İslamofobi ve Müslümanlar

 

İslamofobi biz Müslümanları çok yakından ilgilendiren ve doğal olarak üzerinde sıkça durduğumuz bir mefhum. Ortada “barış ve esenlik içinde Allah’a teslim olmak” temeliyle oluşturulan bir din var ve bu dinden, mensuplarının faaliyetleri sebebiyle “korkan, çekinen, nefret eden” kitleyi temsilen bir kavram bulunuyor.  Çok eski olmayan bu kavram, 11 Eylül saldırılarıyla, 7 Temmuz Londra metro patlamalarıyla, terör örgütü El Kaide’nin büründüğü radikal İslamcı düşüncenin tüm dünyada konuşulmasıyla ve bu düşünce uğruna masum binlerce insanın katledilmesiyle önü alınamaz bir şekilde popülerleşti. Amerika ve Avrupa’daki Müslümanlar bir anda hedef tahtası haline geldiler ve dinlerini tanımayan, daha doğrusu yanlış tanıyan geniş bir kitle tarafından toplumsal ve psikolojik manada ağır bir ambargoya tabi tutuldular.

Dinlerinin kelime kökeninde “barış ve selamet” olan insanların “terörist, militan, yıkıcı” olarak damgalanması o zaman Müslümanlar için çok ciddi sorunlar oluşturdu. Alexandre Dumas’ın efsanevi karakteri Dantes’in çektiği sıkıntılar kadar olmasa da o dönem garpta yaşayan Müslümanlar Dantes’in üzerindeki suçlama kadar ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldılar. Dantes nasıl haksız yere yıllarca cezalandırıldıysa, Müslümanlar da dinlerinin, kendilerinden olmayan milyonlarca insan tarafından yanlış anlaşılması, tanınmak dahi istenmemesi gibi haksız ve aşağılayıcı cezalar çektiler. Daha doğrusu, çekiyorlar.

Aslında İslamofobi bir korkudan çok bir nefreti ifade ediyor. Daha çok “barış ve esenlik” dinini tanımamaktan kaynaklanan ve kendisini “barış ve esenlik” dininin mensubu olarak gören insanların bıraktıkları akılalmaz izlenimlerle de depreşen bir nefreti anlatıyor. Hal böyle olunca da İslamofobi konusunda atalarımızın “iğneyi kendine batır, çuvaldızı başkasına” sözü üzerinde düşünmek iktiza ediyor.

Elbette Avrupa’daki ve Amerika’daki ırkçı nefret söylemlerini görmezden gelip suçun temelinde sadece biz Müslümanların olduğunu falan söylemeyeceğim. Ortada bilinçli bir düşmanlık var ve yıkılması çok zor olan duvarlarla örülü bir önyargı ile yola çıkan ırkçı İslamofobik’ler işi yokuşa sürüyorlar haliyle. Kendi zevkleriyle uyuşmadığı için güçlü bir nefs yönlendirmesiyle de İslamofobi’yi benimseyen insanlar var. Ardından, artan Müslüman nüfusu ile kendi yaşam alanlarının, medeniyetlerinin işgal edileceğinden korkan muhafazakâr batılılar İslamofobi çatısına sığınıp politikalarını icra ediyorlar. Bu üstünde durulacak ayrı bir konu, ben işin bize dönen kısmına biraz eğilmek istiyorum.

Can güvenliği tehlikesi, yukarıda da zikrettiğim iki olaydan sonra da gözlenebileceği gibi gayrimüslimlerde İslamofobi’nin oluşmasında en önemli etken. Kendisine ‘Müslüman’ diyen kişilerin dinleri adına binlerce masum insanı katlediyor oluşları Müslüman olmayan herkeste doğal olarak bir ‘can korkusu’ oluşturdu ve bu korku sistematik bir şekilde ‘nefret’e evrildi. Allah’ın tüm dünyaya barışı getirebilecek potansiyeldeki “cihad” emrini, ‘kendisi gibi düşünmeyen herkesin katli’ şeklinde algılayan bir zihniyetin akıttığı kanlar İslamofobi havuzunu ağzına kadar kinle ve husumetle doldurdu.

Dinde olmadığı halde dine sokulan onlarca uydurmanın da yabancılar üzerindeki etkisi İslamofobi’yi körükledi. Kadını ikinci sınıf, basit bir varlık olarak gören, çarşaflara büründürüp sosyal hayatını elinden alan ve evde hapisvari bir hayatı uygun gören, recm cezası gibi insanlık dışı uygulamaları uygun gören, sanata, sanatçıya en büyük günahkârlar gözüyle bakan  bir din insanlar üzerinde “barış ve esenlik”ten ziyade tabii ki korku oluşturur. İslamofobi’yi ortaya çıkaran şey, Peygamberimizin Kuran’da yer alan tek şikayetinin (25:30) bir tezahürü olarak Müslümanların Kitap`larından bu kadar uzaklaşmaları ve dine, bu uzaklaşmanın bir sonucu olarak, binlerce ekleme yapıp mesajın kendisini bozmalarıdır.

Öncelikle Müslümanlar olarak dinimizin bu uygulamaları içermediğini bilmemiz gerekiyor. Her yerde “İslam hoşgörü dinidir.” deyip recm cezasını,   insanların fikir özgürlüklerinin engellenmesini, kadınların ikinci plana atılmasını, haksız şiddeti savunmamız İslamofobi’ye karşı hiçbir çözüm üretmez ve bizi gayrimüslimlere, ateistlere, agnostiklere karşı çaresiz bırakır. Peygamberimizin şikâyetini dinleyip, Kuran’a birazcık yönelmemiz bize bu konuda çok açıklayıcı olacaktır. Kuran’ın mükemmel ‘ikna ediciliği’ onu en kutsal kitabımız olarak gören biz Müslümanlar üzerinde muhakkak tesir edecektir. Kadın haklarının korunduğunu, kadının sosyal statüsünün artırıldığını söyleyen, recm içermeyen, sanata herhangi bir kısıtlama getirmeyen, barışa, özgürlüğe, adalete dair muhteşem ilkeler koyan, insanları seçimleri konusunda “Dinde zorlama yoktur.” diyerek çok kapsayıcı bir özgürlüğü dile getiren evrensel, mucizevi bir kitabın izleyicileri hiçbir insan üzerinde “korku” bırakamazlar.


About the Author
Author

nehriertugrul

Comments (1)
  • Avatar

    tugrul Feb 17 2013 - 21:23 Reply

    İslamofobinin kaynağı bir ihtimaldir ki bu dini kötü göstermeye planlanmışlar olabilir ama her halukarda asıl suçlu dinleri emrettiği halde akıllarını kullanmayan müslümanların kendisidir. Sorun, o mu günah bu mu sevap diye detaylarla boğuşurken dinin erdemli insan olma amacının ıskalanmasıdır. Yazdığınız gibi dinin anlamı barış ve esenlik. Allah’ın bahşettiği kalp ve beynim dolarcasına üzülüyorum ama barış ve esenlik bizden başka hemen heryerde ve bizde yok. İslam dünyasının şu an ki durumunun, dünyayı, gezegenleri, galaksileri, kainatı, sonsuzluğu yaratan Kudret’e layık olduğunu söyleyen bir adım öne çıksın desem iddialı mı olur? Karne alsak ne yazar? Şunlar yazar muhtemelen: insana-insan yaşamına saygı zayıf, hak hukuka saygı zayıf, kadınlara saygı zayıf, çevreye saygı zayıf, icat zayıf, sanat zayıf, spor zayıf, resim zayıf, fen-bilim zayıf, nezaket zayıf, okuduğunu anlama zayıf. Bu sebeplerdendir ki bizim anıldğımız detaylar yukarıda yazdığınız detaylardır. Ama biz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz diye kendimizi biraz üstün görüyoruz ve alemi biraz eksik. Allah sonumuzu hayır etsin ne diyelim

Leave a reply

Name (required)

Website