Dinden Soğutanlar…

 

Geçen hafta, Peygamberimiz adına hadis uyduranların, geleneği dine sokmaya çalışanların, Kuran dışı kaynaklardan dini hükümler çıkaranların İslam dinini zorlaştırdıklarından, hatta neredeyse yaşanmaz hale getirdiklerinden bahseden bir yazı yazmıştım. Bu konu ve yazdığım yazı üzerine düşününce şunu fark ettim. “Dini zorlaştırıyorlar” deyince bu kişilerin İslam dinine verdikleri zarar çok da net ortaya konmuş olmuyor. Hatta belki bazıları çıkıp, “ne var kardeşim, din kolay olmak zorunda mı?” diyorlar. Oysa burada benim bahsini ettiğim zorluk, sonradan insan eliyle dine kazandırılan bir zorluk. Eğer Allah bu dini zor bir din olarak indirmiş olsa idi kuşkusuz hiçbirimiz sesimizi çıkarmaz, Allah’ın emirlerini yerine getirebilmek için çabalardık. Halbuki, Allah dini bizim için kolaylaştırdığını tekrar tekrar söylerken (aşağıdaki ayet Kamer suresinde üç farklı ayette tekrarlanıyor), kimin onu zorlaştırıp, birilerini bu dinden uzaklaştırmaya hakkı olabilir ki?

 

Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?
(54 Kamer Suresi; 22, 32, 40)

 

O zaman şimdi “bu kişiler İslam dinini zorlaştırmakla kalmayıp yaptıkları saçma ilaveler ile insanları dinden soğutuyorlar” diyelim ve uydurmaların İslam’dan uzaklaştırıcı etkisini inceleyip anlamaya çalışalım. Bir kere en başta şunu söylemek gerekir ki bugün pek çok kişi, bilhassa da çalışan, okuyan, yani dışarıda aktif bir hayatı olan kişiler, uydurmalarla doldurulmuş sözde İslam’ın şartlarını tamamıyla yerine getirmenin imkansız olduğunu düşünüp en baştan bırakıyor. Yani aslında zorlaştırmalar da doğrudan dinden soğutan faktörler arasında yerini alıyor.

Uygulamadaki imkânsızlıklar bir yana, detaylara takılmış, yapılan ibadetin her bir detayı ile uğraşıp ibadet etmeye çalışan kişiye sürekli bir şeyleri eksik yaptığını söyleyen “çok dindar” Müslümanlar da pek çok kişiyi kolaylıkla dinden soğutabiliyor. “Ayağın şöyle durursa namazın kabul olmaz, o etek boyuyla namaz kılınmaz, şu kıyafeti giyeceksen hiç oruç tutma daha iyi” diyerek insanları yapacakları ibadetten alıkoyan bu kişiler yavaş yavaş dinden uzaklaşmalarına da sebep oluyorlar.

Pratikte bu zorlukların yanı sıra uydurulan dinin içerisindeki çelişkiler de -gerek bilim, gerek akıl, gerek Kuran, gerekse kendi içlerinde çelişkiler- insanları dinden uzaklaştırıyor. Allah’ın baldırı olduğunu, el sıkıştığını anlatan, cehennemde en büyük azabı ressamların çekeceğini söyleyen, dünyanın balığın üzerinde durduğundan bahseden, Hz. Musa’nın ölüm meleğinin gözünü çıkardığını anlatan, yangının tekbir ile söndürülebileceğini söyleyen hadislere daha pek çoklarını eklemek mümkün. (daha fazla bilgi için http://77.79.79.180/~kurandakidin/wp-content/uploads/2012/01/uydurulandinkurandakidin.pdf)

Bitirmeden önce şu noktayı da mutlaka vurgulamalıyım. Modern insanın bilim ve akıla adeta tapıp şu anki bilimsel ya da zihinsel seviye ile elde edilmiş tüm bilgileri “kutsal bilgi” gibi görmesi de pek tabii ki kabul edilebilir bir şey değildir. Ancak o bilgiyi eleştirebilecek, onun üstüne çıkabilecek olan tek bilgi de Allah’tan gelen bilgidir.

Öyleyse çözüm yolu tektir. Tüm bu sarmaldan, korkunç ürkütücü uzaklaştırıcı İslam dini algısından çıkmanın tek yolu gerçek din olan, Kuran dinine dönmektir. Ancak o zaman gerçekten hem aklımız hem de vicdanımız ile örtüşen, herkesin kolayca benimseyebileceği bir din çıkar ortaya. Öyleyse gerçek Müslümanlara düşen ilk görev, dinlerini uydurmalardan kurtarmak olmalıdır.


About the Author
Author

Nazli

Comments (4)
Leave a reply

Name (required)

Website