Kehf Suresi 11: Kulakların Üstüne Vurmak

KEHF 11: KULAKLARIN “ÜSTÜNE” VURMAK

10:82 Allah, hakikati kelimeleri ile gerçekleştirecektir.

 

Kehf 11. ayette, mağaraya sığınan Eshab-ı Kehf’in yıllarca dış dünya ile bağlantılarını kesmek için “uyutmak” yerine, “kulaklarının üstüne” vurulmasından bahsetmesi ilginçtir. Kulak uyurken de aktif olan bir organdır. Zaten istediğimiz saatte uyanmak için çalarsaat kurmamızın sebebi de budur. Bu konuda asıl dikkat çekilmesi gereken nokta, bağlantı fonksiyonunu etkisiz hale getirmek için kulaklara değil, kulakların “üst” bölgesine vurulmasından bahsedilmesidir. Ayrıca bu ayette, Kuran’da geçtiği cümlenin bağlamına göre farklı anlamlara gelebilen “daraba” fiilinin kullanılması, kulak üst bölgesinde yapılan bir ameliyeyi daha da güçlendirmektedir. Aynı surenin 57. ayetinde de kulağın duymaması ile ilgili bir anlatım var. Ancak o ayette “ala” (üstünde) deyimi geçmez ve farklı bir duymama durumunu belirtir.

“Kulakların üstünde, şakaklarda yer alan beyin bölgesi; işitmenin merkezidir. Kulaklar birer ses alıcısıdır. Amaçları, aldıkları sesleri en iyi biçimde beyine ulaştırmaktır. Çünkü beyin alınan seslere anlam kazandırır. Çünkü asıl işiten kulak değil, beyindir.”

http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/iitme-ve-nlama.html

 

18:18’de mağara arkadaşlarının sağa-sola çevrilmeleri durumu, sağ ve sol kulağın üst bölgesinde gerçekleşen ameliyeyle ilgili olduğunu düşünüyoruz.

“Beyinde işitme merkezi sağ ve sol kulak üstü hizasındaki temporal alanlarda bulunur. Sağ kulaktan alınan ses verileri sol temporal alana, sol kulaktan gelenler ise sağ temporal alana giderek işlenir.”
http://www.beyindoktoru.com/makaleler.htm

 

Beynimizdeki işitme merkezi aynen ayette işaret edildiği gibi kulakların üst kısmında (Ala Azani) bulunmaktadır. İnsan uyusa da ses dalgalarının beyindeki işitme merkezine iletme fonksiyonu kulaklar tarafından yerine getirilmeye devam eder. Ancak beyindeki işitme merkezi etkisiz ve fonksiyonsuz hale getirildiğinde, tamamen duyma duyumuz pasifleştirilir ve seslerin uyandırma etkisi giderilmiş olur.

Beynimizin sırları ve yapısı hakkındaki bilimsel gelişmeler ancak son yüzyıl içerisinde olmuştur. Dolayısıyla, duymamızı sağlayan asıl bölge olan işitme merkezinin “kulakların hemen üst kısmındaki bir noktada ” yer aldığını Kuran-ı Kerim’in indirildiği dönemde bilinebilmesi nasıl mümkün olabilirdi ki?

Halbuki ayette “UYUMAK” anlamındaki “NEWM” kelimesi kullanılabilirdi. Ama kullanılmamış işte… Kuran’daki bu anlatım olağanüstü bir ayrıntıdır. Evet, Kuran’da “beyin” kelimesi yok, fakat görüldüğü üzere o dönemde bilinemeyecek olan beynin bölgesel bir fonksiyonunun detayı var. Üstelik bu detay en anlamlı yerde, yani yüzyıllarca uyutulan mağara arkadaşlarının kıssasında açıklanmıştır.

38:88  Onun  haberinin (doğruluğunu) bir zaman sonra çok iyi bileceksiniz.

 


About the Author
Author

www.yenimucizeler.com

Comments (2)
  • Avatar

    petekx Aug 3 2012 - 12:24 Reply

    İlginç, incelenmesi gerek ve kıssanın anlam bütünlüğünün de sağlanması gerekir.. Nevm yerine böyle bir ifade kullanılması da ilginç..

  • Avatar

    faruk Nov 3 2018 - 17:28 Reply

    Dönemin Hristiyan halklar arasında yedi uyurlar bir efsanedir, ve peygambere bu konuda soruluyor, o da vahiy ile açıklıyor.. Allah onlar hakkında ‘uyudular’ demiyor, newm filini kullanmıyor bildiğiniz gibi. Çünkü ne uyuyorlar ne de bahsettiğiniz fantastik tıbbi bir ameliyeye maruz kalıyorlar. ‘Kulakların üzerine vurmak’ deyimine Bilimsel bir açıklama getirmeye çalışmanız kusura bakmayın ama çok yanlış bir yaklaşım. Çünkü bu sadece bir deyim, Türkçe deyimler açısından zengin bir dildir, bunu anlamakta bir Türk olarak zorlanmıyor olmalıyız. O zaman anlamı nedir diyeceksiniz?? Dış dünya ile bağlantıyı kesmek anlamına gelir (uyuyunca nasıl bağlantımız kesiliyorsa, burada da mecazi anlamında kullanılıyor). Kendilerine zulmeden topluluktan kaçıp dağlara sığınıyorlar, 309 yıl, aynı nevşehirdeki mağralardaki hristiyanlar gibi yaşıyorlar (belki de onlardır, Allah bilir..). Görsen tanıyamazsın, korkarsın ayeti de dağ yaşamını anlatıyor, pejmürde bir hale bürünüyolar, sefil oluyolar, sonraları adapte oluyorlardır tabi.. Aradan nesiller geçip tekrar yerleşik düzene/şehre inmeye karar veriyorlar, ama artık babalarının anlattığı devlet,para, sistemin geçerli olmadığını görüyorlar, ve onları bi zamanlar kovanların yerinde yeller eserken, iman sahibi bi topluluk hakettikleri özgürlüğe tekrar geri kavuşuyorlar. Bu bir menkıbe değil kıssadır. İman eden topluluğun kalıcılığını vurgulayan.

Leave a reply

Name (required)

Website