metinler şeklinde halka dikte ederek, tekrar ettirmektedir.
    Başkalarının yazdığı duaları okumak yerine kendi gönlümüzden geçen duaları etmemiz veya Allah’ın bildirdiği dualar olan Kur’an’daki dua ayetlerini okuyarak dua etmemiz gerekir.
    Müminler onun bunun yazdığı beşer ürünü kitaplardan değil, sadece Kur’an hükümlerinden,
    Allah’ın emir ve yasaklarından sorumludurlar.

    saygılar..

  • Avatar

    Salih Apr 21 2014 - 07:37 Reply

    Yine bu tarz kitaplarda yer alan tesbih ile ilgili yazılanların tamamı hurafedir. Kur’an’da tespih denen boncukların ipe dizildiği aletten bahsedilmez. Peygamberimiz döneminde bu aletin varlığı ve kullanılması söz konusu değildir.
    Dimizde tespih çekmek diye bir kavram yoktur. Tepbih etmek vardır.

    Tespih denilen alet Budizim inancından dinimize yapılan bir ilave-bid’adtır.
    Budistler, meditasyonda sayıyı tutturmak çok önemli olduğu için tespih denen aleti kullanmışlardır.
    Kur’an hiçbir nesneye, eşyaya özel fonksiyon, görev yüklemez, kutsallık payesi vermez.
    Nesnelerin kutsallaştırılması putperestliğin belirtisidir.
    Kur’an’da bildirilen tesbih; Allah’a yönelmekte, O’nun iradesine tabi olmakta istekli, çoşkulu olmak. O’nu yüceltmek, övmek demektir.
    Allah’ı tesbih etmeyi, O’na yönelmeyi, yüceltmeyi, övmeyi bir aletin aracılığına tabi kılmak ve
    belli sayılara hapsetmek doğru değildir.
    Elimize tesbih denen aleti alarak onun boncuklarını sayarak bazı kelimeleri tekrar etmeyi ibadetin, namazın, duanın bir parçası saymak ve onu camilerimize sokmak doğru değildir.

  • Avatar

    Hepimiz İnsanız May 24 2014 - 16:37 Reply

    Salih çok güzel bir tespit yapmışsın ve sana sonuna kadar katılıyorum,

    Allah senden ve hepimizden razı olsun…

  • Avatar

    derin düşünce Oct 8 2014 - 20:03 Reply

    HÂKKA suresi 43-47 ayet)
    O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.O Bizim adımıza bazı laflar uydurmaya kalkışsaydı. Elbette onu kıskıvrak yakalardık.Sonra da onun şah damarını keser atardık. Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

    HAKKA 43,47 ayetine rağmen peygamber efendimiz kurana bazı kelimeler ilave etme ihtimali yoktur…
    Peki kuranda olmamasına rağmen
    FATİHA suresine amin kelimesini , HAKKA suresine meydan okuyarak nasıl ve kimler tarafından ilave edildi…..
    müslümanlar Kuranı tek kaynak olarak kabul etmelidirler….
    Kuran’da bir çok surede Muhammed’in sadece bir elçi – uyarıcı olduğu Allahın sözlerine bir şey eklemesinin mümkün olamayacağı özellikle belirtmiş…
    Peki AMİN nerden geldi..
    ( Amon, Amen , Amin,,, ) ( AMON RA ( AMON HUTEP) YAHUDİLERİN mısır krallığında köle olarak kullanıldıkları 400 yıllık dönemde mısırda inanılan “görülemeyen saklı kral Tanrı” idi.
    YAHUDİLER .Kölelikten kurtulduktan sonra AMON a minnet duydular ve
    AMONa hep dua ettiler….
    400 yıllık kölelik dönemi sonrasında Yahudilerin bu ismi unutmaları imkansızdı… .SIKLIKLA dua ettikleri bu AMON ismi daha sonra HIRİSTİYANLAR duadan sonra AMEN olarak…
    Peygamber efendimizden yaklaşık 300 sene sonra YAHUDİLERİN uydurduğu hadislerle müslümanlar AMİN olarak kullanmaya başladı

    milyarlarca Müslüman , dualarından sonra amin diyerek eski bir mısır Tanrısını anmaktadırlar.
    Kurandaki Fatiha suresini okuyup Allaha iman eden bir Müslüman , arkasından Kuranda olmayan bir sözü fatihaya ekleyerek eski bir mısır tanrılarından birinin ( en büyüğünün ) adını andığını ve duası ile çeliştiğinin farkında bile değildir..
    Amin kelimesnin koklerini arastirdigimizda bu kelimenin
    Puta tapicilik Paganismden geldigini goruyoruz. ………….

    YAHUDİLERİN uydurduğu hadislerden biri…..

    Hz. Aişe ‘nın anlattığına göre

    (“Resulullah ).”YAHUDİLER , sizi, AMİN deyişiniz sebebiyle kıskandıkları kadar bir başka şey için kıskanmamışlardır”diye buyurmuşlardır…

    Diger bir cok uydurma hadis gibi, yahudilerin uydurduğu yalan bir hadisden baska bir sey degildir. …

    YUNUS 10…Orada duaları «subhaneke allahumme» sağlıkları «selam», Dualarının sonu da «elhamdulillahi rabbilalemîn» dir….. .
    Peygamber efendimiz , temenni dualarında «elhamdulillahi rabbilalemîn»
    Övgü dualarında diyordu .
    (.Isra 36) Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur….
    Bilmeden yapılan yanlışlar için ALLAH ,bağışlayandır affedicidir. Bilerek yapılan yanlışlar için nasıl af dilenir… …………………………………………………….

    ( Ahzab 66, 67, 68 )

    Yüzleri ateş içine çevrildiği gün,
    ‘Vâh, eyvah bize, keşke Allah’a itaat etseydik, kitabındaki hükümleri uygulasaydık, peygambere itaat etseydik, derler …..

    Ve derler ki: «Rabbimiz! Biz yoneticilerimize ve buyuklerimize itaat etmistik, fakat onlar bizi yoldan saptirdilar.» «Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onlari buyuk bir lanete ugrat» derler. ……DİNİMİZİN TEK KAYNAĞI KURAN dır…

Leave a reply

Reply to Hepimiz İnsanız Cancel reply

Name (required)

Website