Hadis Yazımı Ve Nakli Konusuna Farklı Açıdan Bakış…

Kur’an da öyle ayetler vardır ki, üzerinde düşünmediğimiz de okur geçeriz. Ama üzerinde inceden inceye düşünmeye başladığımızda, inanın daha önce idrak edemediğimiz, anlayamadığımız birçok sorumuzun da cevabını alırız.

Günümüzde İslam toplumları içinde, çok tartışılan bir konuda, peygamberimizin hadis yazımına ve nakline izin verip vermediği konusudur. Peygamberimizin önce hadis yazımına ve nakline izin verdiği, ama daha sonra yasakladığı rivayet edilir. İslam âleminin bir kısmı ise, önce yasaklamış ama daha sonra peygamberimiz tekrar izin vermiştir fikrini savunur.

Daha sonra izin vermiştir diyenler, ilk yasaklamasının nedeni olarak, Kur’an ile karışmasını engellemek adına olduğu savunmasını yaparlar. Peki, daha sonra peygamberimizin hadis yazımına ve nakline tekrar izin vermesi, Kur’an ile karışma, ya da Kur’an ı bir kenara koyma tehlikesini oluşturmaz mı? Yani söyledikleri gibi, ilk önce görülen tehlike, daha sonra hadis yazımı ve naklinin serbest bırakılmasıyla, tekrar gündeme gelip daha kötüsü, yazılan rivayet hadisler el üstünde tutulup, KUR AN DEVRE DIŞI KALMAZ MI?

Bu konu üzerinde birçok yazılar yazdım, örnekler verdim. Onun için çok fazla detaya girmek istemiyorum. Yalnız hatırlatmak istediğim konu, peygamberimizin ölümünden sonra, dört halife devrinin tamamında, hadis nakli ve yazımı yasağının, titizlikle devam ettiğini görüyoruz. Bu demektir ki peygamberimiz, daha sonra hadis nakli ve yazımına asla izin vermemiştir. Birkaç örnek verelim.

Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”
[Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3]

Hz. Ömer şöyle der. “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlardı ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabi’nı asla başka bir şeyle değiştirmem” başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki, Allah’ın Kitab’nı hiçbir şeyle gölgelemem. ”
[El Hatip, Takyıdull İlm Sayfa 50; İbn Sad, Tabakat, 3/206]

Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına göndermekle tehdit etmiştir.
[Tahzırul Havas 10b. ]

Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve “Sizden önceki insanlar, Rabb’lerinin Kitabını terk ederek âlimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır” demiştir.
[İbn Abdilberr, 108]

Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, âlimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”

İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm

Bu konu gerçekten, İslam toplumunu bölen, parçalayan hatta İslam ı Kur’an dan uzaklaştıran, çok önemli bir konudur. Sizlere bir ayet hatırlatmak istiyorum. Bu ayet üzerinde düşünürken, ayeti Cebrail den tebliğ alan peygamberimizin, ümmetine nasıl bir duyguyla tebliğ etmiş olabileceğini, düşünmenizi rica ediyorum.

Furkan 30:
Peygamber, “EY RABBİM! KAVMİM ŞU KUR’AN’I TERK EDİLMİŞ BİR ŞEY HÂLİNE GETİRDİ” dedi.

Yukarıdaki ayet, hesap günü geldiğinde, peygamberimizin şahitliğinde mahşer günü söyleyeceği, şimdiden bizlere tebliğ edilen bir ayet. Lütfen bu ayetin Cebrail tarafından peygamberimize tebliğ ediliş anını hayal ediniz. Sizce peygamberimiz bu ayeti tebliğ aldığında, neler düşünmüş olabilir?

Peygamberimiz Allah dan bir görev alıyor ve bu görevi gereği gibi yerine getirmek için, canla başla var gücüyle çalışıyor. Ama sana tabi olan ÜMMETİN/toplumun daha sonra senin tebliğ ettiğin kitabı, terk edilmiş bir hale getireceklerinin haberini de alıyorsun ve bunu da topluma tebliğ ediyorsun. Ne dersiniz, çok dikkat çekici ve düşündürücü değil mi?

GELECEKTE ÜMMETİNİN, KUR’AN I TERK EDİLMİŞ BİR HALDE İSLAM I YAŞAYACAKLARI BİLGİSİNİ ALAN, KUR’AN IN İLMİYLE DONATILMIŞ, ALLAH IN RESULÜ, SİZCE KUR’AN IN DIŞINDAN, TEK KELİME BİLE YAZDIRMIŞ OLABİLİR Mİ? ELBETTE MÜMKÜN DEĞİL.

Kur’an dışından asla peygamberimizin herhangi bir şey yazdırmayacağı, yazdırmasının da mümkün olmadığı, zaten ayetle de sabittir.

Hakka 44–45–46:
Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik.  Sonra onun can damarını elbette keserdik.

Ayet çok açık ne diyor? Eğer elçimiz, kendi sözlerini, Allah a isnat edip, bunlarda Allah katındandır, dinimizi yaşamak için gereken hükümlerdir demiş olsaydı, açıkça onun canını alırdık diyor. Sizce böyle bir uyarıdan sonra, Kur’an ın hüküm verdiği konuların dışında, bunlarda Allah katındandır diye, peygamberimiz söylemiş ya da yazdırmış olabilme şansı var mı? Hala var diyenlere, sözüm meclisten dışarı.

Bizler için Kur’an da örnek gösterilen Allah ın resulü, Ahkaf suresi 9. ayetinde, deki onlara diye başlayan Allah ın emriyle, bana vahyedilenden başkasına uymam diyorsa, Kehf suresi 26. ayetinde, Allah kendi hükmüne kimseyi ortak etmez diye hükmettiyse, Casiye suresi 6. ayetinde Allah tan ve onun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar diyen Rahmanın ayetlerini tebliğ alıp, ümmetine tebliğ eden Allah elçisi, Kur’an ın dışından dine ilaveler yapmış olabileceğini, nasıl düşünürüz?

Allah elçisine hitaben bakın ne diyor.

Yunus
109: (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Yüce Yaradan ın ayetlerini, hurafe inançlarımızı yaşamaya devam etmek adına, görmezden gelenlere, hurafe inançlarını doğrulamak adına, kelimelere farklı anlamlar yükleyenlere,
Furkan 30. ayetin öncesinde, hesap günü yaptıklarına pişman olanların feryatlarını hatırlatırım.

Furkan
28: “Yazıklar olsun bana, KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM!”
29. “Andolsun, KUR’AN BANA GELDİKTEN SONRA BENİ ONDAN O SAPTIRDI. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.”

Değerli din kardeşlerim. Unutmayalım lütfen, bu feryadı yapan peygamberimize iman ettiğini zanneden bir Müslüman.  Bu üzüntüyü, mahşer günü bizlerde yaşamak istemiyorsak, lütfen geleneğin ve mezheplerin dine ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, bakın demek ki Kur’an da her şey olmuyormuş, Kur’an özet bilgidir her şey yazmaz demeyelim ve bu sözlere itibar etmeyelim. Bunu söylemeye devam edersek, bir gün yukarıdaki feryadı bizlerde yapmak zorunda kalırız, bunu da unutmayalım.

Birileri bizlere, namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekâtımızı nasıl vereceğimiz Kur’an da açıklanmamıştır diyorsa, lütfen Kur’an a atılan bu iftiraya inanmayalım.  Şunu sakın unutmayalım, Allah açıklamadığı, detay vermediği hiçbir şeyden bizleri sorumlu tutmaz. Bir hüküm verdiyse Allah, onu mutlaka gerektiği kadar anlatmış, izah etmiş ve açıklamıştır.

Bizler öyle büyük hatalar yapıyor ve İslam ı yaşıyoruz ki, gerçekten peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği, benim ÜMMETİM Kur’an ı devre dışı bıraktı sözleri, ne yazık ki gerçek oldu. Çünkü bizler Kur’an ın özet bilgiler verdiğini ve herkesin onu anlayamayacağını kabul ederek, devre dışı bıraktık. Onun yerine edindiğimiz velilerin, şeyhlerin, efendilerin kitapları ile amel eder olduk. Allah bizleri affetsin.

Sizlere bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Peygamberimiz bu ayeti ÜMMETİNE tebliğ ettikten sonra, bunlarda Kur’an dışından, Kur’an da olmayan bilgilerdir, bunlardan da sorumlusunuz diye, Kur’an ın bahsetmediği bilgileri yazdırmış ve nakline izin vermiş olabilir mi?

Zühruf 44:
Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür VE SİZ ONDAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ

Kur’an a müracaat eden, onun nuruyla nurlanan, tüm gerçekleri hemen anlayacaktır. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dediyse ve peygamberimiz bu ayeti topluma tebliğ ettiyse, peygamberimiz Kur’an dışından tek bir kelime bile yazdırmıştır dememiz, büyük hata, büyük günah olur.

Zühruf suresi 36. ayetinde Allah ın uyardığı gibi, kim Rahmanın zikrini görmezden gelirse, ona bir şeytan musallat ederiz diyor. Bizler hurafe itikatlarımıza kanıt olsun diye, peygamberimize öyle yetki ve sorumluluklar yüklüyoruz ki, bu yanlışımız bizleri dinden saptırıyor, farkında bile değiliz. Son olarak Allah elçisine verdiği yetki ve sorumluluklardan sizlere, birkaç ayet hatırlatmak istiyorum.

Ankebut
18: “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”

Kehf
56: Biz peygamberleri, SADECE MÜJDELEYİCİ VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. Kâfir olanlar ise hakkı yerinden kaydırıp ortadan kaldırmak için bâtıl uğruna mücâdele verirler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan tehditleri de alay konusu edinirler.

Gaşiye
21: Artık sen öğüt ver! SEN ANCAK BİR ÖĞÜT VERİCİSİN.

Ankebut
50: Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır VE BEN ANCAK APAÇIK BİR UYARICIYIM.”

Neml
92: “Ve Kur’an’ı okumam (emredildi). Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: BEN SADECE UYARICILARDANIM.

Ne dersiniz, Allah ın elçisine verdiği yetki ve sorumluluklarını okudunuz. Bu ayetleri tebliğ alan peygamberimiz, Kur’an dışından da dine ilave tek bir söz söylemiş ya da yazdırmış olabilir mi? Yorum ve karar sizlerin. Hepimiz bu dünyada imtihandan geçiyoruz. Allah Kur’an ın ipine sarılın diyorsa, bizlere düşen beşerin ipine değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ın ipine sarılmak olmalıdır.

Dilerim hesabın görüleceği o çetin gün, yaptıklarından pişman olup ta, KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM, diye feryat etmeyen, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, Rabbin halis kullarından oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


About the Author
Author

halukgta

Comments (4)
  • Avatar

    Ayşe May 23 2014 - 13:49 Reply

    harika

  • Avatar

    kurra1350 May 23 2014 - 13:56 Reply

    17.73 – Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.

  • Avatar

    DURAN DEMİR May 23 2014 - 15:35 Reply

    Yine güzel bir yazı, Allah sizden razı olsun hocam.
    Yazınızın her cümlesine katılıyorum. Yüce Allah son din islamın (aslında bütün dinler islam) bütün ilkelerini kıyamete kadar korumak amacıyla, Kur anı koruma altına almıştır.(hicr suresi 9.ayet) Zira Tevrat, Zebur ve İncilde böyle bir ilahi koruma kalkanı olmadığı ve insanlara bırakılmış oldukları için, indirilmelerinden ne kadar kısa bir süre sonra, nasıl değiştirilmiş olduklarını görmekteyiz. İnsanların inisiyatifine bırakılan konunun ne hale düşeceğini zamanla neye dönüştürüleceğini kimse kestiremez.
    Kaldı ki yüce Allah insanlara mesaj ve nesihat olarak kitap göndermeye karar verdikten sonra neden, bir kısım mesajları onun dışında bıraksın veya neden bir kısmını da peygamberinin söyleyeceği sözlere bırakmış bulunsun. Sanki kitabın sayfalarımı doldu veya yazılacak fırsatmı bulunamadı?
    Bu konuda bazıları ‘’ o hevasından konuşmaz ‘’(necm suresi 3. ayet) ayetine dayanarak, peygamberin ağzından çıkan her şeyin vahiy olduğunu iddia ve kabul etmektedir. Halbuki peygamberin bir beşer olarak ancak nebilik görevi kapsamında, yani dini konularda ve aldığı vahy çerçevesinde tebliğ ettiği mesajlar insanları bağlayıcı niteliktedir. Diğer sözleri ve insani davranışları dinen bizleri bağlamaz.
    Nitekim Mücadele suresinin 1. ayeti ve devamı ile ilgili rivayetlere bakarsak, peygamberimizin kendisine sorulan sorulara, vahiy olmaksızın örfe göre cevap verdiğinde isabet etmediğini başka bir anlatımla konuya çözüm getiremediğini görmekteyiz.
    Onun için uymamız ve yaşatmamız gereken kuralların Kuran daki emir ve yasaklar olduğunda tereddüt etmemeliyiz.
    Rivayetler, alınırken, anlatılırken yada aktarılırken mutlaka insan katkısı ilave edilmiş sözlerdendir. Öyleki orijinal söz, rivayetler sonucunda anlamının tam tersi bir mana içerir hale dönüştürülmüş olabilir. Dolayısıyla bu şartlardaki bir kural veya önerinin dini emirler katagorisinde sayılması yada dini kaynaklar arasında kabul edilmesi akıl işi değildir.
    Tek kaynak ve bağlayıcı kurallar Kur an ile ayetlerdir, O nu iyi anlamaya çalışalım.
    Hicr-9.ayet-” Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.”
    Selam ve saygılarımla.

  • Avatar

    serdar May 26 2014 - 08:43 Reply

    bence bu konularda insanlara daha çabuk ulaşıp onlara dinimizi bir masal ve ALLAH’ı bir korku kahramanı gösteren insanlardan kurtarmalıyız ancak ozaman islamın ve onun peygamberinin dediklerini daha iyi öğrenir ve ALLAH’I DAHA ÇOK SEVER VE MUTLU OLURUZ

Leave a reply

Name (required)

Website