%99’u Müslüman Ülke !

Var mısınız bir samimiyet testi yapalım?

1- Şaşmaz ve sapmaz adalete kim sahiptir?

2- En doğru hükmü kim verir?

3- En güzel sözü kim söyler?

Eğer ‘en iyiden’ bahsediyorsak bu soruların Müslüman yada farklı dinden olsun fark etmez kelimeler değişse de özünde tek bir cevabı var: ALLAH

Peki bu sorulara doğrudan şahsımızı ilgilendiren yenilerini ekleyelim:

1- İnançlı bir insanın kimin adaleti ve hükümleri ile yaşaması gerekir?

2- Allaha ve onun kitaplarına iman etmişsek eğer, onun emrini terk edip başka kurallara uymamız mümkün mü?

3- İnançlı bir insanın Allah’ın Kanunları için ‘bu çağa uygun değil’ yada ‘gereksiz’ deme gibi bir şansı var mı?

4- Allah’ın kanunlarına yüz çevirip başka yerlerden beşer sözleri ithal etmemiz durumunda hala Müslüman olduğumuzu iddia etmemiz mümkün mü?

Ben bu soruları birebir sohbette kime sorsam cevaplar hep aynı : ‘Tabi ki en güzel kelam Allah’a aittir, Allah’tan adaletlisi olamaz, elbette Müslüman Allah’ın indirdiği ile hükmetmeli, Avrupalılar kim yaaa… onların kendine hayrı yok zaten…… vs.

Teorik olarak hiç sıkıntı yok. Maşallah herkeste bir iman var ki!!! duygulanmamak mümkün değil.

Peki genelde siyasetçilerin sık kullandığı tabirle %99’u Müslüman olan, her mahallesini camiler ile donatmış, mümin kalplerle! Dolu olduğu iddia edilen ülkemizde gerçekte durum ne?

Bakalım kimin kanunları ile hükmediyoruz:

1. Ceza hukuku İtalya’dan.

2. Medeni hukuk İsviçre’den.

3.Askeri hukuk Almanya’dan.

Ne kadar enteresan!!! Apaçık Kuran ayetleri ve onun hükümleri dururken, kendilerine verilmiş kitabları çoğunluğunun terk etmiş olması sebebiyle Allah’ın ‘onlardan veliler edinmeyin, onlar birbirlerinin dostlarıdır’ dediği toplumların kanunları ile hükmediyoruz. Ben mi yanlış biliyorum biz Müslüman toplum değil miydik? Ticari ve siyasi ilişkiler elbette kurulabilir ama kanun ve yaşam tarzı ithal etmek neden? Kuranda hem onlar hem de bizler için Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin durumu Maide suresinde bulunan üç farklı ayette açıkça belirtiliyor.

Ayetlerin özellikle son cümlelerine dikkat edin:

Maide
44: ‘Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.’(Ahmet Varol meali)

Maide
45: ’Biz onda, onların üzerine yazdık: Can’a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir kefarettir. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.’

Maide
46:‘Onların ardından, kendisinden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona da içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayan, takva sahipleri için de yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.’

Maide
47: ‘İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.’

Maide
48: ‘Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona ‘bir şahid-gözetleyici’ olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.’

Maide
49:’
Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, onların arzularına uyma ve seni Allah’ın indirdiği şeylerin bir kısmından uzaklaştırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah onları bazı günahlarından dolayı bir belaya çarptırmak istemektedir. Gerçekte insanların çoğu fasıktırlar.’

Ayetlerde açıkça görüldüğü gibi Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler için üç seçenek var: Kafir, zalim, fasık. Maide suresinde Yahudi ve Hristiyanlarla ilgili ayrıntılı bir açıklama yapılıyor. Sonra 48. Ayette sıra bize geliyor. Özellikle ayetteki ’ Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.’ İfadesine dikkat edin. Bugün bizim yaşadığımız durumu ne kadar güzel anlatıyor. Kendileri kitaplarından yüz çevirmiş,  hükümlerini uygulamayan bu toplumlardan kanun ithal edip onların ‘hevalarına’ uyan, Allah’ın kanunlarından yüz çeviren biz değil miyiz?

Bakara
85: ‘………yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.’

Toplumumuzun günümüzdeki hali bu değil mi? Lafa gelince iman ettiğimizi söylediğimiz kitabın uygulamaya gelince bir kısmını görmezlikten gelmiyor muyuz? Ayetlerin sonunda böyle yapmanın cezasına dikkat ettiniz mi?

Kuranda defalarca Yahudi ve Hristiyanların çoğunluğunun kendilerine indirilen kitaplara uymadıkları, yoldan saptıkları bize anlatılırken biz ne yapıyoruz? Müslümanım diye geçinip Allah’ın indirdiğini beğenmeyen, modern dünya masallarıyla avrupanın insan onuruna ve fıtratına ters kanunlarına sarılanlar bizler değil miyiz? 2011 yılında Norveç’te tek başına 77 kişiyi öldüren, bunun 69’unu (neredeyse tamamı 20 li yaşlardaydı) Utoya isimli bir adada adeta tavşan gibi avlayan, 242 kişiyi de yaralayan katili sadece 20 yıla mahkum edip lüks koğuşta yatırmak mı adalettir? Nerede bu cezanın caydırıcılığı? Nerede toplum vicdanı ve adalet duygusu? Bu ülkelerde 1000 kişiyi de öldürseniz cezanız yeme içme tam pansiyon bir ortamda televizyon izleyip gazete ve kitap okuyarak geçecek. Ne modern kanunlar böyle!!!!! Onlar gelişmiş ülke diyenler şunu hiç düşünür mü acaba: Amerika gelişmiş ülke değil mi onlar neden uyguluyor idam cezalarını?

Adalet dilendiğimiz, kapısında yıllardır ‘ne olur bizi de alın aranıza’ diye yalvardığımız bu Batı dünyası değil mi Filistin’de İsrail zulmüne alkış tutan,  demokrasi götürüyorum dediği yerlerde milyonlarca insanın ölümüne sebep olan, aleyhimize olan her oluşum ve örgüte destek veren, global şirketlerle hala fakir ülkeleri sömüren?  Yıllardır hala akıllanmadık mı? Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür? Bize sundukları taleplerini düşünsenize ne de güzel evirip çeviriyor parmaklarında oynatıyorlar bizi. Bu ülkede halktan siyasetçilere kadar her kesim batı dünyasının çifte standardından, tutarsızlığından şikayet etmiyor mu? Okuyalım acaba neden böyleymiş nerede hata yapıyormuşuz?

Bakara
120: ‘Sen onların dinlerine(milletlerine) uymadıkça, yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur.” Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.’

Bizim derdimiz acaba gerçekten Kurana uymak mı yoksa Kuranı kendimize uydurmak mı?

Şimdi ister istemez akıllara şu sorular geliyor:

1. Kuranda Müslümanlara emredilen özellikle ceza hukuku ile ilgili hükümlerden (Kısas, bozgunculuk, hırsızlık, zina için 100 değnek cezası ve tecrit gibi) veya medeni hukukla ilgili(miras, boşanma, çocuk) hükümlerden hangileri bu ülkede uygulanıyor?

2. Toplumumuz da Kuranda emredilen Allah’ın kanunlarıyla hükmedilmediği açıkça ortada olduğuna göre ‘Müslüman ülke ‘ şeklinde bir tanımda bulunmak münafıklık olmaz mı?

3.Lafa gelince Kuranı rehber edinmekten, ve onun her çağa hitap ettiğinden bahsedip diğer taraftan Kuranda emredilen hükümleri uygulamayarak ‘ Allah’ın kanunlarını beğenmemek’  gibi bir duruma düşmüş olmuyor muyuz?

Bu soruların ardından hemen zihinlerde meşhur ‘mazeretler teorisinde’ de anlatıldığı gibi ‘ama, fakat,’ ile başlayan cümleler kurulmaya çalışıldığını tahmin edebiliyorum. Tavsiyem kimse mazeretlere sığınmasın. Ne demişti iblis hatırlayın:

Araf
12: (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

İblis onu sen yaratmadın demiyor, sen onu yarattın ama ben ondan daha hayırlıyım diyor. İşte bu ‘ama’ iblisi kafir yaptı.

Hiçbir Müslümana Allah’ın kanunu dururken kendi kitabını arkasına atmış, Allah’ın çoğunluğunu ‘kafir, fasık, zalim’ ilan ettiği toplumların kanunlarından medet ummak yakışmaz. Müslümanım diye geçinen ülkemizde olduğu gibi Allah’ın kanununa sırt çevirip beşer sözüne tabi olduktan sonra neden bu haldeyiz diye sormak mantıklı mı? Şu halimize bakın Allah neden azap etmesin ki bize?

Bu ülkenin tarihinden gelinen noktanın analizini yapmak hiç de zor değil. İçerde ve dışarda hiçbir kişi ve kurumu ilahlaştırmamamız gerekiyor. Cemaat-tarikat ekseninde yaşayanlar bunu yoğun bir şekilde yaparken bir taraftan da dini konulardan uzak insanlarda aynısını yapıyor. Ülkemizdeki hukuk sisteminin ve yaşam tarzının Kuran ilkeleriyle uyumlu olduğunu iddia etmek ‘Çin Müslüman Ülkedir’ demekle aynı şey. Alim olmaya gerek yok bu ülkede yaşayan herhangi birisi etrafına bakıp biraz düşündüğünde çarpıklığı ve ikiyüzlülüğü net bir şekilde görür.

‘Örtenlerden’ değil samimi bir şekilde iman edip ‘teslim olmak’ temennisiyle hayırlı tefekkürler dilerim.

 


About the Author
Author

rabbani

Comments (9)
  • Avatar

    murat May 12 2015 - 17:46 Reply

    1. Ceza hukuku İtalya’dan.
    2. Medeni hukuk İsviçre’den.
    3.Askeri hukuk Almanya’dan.

    demişsiniz kurana aykırı olmadığı sürece ve ya olan maddelere çıkarılarak bunlar gayet tabi kullanılabilir. Bu bakışlar kot pantolonda giymeyelime çıkarız. Fikriniz doğru olsada ayarı kaçmış

    • Avatar

      rabbani May 15 2015 - 09:45 Reply

      Maalesef yazının ana fikrini anlamamışsınız. Aradan bir kaç cümleyi çekince konu yanlış anlaşılıyor. Dikkat edilirse yazıda anlatılmak istenen kendine uydurma veya tümden reddetme meselesi değil. Şu an günümüzde gelinen nokta anlatılıyor. Aklı selim her insanın görebileceği gibi ortada Kurana uygun bir kanun modeli yok. Kuranda yazan hükümlere tamamen zıt kanunlara tabi olduktan sonra hala Müslümanlık iddiasında bulunabilmek nasıl bir çelişkidir? Gerçek apaçık ortada eğip bükecek durum yok.
      Maide 44′ ……. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafirdir.’

  • Avatar

    Murat May 15 2015 - 12:17 Reply

    Tabii ki kurana göre hükmedilmeli ama kuran ne bir bilim ne de bir hukuk kitabıdır ikisindende Allahın istediği ölçüde içinde maddeler var. Dolayısıyla “Hadii medeni hukuğu kurana göre yapalım diyemeyiz. Kurana uygun yaparız, çelişmeyecek şekilde. Dolayısıyla dışarından hazır bir şablon alınabilir hem kültüre hemde dine aykırı maddeler törpülenir uyarlanır. Batı ülkelerinin bilimde ve hukukta ileri olduğunu kabul etmek gerek maneviyatları batık olsada. Sıfırdan bir hukuk yerine her ülkenin güçlü olan hukuğu alınabilir. Uyarlanır. Ancak yazıyı okuyunca öyle bir izlenim bıraktı ki karşımda bir tarikatcı duruyor dedim. Başarılar dilerim.

    • Avatar

      rabbani May 17 2015 - 15:15 Reply

      Yazımın son bölümünde yer alan şu kısmı da okudunuz ve karşımda tarikatçı duruyor dediniz öyle mi? ”İçerde ve dışarda hiçbir kişi ve kurumu ilahlaştırmamamız gerekiyor. Cemaat-tarikat ekseninde yaşayanlar bunu yoğun bir şekilde yaparken bir taraftan da dini konulardan uzak insanlarda aynısını yapıyor.”
      Ne diyeyim Allah şaşırtmasın.
      Yazınızdaki şu ifade ne demek anlayamadım: ”kurana göre yapalım diyemeyiz. Kurana uygun yaparız” Kurana göre yapmakla uygun yapmak arasında ne fark var?
      Hem Medeni kanunu hemde ceza kanunu Kurana göre veya uygun çok da güzel yaparız. Kuranda hukuk açıkça belirtilen kısas, hırsızlık ,zina, bozgunculuk gibi hukuk kuralları var. Şunu samimi bir şekilde söyleyin bu suçların cezalarının Kuranda yazdığı şekliyle verilmesine bir itirazınız var mı? Bu ülkede uygulanmasını istiyor musunuz?
      Sizin için demiyorum ama bazılarının yaptığı gibi bunları reddetmek, görmezlikten gelmek veya zamana uydurmak arasında hiç bir fark yoktur. Mesela 1000 yıl önce işlenen cinayet yada hırsızlık suçu ile bugünkü arasında ne fark var? Yazımda da belirttiğim gibi Kitapta ne yazıyorsa o. Kitaba iman ettim deyip ondan sonra çağa uydurmak, zamana giydirmek, dilimizi eğip bükmek bizi nereye götürür ülkemiz ve sözde İslam coğrafyasının geldiği noktaya bakınca açıkça ortada.

  • Avatar

    Murat May 17 2015 - 23:06 Reply

    Kurana uygundan kastım şu. Kurana göre demek için kuranın her suç hakkında bir çizgi belirlemesi lazım ama her suç yok. Birçok temel konu var dolayısıyla buna uygun yapılabilir diyorum. Kurana göre yapmak diyince benim kafamda harfi harfine bir kaşılık geliyor. Bir hukuk değil din kitabı olduğu için hukuki temeller barındırdığını göz önüne de bulundurmayı kast ettim. Ama gereksiz oldu ya da kendimce bir kasıtta bulundum. O konuda hem fikiriz bunu bir kenara bırakabilirim.
    Sorunuza gelirsek. Kuran yasalarına itirazım yok. (her ne kadar zinanın cezasının nasıl uygulanacağını hala hayal edemesem de, garip bir manzara canlanıyor gözümün önünde) Hatta isterimde. Önceden olsa itiraz ederdim son birkaç aydaki okumalarım bu konuda ikna edici oldu.
    Benim kafama takılan miras paylaşımı. Kadına x erkeğe 2xdir kitapta. Birçok tefsirde erkeğin geçimin yükünden dolayı 2 kat fazla paya sahip olduğu söylenir. Günümüzde erkek-kadın geçim yükü eşit sayılır(birçok ailede). Bu durumda kadına da eşit vermek gerekir sizce ? Ancak kuran zaman ve çağlar üstü diyorsak böyle yorumlamalardan uzak durmak gerekir mi ?
    Hazır Kuran araştırmalarından birini yakalamışken(zira bu grup kimdir bulamadım internette) bir soru daha sorayım. Tecavüz konusu kafamı kurcayalan bir konu şu aralar. Bunun kuranda geçmemesi çok garip geldi. Görüşleriniz merak ettim.
    Bitirmeden son olarak;
    Tarikatçıdan kastım tabii ki bu değil. Yobaz demek biraz ağır kaçacaktı, tutucu falan demek de karşılamazdı demek istediğimi öyle deyiverdim. başarılar.

    • Avatar

      rabbani May 19 2015 - 13:58 Reply

      Günümüzde binlerce çeşidi sayılan ceza ve suç kavramları aslında genel anlamda bilinen suçların türevleridir. Bir insan karşı kaç çeşit suç işleyebilir:
      1.Cinayet
      2.Yaralama
      3.Anarşi (Tecavüz,yağma,gasp)
      4.Mal güvenliği (Hırsızlık,dolandırıcılık)
      5.Zina-fuhuş (diğer ahlaka aykırı suçlar toplumda yarattığı etkiye göre anarşi kavramı içine de girebilir)
      (Ayrıca azmettirmede aynen fail gibidir)
      Biraz ayrıntılı düşünürseniz aklınıza gelebilecek her suçun bu çerçeve içine dahil olduğunu göreceksiniz.
      Sadece Kuran üzerinden cezasını veremeyeceğiniz, karşılığını bulamayacağınız hiç bir suç yok. Osmanlı hukuku Kuran üzerine kurulu bu sade ve etkili sistemiyle meşhurdu.

      Kuranda tecavüz suçunun cezası vardır. Hem de tek bir ceza olarak da değil. Tecavüz suçuyla ilgili olarak Kuranda 4 faklı hüküm vardır:

      Maide 33: ‘Allah’a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesada (bozgunculuk) çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.’

      Maide 32:’’İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şu hükmü yazdık: ‘Kim bir cana karşılık veya yeryüzünde fesad (bozgunculuk) karşılığı bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimseyi yaşatırsa (ölümden kurtarırsa) bütün insanları yaşatmış gibi olur.’ Muhakkak ki elçilerimiz onlara açık delillerle geldiler. Yine de bunun ardından onların çoğu yeryüzünde aşırıya gitmektedirler.’

      Peki tecavüz neden fesad (bozgunculuk) suçu kapsamındadır? Öncelikle fesâd kavramına bakalım; Kur’ân’da fesad genel olarak, fert ve toplumun yeryüzü ve çevrenin, barış ve huzur ortamının, mal, can ve namus güvenliğinin bozulmasını ve yok olmasını, îmân, ibâdet, ahlâk, hak ve istikâmetten sapılmasını, şirk, küfür, nifâk ve isyân olan inanç, söz, fiil ve davranışları ifade eder.
      Hepimiz işlenen tecavüz suçları sonrası toplumda nasıl bir infial uyandığını biliriz. Böyle olayların toplumda derin bir acı ve nefrete yol açtığına hepimiz şahidiz. Bu olaylar büyük kargaşaya, linç girişimlerine ve derin bir güvensizliğe yol açıyor. Hele ki bu saldırıların akraba ve komşulardan gelmesi insanlarda ağır bir travmaya yol açıyor.

      Yakın zamanda yaşanmış vahşi bir cinayeti ve toplumda yarattığı infiali hatırlayalım. Tek yaptığı ulaşım hakkını kullanmak olan genç bir kız tecavüz niyetiyle kaçırıldı ve öldürüldü.
      Bazı yerlerde insanlar idam isteriz diyerek sokaklara çıkmıştı. Fesad suçuna bundan daha iyi bir tanım olabilir mi? Maide 33 4 farklı ceza ile bu suçun karşılığını veriyor.

      Miras konusunda da olduğu gibi Kuran her konuda zaman ve çağlar üstüdür. Erkeğe 2 pay verilmesi olması gereken en adaletli uygulamadır. Çünkü Kuranda erkeğin rolü açıklanır: Bakara 233: ‘Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez……….’

      Nisa 34: ‘Allah’ın onlara fazladan vermiş olduğu nimetler ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar. Geçimsizliğinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin; sonra onları yataklarında yalnız bırakın; sonra da hafifçe dövebilirsiniz. Eğer size itaat ederlerse, artık onlara karşı bahane aramayın. Çünkü Allah herşeyden yüce, herşeyden büyüktür.’

      Modern dünya masallarını ve onun insan fıtratına aykırı uygulamalarını bir kenara bırakırsak erkek hangi topluma giderseniz genel anlamda çalışan, aile ihtiyaçlarını karşılayan olarak görülür. Miras genel anlamda anne-babadan veya eşden kalan maddi servettir. Mirasçılar arasında bulunan kadın veya erkeğin çalışıyor olmasının değiştirdiği bir şey yok. Erkek her durumda çalışmaya mecbur başka şansı yok ama kadının çalışması istisnai durumlar hariç genel anlamda böyle değil. Miras paylaşımında erkeğin fazladan desteklenmesinin sebebi de doğasından kaynaklanan bu mecburiyetten kaynaklanıyor. Bizde kadının çalışması iyi bir şeymiş gibi dayatılmaya çalışılırken Avrupa ve amerikada kadının evinde çocuk bakması aile hayatının içinde olması teşvik ediliyor. Verilen doğum izinlerinin süreleri ve ödenekler bize göre çok fazla. Özellikle amerikada toplumda böyle kadınlar daha fazla saygı görüyor.
      Cemmat-tarikat zihniyetinin bu dini ne hale getirdiği ortada ama birde günümüzde Kurana uymak iddiasıyla çıkıp gerçekte onu kendine uydurma peşinde olanlara da dikkat etmek gerekiyor. Bunlar da günümün haricileri. Ben Kuranı rehber edindim deyip saçma sapan yorumlarla namazı, örtünmeyi bile reddedenlerini gördüm. Benim din anlayışımda bu ikisine de yer yok. Toplumun genelinin yaptığı gibi hurafeleri din olarak yaşamayacağım gibi kimseye şirin görünmek için ayetlerin etrafından dolaşamam ve dilimi eğip bükemem.

    • Avatar

      rabbani May 19 2015 - 14:00 Reply

      Günümüzde binlerce çeşidi sayılan ceza ve suç kavramları aslında genel anlamda bilinen suçların türevleridir. Bir insan karşı kaç çeşit suç işleyebilir:
      1.Cinayet
      2.Yaralama
      3.Anarşi (Tecavüz,yağma,gasp)
      4.Mal güvenliği (Hırsızlık,dolandırıcılık)
      5.Zina-fuhuş (diğer ahlaka aykırı suçlar toplumda yarattığı etkiye göre anarşi kavramı içine de girebilir)
      (Ayrıca azmettirmede aynen fail gibidir)
      Biraz ayrıntılı düşünürseniz aklınıza gelebilecek her suçun bu çerçeve içine dahil olduğunu göreceksiniz.
      Sadece Kuran üzerinden cezasını veremeyeceğiniz, karşılığını bulamayacağınız hiç bir suç yok. Osmanlı hukuku Kuran üzerine kurulu bu sade ve etkili sistemiyle meşhurdu.

      Kuranda tecavüz suçunun cezası vardır. Hem de tek bir ceza olarak da değil. Tecavüz suçuyla ilgili olarak Kuranda 4 faklı hüküm vardır:

      Maide 33: ‘Allah’a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesada (bozgunculuk) çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.’

      Maide 32:’’İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şu hükmü yazdık: ‘Kim bir cana karşılık veya yeryüzünde fesad (bozgunculuk) karşılığı bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimseyi yaşatırsa (ölümden kurtarırsa) bütün insanları yaşatmış gibi olur.’ Muhakkak ki elçilerimiz onlara açık delillerle geldiler. Yine de bunun ardından onların çoğu yeryüzünde aşırıya gitmektedirler.’

      Peki tecavüz neden fesad (bozgunculuk) suçu kapsamındadır? Öncelikle fesâd kavramına bakalım; Kur’ân’da fesad genel olarak, fert ve toplumun yeryüzü ve çevrenin, barış ve huzur ortamının, mal, can ve namus güvenliğinin bozulmasını ve yok olmasını, îmân, ibâdet, ahlâk, hak ve istikâmetten sapılmasını, şirk, küfür, nifâk ve isyân olan inanç, söz, fiil ve davranışları ifade eder.
      Hepimiz işlenen tecavüz suçları sonrası toplumda nasıl bir infial uyandığını biliriz. Böyle olayların toplumda derin bir acı ve nefrete yol açtığına hepimiz şahidiz. Bu olaylar büyük kargaşaya, linç girişimlerine ve derin bir güvensizliğe yol açıyor. Hele ki bu saldırıların akraba ve komşulardan gelmesi insanlarda ağır bir travmaya yol açıyor.

      Yakın zamanda yaşanmış vahşi bir cinayeti ve toplumda yarattığı infiali hatırlayalım. Tek yaptığı ulaşım hakkını kullanmak olan genç bir kız tecavüz niyetiyle kaçırıldı ve öldürüldü.
      Bazı yerlerde insanlar idam isteriz diyerek sokaklara çıkmıştı. Fesad suçuna bundan daha iyi bir tanım olabilir mi? Maide 33 4 farklı ceza ile bu suçun karşılığını veriyor.

      Miras konusunda da olduğu gibi Kuran her konuda zaman ve çağlar üstüdür. Erkeğe 2 pay verilmesi olması gereken en adaletli uygulamadır. Çünkü Kuranda erkeğin rolü açıklanır: Bakara 233: ‘Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez……….’

      Nisa 34: ‘Allah’ın onlara fazladan vermiş olduğu nimetler ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar. Geçimsizliğinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin; sonra onları yataklarında yalnız bırakın; sonra da hafifçe dövebilirsiniz. Eğer size itaat ederlerse, artık onlara karşı bahane aramayın. Çünkü Allah herşeyden yüce, herşeyden büyüktür.’

      Modern dünya masallarını ve onun insan fıtratına aykırı uygulamalarını bir kenara bırakırsak erkek hangi topluma giderseniz genel anlamda çalışan, aile ihtiyaçlarını karşılayan olarak görülür. Miras genel anlamda anne-babadan veya eşden kalan maddi servettir. Mirasçılar arasında bulunan kadın veya erkeğin çalışıyor olmasının değiştirdiği bir şey yok. Erkek her durumda çalışmaya mecbur başka şansı yok ama kadının çalışması istisnai durumlar hariç genel anlamda böyle değil. Miras paylaşımında erkeğin fazladan desteklenmesinin sebebi de doğasından kaynaklanan bu mecburiyetten kaynaklanıyor. Bizde kadının çalışması iyi bir şeymiş gibi dayatılmaya çalışılırken Avrupa ve amerikada kadının evinde çocuk bakması aile hayatının içinde olması teşvik ediliyor. Verilen doğum izinlerinin süreleri ve ödenekler bize göre çok fazla. Özellikle amerikan toplumunda böyle kadınlar daha fazla saygı görüyor.
      Cemaat-tarikat zihniyetinin bu dini ne hale getirdiği ortada ama birde günümüzde Kurana uymak iddiasıyla çıkıp gerçekte onu kendine uydurma peşinde olanlara da dikkat etmek gerekiyor. Bunlar da günümüzün haricileri. Ben Kuranı rehber edindim deyip saçma sapan yorumlarla namazı, örtünmeyi bile reddedenlerini gördüm. Benim din anlayışımda bu ikisine de yer yok. Toplumun genelinin yaptığı gibi hurafeleri din olarak yaşamayacağım gibi kimseye şirin görünmek için ayetlerin etrafından dolaşamam ve dilimi eğip bükemem.

  • Avatar

    B.Bilal May 25 2015 - 12:13 Reply

    Selam.
    Bu tür tartışmalarda klasik haline gelen cümle :
    “…batı ülkelerinin bilimde ve hukukta ileri olduğunu kabul etmek gerek maneviyatları batık olsa da…”
    Maneviyatlarının / dinlerinin batık olduğuna emin miyiz ?
    Yaşam biçimi / dini kötü olan bir toplum bilim / teknoloji üretebilir mi ?
    Sakın bizim dinimiz bozulduğu için geri kalmış olmayalım ?
    Artık gerçekler bas bas bağırıyor :
    Allah’tan başka veli arayanların çoğunluğu oluşturduğu toplumdan hayır gelmez.

    • Avatar

      Murat May 29 2015 - 11:58 Reply

      10 dk internette gezen biri dahi kimin nede önde nede geri olduğunu rahatlıkla anlayabilir.

      Sakın bizim dinimiz bozulduğu için geri kalmış olmayalım ? demişsiniz zaten aksini savunmuyoruz.

      Yaşam biçimi / dini kötü olan bir toplum bilim / teknoloji üretebilir mi ? Bakınız. Batı demekki oluyor.

      Maneviyatlarının / dinlerinin batık olduğuna emin miyiz ? Değil miyiz ?

Leave a reply

Reply to rabbani Cancel reply

Name (required)

Website