Alışkanlık Mekanizmaları…

Sürekli cildimizle temas halinde olan giysilerle muhatabız. Ancak onları her an hissetmeyiz. Bunun önemli bir sebebi var. Derimizdeki alıcılar belli bir süre sonra, cildimize temas eden maddeye ilişkin duyu sinyallerini beynimize iletmeyi durdururlar. Bunun nedeni cildimizin, kendisine temas eden maddeye karşı alışkanlık kazanmasıdır.

Bir an bedenimizdeki bu ‘alışma’ mekanizmasının olmadığını düşünelim; ne olurdu?.. Üzerimizdeki giysileri sürekli olarak hissetmek kuşkusuz bizim için eziyet haline gelirdi. Dikkatimiz her an çorabımızın sıkan lastiğinde ya da gömleğimizin sert manşetinde yoğunlaşırdı. Hatta bu yüzden, dokunduğumuz diğer cisimlerden gelen sinyalleri algılamakta zorluk çekerdik. Yaşamımız, bu sıkıntılı ayrıntılar nedeniyle zor bir hal alırdı. Dahası geceleri bile rahat uyuyamaz, dinlenemezdik.

Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah, sonsuz rahmetiyle kullarını kuşatır. Çok küçük bir detay gibi görünse de, bu mekanizmanın olmadığını düşündüğümüzde, gerçekte ne denli hayati olduğunu anlayabiliriz.

Burada, ‘alışma’ mekanizmasına benzeyen ancak fiziksel değil ruhsal olan bir durumdan söz etmek istiyorum. Kuşkusuz Yüce Allah’ın tüm evrene olan hakimiyetinin kanıtları çok açıktır. Ancak birçok insan yukarıdaki örnektekine benzer bir alışma mekanizması nedeniyle, çevresindeki uyarıcı güzellikleri göremez ve kavrayamaz.

Bazı insanlar ilk kez karşılaştıkları bir yaratılış delili karşısında etkilenebilir hatta kısa süreliğine de olsa detaylı inceleyip, üzerinde düşünebilir. Ancak bir süre sonra hissettikleri o heyecanı yitirerek, alışkanlık duymaya başlarlar. Hatta zamanla, gördükleri onlara ‘sıradan’ gelir.

Alışkanlık anlamına gelen ülfet, insanların, varlıklardaki muhteşem detayları, mucize ve güzellikleri fark etmelerini engelleyen bir perdeye benzer. Bu kimseler evreni saran ihtişama, Allah’ın benzersiz yaratmasının delillerine alışkanlık gözüyle bakar; gaflet ve ülfet perdelerinin altında yaşarlar. Zamanla Allah’ın eşsiz yaratmasındaki gerçekleri unutur, bu mucizevi olaylar üzerinde hiç düşünmezler. Bu durum onları, Allah’ın gücünü gereği gibi takdir etmekten engeller. Kur’an’da bu kişilerin durumu,

“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.”
(Yusuf Suresi, 105)

ayetiyle tarif edilir.

Oysa yeryüzündeki tüm varlıklarda sayısız yaratılış mucizesi vardır. Detaylardaki mucizeler, tüm canlılığın yapıtaşı olan atomlarda başlar, olağanüstü denge ve düzene sahip gökyüzü, galaksiler, Güneş, insan vücudu, bitkiler, dağlar, denizlerdeki sayısız detay ve özelliklerle devam eder. Tümünün sahip olduğu özelliklerde bir sanat vardır. Akıl ve hikmet gözüyle bakabilen bir insan, detayları da gördükçe, Allah’ın üstün ilmine, sonsuz gücüne ve benzersiz sanatına daha yakından şahit olur.

Tüm evrene hakim olan Allah, yarattığı tüm canlılara dilediği şekli vermiş, hepsine ayetlerini yerleştirmiş, varlığının delillerini insanlara göstermiştir:

“Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.”
(Casiye Suresi, 4)

Mucizevi delilleri göremeyen, ülfet perdelerinin altında yaşayan kişinin, yaşamındaki bu perdeleri tek tek kaldırması çok önemlidir. Samimi bir kalple her an Allah’a yönelmeli, gördüğümüz her şeye hikmetle bakmalı ve üzerlerinde derin düşünmeliyiz. Ancak şuurumuzu açtığımız ve Rabb’imizin sanatını görebildiğimizde gerçek mutluluk ve huzuru bulabiliriz…

 

 

 

 


About the Author
Author

elifce

Comments (1)
  • Avatar

    deli Sep 5 2014 - 21:37 Reply

    Bu ilk yorumum olacak sitede umarım güzel olur, yanlış bir şey yazmam…
    Öncelikle alışma mekanizmasını bize verdiği için Yaratıcıya şükretmek gerekir. Senin de açıkladığın gibi bu durum bizim hayatımızı devam ettirmemiz için gerekli bir mekanizmadır. Buna hislerin adaptasyonu deniyor ki gerçekten günlük hayatta çokça karşılaşıyoruz tıpkı senin verdiğin çorap lastiği örneği gibi. En basitinden pis kokulu bir ortama girdiğimiz de bir vakit sonra burnumuzun artık o kokuyu hissetmemesi bizim için çok önemlidir; zira bu olmasaydı temizlik görevlileri görevlerini yapamaz ve sokaklarımız çöpler içinde olabilirdi.
    Başka bir yönden fiziksel ya da psikolojik çektiğimiz bir acı sürekli aynı halde kalmaz genellikle azalarak yok olur, yoksa sürekli aynı şiddetteki acıyı kaldıramazdık. Aynı şekilde öğrendiğimiz çoğu şeyde buna benzer bir mekanizma içinde bizim için artık sıradanlaşmış olur. Öğrendiğimiz temel matematik bile dünya üzerinde ne kadar hayret verici durumlara bir kaynak iken biz onunla fizik kurallarını anlayabildiğimizi farketmezsek artık bizim için sıradanlaşır ve hayret duygusunu oluşturmaz.
    Benim görüşüme göre insanın hayatı boyunca yeni doğmuş bir bebek gibi düşünmesi davranması ve hissetmesi gerekir. Nasıl ki bir bebek her karşılaştığı durumda hayret eder biz de öyle olmalıyız. Hayatımızın hiç bir safhasında bu duyguyu kaybetmemeliyiz. Lakin burada ki en temel nokta bebeğin bu hayret etme sürecinde ki gayretidir. Hiç öğrenmekten sıkılan bir bebek gördünüz mü? Biz ki malesef burada egomuza yenilip her şeyi bildiğimizi zannediyoruz. Durumların arkasını bu bilmişlikten ötürü irdelemiyoruz. Dolayısı ile de hayret edilecek bir durum kalmıyor ve nasıl ki pis kokulu bir ortam da uzun süre kalınca burnumuz koku alma hissimiz ortama göre adaptasyon gösterip artık kötü kokuları almıyorsa bu bilmişlik hali içerisinde de beynimiz adaptasyon gösteriyor. Böyle bir hal içerisinde kim nasıl hayret etsin. Bence biz insan olarak bu halimizi kırmamız tıpkı bir çocuk gibi hiç bir şeyi bilmiyorcasına her şeyin peşinden koşmalıyız. Yoksa ayetinde dediği gibi sırtımızı dönüp gideriz o ayetlere. “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” (Yusuf Suresi, 105).
    Bence bunu başarmanın yolu insanın hobileri, ilgilendiği , mutlu olduğu, uğraşmaktan huzur bulduğu bir şey bulup( her hangi bir şey), hayret duygusunu tıp ki bahsettiğimiz o bebek gibi taze tutmaktır. Çünkü bunun yokluğunda ne hayret duygusu yeşerir ne de o duyguyu yaratan Allah’a.
    Burnumuzu o pis kokulu ortamdan bütün insanlar olarak çıkarmak, bilmediğimizi kabullenmek, her daim hayret etmek ve aklımızı çalıştırmak dileğiyle…
    Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.
    10 Yunus Suresi 100

Leave a reply

Name (required)

Website