Peygambere İtaat

Geleneksel islami inancın inanış biçiminde şunu görürüz: Kuran Allah’a ve O’nun peygamberine itaat etmemizi istemektedir. Bu durumda Allah’a itaat etmek için Kuran’a, peygambere itaat etmek için ise Kuran dışındaki kaynaklara uymalıyız.

Oysa Kuran, peygambere itaat etmemiz gerektiğini söylemekle kalmıyor, bunun nasıl yapılacağını, peygambere indirilen ve peygamberin insanlara ilettiği “ilahi mesaj”ın ne olduğunu da anlatıyor. Aşağıdaki ayetler bizi peygambere indirilen ilahi öğretinin ne olduğu konusunda bilgilendiriyor:

“Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.”
(5:67)

Yukarıdaki ayette Allah’ın elçisinden kendisine indirileni insanlarla paylaşması istenmektedir. Peki Allah’ın elçisine indirilen bu öğreti ve kurallar nelerdir? Aşağıdaki ayetler elçiye indirilenin ne olduğunu açıklıyor:

“Biz Kitap’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlar’a bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.”
(16:89)

Görüldüğü gibi Allah tarafından elçisine indirilen kitap olan Kuran, hidayet (doğru yol) ve rehberlikle ilgili her konuda açıklama içerir. Nisa Suresi’nde de elçiye gönderilen kutsal mesaj şöyle açıklanır:

“Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.”
(4:105)

Bir kez daha görüyoruz ki Allah’ın Kitap’ı olan Kuran, Allah’ın elçisine gönderdiği “kutsal mesaj” olarak anılıyor. Allah, elçisinden insanlar arasında bu mesaj ile hüküm vermesini istiyor. Aşağıdaki ayet de bu gerçeğe işaret ediyor:

“Sana da daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitap’ı gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hüküm ver; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma.”
(5:48)

Yukarıdaki ayetler göstermektedir ki Allah, elçisine Kitap’ı indirmiştir ve elçinin görevi bu Kitap’ın, yani Kuran’ın dediklerini harfiyen uygulayıp ondan sapmamak ve insanlar arasında onunla hüküm vermektir.

Aşağıdaki ayetler peygamberin insanları hangi öğreti ile uyardığını ve onlara ne ile nasihat ettiğini daha net açıklıyor. Allah, Kaf Suresi’nde, elçisine şu emirde bulunuyor:

“Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kuran’la öğüt ver.”
(50:45)

Görüldüğü gibi Allah, peygamberden insanlara Kuran ile öğüt vermesini istemektedir, başka bir kitap ile değil. Peygamberin ağzından da bu görev onaylanmaktadır. Peygamber, Kuran’da geçen bir konuşmasında görevinin Kuran ile uyarmak olduğunu anlatmaktadır:

“Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahiy olundu.”
(6:19)

Yine başka bir ayet peygamberin insanları hangi öğreti ile uyarması gerektiğini açıklamaktadır:

“Ey Ehlikitap! Elçimiz size geldi. Kitap’tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah’tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir. Allah, rızasına uyanları o Kitap’la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar.”
(5:15-16)

Yukarıdaki ayetler göstermektedir ki Allah’ın elçisi, Kitap Ehli’ne -yani Hristiyan ve Yahudilere- Allah’tan gelen Kitap ile tebliğ yapmaktadır. Kuran bize elçinin hangi öğreti ile insanları aydınlattığını bir kez daha hatırlatıyor:

“Ben sadece, bu şehrin Rabbi’ne kulluk etmekle emrolundum. Orayı kutsal kılmıştır O. Her şey O’nundur. Ben, Müslümanlar’dan/Allah’a teslim olanlardan olmakla emrolundum. Ve Kuran okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendisi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: ‘Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!’”
(27:91-92)

Yukarıdaki ayet elçinin Kuran’ı okuyacağını ve dileyenin bu rehberliği kabul edip doğru yolu bulacağını anlatıyor. Görüldüğü gibi, elçiden tebliğde kullanılması istenen kaynak Kuran’dır. Bir başka ayette Allah şöyle buyuruyor:

“Bu Kuran’ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere götürecektir. De ki: ‘Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir.’”
(28:85)

Yukarıdaki ayet göstermektedir ki elçi için bağlayıcı olan öğreti Kuran’dır.

Tüm bu ayetler göstermektedir ki Allah’ın elçisi olan peygambere Allah’ın Kitap’ı olan Kuran indirilmiştir ve peygamber bu Kitap’ı kullanarak insanlara dini anlatmak ile görevlendirilmiştir. Bunu yaparken Kuran’dan en ufak bir sapma göstermemesi konusunda uyarılmıştır. Yukarıda alıntıladığımız Maide Suresinin 48. ayetinde görüldüğü gibi peygamberin din alanında verdiği tüm hükümler Kuran’a dayanmak zorundadır. Peygamber bu ayetlerden anlaşılacağı üzere dini anlatırken kendine ait hukukunu ya da öğretilerini değil, Kuran’ı anlatmak zorundadır. İnsanlar peygamberin kişisel fikirlerine ya da hukukuna değil Allah’ın yasasına boyun eğmelidirler. Nitekim peygamber de böyle davranmış, insanlara sadece Allah’ın Kitap’ı olan Kuran’ı tebliğ etmiştir. Unutulmamalıdır ki Allah’ın elçisine itaat etmek demek, Allah’ın mesajına uymak demektir; çünkü elçi, sadece, Allah tarafından kendisine verileni insanlara yaymıştır, başka bir öğretiyi değil. (Zaten ‘elçi’nin kelime anlamı da kendisine ait olmayan bir şeyi başkasına ileten kişidir.) Elçi kendi hayatında Kuran’ın hakkında hüküm vermediği konularda kendi fikirlerine, alışkanlıklarına ve içinde bulunduğu toplumun genel öğretilerine göre davranmış olabilir. Ancak bunlar onun bireysel tercihleridir. Dini bir anlam taşımazlar. Bu yüzden elçi insanlara bu seçimlerini aşılamaya çalışmamıştır.

Allah Kuran’da insanlardan sadece Kuran’a uymalarını istemiştir. Aşağıdaki ayetler din adına uyulacak tek yasanın Allah’ın yasası olan Kuran olduğunu gösteriyor:

“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
(12:40)

“O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.”
(18:26)

1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (10 Oy, ortalama: 9.70 / 10)
Loading ... Loading ...

Yazar Hakkında
Author

H.Ayhan

Yorumlar (3)
  • Avatar

    Oğuz Özcan Jan 19 2012 - 21:21 Reply

    Ben buradan şunu da çıkarıyorum :

    Çoğu insan “Peygamber böyle yapmış.”, “Peygamber böyle demiş.” gibi şeyler söyleyerek bilmedikleri bir zaman hakkında, görmüşçesine bir şeyler söylüyorlar. Doğru ya da yanlış, bunu biz bilemeyiz. Bundan önce birçok kere çevremdeki insanlarla bunun tartışmasını yaptım. Kuran dışındaki kaynakların hiçbirine inanmanın doğru olmadığını savundum. “Eğer ki bu denilenlerin doğru olduğuna inanıp onlara göre hayatınızı çiziyorsanız burada yaptığınızın Kuran’da söylenen inançla bir alakası yok.” dedim. Sanıyorum ki konuşma tarzımdan olsa gerek çevremdeki insanlara bunu anlatamadım yada anlayamadılar. Üzerime vazife olan bir şey olmamasıyla beraber 1 kere uyarmak istedim.

    Bu konuda hadis denilen, sünnet denilen olaylara tamamen karşıyım. Mantığım el vermiyor. Hadislere inanın beyanaatı Hz. Muhammed bunları yaparken geçerlidir tabiki. Fakat üzerinden uzunca seneler geçtikten sonra o yaşananların şuanda aynı şekilde anlatılabilmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki o zamandan bu zamana kadar gelen belgelerin gerçekten o zamandan mı kaldığını ya da gerçekten Hz. Muhammed’in yaptığı hareketleri, söylediği sözleri mi anlattığını bilemeyiz. Bu kısımda bilebileceğim tek gerçek ancak ve ancak Kuran-ı Kerim’in aynı kaldığıdır. Bunda da Türkçe Meal’i kast etmiyorum. Çünkü Türkçe Meal adı altında konuları 100lerce farklı kelimeler ve cümlelerle anlatan kitaplar ortada var. Gerçek Kuran-ı Kerim’i anlamak için ise Kuran Arapçasını öğrenmek gerekiyor. Tabiki onlar arasında da farklıları var mı araştırma yapmak gerekiyor. Yoksa hepsi birebir aynı mı.

  • Avatar

    seçkin Jan 25 2012 - 08:45 Reply

    samiri rasul izinden sapmış ve saptırmıştı. hadis denilen yalanlarda rasulün izleri değil mi?

    kuranın dili evrensel… kuran hayat dili ile inmiş. anlaşılması için arapça kılınmış. önemli noktaları kuran farklı kelimeler ile anlatmıştır.

    meal yazanlar gözleri perdeli, kulaklarda ağırlık olduğu için anlayamazlar. sadece yazar satarlar

  • Avatar

    Coşkun uzun Mar 16 2012 - 00:35 Reply

    Kur’an’ın hayata hâkim kılınması için sarfedilen gayretler, putlarla ve putçularla cihad, İslâmî devlet oluşturma çabaları, Kur’an hükümlerinin topluma hâkim kılınması için nebevî tavırlar, Kur’an’ın şirke karşı nasıl tavır alınması gerektiğine ilişkin emirlerinin hayata geçirilmesi, toplumun hayra doğru değiştirilip dönüştürülmesi gibi hususlar bizim “sünnet” algımızı oluştururlar.

Yorum yaz

İsim (gerekli)

Websitesi