Diyanet Sorunu

Diyanet Sorunu

Sünni ağırlıkta olan Diyanet kurumunun Kuran’ın ışığında düzenlenmesi önemli bir sorundur. Ne yazıktır ki sorulara Kuran’a dayanarak değil Sünni fıkhına, mezheplerin İslam’ına dayanarak cevap veren Diyanet’e göre hurafe deyince akla türbelere bez bağlamak  ya da türbelerde mum yakmak gibi şeyler geliyor. Dini konularda görüş sorulduğunda, gırtlağa kadar hurafelere boğulmuş kaynaklara gönderme yapan Diyanet’in, bu yaklaşımı, düzeltilmesi gerekli ciddi bir sorundur. Ayrıca imam hatip liseleri ve ilahiyat fakültelerinde Sünniliğin Hanefi kolunun hegemonyası ağırlıktadır. Bu mezhepçi anlayış ise kitlelerle Kuran’ın arasına mezhep duvarı örmektedir. İmam hatip liselerinde yetişen Sünni-Hanefi din görevlileriyle, mezhepsel anlayışın devamı sağlanmakta ve Sünni imamlarla en ücra köylere kadar Kuran’ın anlattığı şekliyle din yerine mezhepsel yorumlarla bezenmiş ilmihal kitaplarından “dini” bilgiler aktarılmaktadır. Diyanet’ten ilahiyatlardan imam hatiplere kadar kurumların büyük bir bölümü tek yanlı Hanefi mezhebinin öğretileriyle doludur. Bu yüzden, bu kurum ve kuruluşların değişikliğe uğrayarak yeniden yapılandırılmaları zorunludur. Yoksa daha uzun yıllar “hurafe” denildiğinde bez bağlanan, mum yakılan türbelerden başkasını anlamayan birçok kişi yetişecek. Ülkemizdeki ikinci büyük mezhep ise Aleviliktir. Cami ile aynı manaya gelen ve aynı kökten türeyen “cemevi” terimiyle bu mezhebin ibadet yeri bile değiştirilmiştir. Sünniler ile Aleviler arasında evlilikler yasaklanmakta, bu iki mezhebin taassubuyla birçok kişi birbirinin cenazesine bile gitmemektedir. Mezhep taassuplarının dini getirdiği nokta apaçık ortadadır. Irkçı ayrılıktan daha tehlikeli bir fitneyi bağrında taşıyan bu ayrılığın kanaatimize göre tek ilacı; herkesin mezheplerini bırakıp, yalnız Kuran’ın etrafında toplanması, Kuran’ın helalini helal, haramını haram bilip; Kuran dışı her türlü otoriteyi reddetmeleridir. Yoksa ne Hanefi Alevi olur, ne de Alevi Hanefi. Tek çıkar yol, Allah’ın değişmemiş kaynağı olan ve ortak saygınlığa sahip tek kaynak olan Kuran’ın etrafında birleşmek; dedeler, şeyhler, imamlar yerine Kuran’ı otorite yapmaktır.

Diyanet İşleri dini konulardaki açıklamalarında yöntemini tutarlı bir şekilde belirlemelidir. Eğer Diyanet İşleri’ne göre Sünni mezheplerin ve hadis kitaplarının dinen takip edilmesi zorunluysa, bu, her konuda tutarlı bir şekilde ortaya konulmalıdır. Örneğin kadınlarla ilgili konularda; erkeğin tüm vücudu cerahat olsa ve kadının bu cerahati yalayarak temizlese de erkeğin hakkını ödeyemeyeceğini, kadının tek başına 90 km’den fazla seyahat etmesinin haram olduğunu, kadınla erkeğin el sıkışmasının ya da sıcaklığı geçmeden kadının kalktığı yere oturulamayacağını da Diyanet İşleri açıklamak zorundadır. Yine Sünni mezheplere göre İslam dinini değiştiren kişilerin öldürülmeleri gerekir. “Mürtedin (dinden dönenin) katli vaciptir” ifadesi ile belirtilen bu hüküm, Müslüman ailede doğup, sonradan “kâfir” olan herkes için geçerlidir. Yani Türkiye’deki herhangi bir kişinin dinsiz olması halinde Sünni mezheplere göre öldürülmesi gerekir. Ayrıca Hanefi mezhebine göre namaz zorla kıldırılır, oruç zorla tutturulur. Namaz kılmayan dövülür ve kılmaya başlayana kadar hapsedilir. Diğer 3 Sünni mezhepte namaz kılmayı reddeden öldürülür. Ayrıca Sünni kaynaklara göre kişinin kâfir olması çok kolaydır. Örneğin “Kadın ile erkek el sıkışamaz”, “Kadın tek başına 90 km den uzağa gidemez”, “Kadın erkeğin cerahat kaplı vücudunu yalayarak temizlese de erkeğin hakkını ödeyemez” gibi hükümlerin veya bunlarla ilgili hadislerin herhangi birinin saçma olduğunu söyleyen de Sünni mezheplere göre “kâfir” olur. Eğer bir Müslüman, bir alimi beğenmeyip ona “alimcik” derse, kitapları çok itibar görmüş bazı Ehli Sünnet din bilginlerine göre bu kişi kafirdir (Bakınız Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi, Ehli Sünnet İtikadı). Yani Sünni olmayı İslam’ın bir şartı olarak gören bir kişi, bu görüşünde tutarlıysa, Türkiye’nin çok büyük bir kısmının dinden çıktığı için öldürülmesi gerktiğini de savunmak zorundadır! Dini anlamada yöntem çok önemlidir. Eğer Sünni mezhepler adına ortaya konan görüşleri savunuyorsanız, sırf Müslüman olmadığı için birçok kişinin öldürülmesini meşru gören terör örgütlerine nasıl kızarsınız? Bu örgütler, kendi terörlerini meşrulaştıracak birçok izahı Sünni kaynaklardan, hadis kitaplarından bulmaktadırlar. İnsanların ne kadar kolay kafir ilan edilebildiğini ve sonra öldürülmesine karar verilebildiğini şu olaydan anlayabiliriz:

Ebu Yusuf, Hanefi mezhebinin 3 kurucusundan biridir ve Ebu Hanife’den sonra ikinci en önemli kişisidir. Bir gün Ebu Yusuf “Peygamberimiz kabak severdi” der. Bu lafı söylediği ortamda bulunan bir kişi, bu lafın üstüne “Ben kabak sevmiyorum” der. Ebu Yusuf “Peygamber’in sünneti olan bir şeyi sevmeyen Peygamber’e karşı gelmiş olur, Peygamber’e karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur” der. Allah’a karşı gelen kâfirliğe dönmüş olacağı için Ebu Yusuf bu şahsın kellesinin kesilmesi için muşamba ve kılıç ister. “Kabak sevmiyorum” izahına tövbe eden adam kellesini zor kurtarır. Bu olay Hanefi mezhebini savunan kitaplarda, Ebu Yusuf’un dini konularda ne kadar titiz olduğuna delil olarak anlatılır (Bakınız Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi, Ehli Sünnet İtikadı, s. 80).

Diyanet İşleri, eğer bir kurucusunun “Kabak sevmem” diyen kişinin öldürülmesini dinen gerekli gördüğü bir mezhebi doğru buluyorsa, kendi içinde tutarlı kalarak, terör örgütlerini nasıl hatalı bulacaktır? Eğer dini anlamada yönteminiz, Hanefi mezhebi adına ortaya konan hükümleri dinin mutlak hükümleri olarak görmekse, o zaman tüm bu izahları savunmak zorundasınız. Bizim yöntemimiz belli; biz, din Kuran’a eşittir, Kuran dinin tek kaynağıdır diyoruz. O yüzden bu yöntemimize dayanarak Kuran’da geçmeyen ve Kuran’a aykırı olan Sünnilik adına ortaya konmuş tüm bu izahlara karşı çıkıyoruz. Sizin yönteminiz ne? Örneğin Hanefi mezhebine göre dinden dönenlerin -mürtedlerin- öldürülmesi gerektiğini de açıklamanız gerekmez mi? Yöntemsiz, keyfi yaklaşımlarla din anlaşılır mı? Dini yöntemsiz şekilde açıklamaya kalkmak kendi görüşünü, gelenekleri, siyasal çıkarları dinselleştirmek değil de nedir?

Diyanet İşleri’ndeki çalışanların çok büyük çoğunluğu -tahminimizce- teröre karşıdır. Fakat Sünniliğin kaynak kitaplarının, dinden dönenlerin veya namaz kılmayanların öldürülmesini gerektirdiği de gerçektir. İslam adına yapılan birçok şiddet eyleminde bu tip uydurmaların önemli bir rolü olmuştur. Siz ne kadar iyi niyetli olursanız olun, savunduğunuz sistemi objektif olarak değerlendirmek ve tutarlı bir şekilde ortaya koymak zorundasınız.


About the Author
Author

Bir Musluman

Leave a reply

Name (required)

Website