KUR’AN’A GÖRE YARATILIŞ VE EVRİM-1

KUR’AN’A GÖRE YARATILIŞ VE EVRİM-1

Belki birkaç yazıdan oluşacak bu uzun konuyu ele almadan önce şu hususları belirtmekte yarar görüyorum.

Birincisi; “evrim teorisi” adı üzerinde, bir teoridir ve bilimsel bir teoridir. Kendi alanında kalıp bu teori üzerinden dine karşı bir felsefe yapılmadığı müddetçe teorinin varlığının ve doğruluğunun ispatlanmaya çalışılmasının inanç adına hiçbir negatif yönü yoktur. Sorun “bilim” den değil “bilimci” lerden yani bilimi dinin alternatifi ya da bilim yasalarını Allah’ın ya da yaratılışın alternatifi olarak gören anlayıştan kaynaklanmaktadır.

Evrim teorisi bilimsel yöntemlerle evrendeki canlılığın nasıl oluşmuş olabileceğini ve özellikle de insanın ve oluşum süreçlerini araştırır. Tıpkı yağmurun oluşumunun hangi süreçlere bağlı olarak gerçekleştiğinin bilimsel olarak araştırılması gibi… Zira evrenin tek ve gerçek kudreti olan Allah evrendeki olayları kendi kudretine perde olacak bir takım süreçlere ve sebeplere bağlamıştır.

Peki, Kuran’da Allah insanlardan kendi oluşum süreçleri ile ilgili olarak böyle bir araştırma yapmalarını istemiş midir? Örneğin şu iki ayeti ele alalım:

İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!/bir düşünsün! 86. 5

Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz? 51. 20-22

 

Bu ayetlerde insandan istenen nedir? Onların sadece aynaya bakar gibi kendilerine bakıp bakıp durmaları mı istenmektedir? Yoksa kendi yaratılışları konusunda araştırmalar yapmaları, bu konuyu derinlemesine incelemeleri mi? Eğer konunun incelenmesi isteniyorsa -ki bu ayetler bunu emreder- o halde bunun bir yolu olmalıdır. Bu yol da hiç şüphesiz bilimsel metotlardır.

Dolayısıyla böyle bir bilimsel araştırmanın yapılması en başta Kur’an tarafından istenmektedir. Böylelikle insanlar ilk başta cansız maddelerden, zehirli gaz ve lav halindeki yıldızlardan, bilinçsiz, bilgisiz atomlardan oluşan evrende kendiliğinden, ete kemiğe bürünen organik bir canlı meydana gelmesinin bilinçli bir müdahale olmadan imkânsız olduğunu görecek ve hayatı var edenin Allah olduğunu anlayabileceklerdir.

Buna göre gerek bazı teistlerin gerekse ateistlerin evrim teorisine bakışı ve bu teoriden beklentileri baştan ters ve yanlıştır. Zira evrim teorisi ispatlansın ya da ispatlanmasın Kur’an ve inanç açısından herhangi bir şey değişmeyecektir. Tıpkı yerçekimi kanununun bulunması ya da yağmurun oluşumunun bir takım sebeplere bağlı olmasının bulunması gibi…

Yani hepimiz yağmurun yağması için bir takım sebeplerin var edildiğini biliriz. Yağmurun yağması için su buharının yukarı çıkması ve semada toplanıp bulut olması ve bulutun soğuk hava tabakasıyla karşılaşıp su damlacıkları haline dönüşmesi gerekir. Allah yeryüzünde yağmur yağdırmak için böyle bir sistem öngörmüş ve yağmurun oluşumunu bu sebeplere bağlamıştır. Ama en nihayetinde yağmuru da suyu da bu sebepleri de bilinçli bir şekilde düzenleyip, tasarlayıp yaratan Allah’tır. Bizim yağmurun yağmasının ardında yatan sebepleri bilmemiz Allah’a olan inancımızı azaltmaz. Aksine tüm bu bilinçsiz sebeplerin kendi başlarına ortaklaşa olarak bir araya gelip böyle bir faaliyet içinde bulunamayacaklarını bilmek bize bu faaliyeti bilinçli bir şekilde tasarlayan var eden bir gücün olduğunu gösterir.

Buradaki sorun evrim teorisinin bilimsel kulvarından çıkarılarak felsefi bir zemine oturtulması ve evrim teorisinden hareketle evrende bir yaratıcının olmadığı yönünde bir anlayışın ortaya atılmasında yatmaktadır. Oysa bizler çok iyi bilmekteyiz ki her şeyin mutlak yaratıcısı Allah olmakla birlikte o bu yaratışta imtihan sırrına binaen kudretine bir perde olarak sebepleri koymuştur.

Aynı şekilde gece ve gündüzün ya da mevsimlerin oluşması dünyanın hareketlerine bağlanmıştır. Ağacın meyve vermesi onun tohumunun toprağa ekilmesine, sulanmasına, güneşlenmesine vb. bağlanmıştır. İnsanların üremesi ve yeni insanların yaratılması da eşler arasındaki cinsel ilişkiye ve ana karnında ceninin büyümesinden doğuma kadar bir takım sebep ve süreçlere bağlanmıştır.

Aslında yaratılış her an gerçekleşen bir eylemdir. Çoğu insan sanki topraktan ilk ve tek olarak yaratılan canlı Adem’miş gibi bir düşünce hatasına düşer. Oysaki Âdem’i ya da ilk insanları ya da ilk canlıları yaratan Allah olduğu gibi bizi, çocuklarımızı ya da herhangi bir ağacı da aşama aşama yaratan yine Allah’tır. Bizler de bünyemizde topraktaki elementlerin aynını taşımaktayız. Bizleri oluşturan unsurlar da topraktaki elementlerdir. Yani bir anlamda aslında bizler de topraktan yaratılmaktayız dersek yanılmış olmayız…

İnsanları yanıltan yaratılma sürecinin bir takım sebeplere ve süreçlere bağlanmış olmasıdır. Zira yaratılma deyince insanın aklına ilk olarak “birden bire ortaya çıkma” anlamı gelmektedir. Oysa Allah evreni, gökyüzünü, yeryüzünü, canlıları ve insanı kendi belirlediği ve tasarladığı bir takım sebepler ve süreçler neticesinde aşama aşama yaratmıştır. Bu yaratılış aşamaları yazımızın ilerleyen bölümlerinde Kur’an ayetleriyle teker teker ele alınacaktır. Özellikle Ateizmin en büyük yanılgısı ateistlerce “tabiat kanunları” ya da “bilim yasaları” adı verilen bu süreç ve sebeplerin varlıkların var olabilmeleri için kendiliğinden ortaya çıkmış yeterli neden olarak görülmeleridir. Oysaki bilim var olan ve işleyen bir düzeneğin kurallarını ortaya koyar, o düzeneğin kim tarafından hangi amaçla yapılmış olduğunu değil…

Bunu bir örnekle açıklayalım.

Alanında uzman bir mühendisin önüne incelemesi için kim tarafından hangi amaçla yapıldığını söylemediğimiz yeni bir bir araç motorunun prototipini koyduğumuzu düşünelim. Uzmanımız motoru yeterince inceledikten sonra size motorun tüm işleyişini detaylarıyla anlatabilir. Hatta bu işleyişin matematiksel verilerini de ortaya koyabilir. Bu matematiksel verilerle ve hesaplamalarla motorun kaç beygir gücünde olduğunu ya da kaç torka sahip olduğunu ya da kaç km hızla gidebileceğini, motordaki segmentlerin, dişlilerin görevlerini, motor aksamlarındaki parçaların silindirlerin ömürlerini ve motorun ömrünü vb. hesaplayabilir, tahmin edebilir. Ama motora bir ipucu koymamışsak motoru kimin, hangi şirketin ya da hangi grubun hangi amaç için tasarladığını bilemez. Olsa olsa tahmin edebilir.

İşte bilimin yaptığı da budur. Bilim evrene bakar. Evreni bilimsel metotlarla inceler. Bilim son derece mükemmel olarak işleyen hassas ayarlarla tasarlanmış, bilgi ve hesaplarla dizayn edilmiş, belli bir amaç doğrultusunda var edilmiş işleyen bir mekanizma olan evreni inceler, evrendeki matematiksel ve fiziksel verileri kullanarak evrenin yaşını ve ömrünü hesaplar. Hassas ayarlara ve işleyiş süreçlerine bakarak evrendeki işleyişin yasalarını keşf eder. Yani olmayan bir şeyi değil evrende zaten var olan var edilmiş, evrene yerleştirilmiş olan yasaları, kanunları, kuralları bulur. Işığın saniyede kaç km hızla ilerlediğini, insanların üreme sistemlerini, canlılığın çeşitlerini vb gibi…

Fakat sorun şu ki cansız atomlardan oluşan evrende böylesine muazzam bir bilginin, böylesine muazzam bir düzenin, tasarımın, süreçlerin işleyen yasaların nasıl olup da var olabildiğini bilim hiçbir zaman açıklayamaz.

Örneğimizdeki mühendise incelemiş olduğu harika motorun herhangi bir fabrikadaki demir çelik parçalarının tesadüfen ya da rastlantısal olarak yüz binlerce mekanik parça arasından kendiliğinden en iyiyi oluşturmak üzere doğal bir seçilimle bir araya gelip bu motoru oluşturduğunu söylediğimizde size ilk göstereceği adres akıl hastanesi olacaktır. Zira motordaki parçaları tek tek ele aldığımızda hiçbir parça matematik bilmez, bir araya geldiklerinde bir motor oluşturacaklarını da bilmezler, hangi oranlarda, hangi açılarla bir araya gelmeleri gerektiğini de bilmezler vb…

Bunu bilecek olan ancak o motoru ve motordaki en ufak parçaya kadar her türlü ayrıntıyı düşünüp hesaplayan ve daha baştan motorun dizaynını ona göre şekillendiren o motorun mühendisidir. Ve elbette motorun hangi amaç için yapıldığını en iyi bilen yine hiç şüphesiz onu tasarlayan mühendisidir. O halde motoru inceleyen uzmanın motorun işleyişi ile ilgili yasaları ya da süreçleri bulması o motoru bilinçli bir şekilde bir amaç için tasarlayan bir mühendisin olmadığı anlamına gelmez. Aynen evrende bir takım bilimsel yasaların olmasının onları bilinçli bir şekilde var eden bir yaratıcısının olmadığına delil olamayacağı gibi…

Bir sonraki yazımda kaldığımız yerden görüşmek dileğiyle…

Devam edecek…

www.ateizmvedin.com

Metin AYDIN

 


About the Author
Author

metinlone

Comments (4)
  • Avatar

    s0l019 Sep 15 2013 - 18:30 Reply

    Uzun zaman araştırsakta düşüncelerimize göre Kuran da evrim teorisi bağlantısı nedir diye sorsak benim fikrim : ilk canlı tek hücrelilerle suda başlamıştır(bilimsel) sonra evrim geçirerek kıyıya yaklaşmış ve sürüngenler oluşarak canlılar yavaş yavaş ayağa kalkmış ve bu evrimsel sonuçlar neticesinde yavaş yavaş insana benzemeye başlamış sonrasında insan şeklini aldığında “”ilk insan olarak topraktan yaratılmış oluşmuştur”” hatta darwine göre insanların maymunlardan geldiği teorisinide içinde barındırabilir yani aslında canlılar evrim geçirirken bazı canlılar insandan önce maymuna benzeyebilir.darwin sadece maymundan gelindiğini düşünür ama maymun öncesini düşünmez kanaatimce..sudan başlayarak evrimleşme sonucu ilk insanın oluşumu Allah(cc) ın meleklere ben bir insan yaratacağım demesi üzerine bu evrim gerçekleşmiş ve insan (ya da insanlar) oluşmuştur..çünkü insanın topraktan yaratılmasına göre bu evrim teoriside birbiriyle bağlantılıdır..AMa hiç bir şey tesadüf olamaz.darwin maymundan geldik desede maymun öncesinide düşünmek gerek. hatta başka bir bilim adamıda yunuslardan geldik de desede insandan önce evrim geçiren herhangi bir canlıdan da gelinmiş denebilir.tek hücrelilerden de geldik denebilir..en doğrusunu elbette ALlah(Cc) bilir..

  • Avatar

    Güray TEKİN Sep 16 2013 - 12:02 Reply

    YARATILIŞ VE EVRİMİ BİR DE ”İLAHİ NİZAM VE KAİNAT” KİTABINDAN OKUMANIZI ÖNERİRİM.

  • Avatar

    mehmet ali Sep 29 2013 - 12:23 Reply

    evrim bilimsel bir teori değil bir hipotezdir.kanıtlanmasıda mümkün değildir.hücrenin sadece siyah bir leke olarak görüldüğü etlerin kurtlanmasının dahi evrime delil gibi sayıldığı ortamda ortaya atılmıştır bugün bilim değil hücrenintek bir proteinin dahi tesadüfen oluşma ihtimalinin 0 olduğunu göstermektedir.suda protein sentezlenmesi mümkün değildir çünkü kimyada la şötölye diye adlandırılan prensibe göre bileşiminde su molekülü ortaya çıkaran proteinin suda oluşması mümkün değildir buna kondansasyon reaksiyonu denir.fosiller canlılığın darwinin öngördüğü şekilde ağaç şeklinde değil çalılık şeklinde bir model oluşturmaktadır.kayıp ara fosiller asla bulunamamıştır archaeopteryx gibi türler ise soyu tükenmiş mozaik canlılardır gerek archaeopterx ile aynı dönemde yaşayan conficonis gerekse ondan daha genç uçucu kuş fosillerinin bulunması hatta daha dinozorların yeryüzünde görülmasinden daha erken devirde protoavis gibi türlerin bulunması varsayımı çürütmektedir . derek w. ager:sorunumuz şudur fosil kayıtlarını detaylı işncelediğimizde türler ya da sınıflar seviyesinde sürekli aynı gerçekle karşılaşırız kademeli evrimle gelişen değil aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz demiştir….

    • Avatar

      Eren Şahin Oct 3 2018 - 15:52 Reply

      Sayın Mehmet Ali,
      Öncelikle evrim bir hipotez değil bir kanun ve teoridir. Kuran ile de asla çelişmezler. Kuran’da evrim vardır diye bir yer görmedim fakat evrimi kanıtlayacak bir sürü yer gördüm. Bunun yanında bilimsel olarak evrime bir sürü kanıt vardır. Örneğin DNA uyuşmaları veya fosiller gibi gibi.

      Saygılar…

Leave a reply

Name (required)

Website