İnfak Etmek…

İnfak Etmek…

Diyebilirim ki, o kadar önemli olmasına rağmen belki de en çok göz ardı edilen gerekliliktir infak etmek. Çünkü nedense hep ahmakça ve akılsızca yapılması ‘mutlaka’ gereken bir şey gibi değil de kendi vicdanımıza kalan bir şey gibi düşünülür. Ne büyük yanılgı… Oysa inanlara bir ışık olan Kur’an’da defalarca konu olmuştur Allah’ın kelamına. Namazla duayla çok kere yanyana geçer ama o kadar önemsenmez ne yazık ki:

“İnanan kullarıma söyle: Namazı/duayı yerine getirsinler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak etsinler.”

İbrahim, 31

İbrahim suresinde açıkça infak edin diyor Allah, ve bunun gibi pek çok surede..

Ne şekilde infak edeceğimize gelince:

“Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki; ‘İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir.”

Bakara, 215

“……Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki, ‘Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin.’ Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin erin düşünebilesiniz.”

Bakara, 219

Bu iki ayetten anlaşılacağı gibi, yakınımızdaki ihtiyaç sahiplerine ve takiben de daha geniş bir çerçevede yer alan insanlara, helal mallarımızla infak etmeliyiz. Ve aslında kimlerin asıl ihtiyaç sahipleri olduğu da anlaşılmayacak bir şey değil aşağıdaki ayette anlaşılacağı gibi. Ayrıca, ribanın, haramın arttırdığı maldan vereceğimizle değil. Burda da, bize yetenden artanı. Bize yeten nedir? İşte burda iman derecesi ve sınama giriyor devreye. Her kul bunu ne şekilde anlarsa..Ben 10 çift ayakkabım olmazsa yılı geçiremem diyen de olur, karnım tok olsun evim olsun yeteri kadar giyeceğim olsun yeter diyen de.. tamamen derecelerimize kalmış bir konu ama her şeyde olduğu gibi iyi niyetle Allah rızası için yapılan her infakın Allah tarafından bilindiği ve ne kadar önemli olduğu açık:

“Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve öz benliklerindekini kökleştirmek için infakta bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yağmur isabet edip de ürününü iki kat veren bir bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yağmur düşmese de bir çisinti yetişir. Allah yapmakta olduklarınızı tam bir biçimde görmektedir.”

Bakara, 265


“İnfak edilenler, Allah yolunda kapanıp kalmış, yeryüzünde dolaşamaz olmuş yoksullar içindir. İffet ve onurları yüzünden, cahiller bunları, zengin kişiler sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ve yırtıklık ederek insanlardan bir şey istemezler. Nimet ve imkandan infak ettiğiniz her şeyi, Allah çok iyi bilmektedir.”

Bakara,273

İnfak öyle bir şey ki, verdiğimiz malın artacağı, bizden hiçbir şeyin eksilmeyeceği tekrarlanıyor:

“Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için daha da arttırır….”

Bakara, 261
“….Nimet ve imkandan başkalarına bağışladığınız, esasında sizin öz benlikleriniz lehinedir. Allah’ın yüzünü arzulama dışında bir şey için infak etmiyorsunuz. İnfak ettiğiniz her nimet size tam bir biçimde geri verilir. Ve siz, asla zulme uğratılmazsınız.”

Bakara, 272

İnfakta en önemli konulardan biri de, infak ettiklerimizle övünüp böbürlenmemek, yardım ettiğimiz insanları ezip yardımımızı başa kakmamak. Bu şekilde bir davranış, yardıma muhtaç insanları zor duruma soktuğu gibi bir de infakımızı boşa çıkarıp hiçbirşey yapmamış olmaktan farksız hale getirir bizi. Gerçekten Allah rızasını gözeten zaten bunu bir büyüklenme aracı olarak görmeyecektir diye düşünüyorum:

“Ey iman sahipleri! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infake eden kişi gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eza stmek suretiyle boşa çıkarmayın! Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine şiddetli bir yağmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline benzer. Böyleleri, kazandılarından hiç birşey elde edemezler. Allah, küfre sapan bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.”

Bakara, 264

Yardımlaşma, infak etme ile ilgili çok tartışılan bir diğer mesele de yapılan infakın gizli olup olmaması gerektiği. Genellikle bunun gizli olması gerektiği kanısı vardır insanlarda. Bir elin verdiğini diğer görmez zihniyeti hakimdir ki bunda bir yanlış yoktur. Ancak, ayetlere bakılacak olursa, bunun açıktan yapılmasında da sakınca olmadığı görülür. Bu nedenle, açık açık söylenerek, duyurularak yapılan yardımlar boşa gider, hiç bir anlamı yoktur gibi söylemler de çok yanlıştır.

“Mallarını; gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler var ya, işte onlar için Rableri katında kendilerine özgü ödüller vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaktır onlar.”

Bakara,274
“İnanan kullarıma söyle: Namazı/duayı yerine getirsinler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak etsinler.”

İbrahim, 31

Kaldı ki bazı durumlarda gizliden infak mantıklı olabileceği gibi, bazı durumlarda da açıktan infak mantıklıdır. Gerçekten yardıma ihtiyacı olup gururundan bunun bilinmesini de göze alamayan bir çok insan var. Onları zor durumda bırakmamak için gizliden infak etmek gerekebilir, ancak daha başka yönlerde (deprem, sel, din yolunda yapılan tüm diğer harcamalar) yapılan infakların birbirimizi teşvik etmek açısından kimi zaman açıktan yapılması da iyi olabilir. Sonuç olarak, her iki türde de bir sıkıntı yoktur.

Tüm bu ayetler, Kur’an’da infakla ilgili geçen ayetlerden sadece bazıları. O kadar ehemmiyet arz eden bir konu ki bu, vicdanımıza ya da keyfimize kalmamalı diye düşünüyorum. Nasıl ki Allah istediği için namaz kılıyor, oruç tutuyorsak malımızdan da infak etmeliyiz. Allah’ın kullarından istediği bir şeyin de bu olduğunu unutmamalıyız. Nedense mal mülk söz konusu olunca insanın eli cebine çok zor gider, biriktirir de biriktirir. Önce rahat bir yaşamı ister kendisi için sonra da biriktirdiklerini çocuklarına, torunlarına bırakmak ister de ister. Sonu hiç gelmez bunun. Ama unutmamak lazım ki mülk Allah’ındır ve onu istediğine istediği kadar verir. O’ndan gelen maldan da infak etmemizi istiyorsa ki bu çok nettir, malımızı sakınmak yersizdir.


About the Author
Author

zeynep t.

Comments (1)
  • Avatar

    Metin Dec 15 2011 - 15:56 Reply

    Allah israfı yasaklamıştır. Sahip olunan nimet ve servetten ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi;
    zekat vermeyi (bağışlamak-bağışta bulunmak) infak etmeyi (Allah yolunda harcamak) emretmiştir.
    Zekat, infak serveti temizler, arındırır. İnananları Allah’ın hoşnutluğuna yaklaştırır. (Leyl-18,21)
    Mal, para biriktirip infak etmeyenler ise cehennem ehlidir. (Tevbe-34 -54-55 Mearic-18 Huzeme-2)
    Zenginlik yarışı, makam-ünvan sevdası, mal biriktirme, çoğaltma hırsı, bencillik, açgözlülük; günümüz ifadesiyle kapitalist yönelişler insanı ateşe, cehenneme yuvarlar. (Tekasür 1-8)
    Kur’an sosyal adaleti, yoksulu doyurmayı, nimetin, servetin, milli gelirin adil dağılımını emreder.
    Almayı değil, vermeyi emreder.
    İnfak, zekat miktarı: Gönül rızasıyla seve seve verdiğimiz, bağışladığımız miktardır.
    Bakara-219. ayette AFV kelimesi ile bildirilmiştir. Afv, affetmek -bağışlamak demektir.
    Bağış miktarının ancak ihtiyaçtan fazlası, artanı olabileceği ön kabulüyle afv kelimesi bir çok Kur’an
    mealinde “ihtiyaç fazlası” veya “ihtiyaçtan artan” olarak çevrilmiştir. Oysa bu kelime geçtiği diğer ayetlerin hiçbirinde “ihtiyaçtan fazlası” veya “artan” anlamında kullanılmamıştır.
    Kur’an’da zekat miktarıyla ilgili 1/40 veya başka oranlar, tutarlar yoktur. Bunlar mezhep kabülleridir. beşeri tespitlerdir. Sahip oldukları servetin azını infak edenleri Allah kınamaktadır. (Necm-34)
    Zekat miktarında üst sınır yoktur. İman ve takvaya bağlılık ölçüsünde infak, zekat miktarı artacaktır.
    Sahip olduklarımızın çoğunu, elimizin altındakilerle EŞİT oluncaya kadar vermek, infak etmek gerekir. (Nahl-71) Zekat olarak verdiklerimizin Allah tarafından bize bahşedilen nimet ve rızıklar olduğunu unutmamak gerekir. Nimetin, rızkın-mülkün sahibi Allah’tır.. ( Bakara-112 Maide-120)
    Vergi kanunları gereği gönül rızası aranmaksızın zorunlu olarak ödenen vergiler zekat sayılmaz.
    Dinde zorlama yoktur. Bir kişiye kanun gücüyle zorla namaz kıldırılamayacağı gibi zorla zekat da
    verdirilemez. Vergi, gerekirse devlet gücüyle, icra yoluyla zorla tahsil edilir. Zekatta zorlama olmaz.
    Vergi: Talep ettiğimiz kamu hizmetleri karşılığı olarak ödediğimiz tutardır. Devlet ile vatandaş arasında karşılıklı alış veriştir. Ödenen vergilerin, kamu hizmeti olarak; yol, su, sağlık, güvenlik hizmeti olarak geri dönmesi beklenir. Zekat ise, karşılık beklenmeden sadece Allah rızası umularak yapılan bağıştır.
    Bakara suresi 261. ayetinde mallarını Allah yolunda harcayanlara, infak edenlere, zekat verenlere
    yaptıkları hayrın karşılığının 700 kat olarak verileceği hatta daha da arttırılabileceği bildirilmiştir.

    “Yiyin için ama israf etmeyin. Allah, İsraf edenleri sevmez..” (Araf-31)
    “Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Üstün kılınanlar rızıklarını ellerinin altındakilere
    aktarıp onda EŞİT hale gelmiyor. Allah’ın nimetini inkar mı ediyorlar.?” (Nahl-71)
    “Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne harcarsanız şüphesiz
    Allah onu bilir..” (Aliimran-92)

    Saygılarımla..

Leave a reply

Name (required)

Website