Kuran’a Göre Sonuç-Sebep İlişkisi…

Bir bilim adamına gölge nasıl oluşur diye sorduğunuzda size vereceği muhtemel cevap “Bir ışık kaynağının önüne konulan bir cismin, ışık kaynağının ışınlarının gelmesini engellediği bölgenin gölgeyi oluşturduğu” olacaktır. Yani bu tanıma göre gölgenin oluşması için bir ışık kaynağı, bir cisim, bir de gölgenin üzerine düştüğü yüzey gereklidir. Eğer ışık kaynağı olmazsa, gölge de yoktur. Bir diğer değişle gölgenin var olmasının sebebi ışık kaynağıdır. Yani sebepler sonuçları doğurur.

Benzer mantığı bilimin ele aldığı konuların bütününde görebiliriz. Örneğin insanlar çoğunlukla geceleri uyurlar çünkü geceleyin etrafta genellikle bizi rahatsız edecek bir ışık kaynağı yoktur. Ortam daha sessiz ve sakindir. Bir çok faaliyet için de gün ışığına ihtiyaç olduğundan bu dönem insanlar tarafından inaktif olarak geçirilir. Yani karanlık olduğu için uyuruz. Yani sebepler sonuçları doğurur.

Bir örnek daha verelim. Bitkilerin büyümesi, yeşermesi için güneş ışığı ve toprak dışında bir de suya ihtiyacı vardır. Bu su çoğunlukla bulutlar tarafından bir coğrafyadan diğerine yağmur olarak taşınır. O bölgeye yağmurun yağmasıyla beldedeki bitkiler yeşerir ve artarlar. Burada da mantık akışı yağmurun bitkileri büyüttüğü yönündedir. Benzer sebep sonuç ilişkisini burada da görmekteyiz.

Şimdi gelin Kuran’ın bu konuları ele alış biçimini inceleyelim. Furkan suresinin aşağıdaki ayetlerinde yukarıda örneklerini verdiğimiz konular bakın nasıl anlatılmış:

Furkan Suresi
45. Görmedin mi Rabbini, nasıl uzatmıştır gölgeyi? Eğer dileseydi, onu elbette hareketsiz kılardı. Sonra nasıl Güneş’i ona delil yapmışız!
46. Sonra nasıl tutup onu ağır ağır kendimize çekmişiz!
47. O’dur sizin için geceyi elbise, uykuyu dinlence yapan. Gündüzü, dağılıp yayılma zamanı yapan da O’dur.
48. O gönderdi rüzgârı bir müjde olarak rahmetinin önünden. Biz indirdik gökten tertemiz bir su.
49. Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları suvaralım.

Gölge kavramı nasıl açıklanmış? Önce gölgenin uzadığı ve kısaldığı belirtiliyor. Sonra da güneşin buna delil kılındığı. Sizce de ilginç bir anlatım değil mi? Ya da daha doğru ifadesiyle bizim alışageldiğimizden farklı. Çünkü bizler her zaman sebeplerin sonuçları doğurduğunu düşünürüz ve o sebepler olmazsa sonuçların da oluşamayacağını varsayarız hep. Oysaki Allah’ın burada anlattığına göre belli bir sonucun oluşmasını Allah dilediğinde, buna yol açacak sebepleri yaratır. Yani sebepler var olduğu için sonuçlar yok. Sonuçların var olması murad edildiğinden dolayı onlara yol açacak sebepler var.

45- 49. ayetler arasında sonuçların meydana gelmesi için Allah’ın ne türlü sebepler yarattığına çeşitli örnekler verilmekte. Gölgeye güneşin delil kılınması; insanların rahat uyuması için gecenin yaratılması ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gündüzün takdir edilmesi* ; bitkilerin hayvanların ve insanların yaşamını sürdürebilmesi yağmurların yağdırılması ve yağmur bulutlarının da rüzgarlar vasıtasıyla taşınıyor olması hep Allah’ın dilediği sonuçların meydana gelmesi için nasıl sebepler yarattığına verebileceğimiz örneklerdir. Buradaki mantık akışı ise sonuçtan sebebe doğru olmaktadır. Zaten bilinçli bir yaratıcının var olduğunu kabul ettiğimiz zaman, başka türlü olmasını düşünmek çok yanlış olurdu. Bilinç yaratıcı elbetti yarattığı sebeplerin ne türlü sonuçlar doğuracağını bilir ve istemediği şeylerin ortaya çıkacağı sebepler yaratmaz.

O halde bizlerin de doğa olaylarını gözlemlerken benimsemesi gereken prensip, her bir sebebin önceden takdir edilmiş bir sonuç yaratmaya programlı olduğudur ve bu sonuç – sebep ilişkileri bize Allah’ın büyüklüğünü ve rahmetini göstermektedir. Bunu yeterince kavrayamayanlar, Furkan suresinin devamında eleştirilen insanların düştüğü yanılgıya düşülebilirler:

Furkan Suresi
50. Yemin olsun, onu aralarında çeşitli biçimlerde ifade ettik ki öğüt alabilsinler. Ama insanların çoğu sadece nankörlükte ısrar etmektedir.

* Allah dileseydi hep gece ve hep gündüz yaratabilirdi. Örneğin ayın dünyaya bakan yüzü hep sabittir. Eğer dünya ayın ışık kaynağı olsaydı ve insanlar ayda yaşasaydı, dünyaya bakan yerde yaşayan insanlar için hep gündüz, ayın diğer yüzündekiler içinse hep gece olacaktı.

 


About the Author
Author

theunifier

Comments (1)
  • Avatar

    Güray TEKİN Dec 19 2014 - 11:47 Reply

    Parapsikoloji ve Sipritüalizmde ”Sebep-Sonuç İlişkisi”ne, ”İlliyet Prensibi veya Karma Yasası” denmektedir. Bu prensip veya yasanın atasözüyle ifadesi, ”Ne ekersen onu biçersin” dir. Evrende yaradılışlar, oluşlar ve kaderler bu evrensel prensip sayesinde gerçekleşir. Bu nedenle evrende hiç bir yaradılış ve oluş tesadüf değildir. Bütün olaylar adeta bir domino taşının diğerinin üzerine düşmesi gibi (Kelebek Etkisi) zincirleme bir reaksiyonla gerçekleşir. Bu anlamda bütün varlıkların kaderleri de birbirlerine görünmez bir bağ ile bağlıdır. Yani bir insanın doğru veya yanlış davranışı, diğer insanların davranışlarını da etkilemektedir. Dolayısıyla ”her koyun kendi bacağından asılmamaktadır.”

Leave a reply

Name (required)

Website