Hadis Naklederken Lütfen Dikkat !

Yazılarımı okuyanlar bilir, yazdığım yazılarımın bir kısmının konusunu, özellikle bana verilen cevaplar oluşturur. Böylece güncel konuları gündeme getirerek, doğru zannedilen yanlışları konuşup tartışarak, üzerinde düşünülmesine vesile olmaktır amacım. Yine bir yazıma cevap verme nezaketini gösteren kardeşimizin, bana verdiği cevabın bir bölümünü önce yazmak ve daha sonra üzerinde konuşmak istiyorum.

(Vahyin önem ve önceliğini anlatırken hadis-i şeriflere o kadar rijit yaklaşıyorsunuz ki insanlar sizin ifadelerinizden sizi hadis düşmanı sanmaları gayet doğal. Tek bir cümle ile hadisleri top yekûn inkâr etmediğinizi beyan ediyorsunuz. Ama bu yeterince inandırıcı olmuyor. Çünkü tasvip ettiğiniz tek bir tane bile hadis örneğini hiç bir yazınızda göremiyoruz. Tasvip ettiğiniz hadisleri hangi kaynaklardan aldığınız hakkında da en küçük bir bilgi kırıntısına dahi sahip değiliz.

Böyle olunca hangi hadisleri nasıl süzgeçten geçirdiğiniz bilgisine sahip olmadığımızdan sizin tasvip ettiğiniz hadisler hakkındaki kanaatimizde yeterli bilgiye sahip olamamaktayız.

Bu durumda meramınızı anlatacağım diye çırpınıp durmaktasınız. Ama bu çırpınışlarınız dalgalarla boğuşup yerinizde saymanıza bir miligram ilerleyememenize neden olmaktadır.

Lütfen tasvip ettiğiniz hadisler hakkında daha ayrıntılı bir izahat.)

 

Değerli kardeşimiz, benim rivayet hadislere karşı rijit yani çok sert, katı davrandığımı söylüyor. Ben ona sert ve katı tabiri yerine, çok fazla titiz davrandığımı söylersem, daha doğru bir açıklama yapmış olurum. Peki, neden böyle davranıyorum dersiniz? Elbette Yüce Rabbimiz, benim sorumlu olduğum Kur’an da böyle davranın dediği için. Allah söylemediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenleri, nasıl bir son bekliyor bunu biliyorum, titizliğim bu uyarılar adınadır. Bu konuda birçok örnek var ama birkaç tanesini hatırlatmak isterim.

Bakara
79: Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!

İsra
36: Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

Bakara
42: Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.

Bakar mısınız Rabbimiz nasıl uyarıyor bizleri. Kur’an ın dışından,  beşerin yazdıklarına, bunlarda Allah katındandır diyenlere inananlara, Rabbimiz ne diyor? Vay onların haline. İşte ben bu acınacak insanların durumuna düşmemek için, elimden geldikçe titiz davranıyorum.

Allah yine uyarısında, hakkında emin olmadığın sözlerin, bilgilerin ardına düşme, bunun hesabını sorarım diyor. Lütfen bu sözler üzerinde düşünelim. Allah bir ayetinde ne diyordu? Kur’an ı ben koruyorum, yalnız Kur’an ın ipine sarılın. Daha da emrini netleştiriyor ve Zühruf 44. ayette, sizleri Kur’an dan sorgu suale çekeceğim diyordu. Bu durumda hepimizin çok titiz davranarak, bunlarda Allah katındandır, ya da bunları da Kur’an ın dışından peygamberimiz söylemiştir diye bizlere ilettiklerinde, çok dikkatli olmamız gerekmez mi?

Allah çok açık sizlere indirdiğimden başkasına uymayın emrini, bakın ne kadar net ve sert bir şekilde vermiş bizlere.

Araf
3; Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım dostların/velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

Allah bizlerin uyacağımız kitabın, yalnız Kur’an olduğunu söylüyor. Kur’an ile birlikte sakın dostlar veliler edinerek, din ve iman adına farklı sözlerin peşi sıra gitmeyin diyor. Sanırım Yaradan ın bu sözlerini görmezden gelen kullarına da, siz ne kadar az öğüt alıyorsunuz diyerek kızgınlığını belirtiyor.

İşte ben Rahmanın bu uyarılarını tebliğ almış bir Müslüman olarak, bana Kur’an dışından iletilen her bilgiyi, titizlikle Kur’an a danışıyor ve öyle kabul ediyorum. Onun onayından geçen her bilgi başımın tacıdır.

Bu gerçekleri anlatmak içinde, çırpınıp duruyorum çok doğru. Beni anlamak istemeyene, ben kendimi anlatmak zorunda değilim. Ama hurafe, rivayet ve sanı o kadar güçlü ki, benim çırpınışlarımı örtüyor, saklıyor duyulmaz hale getiriyor. Bu çırpınışlarımı duymak bile istemeyenler, sitelerinden yazılarımı siliyor, beni uzaklaştırıyorlar. Onları Rabbime havale ediyorum.  Hak olan asla batıldan korkmaz. Ancak batıl haktan, yani gerçeklerden korkar ve yanından uzaklaştırır.

Arkadaşımız benim tasvip ettiğim hadislerden, daha detaylı bilgi istemiş. Cevabım ancak, Kur’an a uyan, onun onayını alan her hadis benim için bilgi ve pratik kaynağıdır diye cevap verebilirim. Rivayet hadisler dine hüküm koyamaz, ancak yaşantımızda çağımıza uygun örneklik teşkil eder. Tüm rivayet hadislere dikkatle yaklaşmalı ve peygamberimizin sözü olup olmadığını mutlaka Kur’an ile kontrol etmeliyiz. Peygamberimizin şu sözlerini lütfen unutmayalım.

(Benden Kur’an dışında bir şey yazmayın. Kim, benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa, onu imha etsin.”
Muslim-Zuhd/72(3004) /4137 Ebu Davud-İlm/3(3647) /4136 Musned-c.3/12,21,39 Darimi-Mukaddime/42 )

Beni hadis düşmanı ilan edenlere söyleyecek sözüm olamaz. Çünkü aklı başında hiç kimse doğru bilgiyi göz ardı etmez. Ben söylediklerimden sorumluyum, karşımdakinin anladıklarından değil.

Benim top yekûn hadisleri inkâr etmediğimi söylediğimi, ama bunun inandırıcı olmadığını söylemiş din kardeşimiz. Fakat bana yönelttiği tenkidi kabul etmem mümkün değil. Tekrar hatırlatıyorum bakın bu konuda ne demiş.

(Çünkü tasvip ettiğiniz tek bir tane bile hadis örneğini hiç bir yazınızda göremiyoruz.)

Bu kardeşimiz sanırım benim birkaç yazımı okumuş. Çünkü ben özellikle peygamberimizin söylemiş olması mümkün olabilecek hadislerinden örnekler verdiğim gibi, doğru olması asla Kur’an a göre mümkün olmayan birçok hadislerden de, yazılarımda özellikle örneklerini veririm. Çünkü yanlış bilgi bile, bizlere dersler verir. Hiçbir bilgi toptan reddedilemez. Ama bu bilgiyi elimizde bir ölçme kaynağı varsa, o kaynağın onayı mutlaka alınmalı kontrol edilmelidir. Din ve iman adına ölçümüz Kur’an olduğuna göre, akıllı bir insanın yapacağı çok açıktır.

Yine beni hadisler konusunda ikaz eden kardeşimiz, aslında üzerinde çok düşünmemiz gereken bir noktaya parmak basmış ve bakın ne demiş tekrar hatırlayalım.

(Tasvip ettiğiniz hadisleri hangi kaynaklardan aldığınız hakkında da, en küçük bir bilgi kırıntısına dahi sahip değiliz.)

Değerli din kardeşlerim, işte İslam ı bölen, parçalayan hatta birbirine düşman eden yol ve yöntem. Rivayet hadisleri kimden aldın. Senin kaynağın benim kaynağımdan daha emin, daha garanti. Acaba hangi mezhebin topladıkları hadisler gerçekten peygamberimizin sözleridir? Günümüze kadar nakledilen rivayet hadisler, acaba ismini verdiğimiz din âlimlerine hiçbir değişiklik yapılmadan ait olduğuna, kim ya da kimler garanti verebilir? Bunun garantisini verebilecek var mı aramızda? Eğer bu garantiyi verebilecek bir güç makam yoksa lütfen elde Kur’an, onun onayını mutlaka almalıyız. Tabi yalnız Kur’an ile iman olmaz, Kur’an yeterli değildir diyenlere, sözüm meclisten dışarı.

Genelde yazılarımda alıntı yaptığım hadisler, Kütübü sitte dendir onu da belirtmek isterim. Ama her kaynaktan alır, doğruluğunu Kur’an ile kontrol ederim. Kontrolsüz bilgi, asla fayda vermez, tam tersine büyük zararlar verir. Onun için Allah, Kur’an ın sınırlarını aşmayın diye uyarıyor bizleri.

Sarraf altın bozdurmaya gelen müşterisinin elindeki altını, nasıl zarar etmemek, aldanmamak için, gerçek altın mı diye elindeki imkânlarla kontrol ediyorsa, lütfen aynı yolu ve yöntemi, titizliği ziyana uğramamak ve kaybedenlerden olmamak istiyorsak, bizlerde bu yolu izlemeli, her bilgiyi Kur’an ın süzgecinden geçirmeliyiz. Çünkü Rabbimiz sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye, apaçık hüküm veriyor. Bu hükmü veren Yaradan, daha sonra Kur’an ın hükmü olmayan bir bilgiden de, sorumlu tutar mı?

Hadislere dikkat ediniz lütfen, hepsi bir rivayete göre diye başlar ve ikinci üçüncü şahısların nakillerdir. Peygamberimiz kendi sözlerini asla yazdırmamıştır. Düşündürücü değil mi?

Bu konuda da aynı arkadaşımızın bana, bir ikazı ve uyarısı var.

( Müslümanlar inancını Kuran ile sorgulayacak da, Türkçeye doğru dürüst tercümesini yapamadıkları meallerden hareketle mi Kuran’ı anlayabilecek? Diyanetin bile mealinde bir yığın hatalı tercüme var. )

Arkadaşımızın bu sözlerine, kısmen katılmamak mümkün değil. Gerçekten Diyanet bile başkan değiştirdikçe, yeni Kur’an meali yazıyor, diğerinden farklı yerleri var. Fakat şükürler olsun ki birçok yazar ve ilahiyatçının tercüme ettiği mealler var elimizde. Eğer bu meallerin birisine kapılmadan, hepsinden araştırma yaparak, Kur’an ı bir bütün olarak anlamaya çalışırsak, tüm gerçekleri görebiliriz. Çünkü Allah siz anlayasınız diye, her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle Kur’an da verdik der. Yani Kur’an ı yine Kur’an ayetleri ile açıkladığını söyler bizlere. İsteyen istediğini yazsın, Allah ın kitabı öyle bir nur ki, yaptıkları yanlışlar, yanlış tercümeler hemen ortaya çıkıyor.

İşte imtihanın zor yanı da burası olsa gerek. Çaba harcamak, gayret bizden, yardım Allah tan. Allah yemin ederek sizlere kolaylaştırılmış bir kitap indirdim diyorsa, Allah ın rehberini zor anlaşılır ilan etmek, Yaradan a büyük saygısızlıktır diye düşünüyorum. Allah asla anlaşılması zor, her dile çevrilmeyen bir rehber gönderip, daha sonrada kullarını sorumlu tutmaz. Rabbimiz Kur’an ayetlerini okuyup düşünenlerin, gönül gözlerini açarım diyorsa, lütfen bu uyarıyı dikkate alalım.

Kur’an ın verdiği örnekler üzerinde lütfen düşününüz. Muhkem ayetler, herkesin anlayacağı şekilde, kolay ve anlaşılır örneklerle açıklanmıştır. İŞTE ONUN İÇİNDİR Kİ KUR’AN IN BİR AYETİNE, DOĞRU OLMAYAN BİR ANLAM BİLE VERSELER, BİR BAŞKA AYET ONUN YANLIŞLIĞINI ORTAYA ÇIKARTIR. Kur’an işte böyle mucize bir kitaptır. Yeter ki ondan istifade etmesini bilelim. Yeter ki düşünerek iman edelim.

Ben her türlü kaynaktan hadis alır ve üzerinde düşünürüm. Bu rivayet hadisi acaba peygamberimiz söylemiş midir diye. Neden biliyor musunuz? Çünkü ümmetini bu konuda öyle bir uyarmıştır ki peygamberimiz, emin olmadığın sözleri peygamberimize nispet ette görelim. Bakın neler söylemiş.

5176 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer.”
Buhâri, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662).

5177 – İbnu’z-Zübeyr radıyallahu anhüma anlatıyor: “Babama dedim ki: “Ben niye senin Resülullah’tan hadis rivayetini işitmiyorum. Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?” Bana şu cevabı verdi:
“Evet ben, Müslüman olduğum günden beri Aleyhissalâtu vesselâm’ı hiç terketmedim. Hep beraber olduk. Ancak O’nun şöyle söylediğini de işittim:
“Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın.”
Buhâri, İlm 38; Ebü Dâvud, İlm 4, (3651).

İşte ben peygamberimizin, bu uyarılarının Kur’an ın bire bir uygulaması olduğunu Kur’an dan apaçık görüyorum ve titizliğim bundandır. Bu hadisleri nasıl olurda kabul etmem,  görmezden gelirim. Hadis naklinde, sözlerin anlamlarının değişme ihtimali çok büyüktür, titizliğim bunadır. Ayrıca nakledilen konunun, nakledenin kendi düşünceleri ile şekillendirilmesi, hatta farklı anlamlar vermesi de kaçınılmazdır. Lütfen bu gerçeği de unutmayalım.

Hadis yazımını ve naklini peygamberimiz, önce serbest bırakmış ama yapılan yanlışları gördüğünden, kesinlikle yasaklamıştır. Bir kısım kardeşlerimizin, daha sonra serbest bırakmıştır düşüncelerinin yanlış olduğunu, dört halife devrinde hadis yazımı ve nakliyle nasıl mücadele edildiğini araştırmalarını öneririm. Size bu konuda bir örnek vermek isterim.

Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”
[Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3]

Bizden önceki Ehli kitabın yoldan sapmaları, ne yazık ki Allah ın kitabını rehber almak yerine, atalarından gelen rivayetlerin ardına düşmeleriydi. Peygamberimiz ve en yakın ashabı da bunu bildiği için toplumu uyarmıştır.

Bugün aynı yanlış devam ediyor. Hatta öyle güçlü devam ediyor ki, rivayet hadisler olmasaydı, Kur’an anlaşılmaz kapalı kalırdı diyerek, adeta Kur’an ın üzerine çıkartılıyor bu bilgiler. Allah bizleri affetsin. Bu acı gerçeği gören her Müslüman, rivayet hadislere karşı çok dikkatli olmalıdır. Bende bunu yapıyorum, Allah şahittir.

Yine Kütüb ü sitte den, çok dikkat çekici ve bir o kadar düşündürücü bir rivayet hadis nakletmek istiyorum. Çünkü bu hadis adeta yazımızın bir özeti.

5179 – Mücâhid merhum anlatıyor: “Büşeyr el-Aşevi, Hz. İbnu Abbâs
radıyallahu anhümâ’ya gelip:
“Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki…” diyerek birşeyler anlatmaya kalktı. Ancak İbnu Abbâs onu konuşmaya bırakmadı ve kendisine iltifat etmedi. Büşeyr:
“Sözlerimi niye dinlemiyorsunuz? Ben size Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan anlatıyorum, hiç tınmıyorsunuz, niçin?” diye sordu. İbnu Abbâs ona şu cevabı verdi:
“Biz vaktiyle, bir kimsenin “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki” dediğini işitince, gözlerimizi ona çevirip kulaklarımızı da dinlemek üzere uzatıyorduk. Ne zaman ki, insanlar hadis rivayetinde laubalileştiler, biz de onlardan ancak bildiklerimizi almaya başladık.”
Müslim, Mukaddime 7, (7).

Değerli din kardeşlerim, işte bizler bugün hadis naklinde o kadar laubalileştik ki, adeta söylenenler, peygamberimize iftira niteliğini taşıyor. Ben bu yalanın iftiranın içinde olmamak için, elimden geleni yapıyor ve titiz davranmaya çalışıyorum. Bu söylenenler unutmayalım, peygamberimizin ölümünden çok sonra söylenen sözler değil. Birde aradan yüzlerce yıl geçtiğini düşünün, ne anlatmak istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Karar ve yorum sizlerin. Ömür geldi ve geçiyor. Emanetimizi teslim ettiğimizde, hesabın görüleceği O çetin gün, pişman olmak istemiyorsak, gelin dersimize Kur’an dan bizzat kendimiz çalışalım. Daha sonrada soralım, soruşturalım. Sen Kur’an ı anlayamazsın diyenlerin sözlerine aldanmadan, İmanımızın sınırlarını Kur’an dan öğrenelim. Kur’an ın sınırlarının dışından bilgi verenlere, itibar etmeyelim. Kur’an ın sınırlarını aşan, şeytanın oyuncağı olur, lütfen bu gerçeği unutmayalım.

Yaradan Enbiya suresi 10. ayetinde yemin ederek, sizlere öyle bir kitap gönderdim ki, bütün şan ve şerefiniz, tüm gerçekler ondadır diyorsa, gelin beşerin ipine değil, Kur’an ın ipine sarılalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

 

 

 

 

 

 

 

 


About the Author
Author

halukgta

Comments (10)
  • Avatar

    Ayşe Dec 2 2013 - 13:55 Reply

    Kesinlikle ve Kesinlikle hadisleri / rivayetleri yani rivayet söylenti demektir.
    KABUL ETMİYORUM.

    Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. isra 36

    Benim sorumlu olduğum hesaba çekileceğim tek bir kitab vardır.KUR’AN

    Hiç bir şeyi eksik bırakmamış YARATANIM her şeyi tas tamam TAMAMLAMIŞ.

    İnsanların hadislerine / sözlerine / rivayetlerine İHTİYACIM YOKTUR.

    KİTABIMDAN ( KUR’AN ) dan asla şüpe duymadım ki YALAN HADİSLERE güveneyim.

    Hak sözünden ( KUR’AN ) dan Neyi eksik buldunuz da rivayetlere / söylentiye ihtiyaç duydunuz.

    YARATICI unuttu da rivayetlermi tamamladı.

    KORUNMUŞ OLAN KUR’AN bize yeter.

  • Avatar

    Salih Dec 2 2013 - 14:53 Reply

    Selam.
    “Peygamber” kelimesi Farsçadır, Kur’an’da geçmez.
    Kur’an’da geçen nebi ve resül kelimeleri meallerde genellikle peygamber olarak çevrilmiştir. Öncelikle bu yanlışı bilmek gerekir. Sonra nebi, resül ayrımına, farkına dikkat etmek gerekir…

    Hadis ve sünnet konularını birbirinden ayırmak mümkün değildir.
    Dinin ve sünnetin tek kaynağı Kur’an’ı Kerimdir.
    Sünnetten söz etmek için öncelikle Kur’an’da onun dayandığı bir hükmün olması gerekir.

    Peygamberler Allah’ın nebisi ve resülleridir. Nebilik bir ünvandır. Resullük ise görevdir.
    Kur’an resul’ün görevinin sadece tebliğ olduğunu bildirir. Resullük, tüm nebi’lerin yaptığı-yapmak zorunda oldukları görevdir. Tüm Nebi’lerden risaleti tebliğ edeceklerine yani resullük yapacaklarına dair söz alınmıştır. (Ahzap-7)
    Tüm nebi’ler Allah’tan aldıkları vahyi tebliğ ederler; resullük görevlerini yerine getirmiş olurlar. Yani bütün nebi’ler resul’dür. Allah’ın vahiylerini tebliğ etmişlerdir.
    Resüller Allah’ın ayetlerini tebliğ ettikleri için Kur’an, resüle-peygambere itaati emreder.
    Kur’an’da resul’e itaati emreden otuza yakın ayet vardır. Ancak, nebi’ye saygılı olmayı emreden ayet olmasına rağmen (Ahzap-6) itaati emreden hiçbir ayet yoktur.

    Peygambere itaat etmek: O’nun resul olarak tebliğ ettiği dine; dinin hükümlerine, Kur’an’ın ayetlerine itaat etmek demektir.. Peygambere itaat adı altında ikinci bir itaat makamı icad etmek tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.

    Yüce Allah, dinimizin kurallarını, hükümlerini, emir ve yasaklarını Kur’an ile bildirmiştir.
    Hz. Muhammed resullük görevini ifa etmiş ve Allah’ın emirlerini, Kur’an’ın hükümlerini bizlere tebliğ etmiştir. Bu hükümleri yaşantısına uygulama şekliyle-sünnetiyle; ibadetleri uygulama şekli, adil yönetimi, güçlükler karşısında sabırlı ve gayretli olması; dürüst ve güvenilir, merhametli ve şefkatli olması; abartı ve israftan uzak olması; yardımlaşmaya, dayanışmaya, paylaşmaya önem vermesi; yalandan, riyadan, zandan, iftiradan, dedikodudan, gıybetten uzak olması ve üstün ahlakıyla ümmetine örnek ve önder olmuştur.
    Hz. peygamber hiç şüphesiz Kur’an’a uymuştur; Kur’an hükümlerine uygun bir yaşam sürmüştür. Ümmetini de Kur’an’la uyarmış ve onlara Kur’an’la öğüt vermiştir; ümmetine de Kur’an’a uygun yaşamalarını öğütlemiştir. (Enam-50 Kaf-45 Enbiya-45)
    Kur’an’a uyan; Kur’an’a uygun yaşayan kişi ayni zamanda sünnete de uymuş olur..
    Hz. peygamberimizin resullük göreviyle ilgisi olmayan; Kur’an hükümleri kapsamında olmayan ve bir beşer olması dolayısıyla içinde yaşadığı toplumun örfüne, adetine; coğrafi koşullara veya kendi beğenilerine, tercihine bağlı olan davranışları, tarzı sünnet değildir.

    Saygılar..

  • Avatar

    Şimşek Dec 2 2013 - 19:59 Reply

    sevgili haluk gümüştabak bey

    makalenizin ismi ” hadis naklederken lütfen dikkat ” olacak bir de nisa süresi 36 yı örnek vereceksiniz. bu çeliş ki niye

    Nisa 36: Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

    Ayeti örnek alacaksak ki almalıyız.bilmediğimizin ardına neden düşelim.neden hadis naklederken dikkatli olalım.
    hadis nakletmeyelim olsun bitsin.kuran yeter.
    saygılarımla

  • Avatar

    Ayşe Dec 2 2013 - 20:13 Reply

    hadisleri kabul etmiyorum.

  • Avatar

    m.erbusum Dec 3 2013 - 03:16 Reply

    Allah sizden razı olsun haluk bey…

  • Avatar

    ceylin Dec 3 2013 - 03:34 Reply

    Sayın haluk hocam bir insana cevap vermeniz bile kuran ayetleri eşliğinde olmasına rağmen daha rivayetlerden bahsediyorlar anlamıyorum.Sayın haluk bey o kadar bilgisiz ve cahillik yapiliyorki sen onlara anlatmaya calisirsin onlar anlamaz ayeti ile çok güzel örtüşüyor.Sayın haluk bey bizim sizin bilgilerinize okadar ihtiyacımız var ki kur’an a aç bir toplumuz.Allah’in ayetleri kesin ve kaçınılmaz olan. Rabbim kitabında hiç bir eksik bırakmadığını söylüyor.Asılsız bilgiler ve rivayetlerle kafamızı yoracağimiza iki ayet daha öğrenirmiyiz diye çabalasak Allah katından Insallah daha hayırlı olur Allahın izniyle.Yolunuz açik olsun Allahım yardımcınız olsun.Saygilar

  • Avatar

    BEYAZ Dec 3 2013 - 11:22 Reply

    haluk bey allah emeklerinizi boşa çıkartmasın inşallah.sizinde vurguladığınız gibi allah kurana uymamız konusun da bizleri uyarıyor,allahın sözünden başka bir söze inanmamamız gerektigini söylüyor.size hadislere inanıp inanmama konusunu soran arkadaş ve o şekilde düşünen insanlar kuran da hadislere uyulması ve hadislerin hüküm yerine geçebilecegini söyleyen bir ayet gösterebilirmi.bunun cevabını verebilirlermi.hayır veremezler çünkü hüküm koyan da en güzel hadisler de allahındır.hadisleri ayetlerden daha çok savunur hale gelmişiz.öyle bir zorunluluk varmış gibi.kusura bakmayın ama siz bile hadisleri savunan insanlara açıklama yapmak için hadis kullanıyorsunuz.hadislerin (sahih yada degil) doğruluğunu hiçbir zaman teyit edebilecek” tamam bunu peygamberimiz söylemiştir” diyebilecek bir bilgimiz ve kaynağımız yoktur.peygamberimiz tabi ki birçok güzel söz söylemiştir,insanlara en güzel şekilde davranmıştır.bunları inkar etmek mümkün degil .zaten kurana buna da vurgu yapmış tebliğ ederken güzel konuşmalı insanlara yumuşak davranılması husunda.din de kayanağın kuran olduğu hükmün yalnızca Allaha ait olduğu belirtilmişken hadislerin kurana arzı çok yanlış bir yaklaşımdır.çünkü kuran peygamberimizin söylemediği çok belli bir takım sözlerin onay makamı degildir.çünkü Allahın sözleriyle peygamberimize atfedilen yüzlerce yıl sonra derlenmiş sözlerin Allahın sözleriyle doğrulatmak yanlış kapılar açar. sadece kuranın ulaştığı hadislerin gitmediği bir toplum düşünün bu insanlar kuranı anlamayacak mı.Allah benim sözümden başka söz aramayın dedigi halde başka sözler aramaya mı kalkacaklar.Allah kuranı apaçık detaylandırılmış indirdim demesine rağmen biz bunu anlamayız mı diyecekler,bu kuran la çelişmezmi.Allah kuranın tamamladığını söylüyor kuran da, buna rağmen hala haşa eksikmiş davranmak ne kadar doğrudur. kafamızdaki acabaları atmak zorundayız .çünkü diger türlü hem hadis hemde kuran dersek bu iş içinden çıkılmaz bir hal alır.yıllardır olduğu gibi.koca koca proflar ,alimler hadisleri kurana uydurmak için her türlü yolu denemekten kaçınmayarak peygamberimize iftira atmakta ve allahın emirlerine karşı gelmektedirler.benim görüşüm bu yönde tabi ki her insan dilediği gibi inanmakta özgürdür.ama şunu da untmamalı allah hesap gününde bizi kuran da sorgulayacaktır ,başka bir kaynaktan degil.yarın çalıştığınız başka kitaplardan soru gelmez ise şaşırmayın ve biz bilmiyorduk demeyin.nefsiniz sizi bu dünya da çok rahat kandırabilir,daha doğrusu işinize geldiği gibi konuşabilirsiniz.ahiret gününde kimse kimsenin günahını üstlenemeyecek,ve keşke bir fırsat daha verilse diyeceksiniz.selamlar

  • Avatar

    demirbey Dec 4 2013 - 04:00 Reply

    Haluk hocam Allah razı olsun, yazılarınızı heyecanla okumaktayım. Sanıyorum, sorgulayıcı tarzda gerçek islamı öğrenmek ve yaşamak isteyen herkeste aynı heyecanı hissetmektedir.
    İçinde bulunduğumuz şartlar, mücadelenizin çok yerinde ve zorunlu olduğunu açıkca göstermektedir. Hak ve doğru yoldasınız, sizi anlamayanların ne dediği hiç önemli değil, çünkü onlar muhtemelen hiçbir gerçeği anlama durumunda değillerdir.
    Allahın, azim ve islama hizmet aşkınızı artırmasını diliyorum.

  • Avatar

    yasir Dec 4 2013 - 06:45 Reply

    Hadisler artık hayatımıza o kadar girmiş ki nereye kafamızı çevirsek, hanği kanala baksak, hanği kitabı okusak hep menkıbe-hikaye-hadisler konuşuluyor, dinimiz hikaye-menkıbe-hadis dinine dönmüş durumda ve bunları İlahiyatçı prof’lar dahi yapmakta, çok acı veren bir durum…
    Kuran’ı anlatan hocalar inşallah çoğalır, yahu hikaye anlatacaksan Allah zaten Kuran’a ders alabilmen için bir çok peygamber Kısaları koymuş, bunları ibret alsınlar ve ders çıkarsınlar diye Koymuş Allah ama anlayan varmı…

    Hayatımıza giren bu hadisleri Yazar beyin de dediği gibi Kuran’ı bir süzgeç-filitre yapıp Kuran’ın onay verdiği ve kurana ters düşmeyenleri almak kullanmak yanlış olmasa gerek diye düşünüyorum aslında bu sistemi Sadece Hadisler için değil Tevrat ve İncil içinde uyğulamalıyız ve gelişen dünya ve teknolejide bir çok yeni iş alanları ve bilğiler çoğalmakta yine Kuranı Hakem kılıp, filitre yapıp dıştan ve içten gelebileck bütün ilim-bilim-fen-kimya vs gibi dallar içinde süzgeç oluşturmalıyız, Kuran süzğeçinden geçenleri kullanmalıyız, geçemeyenleri kesin bir dille reddetmeliyiz.

    Çünkü globalleşen dünya düzeninde ister istemez Kuranın haram kılmış olduğu şeyleri dolaylı yolardan helal hale getirmeye çalışları görmekteyiz, mazallah israiloğluların geçmişte düştükleri hataya düşüp Tevrat taki haramları dolaylı yoldan kurnazlık yaparak helalleştirdikleri gibi yapar hale gelmeyelim…

    Allah’a emanet olun.

  • Avatar

    orhan bor Feb 3 2014 - 22:02 Reply

    Ben bu sitede yanlızca Kuran’ın peşinden gidenler var diye biliyordum. Demek ki yanlış biliyor muşum. Şaşkınım. Siz boş yere, söylentilerin doğruluğunu/yanlışlığını ayırt etmeye çalışıyorsunuz. Çünkü, o sözde Peygamberimizin söylediği sözlerin her biri yalandan ibarettir. Peygamberimiz, Kuran’daki ayetlerden başka hiçbir şey söylememiştir. Ki Allah bizi gayet açık bir şekilde uyarmıştır.

    Necm suresi / 3. ayetinin çeşitli çevirileri :

    İmam İskender Ali Mihr : Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.
    Diyanet İşleri : O, nefis arzusu ile konuşmaz.
    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve kendi dileğiyle söz de söylemedi.
    Adem Uğur : O, arzusuna göre de konuşmaz.
    Ahmed Hulusi : (O), hevâsından (hayalî şeyleri) konuşmaz!
    Ahmet Tekin : Size tebliğ ettiği Kur’ân ve açıklamaları, sünneti, arzu ve meyillerine göre, Muhammed’in, aklıyla, mantığıyla düzenlediği sözler-bilgiler değildir.
    Ahmet Varol : O kendi tutkusundan (hevasından) da konuşmuyor.
    Ali Bulaç : O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
    Ali Fikri Yavuz : O hevadan (kendi nefsinden) söylemiyor.
    Bekir Sadak : O, kendilginden konusmamaktadir.
    Celal Yıldırım : O, kendi hevesine de uyarak söz söylemez.
    Diyanet İşleri (eski) : O, kendiliğinden konuşmamaktadır.
    Diyanet Vakfi : (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.
    Edip Yüksel : Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır.
    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve hevadan söylemiyor
    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hevadan (arzusuna göre) söylemiyor.
    Elmalılı (sadeleştirilmiş – 2) : O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
    Fizilal-il Kuran : O havadan konuşmuyor.
    Gültekin Onan : O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
    Hasan Basri Çantay : Kendi (re’y-ü) hevâsından söylemez o.
    Hayrat Neşriyat : Ve (o, nefsinin) arzu(sun)dan konuşmuyor!
    İbni Kesir : Kendiliğinden konuşmaz o.
    Muhammed Esed : ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:
    Ömer Nasuhi Bilmen : (2-3) Sahibiniz şaşırmadı ve bâtıla inanmadı. Ve hevâdan söz söylemez.
    Ömer Öngüt : O kendiliğinden konuşmamaktadır.
    Şaban Piriş : Kendi hevasından konuşmuyor.
    Suat Yıldırım : O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor.
    Süleyman Ateş : O hevâ’dan konuşmaz.
    Tefhim-ul Kuran : O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
    Ümit Şimşek : O keyfine göre de konuşmaz.
    Yaşar Nuri Öztürk : O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.

Leave a reply

Name (required)

Website