Say. İhsan Eliaçık ın başörtüsü konusundaki yazısı ve Kur’an…….

Sayın İhsan Eliaçık, Kur’an da başörtüsü emri var mı, konusunda bir yazıyı kaleme almış. Gelin birlikte, kendi yazdığı yazıdan yola çıkarak, bahse konu ayette emredilen, başın örtülme emrimi veriliyor, yine Sayın Eliaçık ın düşüncelerinden yola çıkarak, bu konuyu Kur’an bütünlüğünde anlamaya çalışalım. Tabi Kur’an ın mantığını, ayetleri bizlere nakletme yöntemini, bizlere verdiği örnekleri asla unutmadan.

Ben, yazının yalnız başın örtünmesi kısmını sizlere alıntı yaparak, onun üzerinde sizleri de düşünmeye davet etmek istiyorum. Sayın Eliaçık ın, başörtüsü konusundaki ilk sözlerine önce bakalım.

(Öte yandan bir İslâm devletinin (aslında adalet devletinin) insanlara Kuran’da geçiyor diye başörtüsü dayatma hakkının olup olmadığı veya başörtüsünün zamanı geçmiş tarihsel bir hüküm olup olmadığı ayrıca ele alınması gereken konulardır.)

Yukarıdaki düşüncelerin ilk bölümünde bahsettiği, bir devletin kanunlarının, hiç kimseye zorla başını örtmesi konusunda zorlayamayacağı belirtiliyor. Bu doğrudur. Tabi tam tersini de söylemeliyiz, zorla örtülen başını, hiç kimse açtıramaz. Çünkü dinde zorlama olmadığı gibi, herkes inancından yaptıklarından kendisi sorumludur.

Ayrıca başörtüsü konusunun, zamanı geçmiş tarihsel bir hüküm olup olmadığı, ayrıca ele alınması gereken bir konudur diyerek, başın örtülmesi emri Kur’an da var dedikten sonra, bugün onun devam etmesi gerekmeyebileceği fikrinin, tartışmaya açılması büyük hata olur. Çünkü bir emir ya vardır, ebedi uyarsın, ya da yoktur, zamanla kendi kendine emir değişmez.

Değişmesi gerekiyorsa, emri değiştirme makamı, emri veren makamdır, yalnız onun tarafından değiştirilir.  Bu değişikliklerde, Allah ın gönderdiği kitaplar arasında, zaten yapılmış ve artık değişmeyeceğinin kanıtı olarak da, başka ne kitap, nede resul gelmeyeceği apaçık bizlere, Kur’an da bildirilmiştir.

Kur’an ın toplumu ilgilendiren konularda verdiği hükümleri, belli bir zamana, döneme has değil EVRENSELDİR, bunu asla unutmamalıyız. Çünkü Kur’an yalnız, bir dönemin sorunlarını çözmek için değil, tüm zamana, tüm âleme hitap eden bir rehberdir. Değişen zamanla beşeri gelenekler, adetlerdir.

Gelenek ve adetlerimizi inancımıza, Allah emridir diye sokarsak, elbette daha sonra sorunlar yaşamamız kaçınılmaz olacaktır. Ne yazık ki bizler, bu hatayı yapıyoruz.

Önce bu düşünceden yola çıkalım. Kur’an da verilen toplumun genelini ilgilendiren hükümlerin, uyulması gereken ayetlerin bir kısmı, o döneme ait olup, bir kısmı gelecek nesilleri mi bağlar? Dikkat ediniz apaçık verilen TOPLUMU İLGİLENDİREN HÜKÜMLER DİYORUM. O dönem ya da geçmiş yaşantılardan verilen, kısadan hisselerden, örneklerden bahsetmiyorum. Bu fikre ve düşünceye inanmamızı söyleyenlere, Rabbin ikazını hatırlatırım.

(Siz ayetlerin bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmıyor musunuz?)

Allah Kur’an ın, tüm âleme ve gelecek tüm insanlığa hitap ettiğini söyler bizlere. Eğer başın örtülmesi emri Kur’an da var diyorsanız, bunun zamanla kaldırılmasının, doğru olabileceğini de asla ima bile edemezsiniz, tartışmaya da açamazsınız. Çünkü Allah Kur’an da giyim kuşam konusunda, özellikle verdiği hükümlerinde, dikkat ediniz ne şekilsel bir kıyafeti tarif etmiştir, ne de bir toplumun geleneklerini, iklimsel bir giysiyi çağrıştıracak bir hüküm vermiştir. Verdiği hükümler evrensel niteliktedir.

Kur’an ın verdiği hükümlerin, uygulanması ve yerine getirilmesinde, zaman ve mekâna göre ancak, araçların değişmesi mümkündür. Amaç yani hüküm asla değiştirilemez. Amacın yerine getirilmesi içinde, verilen örnekler elbette o dönemin yaşantısından, geleneklerinden olacaktır. HACCA GİDERKEN DEVELERLE GİDİLMESİNDEN BAHSEDEN YARADAN, O DÖNEMİN İNSANLARINA, UÇAKTAN BAHSETMESİ BEKLENEMEZ.

Sayın Eliaçık, Kur’an da başın örtülmesi emrinin olduğunu, bakın nasıl anlatıyor bizlere.

(Önce, var mı yok mu, doğru bir şekilde anlayalım. Öncelikle ne deniyor, serahaten ortaya koyalım.

Kuran’da bu konuya tekabül edebilecek birkaç kavram var. Konuyu onlar üzerinden ele almaya çalışacağım. Bunlardan dördü; himar, cilbab, tebberrüc ve kavl-i ma’ruf kavramları ile ifade edilen ve doğrudan kadınların baş ve vücut örtülerini, dışarı çıkmalarını ve konuşma tarzlarını düzenleyen ayetlerdir. Bunlarla ilgili açıklamaları elini vicdanına koyarak ve arka plânını kavrayarak okumak, ne dendiğini seraheten (apaçık bir şekilde) ortaya koyacaktır.)

Sayın Eliaçık a göre, ayeti doğru anlayabilmemiz için, elimizi vicdanımıza önce koymamız gerektiğini söylüyor. Bu yöntemle eğer ayeti anlamaya başlarsak, O vicdansızların, nefislerine güç yetiremeyenlerin, bu ayetlerden neler çıkartacağını düşünmek bile istemiyorum. Acaba Rabbin ayetlerini doğru anlamak için, vicdanımıza mı bırakmamız gerekir.

Diğer dikkat etmemiz gereken ise, ayetin arka planını kavrayarak okumak olduğunu söylüyordu. Hemen düşünelim bu sözler üzerinde. Ayetlerin arka planları, yani birilerinin söylediği gibi, sen bu ayetin nüzul sebebini biliyor musun, fikri ile mi ayetleri anlamalıyız? Bu şekilde mi ayeti açık bir şekilde anlayacağız?

Diyelim ki öyle yapmalıyız. Peki, bu bilgiler nerede? Hani Kur’an ı açıklayan, yine Kur’an dı ana fikri ne oldu? Neden Kur’an da bildirilmemiş, açıklanmamış, örnekleri bile yok? HÂŞÂ Rabbim bunları yazmayı mı unuttu, yoksa Kur’an toplanırken eksik mi toplandı? Hani Kur’an açık ve anlaşılır dilde yazılmıştı? Hadi bir benzerini getirin diyerek bizleri uyarıyordu. Bu sözleri söylerken bile yüreğim sızlıyor, bu düşüncede olmaktan Rabbim e sığınırım. İşin ilginci, bu yöntemle ayetlere bakarsak, apaçık bir şekilde ayetleri anlayacağımızı söylüyor.

Allah ayetleri bizlere gönderme ve açıklama konusunda ne diyordu, hatırlayalım bazı ayetleri.

Ali İmran 105: Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azab vardır.

Nahl 89: Her ümmet içinde kendi nefislerinden üzerlerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.

İsra suresi 89. ayet; Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

Kehf Sur54; Yemin olsun, biz, bu Kuran’da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır

Yazdığım ayetlerin hepsi, Kur’an ın açık, anlaşılır olduğu, hiç bir şeyi eksik bırakmadıklarını, çeşitli biçimlerde açıklandığını söylüyor. En son yazdığım iki ayete lütfen dikkatlice okuyunuz.  Allah yemin ederek, bir şey söylüyor bizlere. Biz bu Kur’an da, her konudan nice örnekler sıraladık dedikten sonra, Kehf suresi 54. ayetinde söylenenler dikkat çekicidir. Allah Kur’an da bizler için, her türlü örneği, değişik ifadelerle gözler önüne koyduk ki anlayasınız diyor. Buna benzer birçok ayet vardır.

Konumuz Başın örtülme emri, Kur’an da var mıdır konusuydu. Eğer bazı düşünce ve fikirler ortaya koyarak, kelimelerin arkasındaki manalardan bahsederek, dolaylı başörtüsüne delil gösterilirse bahsedilen ayette, demek ki Rabbin bu hükmünü hemen devreye sokmalıyız, hatırlamalıyız. Neydi bu hüküm? Biz her türlü örneği, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız. Lütfen bu ayeti, yazının sonuna kadar unutmayalım, bizim anahtar ayetimiz olsun.

Sayın Eliaçığın başörtüsü konusundaki yazısına bakmaya devam edelim. Dikkat ederseniz, bu konudaki yazdığı fikir ve düşünceleri, Kur’an a arz ediyoruz. Eğer onay veriyorsa, elbette başımızın tacıdır.

(Bu kavram doğrudan kadınların “başlarını” örtmeleri ile ilgilidir.

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Görünmesi zarurî olan yerler dışında cinsel cazibelerini sergilemek için açılıp saçılmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar.” (Nur; 24/31)

Bu tür ayetlerin o günkü Medine’de yaşanan “yürürlükteki duruma” cevap olarak geldiği unutulmamalıdır.

Demek ki o günkü toplumda; 1- Bakışlarını sakınmayan, 2- Irz ve namuslarını korumayan,3- Görünmesi zarurî olan yerler dışındaki yerlerini de cinsel cazibelerini sergilemek için açıp saçan, 4- Başörtülerini yakalarının üzerine salmayan bir takım kadınlar vardır. Ayet “mümin” kadınlara bunlar gibi olmamaları çağrısında bulunuyor.

İlk üçü anlaşılabilir olduğu için dördüncüsünden başlayalım.

Ayette “başörtülerini” diye çevirdiğimiz “humuruhinne” kelimesi HAMR kökünden gelir ve tam anlamıyla “başörtüsü” manasına gelir.

Görüldüğü gibi ayette geçen başörtüsü (hımâr) kelimesinin en önemli özelliği “baş” ile ilgili olmasıdır. Nitekim bu ayetler başı açıklığın yaygın olduğu bir topluma inmiş değildir. O günkü toplumda değil kadınlar erkekler bile, kimisi sıcaktan, kimisi Arap örfünden zaten başlarını bir şekilde örtmektedirler. Yani erkek kadın hemen hiç kimse “başı açık” dolaşmamaktadır. Sarık, kaftan, tül, renkli bez vs. başlarına bir şeyler dolayıp sararak veya alarak dışarı çıkmaktadırlar. On bin nüfuslu Medine’de yaşayan Yahudiler, Evs ve Haçreçliler, Muhacirler vs. dışarıdan bakıldığında üstlerinde “baş”larında bir takım örtüler olan insanlardır. Fakat özellikle kadınlarda bu örtü, örtünmek amacıyla değil, daha da çekici ve egzotik olmak amacıyla, “az aç-az kapa” tarzında olmaktadır. )

Sayın Eliaçık ın başın örtülme emrini anladığı ayette, ikilemde olduğunu, bu konuda çok samimi ve açık konuşamadığını, tedirgin düşünceler sergilediğini düşünüyorum. Yanlış anladıysam, kendisinden peşinen özür diliyorum. Eğer söylediği gibi Nur suresi 31. ayette geçen, HIMAR kelimesiyle Allah başın örtülme emrini vermiş olsaydı ve Sayın Eliaçık ta bu ayetten Allah ın, kadınların başlarını örtmesi emrini algılamış olsaydı, şu sözleri söylememesi gerekirdi diye düşünüyorum.

(Bu tür ayetlerin o günkü Medine’de yaşanan “yürürlükteki duruma” cevap olarak geldiği unutulmamalıdır.)

Allah verdiği bazı hükümleri, o dönem içinde yapılan bir yanlışı düzeltmek için verdiyse, bu zaten ayetlerde çok açık anlaşılmaktadır. Yok, eğer genel bir konuysa ki başın örtülmesi genel bir konudur, bunu o döneme has olduğunu söylemek, büyük hata olur.

Örneğin bahsettiğimiz ayette, kadınların başının örtülme emrini de verdiğini kabul ediyorsak, bunun o döneme ait olduğunu söyleyemeyiz. Nur suresi 31. ayette hükmedileni, önce çok net anlamalıyız. Eğer bu ayette Allah açık olarak,  kadınlar başlarını örtmelidir ve o örtüsüyle de göğüs açıklığını örtmelidir emri var diyorsak, başın daha sonra açılmasını asla tartışamayız.

Yok, eğer bahse konu ayette Allah, açıkça yalnız göğüs açıklığınızı örtün diye anlıyorsak, o zaman Rabbin vermediği bir hükmü, aslında burada başın örtülmesi emri, örtülü, dolaylı manada veriliyor demek yanlış olacaktır. ÇÜNKÜ ALLAH AYETLERİNİ DOLAYLI DEĞİL, AÇIKÇA VERDİĞİNİ BİRÇOK AYETİNDE SÖYLÜYOR.

Örnek vermek gerekirse, Peygamberimiz e misafir gelenlerin çok fazla kalarak, peygamberimizi rahatsız etmemesi türünden uyarıcı ayetler, o döneme has ayetler diyebiliriz. Peygamberimizin eşlerine hitaben, indirilen ayetlerde böyledir. Buna benzer örnekler vardır, ama bunlar zaten açıkça anlaşıldığı gibi, bu ayetlerin bile, bizlere kıssadan hisse verecekleri çok şeyler vardır.

Bazı meallerde, Başörtülerinizi yakalarınızın üzerine salsınlar diye çevrilen kelime, yakalarının üzerine vursunlar, örtsünler diye çevrilmiştir onu hatırlatırım. Çünkü salmak ile örtmek farklı konuları çağrıştırır. Sayın Eliaçık, bu kelimenin HAMR kökünden geldiğini ve tam anlamıyla başörtüsü anlamına geldiğini belirtmiş.

Bu konuda farklı fikir yürütmeden, ayette geçen kelimenin,  başörtüsü anlamında olduğunu kabul edelim. Kur’an da bir kelimeye farklı anlam dahi versek, Rabbin gönderdiği ayetin asıl anlamını, amacını hiç kimse saptıramaz, değiştiremez. Çünkü Kur’an öyle bir kitap ki, birileri araya fitne ve fesatta soksa, aklını Kur’an ile kullanan, Rabbin gerçeklerini FURKAN ın sayesinde, diğer ayetlerden faydalanarak, gönül gözleriyle mutlaka görecektir.

Sayın Eliaçık ın bu konudaki yazısına, bakmaya devam edelim.

(Peki, öyleyse ayet ne demektedir?
Dikkat edilirse “Başörtüsü takın, başınızı örtün” denmiyor da “Başınıza aldığınız o örtüleri boyunlarınıza, omuzlarınızdan aşağıya da salın” deniyor. Bunun sebebi, o dönem kadınlarının başörtülerini arkadan bağlayarak, omuzlarını ve göğüslerine kadar boyunlarını açıkta bırakmalarıydı. Böyle daha çekici olacaklarını düşünüyor olmalılar…
Buradan “Başörtüsü değil, boyun örtüsü emrediliyor” diye bir sonuç çıkarmak, işi yokuşa sürmek ve anlamamak için diretmekten başka bir şey değildir.
Çünkü Kuran’ın çoğu emri zaten böyledir. Yani ayetler çoğunlukla “yürürlükteki durum” üzerine gelir ve onu düzene sokar.)

Sayın yazar ayette Allah, başınızı örtün demiyor, çünkü o toplumda zaten kadın erkek başlarını örtüyorlardı, iklimsel ya da gelenekten demişti hatırlarsanız.

Şimdi bu mantıktan yola çıkarak düşünelim. Madem Allah o devrin toplumunda zaten kadının başı örtülüydü, bunu ayrıca zikretmesi gerekmez diyebiliyoruz, bu durumda erkeklerinde o devirde başları birçok şekilde iklimsel ya da yöresel kapalıydı. Hatta Araplarda hala öyledir. Bu mantıkla gidersek, erkeklerin başlarını örtmesi de farz emir olması dolaylı olarak gerekmez mi? Hayır gerekmez, bu konuda dolaylı bahsedilen bir ayet Kur’an da yok, diyerek bu işin içinden kolayca sıyrılabilir miyiz?

Nisa suresi 31. ayetinde, Allah başın örtülmesini açıkça emretmiyor, ama dolaylı bir şekilde, başında örtülmesi emrediliyor mantığından yola çıkalım. Peki, Allah ayetlerini dolaylı bir şekilde emrettiğini söylüyor muydu? Kesinlikle hayır. Ne diyordu onlarca ayetinde, biz açık, anlaşılır, detaylı bir şekilde, birçok örneklerle ayetlerimizi indirdik, açıkladık demiyor muydu? Demek ki Kur’an dan, dolaylı bir hüküm aramamız mümkün değil. Bunu yaparsak, bizleri yanlışa götürecektir.

Şimdide aynı konuya, daha farklı bir yönden bakalım. Allah ayetlerini en doğru anlamamız için, yine Kur’an ın diğer ayetlerinden istifade etmemizi söyler. Daha açıkçası Kur’an kendisini anlatan, açıklayan bir kitaptır der. İsra suresi 89. ayetinde, Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Kehf suresi 54. ayetinde de, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk diyerek, bizlere apaçık bir hüküm vermişti hatırlayınız.

Şimdi bu ve buna benzer onlarca ayetinde bizleri uyardığı gibi, hemen kendimize soralım. Madem Allah kadınların saçlarını örtmesi emrini, dolaylı bir şekilde Nur 31. ayetinde vermiş, acaba Kur’an ın başka bir ayetinde bu konuya açıklık getirmiş mi? Dikkat ediniz bahse konu ayette, açıkça söylemesine gerek yok, dolaylı bir hükmü vardır deniyor. Madem açık olmayan, dolaylı anlatılan bir hüküm var, O zaman Rabbimiz bizlere her konuda nice örnekleri değişik ifadeler verdik dediğine göre, acaba Kur’an ın başka bir ayetinde, bu hükmü doğrulayacak, tastikleyecek, açıklayacak apaçık bir ayet var mı?

Bu soruyu her ne hikmetse, kendimize sormaktan korkuyoruz. Kuran ehli, Rabbin gerçeklerinden asla korkmaz.  Korkarsa gerçekleri yaşayamaz. Şunu lütfen unutmayalım, Allah kadınların başlarını örtmesini emretseydi, bunu apaçık söylerdi bunu da unutmayalım. Böyle önemli bir hükmü, sizce Kur’an ın hiçbir yerinde bahsetmeden,  Nur suresi 31. ayette dolaylı, açık olmayan bir hükümle verir mi? Lütfen bu soruyu kendimize soralım. Tabi daha sonra, pişman olmak istemiyorsak.

Sayın Eliaçık`ın verdiği bazı örnekler düşündürücüdür. Gelin birlikte verdiği örnekler üzerinde düşünelim. Acaba Nur suresi 31. ayetinde verdiği örneğe benziyor mu? Yani açık değil de, dolaylı anlatılan bir hüküm var mı?

(Örneğin, “Cuma namazı kılın” demez de, “Zaten kılmakta olduğunuz o cuma namazı var ya, işte onun için çağrıldığınızda alışverişi bırakın” der.
Yine örneğin, “Namaz (salât) diye bir şey icat edin, kurban (nahr) diye bir uygulama başlatın” demez de, “O yapılmakta olan namaz (salat), kesilmekte olan kurban (nahr) var ya, işte onu siz ALLAH için yapın” der.
Yine örneğin, “Dörde kadar evlenin” demez de, “O onar, on beşer evlenip de geçindirmek için yetimin malına el uzatmaya kalktığınız eşleriniz var ya, işte onları dörde, üçe, ikiye, hatta bire indirerek evlenin, yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız böylesi daha iyidir” der.

Demek ki bu tür ayetler yürürlükteki duruma müdahale etmek, yanlış taraflarını düzeltmek, ıslahat yapmak amacıyla gelmektedir. Düzelttiği şekliyle de kalıcı emre dönüştürmektedir.
Başörtüsünün de böyle olduğunu düşünürsek, denmek istenen; “O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte onları aşağıya doğru da salın, başınıza toplayıp da boynunuzu, omuzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın” demek olur…)

Verilen ayet örneklerine bakalım şimdi de.

(Cuma namazı kılın” demez de, “Zaten kılmakta olduğunuz o cuma namazı var ya, işte onun için çağrıldığınızda alışverişi bırakın” der.)

Dikkat ediniz Cuma ayetinde, hüküm verilen Cuma toplantı namazına, yani zikre davet var. Davette ne yapılacağı açıktır. Dolaylı olarak farklı bir hüküm yok. Yani Nur suresi 31. Ayetinde olduğu gibi, istenen hüküm açık, ayrıca dolaylı emredildiği söylenen başın örtülmesi benzeri bir konu yok. Daha öncede emredilen, Cuma nazmına davet açıkça belirtilmiş. Namaz konusu ayrıca Kur’an da en çok işlenen bir konudur, onu da hatırlatmalıyım. Bugün İslam toplumunda, bu ayetten farklı, üstü kapalı bir anlam çıkaran var mı? Elbette yok.

Allah namaz, oruç, zekât, hac sizlere olduğu gibi, sizden öncekilere de farz kılınmıştı diye açıklar Kur’an da. Bakın daha önce farz olanları, nasıl tekrar ederek söylüyor Yaradan diğer ayetlerinde. Eğer daha önce başın örtülmesi zaten farzdı, onun için tekrar söylemesine gerek yok dersek, şu soruyu sormalıyız kendimize. Allah geçmiş toplumlara emrettiği farzları tekrar dile getiriyor ve bizleri bilgilendiriyorsa, neden başın örtülmesi emri, sizden önceki toplumlara da farzdı, sizlere de farz kılındı, şeklinde tek bir bilgi vermiyor?

İşin ilginci Sayın Eliaçık, başın örtülme emrini anladığını söyledikten sonra, bu ayetin Medine deki durumu düzeltmek için indirildiğini, bu konunun şimdi tartışılabileceğini bile söylemişti. Ama dikkat ediniz yukarıdaki sözleri ile çelişerek, bakın ne söylemiş.

( Düzelttiği şekliyle de kalıcı emre dönüştürmektedir.)

Madem başın örtülmesi emrini ve göğsün kapatılmasını düzene sokuyor ve kalıcı emre dönüştürüyor, daha sonraki yıllarda, başın örtülmesi emrini nasıl tartışırız? Ayeti doğru anlayamazsak, kendimizle çelişmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Bu mantığı, Kur’an ın diğer ayetlerinden doğrulamaya devam edelim. Allah Hac konusunda açıklama yaparken, bir ayetinde bakın ne diyor?

Hac 27: İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek YAYA olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun DEVELER üzerinde sana gelsinler.

Ayete baktığımızda Allah, o dönemin şartlarına uygun örnek vererek, Hacca yaya ya da develerle gidebileceğimiz örneğini veriyor.  Şimdi sormak isterim, verilen örnekte Hacca deveyle, ya da yaya gitmek farzdır, diyen var mı günümüzde? Elbette yok.  Çünkü önemli olan HÜKÜM dür. AYETTE VERİLEN HÜKÜMDE HACCA GİDİLMESİDİR. Bu emrin yerine getirilmesi de, elbette zaman ve mekâna göre değişecektir.

Peki, bahse konu Nur suresi 31. ayette HÜKÜM neydi? Göğsün örtülmesi. İster başını örttüğün örtüyle göğsünü ört, istersen başka bir şeyle.  Amaç, emredilen hüküm değişmez, ama istenen hükmü yerine getirmek için, araçlar günün şartlarına,  zamana, mekâna, geleneklere göre değişir. İşte Nur suresi 31. ayet de, aynı şekilde anlaşılmalıdır.

Verilen diğer örneğe bakalım şimdide.

(“Namaz (salât) diye bir şey icat edin, kurban (nahr) diye bir uygulama başlatın” demez de, “O yapılmakta olan namaz (salât), kesilmekte olan kurban (nahr) var ya, işte onu siz ALLAH için yapın” der.)

Acaba Allah bu kadar basit mi hükmünü veriyor, bu konularda Kur’an da? Hiçbir açıklama yapmaz mı namaz ve kurban konusunda? Tüm bunları Nur suresi 31. ayette geçen başın örtülmesine delil yaparsak, sizce doğru olur mu? Kur’an da Allah namaz konusunu o kadar çok işler ki ayetlerinde, okuyan namazın Allah ile kulun arasındaki en güzel sohbet anı olduğunu anlar.

Bir diğer verdiği örneğe bakalım.

(“Dörde kadar evlenin” demez de, “O onar, on beşer evlenip de geçindirmek için yetimin malına el uzatmaya kalktığınız eşleriniz var ya, işte onları dörde, üçe, ikiye, hatta bire indirerek evlenin, yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız böylesi daha iyidir” der.)

Bakın bahse konu ayetin konusu ile ilgili, ne kadar güzel açıklama var. Allah ayetinde, birden fazla eş ile evlenmenin sakıncalarından bahseder. Örneğin çoklu evlilikte, asla isteseniz de adaleti sağlayamayacağımız örneğini verir. Daha da net belirterek, adaleti sağlamak istiyorsanız, tek eşle yetinin diye öğüt verir bizlere. Asla bu ayetlerden, dolaylı bir hüküm çıkartamayız. Ayetler apaçık anlaşılıyor.

Bu konuya bir örnek daha vermek istiyorum. Allah Kur’an da şöyle bir hüküm verseydi ve deseydi ki, kadının ayaklarını, parmaklarını göstermesi namahremdir. O giydiğiniz mestlerle, aileniz dışındaki kişilere ayaklarınızı göstermeyiniz deseydi. Mest de o devrin toplumunun bir kıyafeti, geleneği olsaydı, bugün bizler kadınlarımızın mest giyerek ayaklarını kapatması gerektiğini, Allah ın farz emridir diyebilir miydik? Yoksa bu ayette Allah, kadınların ayaklarının görünmesini istemiyor, neyle örtersen ört, ister çorap giy, ister patik giy, diye anlaşılıyor mu derdik? Eğer evet, bugünde mest giymelidir diye anlarız dersek, Allah ın hükümlerine, geleneklerimizi de, din diye ilave etmiş olacağımızı unutmayalım.

Sayın Eliaçık, zaten o günkü toplumun kadın erkek, başları kapalıydı, onun için başın örtülme emrini, Allah açıkça tekrar söylemesi gerekmezdi dediğinde, O devrin gerçekleri olan CARİYELERİ unutmuşa benziyor. Bildiğiniz gibi cariyelerin başlarını örtmesi yasaktı. Bu gerçek, herkes tarafından da bugün bilinir, kabul edilir. Bahse konu ayet indirildiğinde de, bu değişmedi, Müslüman olan cariyeler başlarını örtemediler. Çünkü başın örtülmesi o dönemin özgür kadınlarına has bir gelenekti. Hatta gelenekten öte, kadınların süs eşyasıydı. Bu hakkı cariyelere vermemelerinin bir nedeni de, cariye ve hür kadının sokakta anlaşılabilmesi adınaydı.

Hemen şu soruyu soralım kendimize. Peygamberimiz Nur suresi 31. ayetten, Müslüman kadınlar başını örtmelidir, bu iffetli bir kadının giysisidir, diye anlamış olsaydı, acaba Müslüman olan cariyelerin, başlarının açık olmasına, hala izin verir miydi?

Bu sorulara cevap bulamıyorsak, nefsimizin esiri olup, inançlarımıza Rabbin vermediği bir hükmü ilave etmemeliyiz. Şöyle söyleyende çıkabilir, cariyelerin hukuku farklıydı. Doğrudur farklıydı, ama Kur’an onlara da düzen getirmiş, açıklama yapmış, hatta onların yararına hükümler vermiştir. Ama dikkat ediniz, başın örtülmesi konusu hiç geçmez. Eğer başın örtülmesi emri olsaydı ve bu iffetli kadınlar için bir emirdir deseydi, bu durumda Allah cariye, hür olan Müslüman kadın ayrımı yapar mıydı?

Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, yine başın örtülmesine dolaylı delil göstermeye çalışılan ve yine ayetten dolaylı bir emir çıkartarak, aslında bu ayette de, başın da örtülmesi çıkartılabilir dedikleri,  başka bir ayete bakalım.

Ahzab 59: Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü (Cilbablarını) almalarını söyle; bu, onların namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Ahzab suresi 59. Ayette Allah, iman eden Müslüman kadınların, evin dışına çıktıkları zaman, nasıl giyinmeleri gerektiğini, bu ayette yine o günkü toplumun kullandığı geleneksel kıyafetten örnek vererek, dikkatlerini çeker ve derki; Toplum içinde dolaşırken, evinizde giydiğiniz daha rahatça hareket edebileceğiniz kıyafetlerle, dışarı çıkmayınız. Toplum huzuruna çıkarken, kullanmış olduğunuz CİLBABLARINIZI giyin öyle çıkın der.

Peki, nedir bu cilbab? O devrin toplumunun kadınlarının, evin dışına çıkarken giydikleri yöresel kıyafete, örtüye verilen isim. Yani geleneksel, iklimsel o devrin toplumunun bir giysisi.  Değişik meallere bakarsanız, bu kelimeyi yazmadan, dış giysilerini, ya da örtülerini giysinler diye tercüme edilir. O devrin toplumunun hiç bilmediği, geleneklerinde olmayan, günümüzde kullanılan palto, ceket, manto ve benzeri kıyafet isimlerinden birisini, ayette Allah ın zikretmesi, örnek vermesi elbette beklenemez.

Şimdide bu ayeti konumuz ile ilgili düşünelim. Dikkat ederseniz bu ayette geçen cilbab kelimesinden yola çıkarak da, bakın cilbab baştan aşağıya giyilen bir örtüdür, onun için bu ayette de Allah, kadınlar başlarını örtmelidir emrini veriyor, diyerek anlatırlar ve başörtüsüne delil gösteririler.

Hâlbuki cilbab o devrin geleneksel kıyafetinden başka bir şey değildi. Eğer bu kıyafeti giymekte farz emir olsaydı, KIYAFETİN ŞEKLİ, BİÇİMİ DETAYLI TARİF EDİLİRDİ. Bu konuda bu kıyafetle ilgili, tek bir açıklama, detay yoktur Kur’an da. Açıklama gereği de yoktur, çünkü emir, istenilen hüküm geleneksel kıyafetin giyilmesi değil, iffetli giyinerek, namuslu bir kadın gibi dışarı çıkılmasıdır. Bu kıyafeti kendimizce tarif ederek, itikatlarımıza delil ararsak, ancak nefsimizi tatmin etmiş, kendimizi kandırmış oluruz. Bunu unutmayalım.

Ayette ne anlatılmak isteniyor, yani hüküm, amaç nedir bunu doğru anlamalıyız. İman eden kadınlara Allah seslenerek, dışarıya çıkmak istediğinizde, evin içinde giyindiğiniz, daha rahat ve nispeten daha açık kıyafetlerinizle, dışarıya çıkmayın. Dış giysinizi mutlaka giyin diyor. Bunun yapılmasındaki nedeni, amacı da açıklıyor ve diyor ki; Bu davranışınızla, sizlerin namuslu insanlar olduğunuz bilinsin ve sizler yanlış davranışlarla incitilmeyesiniz, diye açıklık getiriliyor.

Bu durumda hemen kendimize soralım. Allah hacca gitmemizin örneğini verirken, nasıl o devrin anlayacağı şekliyle örnek verip, uzakta olsa yaya ya da develeriniz yorgun argın bile düşse, Hacca gidin örneğini veriyorsa, Ahzab 59. Ayette de yine o devrin geleneksel kıyafetinden örnek verip, dışarıya çıkarken daha dikkatli olmalarının ikazını yapıyor ve verdiği örnekte, yine o devrin kıyafetini giyerek amacın, hükmedilenin gerçekleştirilmesi isteniyor.

Bu konuya, yaşantımızdan da bir örnek verelim. Şöyle düşünelim. Günümüz devrinde bir kadın, İstanbul da evin dışına çıkarken, nasıl bir giysi, kıyafet giydiğinde, o kadın hakkında hiçbir art niyet düşünülmez ve rahatsız edilmez, bu namuslu bir kadındır deriz, önce bunu düşünelim.

Daha sonra aynı kadın, aynı kıyafetle, ülkemizin daha muhafazakâr, daha farklı bir yerine gittiğinde, yine aynı kıyafeti giydiğinde, daha önce gördüğü olumlu tepkiyi mi görür, yoksa……?  Elbette aynı olumlu tepkiyle karşılanmaz. O bölgenin geleneksel, anlayış ve yaşantısı ölçüsünce, daha farklı bir kıyafet, namuslu, iffetli bir kadının giysisi olarak ortaya çıkar. Bu durumda, İstanbul da normal karşılanan bir kıyafeti, bahsettiğimiz o taşra bölgesinde giyemezsiniz, çünkü normal karşılanmaz. Şehirde yaşayan bir kadın, orada giydiği kıyafetlerini,  anne ve babasının köyüne, ziyarete gittiğinde giyebilir mi? Kesinlikle giyemez.

Bakın aynı ülkede bile aynı kıyafet, daha farklı tepki görüyor. Önemli olan toplumun anlayışına, geleneklerine, düşünce ve fikir yapısına göre giyinmek olduğu ortaya çıkıyor. Zaten ayetinde bizlere anlatmak isteği amaç, yani verilen hükümde bu konu anlatılmaktadır.

Bu ayette, dikkatinizi çekmek ve üzerinde düşünmenizi istediğim bir konu daha var. Allah ayetinde, mümin kadınlardan bahsederek, cariye hür kadın ayrımı yapmadan, dışarıda gezerken daha dikkatli giysiler giymelerini istiyor. Bu durumda bu ayet,  Müslüman cariyeleri kapsamıyor diyebilir miyiz? Asla bunu söyleyemeyiz.

Madem bu ayet de örnek verilerek, Müslüman kadınların başlarını örtmesi, bu ayette geçen CİLBAB giysisiyle de örnek gösteriliyor, bu durumda bu kıyafeti giyerek, cariyelerinde başlarını örtmeleri gerekmez miydi? Elbette gerekirdi, ama bu ayetin ve bahsedilen kıyafetin, başın örtülmesiyle bir ilgisi olmadığı ve peygamberimizde bu ayetten böyle bir anlam çıkarmadığı için, bu ayette indirilmesine rağmen, cariyeler yine başlarını örtemiyorlardı. Çünkü bu ayetin hükmü, amacı namuslu bir kadına yakışacak bir kıyafetle, dışarıda dolaşmaları adınadır. Bu ister hür olsun, ister cariye hepsini kapsamaktadır. Müslüman bir cariyenin, namuslu ve iffetli olması istenmiyor mu? Elbette isteniyor.

Bakın Kur’an ve akıl bir araya geldiğinde, nasılda çözüme yaklaşıyor insanlar.  Bu konuyu özetlemek gerekirse, Nur suresi 31. ayetinde geçen bir kelimeye, başörtüsü anlamını dahi vermiş olsak, bu ayetten kadının başını örtme emrini çıkartamıyoruz.

Bu yazıyı yazmamdaki neden, asla başını örtenlere saygısızlık anlamında algılanmamalıdır. Amacım Allah ın ayetlerini doğru anlamak adına, sizleri düşünmeye davet etmektir.  Buna Rabbim şahittir.

Kadınlarda başın örtülmesi, bizlerinde geleneğidir. Bunun devam etmesinde de, elbette hiçbir sakınca yoktur. Yeter ki bunun Allah emri olduğunu, örtenlerin iffetli kadın, örtmeyenler iffetinden şüphe edilmesi gerekenlerdir denmemelidir. Çünkü Allah emretmediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenlere, Rabbin uyarısı dikkatle düşünülmelidir.

Kur’an din adına, şekilsel bir kıyafet asla emretmemiştir. Çünkü insanların din ve inanç adına ayrışmasına, bölünmesine karşıdır. Dinde bölünmeyin diyen Allah ı, ne yazık ki dinlemediğimiz, anlayamadığımız gibi, şekilsel simgelerle dinde kadınlarımızı bölmenin, ayrıştırmanın da yanlışlığını fark edememişiz.

Allah takvaca üstün olmaktan bahseder. Ama bizler takvanın gizli oluşu, Yalnız Allah ın bilmesi, bizlerin çok hoşuna gitmediği için olsa gerek, nefsimizin dürtüsüyle, inancımızı şekilsel hale sokarak, topluma sunmanın acımasız hazını duymaya çalışıyoruz. Böylece komşularımız, hatta en yakınlarımızdan, başını örtmeyen kadınlarımıza takındığımız tavır, onlara söylediğimiz sözler düşündürücüdür.

Eğer başını örtmeyen bir kadına, İFFETSİZ yakıştırmasını yapıyorsak, bu düşünce bizlerin Kur’an dan, Allah ın dininden ne derece uzak olduğumuzu gösteriyor demektir. DİN TOPLUMU, ŞEKİLSEL KIYAFETLERLE, SİMGEYLE ASLA AYRIŞTIRMAZ. Kıyafet geleneklere, yaşam şekline ve iklime göre değişiklikler arz edeceğinden, serbest bırakılmış ve bu konuda asla hiç bir hüküm özellikle Kur’an da verilmemiştir. Sizleri tek bir ümmet yaratmadım, dünya üzerine yaydım derken, Rabbin bu sözleriyle, bizlere ne anlatmak istediğini, akıl Kur’an çizgisinde doğru anlamalıyız.

EĞER TOPLUM OLARAK, DİN ADINA GİYİM-KUŞAM, KIYAFETLERLE AYRIŞIYORSAK, O DİNDEN ASLA DEĞİLDİR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM.

Kur’an gerektiği konularda, çok önemli detaya girer ve bizleri bilgilendirir. Örneğin Bakara 233. Ayetinde, bir annenin çocuğunu 24 ay süt emzirmesinin önemine işaret eder. Nisa 23. Ayetinde, aynı anneden süt emmiş, sütkardeşlerin birbiriyle evlenemeyeceğini açıklar. İki kız kardeşi aynı anda alıp, evlenmenin yasak olduğu detayını dahi verir. Boşanmış kadınların, üç adet dönemi geçmeden, tekrar evlenmemeleri gerektiği uyarısını yapar. Sizce bunlar en ince detay değil de nedir?

Tüm bunları söyleyen, açıklayan Yaradan, kadının saçı namahrem olup, kapatılmasını emretseydi, apaçık yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, bizlere söylemez miydi? Bazı kelimelerin arkasından, herkesin anlayamayacağı şekilde, açıkça değil de, dolaylımı anlatırdı bizlere?

Allah Nahl 116. Ayetinde, bizlerin dikkatini çekerek bakın nasıl uyarıyor.

(Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak “Bu helaldir, şu da haramdır” demeyin, çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.)

Demek ki açıkça Allah, kadın saçlarını göstermesi haramdır demediği halde, bizler bazı ayetlerinde ki, kelimelerin ardına sığınarak, aslında burada Allah dolaylı olarak, kadın saçını örtmelidir, saçını göstermesi HARAMDIR diyorsak, lütfen bu yanlışın bizleri nerelere götüreceğini de iyi hesap edelim. Çünkü Allah a karşı yalan uydurmak, haramların, günahların en büyüğüdür.

Dilerim Rabbimden, Kur’an gerçeklerini fark edebilen batılın, hurafenin, sanı ve rivayetin ardı sıra değil, hakkın FURKAN IN peşinden koşan, Rabbin halis kullarından oluruz. Bunu başaramayan toplumlar, Allah ile aldatılmaktan asla kurtulamazlar.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK


About the Author
Author

halukgta

Comments (21)
  • Avatar

    Güray TEKİN Oct 14 2012 - 11:23 Reply

    BENİM MERAK ETTİĞİM KONU ŞUDUR;ALLAH NEDEN KURAN’DA KADINLAR İÇİN ÖRTÜNME,SAKINMA VE KORUNMA İLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER/AYETLER VAAZ EDERKEN ERKEKLER İÇİN AYNI ANLAMDA HÜKÜMLER VERMEMİŞTİR?YANİ KADINLARIN CİNSEL ORGANLARINI ÖRTMELERİ GEREKİYOR DA ERKEKLERİN ÖRTMELERİ GEREKMİYOR MU?BANA GÖRE BU HÜKÜMLER İLGİLİ AYETLERİN İNDİĞİ DÖNEMDE KADINLARIN CİNSEL ORGANLARINI AÇIKÇA TEŞHİR ETMELERİNE KARŞILIK ERKEKLERİN GİZLEMELERİ İLE İLGİLİDİR.BU HÜKÜMLER TEBLİĞ EDİLMESE BİLE İNSANIN YARADILIŞ FITRATINDA VEYA PROGRAMINDA BULUĞ ÇAĞINDAN ÖNCE DAHİ ”UTANMA VE CİNSEL ORGANLARINI SAKLAMA/GİZLEME”DUYGUSU ALLAH TARAFINDAN VERİLMİŞTİR.ZAMANIMIZDA DAHİ AFRİKA’ NIN BALTA GİRMEMİŞ ORMANLARINDA YAŞAYAN İLKEL KABİLELERDE ERKEK VE KADINLARIN CİNSEL ORGANLARINI BİR ÖRTÜ İLE ÖRTTÜKLERİ GÖRÜLMEKTEDİR.BU DA UTANMA DUYGUSUNUN YARADILIŞTAN İTİBAREN İNSANLARDA BULUNDUĞUNUN EN AÇIK KANITIDIR.

  • Avatar

    halukgta Oct 14 2012 - 11:52 Reply

    Bizler yanlış inançlarımıza Kur’an dan delil aramaya çalışırsak, nefsimizi oyalayacak çok şeyler buluruz. Tabi bunu yaparsak, boşa zaman harcayacağımızı da unutmayalım.

    Ayette bahsedilen süslerinizi/ziynetlerinizi kelimesinden, neyi kast ettiğini anlamak için, bu cümleden sonra örtülmesi istenen yere baktığımızda, kadının süslerinden/ziynetlerinden kasıt, göğsün örtülmesini istediği açıkça anlaşılıyor. Ayette açıklanmamış, hiç bahsedilmeyen bir konuyla, süs kelimesini bağdaştırırsak, hata yapmış oluruz.

    Görünen kısımlar müstesna konusuna gelince. Ayette üzerinde durulan ve hüküm verilen konu neydi? Göğsün örtülmesi. Demek ki görünen kısımlar sözünden yine ayette bahsedilen göğsün örtülmesi sonunda, ortaya çıkan kendiliğinden görülen iri kısmının, sorun olmadığını anlamalıyız.

    Eğer bizler bu ayette, başın örtülmesinden hiç bahsetmediği halde, görünen kısımlar müstesna sözlerinden başın örtülmesini anlayıp, yüzün görünebileceği anlamını verirsek, hiç bahsedilmeyen bir konuda anlamlar çıkarmış oluruz ki, bu bizi doğrudan saptıracak, Rabbin bahsetmediği bir hükmü, Allah a nispet etmiş oluruz. Bu yanlış yapıldığı içindir ki, bazı kişiler yüzde, ellerde kapanacak diyor. Bir kısmı da yüz açık, eller kapalı şeklinde kendi nefislerinde anlamlar yüklüyorlar. Hâlbuki Allah ayetlerini böylemi gönderiyordu?

    Ayette geçen, görünen kısımlar müstesna cümlesinin, tamamını hatırlayalım.

    (Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler.)

    Kendimize şu soruyu soralım. Görünen kısım müstesna sözlerinin, ziynetlerini yani süslerini teşhir etmesinler sözleriyle aynı anlamı taşıdığı açıktır. Peki, burası neresi? Bahsedilen yerin, Allah ın Nur 31. Ayette hükmünü verdiği yerle aynı olması gerekir. Ayette hüküm neydi? Göğsün örtülmesi. Göğsün örtülmesi emrini veren Yaradan, bu konuyla ilgili detaylarını da veriyor aynı ayette.

    Dikkat ediniz daha başörtüsü diye çevirdikleri HIMAR kelimesinden söz edilmiyor. Bundan dolayıdır ki başörtüsü konusunda açıklama yapması da mümkün değil. Ayetin asıl amacı, o devrin toplumunda kadınların göğüslerini açıkta bırakacak şekilde giyinmeleri adına indirilmiş olduğunu, herkes kabul eder. Ancak bazı düşünce dolaylı başın örtülme emrini de çıkarmaya çalışır. Ayetin asıl amacı göğsün örtülmesi adınadır.

    Ayette namuslu, iffetli bir kadın olarak, kadının süsü, ziyneti olan göğüslerinin daha dikkatli örtülmesi emri veriliyor ve bu konuda da açıklama yapılarak, örttükten sonra görünecek iriliğinin sorun olmayacağı açıklamasını yapıyor. Dikkat ediniz yapılan tüm açıklamalar, ayetin konusu ile ilgilidir. Eğer ayetin ana konusundan başka bir anlam çıkartırsak, büyük yanılgıya düşeriz.

    Hatırlayınız, zaten bu ayette başın örtülme emrini, açıkça Allah veriyor diyen yok. Bu emrin ayette dolaylı verildiği iddia ediliyor. Hatta başın örtülme emrini vermesine gerek yok, zaten baş o devirde örtülüydü deniyordu. Dolaylı verilen bir emrin açıklamasını, bu ayette beklemekte yanlış olur.

    Ayette ziynetlerini göstermesinler dedikten sonra, nasıl örtüleceği bilgisini de veriyor ve diyor ki;

    (örtülerini/Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.)

    Bu durumda ayetin verdiği hüküm çok açık anlaşılmaktadır. Ayetin devamını da düşünelim. Hatırlayınız Kadın dışarıya çıkarken, CİLBAP dedikleri kıyafeti giyerek dışarı çıkın diyordu bir başka ayetinde. Peki neden? Çünkü evin içinde, daha rahat hareket edebilecekleri bir kıyafetle geziyorlardı da ondan.

    Ayetin devamında da, saydığı kişiler üzerinde lütfen dikkatle düşünelim. Kim bunlar? Evlenme yasağı olan, yani nikâh düşmeyen kişiler. İşte bu kişilerin yanında namus ve iffetlerini korumak şartıyla, daha rahat hareket edebileceklerini söylüyor. Çünkü o devri düşünün, belki de tek bir oda, kadın çocuk emzirirken, ya da çalışırken daha rahat olması adına veriliyor bu hüküm.

    Konuyu daha iyi anlayabilmek için, yine ayetin devamına bakalım.

    (Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.)

    Demek ki kadının cazibe yerlerinin, bu göğüste olur kalçaları da olabilir. Evin içinde gezinirken, nikâh düşmeyen kişiler dahi olsa, süslerinizden gizlemiş olduğunuz yerlerin anlaşılması, fark edilmesi için ayaklarınızı yere vurmayın diyor. Peki, ayaklar yere vurulduğunda, ya da hızlı hareket edildiğinde, bir kadının hangi kısımları, bir başkasının dikkatini çeker? Elbette iri göğüsleri ve kalçaları. Bakın evin içinde olsa da, göğsün açılması değil, daha rahat hareket edilmesi anlatılıyor ayette.

    Gördüğümüz gibi, ayetin tamamı kadının cinsel bölgeleri konusunda daha dikkatli olunması isteniyor. Başın örtülmesi ile ilgili tek bir kelime dahi geçmiyor. Ayeti incelediğimizde, ayetin indirilmesindeki nedeni çok güzel özetliyor.

    (kadınların kaygı duyulacak yerlerini, henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar.)

    Demek ki süsler,ziynet sözcüğünden anlamamız gereken, çok net bu cümleyle anlaşılıyor. Sizce kadınlar hareket halinde, ayaklarını yere vurduğunda, kadınların cinsel cazibe olarak, hangi kısımları erkeklerin dikkatini çeker? Bu soruya mantıklı bir cevap vermek yerine, yanlış itikatlarımıza delil aramak adına cevaplar verirsek, ancak kendimizi oyalamış oluruz. Bununda bizlere büyük zararı olacağını, aklı başında herkes bilir.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

  • Avatar

    Nagehan Su Oct 14 2012 - 15:12 Reply

    Nur Suresi 31. Ayet’ inin ayrıntılı incelemesi
    Tesettür ayeti ya da örtünme ayeti olarak anılan ve bazı kesimlerce kadınlara “başörtüsünü” farz kıldığı iddia edilen bu ayeti gelin dilbilimsel olarak inceleyelim. Hemen hatırlatalım ki Nur Suresi 60. ve Ahzab Suresi 59. Ayetleri de örtünmeyle ilgili ayetler olmakla birlikte burada ‘’başörtüsü’’ kavramını incelememiz nedeniyle, yalnızca Nur 31. ayeti incelemiş bulunmaktayız. Kur’an’da kadınların örtünmesiyle ilgili sınırları yalnızca bu ayetler belirlemektedir.
    (Aşağıdaki verdiğim bir mealden çok, Arapça metindeki sözcükler ve yönelim edatlarının getirdiği anlamlar korunarak, hiçbir ek sözcük ve yorum katılmadan yapılmış, birebir çeviri niteliğindedir. Tartışmalı sözcükler numaralandırılmış olup, aşağıda incelenecektir.)

    Nur Suresi, 31. Ayet:
    وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Mü’min/İnanan kadınlara söyle: bakışlarından kıssınlar, iffetlerini(1) korusunlar. Ondan zahir/görünebilen(2) olan dışında süslerini(3) göstermesinler; örtüleriyle(4) açıklıklarının(5) üzerine vursunlar/koysunlar(6). Kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları, yeminlerinin sahip oldukları(7), taabiyetindeki/hizmetindeki arzu sahibi olmayan erkekler veya kadınların avretine(8) henüz zahir olmayan çocuklar dışında süslerini göstermesinler(9). Süslerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarıyla vurmasınlar(6b). Hepiniz Allah’a yönelin, ey mü’minler/inananlar ki kurtuluşa eresiniz.

    1) “İffetlerini” şeklinde çevrilen sözcük (فُرُوجَهُنَّ) “fürûce-hünne” olup tam manasıyla:
    “o kadınların furûc’u” demektir.

    Furûc, fe ra cim (ف ر ج) kökünden türemiş bir sözcük olup, sözlüklere göre “Farjun”un çoğuludur.
    Bu kökün anlamı: Açmak, ayırmak, aralamak anlamlarına gelir. Arapça ‘da “bacakları ayırmak” anlamından kaynaklanarak, “iffet” veya “kadının cinsel organı” anlamlarında kullanılmıştır. Ancak bir önceki ayette aynı sözcüğün “mü’min erkekler” için de kullanılmasından yola çıkarak, Kur’an’da bu sözcüğün cinsel organdan daha çok, kadının ve/veya erkeğin “cinsel iffeti” anlamında olduğu anlaşılmaktadır.

    2) “zahir olan” şeklinde çevrilen kalıp “ma zahera”dır. Za he ra (ظ ﻫ ر) kökünden gelen bu kelime “ortaya çıkmak, belirmek, ifşa olmak, algılanmak” anlamlarındadır. Türkçe ‘ye de aynı anlamıyla geçmiş bir sözcüktür.

    3) “Süslerini” olarak çevrilen kalıp “ziynete-hünne” (زِينَتَهُنَّ)dir. “Ziynet” (زِينَتَ), Arapça, “süslemek” anlamına gelen Za’ne (زَانَ) kökünden gelen bir sözcüktür. Ziynet sözcüğü sözlüklerde, süs, takı, mücevher anlamlarında bulunmaktadır. Ayrıca Kur’an’da alımlı, cezbedici anlamında da kullanılır(3/Al-ı İmran 14) Aynı anlamıyla Türkçe ‘ye de geçmiş bir sözcüktür. Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla, mantıklı bir şekilde, göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette “yaka açıklarının kapatılması” geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için “ayakların yere vurulmaması” geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda ya da kırıtarak yüründüğünde, vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir (sutyenin o dönemde icat edilmediğini düşünürsek, bu daha da iyi anlaşılır). Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde, hatta rüzgârın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz.(2/Bakara 233) ve (61/Lokman 14) Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Ayetteki bahsedilen ifadelere, göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna rahatlıkla varabiliriz.
    “Süsler” kelimesinden takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette, kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenmeye çalışılsaydı, buna ilk olarak, karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dâhil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi takı eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken takı ne olabilir? Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescit yanında giyilebileceğinin söylenmesi; takıların, cami yanı gibi en kalabalık, toplu yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde; ayetin, özellikle alımlı, cezbedici(ziynet Al-ı İmran 14’te bu anlamda kullanılmıştır) olması nedeniyle göğüs bölgesinin kapanmasının vurguladığı anlaşılır. Kısaca ‘’ziynet’’ ifadesiyle kadının özellikle göğüs bölgesi nezih biçimde belirtilir.

    4) “Örtüleriyle” olarak çevrilen sözcük “bi-humuri-hinne” (بِخُمُرِهِنَّ)dir. Birebir çevirisi:
    “o kadınların humuru ile” anlamındadır. Humur sözlüklere göre Hımar’ın çoğuludur. Geleneksel mealcilerin ve sözlüklerin “başörtüsü” anlamında çevirdiği bu sözcüğü, ayrıntılı bir şekilde inceleyelim.

    Bu sözcük (k)ha mim ra (خ م ر) kökünden gelir. Bu kökün anlamı:
    Üzerini kapatmak, kaplamak, saklamak, örtmek, gizlemek ve mayalamaktır. (Lisan-ül Arap,El Mucem ul Vasıf, El Müncid, , Tacul Arus)

    Bu kökten gelen Arapça sözcükler:
    – Hamr (خَمر) : Şarap (Lisan’ul Arab’a göre aklın örtüsüdür ve/veya üzüm suyu mayalanarak/çürütülerek yapıldığı için)
    – Hamira (خَمِرَ) : Fermentasyon / Tahmir (تَخْمِرُ) : Mayalamak / Muhammar (مُخَمّر) : Mayalanmış

    Bu sözcük dilimizde de benzer anlamlarda yer bulmuştur:
    – Mahmur: Gözleri uyku ile örtülü (göz örtüsü)
    – Hamur: Un ve su karışımının, mayalanmasıyla elde edilen pelte.

    Bilinen ilk (1290) derli toplu klasik Arapça sözlük çalışması olan İbn-i Manzur’un “Lisan-ul Arab”ın da bu sözcüğün “başörtüsü” anlamına geldiği bir karşılığı bulunmamaktadır!

    Lisan’ul Arab’da Veysel Karani’nin “insan örtüsü” manasında kullandığı, “Ben bir hımar içinde yaşıyorum” sözünü dahi alıntılayan, bu sözcüğü “uyku örtüsü”, “heyecan örtüsü”, “kötülük örtüsü” anlamında dahi kullanıldığını örnekleyerek gösteren sözlüğün, “kadınların taktığı başörtüsü” anlamını kaçırmış olması ihtimal dâhilinde gözükmemektedir.

    5) “Açıklıklarının” şeklinde çevrilen sözcük “cuyubi-hinne” (جُيُوبِهِنَّ)dir.
    Tam manasıyla:
    “o kadınların cuyub’u” demektir. Cuyub (جُيُوب) sözlüklere göre ceyb’in (جَيب) çoğuludur ve anlamı:
    “Cep, gömlek ya da yeleğin göğüs kısmı, göğüs, koyun” olarak verilmiştir.

    Türkçe ‘ye benzer anlamıyla, “cep” sözcüğü olarak geçmiştir. Genel mana olarak giysideki açıklık olarak anlaşılması en isabetli görülmektedir.(yaka açığı),aynı sözcük Hz. Musa’nın elini yaka açığına soktuğunu belirten ayetlerde de geçer.(27/Neml 12; 28/Kasas 32)

    6) “Vursunlar” şeklinde çevrilen sözcük “li-yadrib-ne” (لْيَضْرِبْنَ) dir.
    (z)da ra ba (ض رب) kökünün şimdiki zaman kalıbında, dişil, çoğul ve emir kipi ön ekiyle çekilmiş halidir. Bu sözcük çok geniş anlamlara gelebilen bir sözcüktür ve genellikle hangi anlamda olduğu cümlede geçtiği bağlama göre anlaşılır.
    Sözlüklerde aşağıdaki anlamlara gelebileceği bildirilmektedir:
    (İyileştirmek, vurmak, bir örnek olarak ortaya koymak/bahsetmek/benzetmek/karşılaştırmak, öne sürmek, gitmek, yürümek, basmak, seyahat etmek, terk etmek, karıştırmak, kaçınmak, kapatmak),anlamlarına gelmektedir. Ancak kalıp mealcileri ayetteki fiili ‘’hımar’’ sözcüğünü başörtüsüyle şartlandırdıkları için “felyedribne” fiilini de “salsınlar” diye tercüme etmektedir. Böylece ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez! Bu fiille, örtünün “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanmaz mıydı? Bu örnek bize, gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir. (salsınlar, indirsinler diye bir anlamı kısacası yoktur! Arapçada “felyüdnine” sözcüğü bu anlama gelir ki ayette böyle bir kullanım bulunmadığını tekrar belirtmeliyiz.)

    6b) “vurmasınlar” : lâ yadribne (لَا يَضْرِبْنَ) burada “yürümek” anlamında, olumsuzluk ön ek ile dişil ve çoğul kullanılmıştır. Kastedilen ise kadınların, kırıtarak yürümemesi emredilmektedir.

    7) “yeminlerinin sahip oldukları” şeklinde çevrilen kalıp “ma meleket eymanu-hünne”
    (مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ) dir. Bu kalıp mealciler tarafından “ellerinin altında olanlar” şekline uyarlanarak, “cariye” anlamına yorumlanmaktadır. Aslında bunun da tartışmalı olduğunu belirtelim, nedeni ise Kur’an’da geçen ifadeler köleliği değil, savaş esirliği kavramını, belirtmektedir. Savaş esiri kadınlarla nikâhsız zorla ya da parayla cinsel ilişki kurulabilmesi biçiminde anlatılan ve Kur’an’da geçmeyen ‘Mut’a nikâhı’ uydurması reddedilmelidir, çünkü savaş esiri de olsa kimse fuhuşa zorlanamaz! (24/Nur 33),zinanın da yasak olduğunu göz önünde tutulursa, bu yorum kabul edilemez. Kur’an’da kölelik, cariyelik değil; koruyucu aile sözleşmesini belirtmek için, gözetim altına alınan, savaş esirlerini “ma meleket eymanu-hünne” ifadesiyle belirtilir(savaş esirliği statüsü), Mut’a diye bir kelime de ayette kullanılmamaktadır. Ayrıca saç, gelenekçilerin, namahreme açılması yasak olması yorumu doğru olsaydı; ayette gözetim yetkisi altında olan kimse ile kastedilen savaş esiri erkek ve kadınların, evdeki hanımların saçlarını, açık başlarını görebilmesi nasıl caiz olurdu? Çünkü savaş esiri namahrem biri olmakla beraber, ayette mahremlerle birlikte belirtilmesi nedeniyle ‘’hımar’’ kelimesi mahremleri de kapsayan bir örtü/giysi olmalıdır. Özel başörtüsü demek anlamsızdır. Çünkü ayetteki örtünme evde bulunan mahremlere karşı da söz konusu olması açıkça belirtilmiştir(ahlaki örtünme kuralı),ayette ki ‘’hımar’’ terimini giysi, örtü değil de başörtüsü olarak algılamak da kısacası tutarsızlıktır. Ayetteki ‘’Hımar’’ kavramı bütün olarak düşünülmelidir.
    Özetle kölelik, cariyelik konusu bu çalışmada esas tartışılan mesele olmadığı için, bu konuya da derinlemesine girilmeyecektir.

    8) “avret” Türkçe’de de tamamen aynı anlama geldiği için olduğu gibi bırakılmıştır. Çoğuldur. “Vucudun mahrem yerleri” anlamına gelir. Açılıp, gösterilmemesi gereken vücut bölümleridir.

    9) “göstermesinler” diye çevirilen kalıp “lâ yub’dine” (لَا يُبْدِينَ) dir. be dal ve (ب د و) kökünün şimdiki zaman kalıbında dişil, çoğul, dönüşlü ve olumsuzluk edatıyla çekilmiş halidir. Bu kökün taşıdığı anlam sözlüklerde:
    Açık olmak, ifşa olmak, tehşir olmak anlamındadır.

    Çözümlemeler ve Çarpık Yorumların Reddiyeleri:

    1) Ziynet (Süs) :

    ####“Ziynetle kasıt kadının tüm bedenidir, çünkü kadının tüm bedeni estetiktir (süslüdür). Bu ayete göre kadın gözleri hariç tüm vücudu kapatacak şekilde giyinmelidir.”####

    Ziynet ile kasıt kadının tüm vücudu olabilir. Kadın bedeninin estetik olduğu, çekici olarak yaratıldığı, tartışılmaz bir gerçektir.(3/Al-ı İmran 14) Ancak kadının tüm bedeninin örtülmesini dayatmak ilgili ayete açık bir muhalefettir. Ayrıca Peygamber zamanında kadınların güzelliklerinin anlaşılabildiğini de Kur’an da açıkça görmekteyiz (33/Ahzab 52)

    Kadına bunu dayatmak, ayrıca ayette ki:
    “illa ma zahera min-ha” (إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا) “ondan zahir/görünebilen olan dışında” uyarısını açıkça çiğnemektir.

    Ayrıca yine aynı ayette ki :
    “mâ yuhfîne min-zîynete-hünne” (مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ) “Süslerinden gizledikleri…” deyişi, süsün tamamının değil, ancak bir kısmının gizlendiğini açık ve net ortaya koymaktadır. Bütün vücut değil!

    ####“Ziynet ile takılar ve mücevherat kastedilmektedir.” ####

    Bu da sağlıklı bir yorum değildir. Yukarıda buna uzunca nedenleriyle değinmiştik. Hem kadınların ziynetlerini (süslerini) açabilecekleri kişiler sayılırken:
    “…arzu sahibi olmayan erkekler veya kadınların avretine henüz zahir olmayan çocuklar…”bilgisiyle, özel olarak kadının “avreti” olan, karşı cinste de cinsellik uyandıran bir anlam içeren, süsün kastedildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ‘ziynet’ ayette de görüldüğü gibi cinsellik duygusu uyandırabilecek, kadın vücuduyla ilgili bir kavram olduğu açıkça görülmektedir ki takı, mücevher biçiminde algılamak anlamsızdır. Kavramın ne anlama geldiğine de yukarıda değindiğimiz için tekrar yazma gereği görmüyoruz…

    #### “Ziynet ile ziynet yerleri (takı takılan yerler) kastedilmektedir. Öyleyse kadınlar takı taktıkları yerlerine kadar örtünmelidirler.”####

    Bu mantığa dayanarak farklı mezhep âlimlerinin(!) farklı içtihatlara vardıklarını biliyoruz. Bazılarına göre kollarda bilezik takılan bileklere, ayaklarda halhal takılan ayak bileklerine, boyunda gerdanlık takılan kısma kadar örtülmesi istenmiştir, hatta ellere takılan yüzük nedeniyle eldiven de yaz-kış zorunlu kılınmıştır! Bazıları işi daha da ileri götürerek, yüzük takılan ellerin dışında, saçlar eğer kapalıysa o zaman göz, dudak karşı cinste daha tahrik etkisi, oluşturduğu için yüzün de kapatılmasını unutmamış, peçeyi de şart koşmuştur! Ayrıca küpe takılan kulaklarla ve hızma takılan burnu da buna dâhil edenler olmuştur…
    İşin garip tarafı, kadın bu takıları takmasa da, bu yerleri örtme zorunluluğunda olmuştur. Çünkü ayet güya tüm vücudu yani “ziynet yerlerini” kastetmiştir, ziynet olan bazı yerleri değil!? Bu yorum mescitlerde erkek-kadın inananların güzel giysi ve süslerini giyinmesini öneren ayete açık bir muhalefettir(7/Araf 31)
    Hâlbuki ayet ziynet olan ve görünebilen kısımların dışındaki alımlı vücut yerlerini kastetmiştir, bütün vücudu değil! Ziynet yerleriyle tüm vücut kastedilmek istenseydi en basit bir şekilde:

    “emâken el-ziynet” (أمَاكَن الزِينَة) denilebilir, görünebilen kısımlar dışında ifadesi de ayette yer almazdı! Ayrıca Al-ı İmran 14. Ayette ziynet kavramı, süs-takı değil; alımlı, çekici, cezbedici anlamında kullanılmaktadır ki bu Nur 31 de ki kullanıma daha uymaktadır. Bu yorumlardaki yanılgıların temel nedenlerinden biri de ne yazık ki ‘’ziynet’’ ifadesinin yanlış anlaşılmasıdır.

    2) Hımar (Örtü) :

    ####“Lisan’ul Arab’da, şarap aklı örttüğü için “Hamr” adını almıştır demektedir. Akıl da baştadır, bu durumda hımar da baş örtüsü olur.”####

    Hamr’ın (şarabın) aklı örtmesi ve akıl-baş ilişkisinden hımarın da başörtüsü olduğu iddiası, son derece tutarsız bir zorlamadır. Buna karşıt olarak, basit bir ters mantıkla baş-akıl ilişkisinden de “hımar başı örter”, akıl da baştadır, “öyleyse hımar akıl örtüsüdür” ve öyleyse şarapla aynı hükümdedir denilebilir, tersine mantıkla denilmesi gerekir… Üstelik Kur’an’da kullanılan bir kelime, her ayette aynı anlamda olmayabilir!
    Bu iddianın çürüklüğüne dair çok daha önemli başka bir delil de; Kur’an’a göre aklın sadece “baş” ile ilişkilendirilemeyeceği gerçeğidir. Çünkü Kur’an vahyine göre akıl başta değil, kalptedir. (Bkz. Hac Suresi 46. ayet, Araf suresi 179. Ayet ve Muhammed(Kıtal) suresi 24. ayet ).Ayrıca Yusuf suresi 36. ve 41. ayette hamr tartışmasız akıl uyuşturan, ‘’şarap’’ değil ‘’üzüm suyu’’ anlamında kullanılmaktadır ki ayette sıkılır fiili geçer; hâlbuki şarap sıkılmaz yapılır, üzüm suyu sıkılır! Üstelik Yusuf Peygamberin ona bir vahy nimeti olarak kalkıp ta rüya tabirinde, sarhoş edici şaraptan söz etmesi düşünülemez, bu nedenlerle hamr tartışmasız aklı uyuşturmayan üzüm suyu anlamına gelir! Ayrıca Allah Tealâ dünyada yasakladığını ahirette ikram etmez. Eğer ahirette ikram ediliyorsa, dünyada yasaklamaz. Zaman zaman tekrar edeceğimiz gibi, Kur’an-ı Kerim bir yönüyle insan mantığı ile gelmiş ilahi bir kelamdır.(51/Zariyat 23).Ayrıca Muhammed suresi 15’de de yine geçen lezzet veren “hamr”ın üzüm suyu (şıra) manasına geldiğinin mezkür ayette ve Kur’an da başka delilleri, karineleri de vardır. Hamr ile birlikte zikredilen diğer üç şey Allah’ın helal kıldığı rızıklardır; su, süt ve bal şerbeti. İkincisi, Araplar meyva sularına da, meyvelere verdikleri isimleri verirler. Tüffah-elma dedikleri zaman hem elmayı, hem elma suyunu kastederler. Bütün meyveler için böyle kullanışlar söz konusu olduğu gibi, “semera” kelimesi de, hem meyveler, hem meyve suları için kullanılır. “Süzme bal ırmaklarından…” sonra gelen cümle, “bütün meyvelerden…” ile başlamaktadır. Gelenekçi dostlarımız bu cümledeki mahzuf mübtedayı (özneyi) Rahman Suresinin 52. ayetindeki “zevcân- yaş ve kuru meyve”dan alarak, bütün meyvelerin yaşı ve kurusu vardır.” şeklinde cümleyi tamamlamışlar, mahzufu açığa çıkarmışlardır. Halbuki bu ayette, bu cümleden önceki 4 cümlede, “enhar-nehirler” kelimesi geçmektedir. Burada mübtedası (öznesi) mahzuf olan 5. cümledeki açığa çıkarılması gereken mübteda “enhar-nehirler”dir. “onlar için bütün meyvelerden meyve suyu ırmakları vardır.” demek, 3. cümledeki “hamr” ın meyve suyu, yani şıra manasına geldiğinin karinesidir. Gelenekçiler hamr sözcüğünün bu manasını, Kur’an’da ki farklı türevlerini, aklı uyuşturmayan anlamını görmezden gelirler… Bunun yanı sıra;
    Lisan’ul Arab’da: HMR kökünün tef’il siygasındaki kullanımı Tahmir (تخْمِيرُ) sözcüğünü şöyle tanımlamıştır:
    “Yüzünü ört” ve “testini ört/mayala” derken olduğu gibi. (خَمَّرَ وجْهَهُ وخَمِّرْ إِناءك)
    Yüzü örtmek için “tahmir” fiili kullanılabiliyorsa, bu durumda hımar, yüz örtüsü yani peçe de olur.
    Ayrıca açık bir şekilde 1000 yıl önce de mayalamak anlamına geldiği görülen tahmir, bu anlamını köken bilimsel olarak, mayalamak için testinin üzerinin örtülmesinden alıyorsa, bu durumda hımar, testi örtüsü de olur! Gelenekçiler sözlüğün bu kısımlarını da yine görmezden gelmektedir! Hem de ‘’hamr’’ ifadesinin yalnızca sarhoş edici değil; aklı uyuşturmayan üzüm suyu anlamında kullanılmasını da göz ardı etmeleri yanılgısıdır!(Muhammed 15,Yusuf 36 ve 41. ayetlerinde bu açıkça belirtilir.).
    Üstelik ayette ‘’Hımar’’ kelimesinin vücubu yani emredilen esas istenilenin, yaka açığı olduğu anlaşılır, eğer ‘’hımar’’ şapka gibi başı kapatan bir giysi olsa(başörtüsü) nasıl ‘’şapkalarını başlarına koysunlar’’ diye bir cümle kurulmazsa; çünkü şapka zaten başı kapatır, baş denmesinin gereği yoktur. Ayette de bu mantıkla göğüslerin olduğu, yaka açığı anlamındaki‘’ceyb’’ ifadesi kullanılmazdı! Buradan da ‘’hımar’’ kelimesinin başka amaçlar için kullanılan çok amaçlı bir örtü olduğunu, yalnızca başörtüsü anlamında olmadığını görürüz. Zaten gelenekçiler bunu bildiği için başörtüsüyle, göğüs kapatılamayacağı nedeniyle ayette geçen fiili olmayan manasıyla; salsınlar, indirsinler, aşağıya doğru sarkıtsınlar biçiminde bir anlam yüklemektedirler ki ‘’hımar’’ kelimesini, başörtüsü anlamını sabitleyebilsinler! buna da yukarıda uzunca değinmiştik… Kısaca Hamr sözcüğünün içecek biçimindeki anlamları Üzüm, üzüm suyu, şıra(aklı uyuşturmayan içki),şarap(aklı uyuşturan içki anlamlarıdır)

    ####“Hadislerde hımar, başörtüsü olarak geçiyor.”####

    Öncelikle rivayetlere dayandığını bildiğimiz hadislerin hiç birinini Kur’an’ı açıklayabilecek güvenli bir kaynak olarak görmediğimizi önemle belirtelim.
    Ancak hadisleri kaynak olarak kabul edenler için bile, hımar sözcüğü hadislerde “hımar”(örtü) diye geçer. Özellikle başa bir atıf yoktur.

    Örnekler verelim:
    (ayrıca uydurma olabileceği söz konusu olabilecek bu hadisleri yazmak ve paylaşmaktan doğacak vebalden Allah’a sığınırız.)

    Müslim, Libas 7-2068
    وأما أسامة فراح في حلته فنظر إليه رسول الله – صلى الله عليه وسلم – نظرا عرف أن رسول الله – صلى الله عليه وسلم – قد أنكر ما صنع ، فقال : يا رسول الله ما تنظر إلى وأنت بعثت إلى بها ، فقال – صلى الله عليه وسلم : ” إني لم أبعث بها إليك لتلبسها ، ولكن بعثت بها إليك لتشققها خمرا بين نسائك

    “Akşamüstü Üsame elbisesinin içinde çıkageldi. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona farklı bir bakışla bakınca yaptığından hoşlanmadığını anladı. Dedi ki, “Ya Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana neden bakıyorsun, onu bana sen göndermiştin. Dedi ki, (sallallahu aleyhi ve sellem)”Ben onu sana giyesin diye göndermedim. Ama onu sana gönderdim ki, kadınların arasında hımar olarak pay edesin.”

    Görüldüğü üzere özellikle başa bir vurgu yoktur… Kadınları arasında hımar/örtü/giysi olarak dağıtması söylenmektedir.

    El-Muvatta, Libas, 4, hadis no 6
    عَلْقَمَةَ بْنِ أَبِي عَلْقَمَةَ ، عَنْ أُمِّهِ ، قَالَتْ : ” دَخَلَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَلَى عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ وَعَلَى حَفْصَةَ خِمَارٌ رَقِيقٌ, فَشَقَّتْهُ عَائِشَةُ عَلَيْهَا ، وَكَسَتْهَا خِمَارًا كَثِيفًا ” .

    “Alkame b. ebî Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: Abdurrahman’ın kızı Hafsa müminlerin annesi Ayşe’nin yanına girdi. Hafsa’nın üzerinde ince bir hımar vardı. Ayşe onu parçaladı ve ona kalın bir hımar giydirdi.”

    Görüldüğü gibi, bu hadisten de hımar’ın başörtüsü olduğu çıkartılamaz!

    Kütübü Sitte’den bir hadis (5-3696):
    وعن بل رَضِيَ اللَّهُ عَنْه: أنّ رسولَ اللَّهِ مَسَحَ الخُفَّيْنِ وَالخِمَارَ
    “ve Bilâl’den (radıyallahu anh) : Resulullah çorapları ve hımarı üzerine meshetti.”

    Burada Hımar’ın peygamberin de giydiği bir giysi olduğu anlaşılmaktadır. Mesh edilen yer ayaklar ve baş olduğu bilgisinden yola çıkarak, bu hadiste bahsi geçen hımar lafzının “baş örtüsü” anlamına gelebileceği söylenebilir. Nitekim hadis alimleri(!) burada hımarın sarık anlamında olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak peygamberimiz bir erkek olduğuna göre, hımar için, özellikle eşarp, türban, yazma, vs. gibi “sadece kadınların kullandığı bir başörtüsü” tanımlaması artık yapılamayacak demektir.

    Sözcüğün bu yukarıdaki kullanımında hımar, hem erkek, hem de kadınlar için bir örtü/giysi olduğuna göre, bu durumda hımarın erkeğe olan farziyeti her ne ise, ilave bir hüküm verilmediği sürece kadına da aynısı olmalıdır.

    Sonuç olarak hımar genel anlamda çok amaçlı kullanılan bir örtüdür.
    Nasıl ki “rasile” (رَسِلَ) elçi göndermek fiili iken, “rasul” (رَسُوْل) elçi oluyor ise,
    “hamira” (خَمِرَ) örtmek/mayalamak fiili iken, “hımar” (خِمَار) da örtü/maya olur.
    “Başörtüsü” bir “Hımar/Örtü” olabilir… Tıpkı sarığın, peçenin, pantolonun, gömleğin olabileceği gibi. Ancak “Hımar” yalnızca “başörtüsü” anlamına daraltılamaz!

    3) Ceyb (Açıklık/Cep):

    ####“Ceyb yakadır, ayette başörtülerinin yakalara salınması/indirilmesi emredilmektedir.”####

    O dönemde yakalı giysi yoktur… O coğrafyada yakalı giysi hala yoktur. Bu yüzden ceyb bizim anladığımız “gömlek yakası” gibi değil, “giysinin iki tarafı arasında kalan açıklık” anlamında bir yakadır.

    Ayrıca ayette salmak veya indirmek gibi aşağıya doğru anlamı taşıyan hiçbir lafzı yoktur. Hımar için de özellikle ve sadece başörtüsüdür denemez. Üstelik başörtüsünü Kuran’a mal etmek isteyen zihniyet, yukarıda da değindiğimiz gibi, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmektedir. Böylece ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille, örtünün “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanmaz mıydı gerçeğini tekrar hatırlatma gereği duyuyoruz.

    ####“Ceyb göğüs çatalı demektir, ayette kadınların göğüs dekoltesinin kapatılması emredilmektedir”####

    Olabilir. Ancak ceyb sözcüğü Kassas suresinde Musa peygamber için şöyle kullanılmıştır:
    Kassas Suresi 32nci Ayet’in başlangıcı:
    (…اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ)
    Elini koynuna sok, bembeyaz çıksın…

    Musa peygamberin de ceybi olduğunu anlıyoruz, ancak erkek olduğu için bu sözcük onun için göğüs çatalı anlamına gelemez. Bu nedenle koyun diye çevrilmiştir. Musa peygamberin yapması istenen bu hareketi, elini esvabının göğüs kısmındaki açıklıktan içeri doğru bir sokuş olarak yaptığı şeklinde resmedilir.

    Sonuç: Ceyb genel anlamıyla elbisedeki açıklıktır. O dönemin ve coğrafyanın giyim tarzına bakılırsa bu açıklığın göğüs üzerinde olduğu söylenebilir. Ancak elbisenin açıklığı (cep) anlamı daha genel ve kapsayıcı bir kabul olacaktır. Bugün ile okursak, kadınların giydikleri eteklerin yırtmacı da “ceyb” tanımı dâhilinde düşünülebilir.

    4) lâ yubdîne (Göstermesinler/İfşa etmesinler) Lafzı
    ####“Ayette ‘lâ yubdîne’ denmiştir. Öyleyse kadınlar tamamen kendilerini göstermeyecek şekilde kapanmalıdırlar”####

    Bu yine “illa ma zahera min-ha”
    “zahir olan (görünen, bilinen, algılanan, açık olması doğal karşılanan) hariç”
    Emrine açık bir muhalefettir.

    Bu örnekte bir yöntem hatasının da tespitine yer vermek isteriz. Geleneksel yorumcu, 84 sözcükten oluşan ayetten sadece 2 tanesine odaklanıp; bağlamlarını da atarak yorum yapmaktadır. Böylesi çarpık, sakat ve hastalıklı bir bakış açısıyla dileyen, kadına yürümeyi de haram kılabilir:
    lâ yadribne bi erculi-hinne (لَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ) “ayakları ile yürümesinler”

    SONUÇ:

    Nur Suresi 31’nci ayetten kadının örtünmesi ile ilgili hükümlerin olduğu doğrudur. Örtünmeyle ilgili bir ayettir. Ancak bu ayetten farz olarak:
    – Başörtüsü / Türban vs..
    – Çarşaf / Burka vs..
    Çıkartılamaz! Başörtüsü olgusu temelde sıcak iklim şartları nedeniyle, erkeklerin sarık takması gibi kültürel koşullanmışlığın bir nedeni olabilir. Zaten çöl ikliminde, aşırı sıcaklar nedeniyle başka nasıl giyilebilir? ,(16/Nahl 81) Özetle buradan baş kapamayı ahlaki bir gereklilik saymak anlamsızdır.

    Bu ayette kadına öğütlenen bir örtünme tarzı vardır. Ayetteki sözcükleri en genel anlamlarıyla yorumlayıp, günümüz koşulları ile okursak:

    Toplumca kanıksanmış olanın dışında süslerini/alımlı vücut yerlerini özelliklede ceyb ifadesiyle göğüslerini göstermemesi ve ayaklarını vurarak, diğer bir ifadeyle ayetin devamında göğüslerini sallayarak yürümemeleri ve göstermemeleri emredilmiştir…
    Örtüleriyle açıklıklarının üzerini kapatsınlar (dekolteyi örtsünler)…
    Kadın arkadaşları, aile fertleri, ev ahalisi ve ona cinsel arzuyla bakmayacak erkekler ki çocuk emzirme gibi istisnai durumlar ve (örneğin doktor) dışında da süslerini açmasınlar, denilir.
    Süslerinden/alımlı yerlerinden gizledikleri bilinsin diye de kırıtarak yürümemeleri, vurgulanır. Kadınlar peki nerelerini açabilecektir, nasıl giyinecektir sorusu sorulması durumunda ise öncelikle şunu belirtmekte yarar görmekteyiz. Örtünme emri irşadi (uyarıcı) bir emirdir. Başkasını tahrik etmeme, günaha sokmama, fitneye sebep olmama, kendisini ezadan, sarkıntılıktan, fitneden korumak içindir.“ Yüce Allah örtünme ayetinde, namaz abdestini anlattığı gibi ayrıntılara girmemesi, vücut kısımlarını tek tek izah etmemesi(5/Maide 6)bunun yanı sıra ayette ‘’görünebilen kısımlar dışında’’ gibi esnek bir ifade kullanması hikmetlidir. Tabi bu esneklikten biz teşhiri, şehveti öne çıkaracak, kadının kişiliği değil de dişiliğini öne çıkaracak biçimde giyinebilir sonucu asla çıkarılmamalıdır!(33/Ahzab 33) Bizler yüce Allah’ın burada kastının açılıp-saçılmamak, teşhire, şehveti körükleyecek davranışlara, zina başta olmak üzere ahlaki-sosyal çöküntülere, yozlaşmalara izin verilmemesi ve bunu önce erkeğe emretmesidir.(24/Nur 30) ardından kadın vücudu daha tahrik edici olması nedeniyle(3/Al-ı İmran 14) kadını koruma adına, onun daha koruyucu bir biçimde olmasını, göz önünde tutularak, kapsamlı bir örtünme kuralı getirilir. Kadın her şeyden önemlisi duyu organları ve hareket uzuvları gerek işlevi; gerekse de iletişimi açısından açık kalması zaruridir, yani kadın gözüyle görür, kulağıyla işitir, dudağıyla konuşur, yemek yer, su içer kısaca baş kısmı açık olmalıdır. Elleriyle iş yapar, ayağıyla yürür. Bütün bunların ışığında yüz(özellikle göz-ağız-kulak)kısaca baş kısmı ve eller ve ayakları asgari olarak açık kalmalıdır. Saç ise ayette açıkça belirtilmemiştir. Hakkında açık bir nass bulunmayan bir konuda tekfire yer yoktur! Zaten kadının saçları da ziynet değildir. Ancak ses tonu nasıl işveli konuşursa, ziynet yani çekici-alımlı olursa; saçta doğal hali dışında boyatma ya da tahrik amaçlı kullanılırsa ziynet olur. Yoksa doğal haliyle saç zaten kadında başın bir hımarıdır! Üstelik kadının göz, dudak açık kalırken (33/Ahzab 52) saç gibi tırnak misali kestirip, atılabilecek cansız bir yerin (vücut uzvu da değil!)avret sayılıp kapatılması anlamsız ve bir o kadar zorlamadır. Saç eğer kapatılması ahlaki olarak emirdir! O zaman kadının saçtan, karşı cinsi daha etkileyici olan göz, dudak kısımlarının açık bırakılmasına cevaz verilmesinin hikmeti nedir diye de sorulabilir? Hâlbuki göz ve dudakların, saçtan daha tahrik etkisi olduğu şüphesizdir. Özetle ayette geçen ‘’Hımar’’ çok amaçlı kullanılan, geniş bir örtüdür, giysidir. Bu: Her türlü vücut hatlarını belirtmeyecek, şeffafta olmayacak bir şekilde olacak, dişiliği öne çıkarmayacak, kadını tacizden koruyacak her giysiyi kapsar.
    Nur Suresi 31.nci Ayetin günümüze seslenen yüce mesajı budur!

  • Avatar

    Enes savaşçı Oct 14 2012 - 15:55 Reply

    Haluk bey kardeşim Allah sizden razı olsun müthiş bir yazı olmuş…

  • Avatar

    vekuran Oct 15 2012 - 08:37 Reply

    Nagehan Su gibi bir bayanın tespitleri erkeklerin tespitlerinden daha değerli.

    Güneşin zarar verebileceği bir ortamda başlar ya örtülür yada şemisye ile koruma sağlanır yada evlerde oturulur. Erkekler de dahil başörtüsüo dönem ve bu gönem için geçerli. Gerçi Buna sarık yani sallana diyoruz.

    Araplar uzun seferlerini gece yaparlardı ve geceye esirlerdi yani “isra”

    Kutuplarda başınız açık dolaşabilirmisiniz ?

    Kuran bu konuda detay vermemektedir. Takva elbisesi ile kuşanma dileği ile

  • Avatar

    inanç Oct 15 2012 - 16:54 Reply

    Nagehan Su bu kadar güzel özetlenebilir.

  • Avatar

    deniz Oct 15 2012 - 22:37 Reply

    kadının ziyneti olarak saç telini düşünen zihniyete dicek kelime bulamıyorum,şalvar,cübbe,çarşafı tekrar kılık kıyafet olarak geri dönen zihniyete ne denebilir,bide kıyafetlerinin arkasına ben en müslümanım yazaydınız,
    saçının bir teli gözükse bin yıl yanıcaksın diye günah üreten kuran-a ilave yapan hesabını vericektir Allah a 16/116:Allah ..şu helal bu günah demeyin derken helal günahlar üretip saçmalayanlara Allah ın laneti üzerlerine olsun,

  • Avatar

    nagehan su Oct 16 2012 - 19:18 Reply

    Haluk Gümüştabak bey sizin bir mail ya da facebook hesabınız var mı ya da herhangi size ulaşabileceğimiz bir kullanıcı…çünkü çoğu konuda sizinle hemfikiriz ve sizinle daha çok din konusunda beyin fırtınası yapmak isterim,umarım size katkı olsun diye yazdığım örtünme konusunda ki yazımı ve daha önceki Hz.İsa’nın yeryüzüne gelişi ile ilgili yazınıza yaptığım yorumu beğenmiş sinizdir,saygılar sunarım.

  • Avatar

    halukgta Oct 18 2012 - 13:07 Reply

    Birçok forum sitelerinde yazılarımı yayınlıyorum. Bu sitelerden birine üye olduğunuz taktirde, mesaj yoluyla düşüncelerimizi paylaşma imkanımız olacaktır. İlginize teşekkür ederim.

    Saygılarımla

  • Avatar

    tuğrul Oct 21 2012 - 21:29 Reply

    Başörtüsü İslamiyet’in üzerine de örtülmüş, erkek baskın toplum emridir. Onun inanılabilirliğini, anlaşılabilirliğini, güzelliğini gölgeleyen negatif bir detaydır. Sonu bulunamayan uzayı, milyonlarca yıldızı, güneşi, gezegenleri, kutuplarda ki buzulları, çöllerde ki kumları, akla hayale gelen gelmeyen binlerce varlığı yaratan, çekip çeviren kudretin, estetikten-dünyadan bu kadar uzak bu giyim tarzını istemiş olması mümkünmüdür? Üzülmemek elde değil.

  • Avatar

    gökteki şimşek Oct 27 2012 - 19:50 Reply

    nagehan su hanım çalışmanıza teşekkür ederim.bun dan daha güzel olamazdı.başkada bir ilave etmeye gerek yoktur.sanırım bu yazıyı okuyan arkadaşlar.nasıl ki erkek de farz olmayan baş örtüsü kadında da olmuyacağını anlamıştır.tekrar teşekkür ederim.emeginize sağlık bu görüş ve düşüncede olan müslimlerin artması dileği ile…….

  • Avatar

    gökteki şimşek Oct 27 2012 - 23:57 Reply

    sayın halukgta kardeşim yazıyı çorba etmişsin.sayın ihsan eliaçık yazısı ile senin ki birbirine girmiş hangisi ihsan beyin hangisi senin bazen karıştırdık önce ihsan beyin yazısını verseydin sonra da senin eleştirini okusaydık daha iyi olacaktı.

  • Avatar

    Yeşim demir Nov 8 2012 - 01:12 Reply

    Ben anlamadım şimdi benim şaçlarım boyalı ama tahrik etmek amacım yok boyatmayı seviyorum şimdi boyamamam mı gerekiyor bilmem anlamadım ben

    • Avatar

      Yeşim demir Nov 8 2012 - 01:21 Reply

      Daha deminki yorumu yazma Sebebim Nagehan Su hanımın yorumu çok kafamı karıştırdıgı için işveli konuşmanınn dogal olmayan saçında ziynet oldugunu söyledi ve o kadar kafam karıştı ki
      anlatamam Haluk bey yazısında herhangi bir hatdan bahsetmedi sadece gögüslerin ve kalçaların örtülmesinden bahsetti ama Nagehan hanım vücut hatları deyince şimdi baldır ve bel oyuntusu bunların içine giriyor mu o zaman dizlerimize kadar uzun ve bol birşey giymeliyiz herhalde o zaman makyajla yüzümüzü güzelleştirdigimizdede yüzümüz alımlı ve güzel bir hale gelebiliyor o zaman yüzümüzde mi ziynetler arasına giriyor birde gögüsler ve kalçalardan bahsedildi ama kısa kollu veya sıfır kollu giymek ilgili birşey yok kollarda ziynete giriyor mu Haluk beyin yazısını tamamıyla anladım ama Nagehan hanımın yazısı o kadar çok ve degişik anlamlar taşıyor ki valla neyin ziynet olup olamadıgını bilemiyorum yardım ederseniz sevinirim.

  • Avatar

    Yeşim demir Nov 8 2012 - 15:19 Reply

    Benim burda demek istedigim Nagehan Hanımın dogal saç ziynet degildir ama boyanırsa ziynet olur gibi bir söz etmesi bence oldukça sakıncalı bir söz Allah çok büyüktür dileseydi ayette Görünen yerleriniz(saçlarınız) ı eger alımlı hale getirirseniz oda ziynet olur diyebilirdi ama dememiş demek ki buna gerek görmemiş biz burda Allahın ayetlerini dolaylı yollardan dolaştırıp başörtüsü anlamını çıkaranlara kızıyoruz ama bu yorumlara baktıgım zaman başörtüsü yorumuna kızanlar dolaylı yoldan saçı bile ziynet sayabiliyorlar boyandıgı taktirde o zaman ne farkımız kalıyor ki diger dolaylı yolculardan Haluk beyin yazısından bir cümleye dikkat edersek : ”Ayette hiç bahsedilmeyen bir konuda anlamlar çıkarmış oluruz ki, bu bizi doğrudan saptıracak, Rabbin bahsetmediği bir hükmü, Allah a nispet etmiş oluruz. Eğer ayetin ana konusundan başka bir anlam çıkartırsak, büyük yanılgıya düşeriz.” gene Nagehan hanımı eleştirmek gibi bir düşüncem yok ama saçlarım boyalı oldugu için ki ben boyalı olsada saçların ziynet sayılmıcagını düşünüyorum nagehan hanımın yorumu biraz beni kırdı. Ayette Görünen yerler dışında diyor peki Rabbim diyemez miyidi Eger görünen yerlerinize işve cilve yüklerseniz ziynet olur. Diyebilirdi peki demedigine göre bu ayettden ”Kadın işveli konuşursa Sesi ziynet olur” Saçını boyatırsa ”Saçı Ziynet olur” gibi anlamlar çıkarmamız ne kadar dogru bilemicem. O zaman bende bu ayeti okuyup Kadın makyaj yapmakta yüzü alımlı ve güzle bir hale getirir yüzde ziynet sayılır o zaman gibi düşünürsem bu ayetden Allahın hiç bahsetmedigi 20 tane haram ve ziynet çıkarabilirim peki Allah neden bunları dogrudan söylememiştir demek ki gerek görmemiştir.Benim bu sitede ögrendigim en önemli şey Allahın hiç bir şeyi dolaylı yoldan ve eksiksiz söylemeyecegidir.Allahın ayeti bu kadar kısa tutmasıda bence onun bir hikmetidir kullarını ayrıntıya bogmak istememiştir bence.Ayetden kendimize göre anlamlar çıkarıp bu ziynetdir şöyle olursa ziynet olur böyle olursa olmaz diyemiyecegimiz düşünüyorum çünkü Allahım bizi bizden daha çok düşünür, öyle olsa Bir ayetde Nelerin nasıl ziynet sayılabilecegi veyada nasıl ziynet sayılamıyacagına mutlaka deginirdi. Ziynetleriniz ve süslerinizi göstermeyin ve sakının diyorsa demek ki bu ziynetlerin ve süslerin kesin hatları vardır eger öyle olmasaydı nasıl abdesti tarif ediyor ziynetlerinde ne oldugunu veya ne olursa ziynet sayılabilecegini apaçık belli eder ve söyler. Zaten ayette Ziynet kelimesinden hemen sonra gögüsler geliyor demek ki eger gögüslerden üstde yani kafada saçta bir ziynet olsaydı ondan bahsedip sonra daha aşşagıdaki gögüslerden bahsetmez miydi. ayette kalça yok ama biz kalçanın ziynet sayıldıgını düşünüyoruz kalça gögüsten sonra geldigine göre demek ki gögüsten üstde bir ziynet yok ziynetleriniz diye belirtip ziynetlerin neler olabilecegi konusunda ipuçu veya açıklamada vermedigine göre demek ki ziynetler herkesin farklı farklı (saç,ses,göz vs.) algılayacagı şeyler degil herkesin bildigi genel olan şeylerdir konuya zaten cinsel bir özellik olan gögüslerden girdigine göre demek ki ziynet cinsel bölgelerdir gögsüler ve kalçalar gibi ben böyle düşünüyorum kuran Alimi veya dil bilgisi profesörü degilim kuranı kerimi okudugum ayettden anladıklarımı ve yorumlardan çıkardıgım çelişkileri yazıyorum eger yanlışım varsa kusura bakmayın.

  • Avatar

    mahsun Nov 9 2012 - 19:37 Reply

    haluk abi keske uzatmasaydinda dogrusunu Allah bilir deseydin. Milyarda birde olsa Allaha yalan isnad etme ihtimali var, bu ihtimal bile urkutucu…

  • Avatar

    nagehan su Nov 9 2012 - 21:57 Reply

    Değerli Yeşim Hanım ayette ziynetle kastedilen alımlı-cezbedici manasıdır,kadının saçları elbetteki ziynet değildir ama teşhir amaçlı kullanırsa alımlı hale getirebilir zaten yazımda da görecelidir ifadesini bu yüzden kullandım,bunu anlamayacak ne var,ayrıca Allah kadına ve tekabüliyet gereğince çünkü aksine lafzi bir karine yoksa erkeğe verilen emir kadına;kadına verilen emir erkeğedir bu genel bir kur’an üslubudur,,,Yüce Allah Ahzab suresinde kadınlara kalplerinde hastalık olanlar için kadınlara ve tekabüliyet gereği erkeklere işveli konuşmayın diyor mu ? diyor değil mi.Şimdi buradan biz kadının konuşması haramdır mı diyeceğiz yoksa kadının sesini işveli yani tahrik edici konuşması haramdır mı diyeceğiz aynı şey saç için elbette kadının saçı ziynet değil ama boyatır saç reklamlarındaki gibi kocası dışındaki erkekleri cezbetmek için yaparsa ki makyajı sormuşsunuz aynı şey onun içinde geçerlidir o zaman kadının böyle bir davranışı hoş olur mu ? özetle İslam dini kadının dişiliğini değil,kişiliğini öne çıkartmak ister,örtünmenin hikmetide budur ayette ceyb yani göğüslerin olduğu yaka açığı ve bu bölgeyide kadının doğal süsü olması nedeniyle ziynet ifadesiyle neyi kastettiği gayet açıktır.MESELE SAÇ,MAKYAJ YAPMAK,SES TONU DEĞİL BUNLARI SADEC KADIN DEĞİL,ERKEĞİNDE NE MAKSATLA YAPTIĞIDIR BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ ?

  • Avatar

    Yeşim Demir Dec 5 2012 - 17:38 Reply

    Anlatamadınız,kusura bakmayın… Haluk bey yorumlarımı okuyıp cevap yazabilir misiniz? lütfen benim şuan biraz kafam karıştı sizin yazılarınız gayet net ve açıklayıcı kişisel yorumlar gibi göreceli kavramlarda yok yorumlarda yazdıgım konulara kurandan kısa ve öz net bilgiler verirseniz çok sevinirim .

  • Avatar

    Yeşim Demir Dec 5 2012 - 17:41 Reply

    İlk yorumda yazdıgım bu sözü yanlış yazmışım zaten sesin işveli olursa ziynet olucagına dair bir ayet var yazılardan alıntı yaparak yazdıgım için kopyalama hatasıda olabilir kusura bakmayın.”Kadın işveli konuşursa Sesi ziynet olur”

  • Avatar

    halukgta Dec 11 2012 - 19:17 Reply

    Sayın Yeşim Demir, yazılarıma gelen cevaplar, meyil aderesime gelmediği için cevap çok geç yazdım, özür dilerim. Niyet çok önemlidir islam dininde. Bizler ne yazık ki islamı kendi düşüncelerimizde şekillendirmişiz. Allah ın kanunlarından ilham almak yerine, beşerin rivayetlerinden ilham almışız.

    Allah peygamber eşlerinin dikkatini çekerek, eve gelen erkeklerle konuşmalarınıza dikkat ediniz der. Yani cilveli konuşmayın diye ikaz eder. Eve gelenlerin yanlış anlayacağı üslupta konuşmamaları için uyarıyor. İşte bizlerin örnek alacağımız ayet. O şöyle demiş, bu böyle demiş demek yerine, bizlere yol gösterecek ayetler aramalıyız.

    Allah süslenmeyi asla yasaklamamıştır. Hatta süs eşyasını bizlere indirdiğini söyleyen Yaradan, mescitlere giderken takmamızı istre. Bu durumda süs eşyasını göstermenin günah olduğunu nasıl söyleriz? Kadının saçını boyaması nasıl günah olur. Süslenmeyi öneren Yaradanın ayetlerini görmezden gelip, beşerin sözlerini görenlere sözüm elbette olamaz.

    Kadının beyazlayan saçını, boyadığı zaman, cinsel farklılık yaşayana da ne söyleyebilirim ki? Hatırlayınız eski kadınlar, sürekli kına yakarlardı saçlarına.

    Bizler öyle bir inanç yaratmışız ki, çık çıkabilirsen işin içinden.

    Allah yardımcımız olsun.

  • Avatar

    Ayşe May 6 2014 - 10:03 Reply

    Nagehan su kardeşim ALLAH razı olsun.
    yazılarını ras geldikçe mutlaka okuyorum.
    Nur süresi 31 ayeti bir bayan olarak en güzel sen anlatmışsın.aynen katılıyorum.

Leave a reply

Name (required)

Website