Kuran’da Öldürme Cezası ve Savaş Şartları

Kuran, sadece saldıranlara karşı savaşmaya izin vermiştir. Kuran’ın öldürme cezası ve savaş hukuku günümüzde benimsenen evrensel insan haklarına uygun hatta çok daha ileri bir hoşgörü içerir. Kuran’da öldürme cezası ve savaş hukuku, ateistler tarafından ayetler çarpıtılarak sık sık gündeme getirilmektedir. Bu yazı aynı zamanda bu tür iddialara cevap niteliği taşımakta ve Alllah’ın dinindeki hoşgörü ve evrenselliği ortaya koyma amacı gütmektedir.

Kur’an, bir Müslümana belli durumlarda ve öldürme ruhsatı verir. Kur’an’a göre bir kişiyi inancı ne olursa olsun haksız yere öldürmek büyük bir günahtır ve cezası kısastır. Katil, maktulun ailesi tarafından affedilmezse öldürülür.

 

Müminler! Adam öldürmelerde size kısas farz kılındı. (Bakara 2/178)

Bir kötülüğün cezası, tıpkı onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder ve arayı düzeltirse, onun ödülü Allah’a aittir. Allah yanlış yapanları sevmez. (Şura 42/40)

 

Kur’an’a göre kısas, can güvenliğinin teminatıdır.

 

Ey sağlam duruşlu kişiler kısasta sizin için hayat vardır, belki korunursunuz. (Bakara 2/179)

Allah’ın dokunulmaz kıldığı insanı, haklı bir sebep olmadan öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse onun velisine yetki tanımışızdır. Öyleyse o da öldürmede aşırıya gitmesin. Çünkü yardım görmüştür. (İsrâ 17/33)

 

Kur’an maktulun ailesine katili affetme hakkı tanımıştır. Katil, maktulun ailesi tarafından affedilirse belli bir bedel öder.

 

Kim öldürülenin kardeşi tarafından bir bedel karşılığı bağışlanırsa, marufa uysun ve bedeli güzelce ödesin. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve ikramdır. Her kim düşmanlığı bundan sonra da sürdürürse, ona acı bir azap vardır. (Bakara 2/178)

 

Maktulun varislerinden birinin katili affetmesi kısası geçersiz kılar. Katil, affın karşılığı olarak bir bedel ödeyerek kısastan kurtulabilir.

Kur’an belli durumlarda öldürmeye hak tanımıştır. Kur’an’da öldürmeye hak tanınan durumlar kısas, savaş durumu ve terördür. [1]

2. Kur’an’da Savaş Şartları

Kur’an’da savaşmak da belli koşullara bağlanmıştır. Kur’an’a göre bir ülkenin bir ülkeye ya da bir kişinin de başka bir kişiye düşman olmasını gerektirecek üç durum vardır.

 

Allah, sizi ancak, (1) sizinle din konusunda savaşan, (2) sizi yurtlarınızdan çıkaran ve (3) çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Mumtehine 60/9)

 

Bu durum başka bir ayette de açıkça zikredilir.

 

(1) Yeminlerini bozan, (2) peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve (3) üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. (Tevbe 9/13)

 

Kur’an’da saldırıya karşı savaşmaya da izin verilmiştir.

 

Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir. (Hacc 22/39)

 

Kur’an din ve vicdan özgürlüğüne önem vermektedir. Dinde zorlama yoktur, diyen Allah, herkesin dini inancını özgürce yaşayabileceği bir ortam oluşuncaya kadar, yani din yalnız Allah’ın tekelinde oluncaya kadar mücadele edilmesini istemiştir. Mekke müşrikleri, Müslümanlara inançlarından ötürü baskı yaptıklarından dolayı bu ayet inmiştir.

 

Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaş. Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir. (Enfal 8/39)

 

Allah, durup dururken savaşmaya ruhsat vermemiştir. Belirli şartlardan herhangi biri gerçekleşmemişse her insana iyilikle muamele edilmelidir.

 

Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever. (Mumtehine 60/8)

 

3. Özet

Kur’an’da öldürme cezasının tatbiki için kişiye belli durumlarda ruhsat verilir. Bu şartlar şu şekilde özetlenebilir:

1. Savaş durumu

2. Kısas

3. Terör

Bu durumlar dışında bir kişiyi öldürene de kısas uygulanır. Bu cezaların hepsi devlet denetiminde uygulanır.

Bir ülkeyi düşman edinip savaşmak için zikredilen şartlardan birinin gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar şu şekilde özetlenebilir:

1. Yurdumuzdan çıkaranlar ve yurdumuzdan çıkarılmamıza yardım edenlere karşı savaşılabilir.

2. Saldırıya uğranırsa saldıran kavme karşı savaşılabilir.

Bu durumlar dışında savaşmak için bir ruhsat yoktur.

4. Çarpıtılan Ayetler

Kur’an’da bu konuyla ilgili çarpıtılan ayetlerden birisi Nisa Suresi’nin 89. ayetidir.

 

Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. (Nisa 4/89)

 

Bu ayeti çarpıtanlara cevap olarak sonraki iki ayeti okumak yetecektir.

 

Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yetki vermemiştir. Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. (Nisa 4/90,91)

 

Tevbe Suresi’nin 5. ayeti de sık sık çarpıtılan bir ayettir.

 

Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Tevbe 9/5)

 

Bu ayet, Mekke’nin fethinden sonra inmiştir. Müslümanlara her türlü zulmü reva gördükten sonra yurtlarından çıkaran ve  hicretten sonra da müslümanları rahat bırakmadan sürekli saldırılarda bulunan Mekke müşrikleri artık savaş suçlusu durumundadır. Buna rağmen Allah, Mekke’nin fethinden sonra antlaşma yapma hakkı tanımıştır. Allah’ın savaş suçlularına dahi barış hakkı tanıması bağışlayıcılığını gösterir. Nitekim birkaç ayet sonra bu durum şöyle zikredilir:

 

Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. (Tevbe 9/13)

 

5. Ehl-i Kitap ile Dost Olmak

Kur’an’da Allah, kimseye inancından dolayı düşman olmamızı istemez. Bu konuda yanlış anlaşılan ayetlerden birisini görelim:

 

Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. (Maide 5/51)

 

Maide Suresi, Medine döneminde ve Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra inmiştir. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları yaşanmış ve bu üç savaşta da Medine’deki Yahudi kabileleri Müslümanlara ihanet etmişlerdir. Yazımızın ilk bölümlerinde belirttiğimiz üzere Allah, belli koşullar gerçekleşmedikçe kimseye sırf inancından dolayı düşman olmamızı emretmez fakat bu ayetin muhattabı olan Yahudiler, Müslümanlara karşı birçok kez savaşmışlardır. Allah, saldırıyı ilk başlatan kavme karşı düşman olmaya ruhsat verir.

Kuran’da bir ayet, diğer müteşabih (benzer) ayetlerle açıklanır. Hangi Hristiyan ve Yahudileri dost edinmememiz gerektiği başka bir ayette açıklanmıştır:

 

İnananlar, sizden önceki kitap halkı ve inkarcılar arasında dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. İnanmış iseniz Allah’ı dinlemelisiniz. (Maide 5/57)

 

Belirlenmiş koşullardan biri gerçekleşmedikçe her türlü inanç grubundan insanlara iyi davranılmalı ve adalet gözetilmelidir.

 

Allah, sizi, din hakkında (dininizden dolayı) sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. (Mumtehine 60/9)

 

Gerçek İslam’dan habersiz Yahudiler ve Hıristiyanlar İslam üzeredir. Gerçek İslam tebliğ almamış ehl-i kitap, şirksiz olarak Allah’a ve ahiret gününe inanıp iyi işler yaparlarsa mükafatlandırılacaklardır.

 

İman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer dinlerden her kim: ALLAH’a ve ahirete inanır ve erdemli bir hayat sürdürürse, onların ödülleri Rab’leri katındadır. Onlar için korku ve üzüntü yoktur. (Bakara 2/62)

 

Dipnotlar:

[1] Bunlar kısas (Bakara 2/178), savaşta vuruşma anı (Muhammed 47/4) ve terör (Maide 5/33) suçudur.


About the Author
Author

GodAlone1974

Comments (1)
  • Avatar

    bekir erbusum Feb 17 2014 - 08:14 Reply

    S.A. son paragrafta bahsettiğiniz “Gerçek İslam’dan habersiz” derken tam olarak neyi kastettiniz?

Leave a reply

Name (required)

Website