HALİFELİK- HİLAFET MAKAMI VE BURJ HALİFE

HALİFE, halef sonradan gelen, kendinden öncekinin yerine geçen demektir..

Bir iş ve görevde, kendinden öncekinin yerine geçen, onun yetkilerini kullanan demektir.
Peygamberler, Allahın elçisi ve kendinden önceki peygamberin halefi olarak Allah tarafından atanmışlardır.
HİLAFET, Hz. Muhammed’ten sonraki devlet başkanlarının Hz. peygamberin halefi yani halife kabul edildiği, iktidar gücü ile dinin kutsal gücünün bir araya toplandığı makamdır. Başka bir ifadeyle; dinin, hükümdarlık- saltanat imtiyazı haline getirildiği, istismar edildiği makamdır..

Kur’an’nın ışığında konuyu incelersek şu tespitleri yapmak mümkündür:
Peygamberlik, Allah’ın takdiri, tercihi, iradesiyle, atamasıyla elde edilen bir ünvandır.
Kur’an Hz. Muhammed’ten sonra peygamber gelmeyeceğini bildirmiştir.
Peygamberimiz Hz. muhammed’in son peygamber olduğu ve halefinin olmayacağı bildirilmektedir. Allah, peygamberlik kurumunu, görevini sona erdirmiştir.
Sonlandırılmış olan ve atamayı sadece Allah’ın yaptığı bir makama-göreve
insanoğlu herhangi bir nedenle veya herhangi bir usülle atama yapamaz.
Kişi kendi kendini de atayamaz. Veraset veya kılıç gücüyle peygamber halifesi olunmaz.
Olmayan, kaldırılan bir makamın halefi olmaz. Hz. Muhammed’in halefi olamaz.
Devlet başkanları, Resul’ün yerine geçen, peygamberlik görevine atanan anlamında halife ünvanını kullanamaz. Hiç kimse‘Ben peygamber vekiliyim, sizi Allah adına yöneteceğim’ diyemez..

Mezhep kabülleri olarak ortaya çıkan halifelik ünvanı ve hilafet makamının dinimizden, Kur’an’dan onay alması mümkün değildir.. Mezhep kabülleri adeta bir ruhban sınıfı yaratmış, halifeliği bu sınıfın başına oturtmuş ve tüm İslam aleminin temsilcisi saymıştır..
Kur’an’da; halife, imam, hoca, şıh, şeyh, müezzin, mutasavvıf, mürşit, evliya, sufi ünvanları, makamları yoktur. Bunların hepsi beşeri tasarruflardır. Beşer düşüncesi, yorumu dinin kaynağı, Kur’an’nın ortağı, yardımcısı, tamamlayıcısı olamaz..

Hz. peygamberimizden sonraki halifeler olmayan bir ünvanı temsil etmişlerdir.
Hz. Muhammed’ten sonraki halifelerin tümü aslında sadece devlet başkanıdır.

Halife, Sonradan gelen, kendinden öncekinin yerine geçen demek olduğuna göre;
Bir kişinin ancak bir halifesi olur. Sonraki halife kendinden bir önceki halifenin halefi olur.
Daha sonraki halife yine ayni şekilde kendinden bir öncekinin halefi olur. Yirminci halife, ondokuzuncu halifenin halefi olur. En başa dönülüp, halifelerin hepsi için peygamberimizin halifeleridir denemez. Hiç bir padişah için Hz. Muhammed’in halefi, halifesi denemez..
Padişahlar, kendisinden bir önceki padişahın halifesi olmuşlardır, peygamberimizin değil.
632 yılında Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebubekir, peygamberimizin halifesi olarak seçilmiştir. Hz. Ebubekir’in halifelik görevi, peygamberimizin sadece yönetici-idareci yönüyle ilgilidir. Hz. Muhammed’in peygamberlik, elçilik görevine insanların seçim yapamayacağını en iyi bilen hiç şüphesiz ilk müslümanlardan olan Hz. Ebubekir ve onu seçen müminlerdir..
Bazı mezhep kitaplarında dört halife döneminden asr-ı saadet veya altın çağ olarak bahsedilse de; Hz. Ömer suikast sonucu camide, Hz. Osman muhaliflerince Kur’an okurken öldürülmüştür. Hz. Ali’nin seçim sürecinde ve halifelik döneminde de bir çok sorunlar yaşanmıştır.
Hz. Ali de 661 yılında muhalifleri tarafından öldürülmüştür..
Dört halife döneminden sonra, halifelik için kanlı mücadeleler yaşanmıştır. Hz. Ali’den sonra Emevi sultanı Muaviye, halifelik ünvanını kılıç zoruyla yani zorbalık, kaba kuvvet, vahşet ve kanla almıştır. Din ve iktidar gücünü tek elde toplayıp, iktidarına kutsal bir destek, dokunulmazlık kazandırmak için kendisini peygamberimizin halifesi, makamınıda hilafet makamı ilan etmiştir. Başka bir anlatımla; Halifelik makamı güçle, savaşla, kanla sahip olunan, tamamen siyasi bir kimlik kazanmıştır. Dinimiz, iktidar saltanat çıkarları için kullanılan bir kurum haline getirilmiştir..
Yine Emevi dönemiyle birlikte saltanat, hilafet makamı ve halifelik, veraset yoluyla babadan oğula geçen bir kurum haline getirilmiştir.
Dini istismar edip; siyasi, ticari çıkarlara alet etme ve dinde yozlaşma süreci Emeviler dönemiyle başlamıştır, Osmanlıyla devam etmiştir. Günümüzde de halen bazı siyasetçiler tarafından bu süreç devam ettirilmek istenmektedir.

Muaviye kendisinden sonra oğlu Yezid’i veliaht ilan etmiştir. Yezid’in halifeliğine Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan karşı çıkmış ve kendi halifeliğini ilan etmiştir. Altı ay sonra halifeliği Yezit’e bıraksa da zehirlenerek öldürülmekten kurtulamamıştır. Yezit Halife olmak isteyen Hz. Hasan’ın kardeşi, Hz. Hüseyin’i de karbelada taraftarlarınla birlikte hunharca şehit etmiştir..
Peygamberimizin torunları Hz. Hasan’ı zehirleten, Hz. Hüseyin’i katleden Yezit bile ne acıdır ki bir dönem İslam alemine halifelik yapmıştır. Emeviler ve sonrasında Abbasiler döneminde din istismarıyla birlikte insan aklının, vicdanının alamayacağı vahşetler, savaşlar yaşanmıştır.
Kendilerini halife ilan eden Emevi ve Abasi sultanları çok müslüman kanı dökmüştür.
Mezhep ve meşreplerini din ile eşitleyip kendilerine muhalif olanları önce
İrtidat(dinden çıkma) ile suçlayıp sonra Mürted(dinden çıkan kişi) ilan edip, katletmişlerdir..

Halifelik 1517 yılında Osmanlılara geçmiştir. Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı alıp Memluk egemenliğne son verince, halife 3. Mutevekkil’den halifeliği almıştır.
Kahire’de korunan kutsal emanetleri de İstanbul’a getirmiştir…
Osmanlı padişahlarının-halifelerinin saltanat hırslarından dolayı-saltanatın selameti bahanesiyle bir çok masum, günahsız şehzadenin katledildiği bilinmektedir. Evlat ve Kardeş canına kıyan biri peygamberimizin halefi, halife olabilir mi ? Yüce İslam dini böyle zalim, kahredici bir makamı, saltanatı kabul eder mi ?
Benim ahdim- vaadim-sözüm zalimlere ulaşmaz. (Bakara-124)

Osmanlı döneminde padişahların Allah’ın gölgesi olduğu kabul edilir ve onlara
‘Allah’ın gölgesi halife efendimiz’ denirdi..
Osmanlıda duraklama-gerileme dönemi halife ünvanını ilk kullanan padişahımız Yavuz Sultan Selim dönemiyle yani dinin istismar edildiği, saltanat çıkarlarına alet edildiği dönemle başlamıştır.

Son osmanlı padişahı ve müslüman ümmetinin ‘halifesi, Allah’ın gölgesi’ Vahidettin,
ne acıdır ki bir düşman gemisi ile İstanbul’dan, ülkesinden kaçmış ve haçlı devletlerin korumasına sığınmıştır.
O dönemde din istismarının etken unsuru halifelik sistemi toplum üzerinde öyle etkilidir ki, 1. 11. 1922 tarihinde hilafeti, saltanatı kaldıran Atatürk, ayni zamanda halifeliği de kaldıramamıştır. Kaçan halifenin yerine Abdulmecit efendi halife seçilmiştir..
3. 3. 1924 tarihinde halifelikte kaldırılmıştır..
1517 yılında halifeliğin Osmanlıya geçmesiyle, dinin saltanat imtiyazı haline getirilmesiyle başlayan gerileme süreci imparatorluğun yıkılmasıyla sonuçlanmıştır..
Günümüzde halife ünvanı bir binaya aittir.
(BURJ HALİFE)Kur`an`a, dinimize yapılan tüm ilavelerin, katkıların bir gün hilafet makamı gibi sona ermesi ve İslam ümmetinin Kur`an`a dönmesi O`na sımsıkı sarılmsı dileğiyle.
Saygılar…

Yazar : Vedat Akbaşak

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (1)
  • Avatar

    guncel Apr 21 2013 - 09:31 Reply

    Yüreğine sağlık.. Bilindiği üzere Hz. Muhammed peygamberlik görevinin dışında aynı zamanda devlet başkanıyıdı. Dolayısıyla onun ölümünün ardından yerine geçenler bu makamın halefiydi. Bu yüzden Halifelik makamının dini dayanağı olamayıp tamamıyla beşeri bir kurum olduğu ortadadır. Kaldı ki bu mevkiyi elde etmek için kan akıtanların (Muaviye, Yezid ve türevleri..) kendi tutkularının kölesi olmak kadar insanlık dışı eylemlere girişmesi de işin daha vahim tarafıdır. Yüce Rabbimiz masum bir cana kıymanın hükmünü Kur’an’da ortaya koymuşken (5:32), bu makamı elde etmek için ilgili Kur’an hükmünü hiçe sayanların, bir de Allah adına hareket ettiklerini öne sürmeleri ise korkunçtur.

Leave a reply

Name (required)

Website