Kitab’ın Tahrifi : İsrailoğulları ve Müslümanlar!

İsrailoğulları, kur’anda en fazla zikri geçen kavim olması itibari ile belirginlik kazanan bir kavimdir. Bu kavimle ilgili anlatımlara baktığımız zaman, bir insana has ne kadar olumsuz özellikler varsa bu kavim üzerinden anlatıldığı görülür. Kur’an israiloğullarını anlatırken onların ne kadar nankör bir kavim olduklarını bizlere deşifre etmek amaçlı olarak anlatmış olabileceği gibi , onların’da insan olması nedeniyle kitaba ve elçilere yapmış oldukları zulmün onların üzerinden anlatılarak bu zülmün pratikte nasıl uygulandığı gösterilmekte, sonraki kitap ve elçi  muhataplarının israiloğullarının izlerini takip etmemesi, onların uğradığı lanete uğramaması öğütlenmektedir.

İsrailoğulların, kur’anda anlatılan bu nankörlüklerinden birisi “kitabı tahrif” etmeleri şeklinde ortaya çıkmaktadır.

2.75
Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah’ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.

4.46
Yahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: «İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle» ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: «Bizi de dinle» diyenler vardır. Şayet: «İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet» demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.

5.13
Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.

5.41
Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle «inandık» diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!» derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.

2.79
Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, «Bu Allah katındandır» diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!

3.78
Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: «Allah katındandır» derler, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.

Kur’anda israiloğulları ilgili anlatımlara bakacak olursak onların yapmış oldukları zulümlerin bolca anlatıldığı görülür, ancak bu anlatımlar sadece israiloğulların kitaba yapmış oldukları tahrifin onlar tarafından nasıl yapıldığı gösterilerek sonrakilerinde  kitaba karşı böyle bir muamele yapmamaları öğütlenmektedir. Ayetler onlar ile ilgili biz israiloğulları değiliz , deyip bu ayetlerin bizler için bir mesaj taşımadığını zannetmek kafamızı kuma gömmek misali bugünkü durumumuzu görmemek anlamına gelir.

Eğer bugün yeni bir kitap ve elçi gelmiş olsa idi aynı ayetler “ey israiloğulları” şeklinde değil ” ey müslümanlar” şeklinde olurdu nedenmi ?, maalesef dün onların yaptığı “kitabı tahrif” eylemini muhammed as sonrasında müslüman olduğunu iddia edenler yapmaya çalışmışlardır.

Kur’anın tahrifi önceki kitaplar gibi metnin tahrifi şeklinde tabiki olmamış, kur’an muhammed as a indirildiği şekli ile günümüzü kadar mevcut olup kıyamete kadar’da böyle kalacaktır. Kur’an başına gelen tahrif şekli diğer kitapların başına geldiği şekli ile “metin tahrifi” şeklinde değil “ANLAM TAHRİFİ”  şeklinde olmuştur.

“ANLAM TAHRİFİ” dediğimiz şey nasıl bir şeydir? diye sorulacak olursa bu tahrif şekli çok yönlü bir şekilde tezahür etmektedir. Muhammed as ın söylemiş olduğu sözlerin “ehli hadis” ekolu adı altında bir fırka halinde kendini göstermesi ile birlikte fırkacığın gereği olarak hadislere ayır bir anlam yükleme ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu ekolün öne çıkan söylemi ” HADİSLER VAHİYDİR” sloganı olup bu sloganı kur’ana tasdik ettirmek amaçlı olarak uygun ayetler aranması ihtiyacı’da haliyle başgöstermiştir.

En uygun ayetler olarak necm s. ilk 5 ayeti seçilmiş bu ayetler’in devamı bektaşi misali kapatılarak bağlamından koparılmış, ” bak onun konuştuğu vahiymiş öyleyse hadislerde vahiydir” şeklindeki sözlerle bu güne kadar devam eden “ANLAM TAHRİFİ” yapılarak hadisler “gayri metluv vahiy” ( namazda okunmayan vahiy) kategorisine  sokulmuştur. Sonraki oluşturulan hadis külliyatı artık kur’an gibi sorgulanamaz bir kitaplar serisi olmuş ve kur’andan sonra ikinici sahih kitap!! adı altında kitlelere sunulmuştur.

Artık, “kur’an ayetleride bu kitaplardaki rivayetlere uygun olarak anlaşılması gerekmektedir” düşüncesi altında bu rivayetlere  uygun ayet tahrifleri’ kaçınılmaz olarak başlamıştır.

“Kur’ana abdestsiz dokunulmaz” söylemine uygun olarak hemen vakıa suresi ayetlerine gerekli parantez içi tahrif metodu uygulanmış ve ayet “Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.” şeklinde yerini bulmuştur.

“İsa as kıyamete yakın bir zamanda gelecek” rivayetine  uygun olarak zuhruf suresi 61. ayetinde gerekli olan parantez için tahirf yönetmi uygulanmaya konmuş ve bu ayet ” Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.” şeklinde meallerde yerini almıştır.
“Kabir azabı” ile ilgili rivayetlere uygun olarak, bu konuyu reddeden bir çok ayet olmasına karşın, mü’min s. 46 ayeti en uygun ayet olarak görülmüş oda bağlamından koparılarak ” bak firavuna sabah akşam azap varmış sonra bide kıyamet günü azap varmış” denilerek ön kabule uygun ayet’ in bulunduğu zannedilmiştir.

Zina cezasının kur’anda evli ve bekar ayrımı yapılmadan 100 sopa olarak belirlenmesine karşın , bu cezanın evliler için “recm” (taşlanarak öldürülme) şeklinde olduğu islam hukuku ile ilgili kitaplarda en sağlam şekilde yerini bulmuş olmasına karşın bu cezayı oturtabilmek için, “sünnetin kur’anı neshedeceği” teorisi ortaya atılmış, işin daha korkunç olanı ise recm ayetinin önceden varolduğu , peygamberimizin vefatı sırasındaki karışıklıkta bu ayetin bir keçi tarafından yenildiği dahi rivayet kitaplarında yerini bulmuştur. “Metni mensuh hükmü baki” adı altında bir teori uydurulmuş olup kur’anın mevsukiyetine gölge düşürmüş olması bile hiçe sayılarak israiloğullarına parmak ısırtacak tahrif metodları geliştirilerek bu güne kadar gelmiştir.

İşin daha garibi bu tür rivayetlerin kur’ana uymadığını ve yanlış olduğunu iddia edenler ” sapık”, “hadis ve sünnet inkarcısı” vs gibi yaftalarla suçlanmaya çalışılmıştır. Bu suçlamaları yapanlar kendileri , bunları kabul etmenin “KUR’AN İNKARCILIĞI” olduğunu bilseler bir çoğu bu düşüncesinden vazgeçecektir.

Bir şia’nın kur’anda yüzlerce ayetin ali ,hasan ve hüseyin, fatıma ile ilgili olduğunu iddia etmesi , bir tasavvufçunun maide 35. de ” ona vesile arayın” Allah cc ye karşı edinmiş oldukları aracılara delil getirerek şirkini ayete ortak etmeleri bu ANLAM TAHRİFİ nin sonuçlarıdır.

Gelenekteki hadis anlayışının onu vahiy kabul etmesine karşın “hadis ve sünnet’in put olduğunu iddia eden anlayışın, görünürde birbirine zıt olduğu düşünülse bile yanlış sonuçlar doğurması açısından herhangi bir farkı görünmemektedir.

İsrailoğullarının ellerindeki tevrata onun tefsiri diyebileceğimiz bilgileri direk olarak dahil ederek tevrata dagil etmelerine  karşın müslümanlar “kütübü sitte” veya “kütübü tis’a”dedikleri hadis kitaplarını neredeyse kur’an ile eş tutarak kitaba endirek ilave yoluna giderek bu konuda israiloğullarından aşağı kalmaz bir duruma düşmüşlerdir.

Gelenekteki, anlam tahrifi’nin yanında , kur’anın modernist okuma ile okunması ve bunun sonucundaki çıkarımların yine anlam tahrifi metodu ile yapıldığını görmekteyiz. Özellikle kur’an kıssaları üzerinden yapılmaya çalışılan bu okuma metodunda mucize diye bildiğimiz “görsel ayetler” in hakiki bir alma taşımadığı bunların mecazi anlatımlar olduğu şeklindeki yorumlara rastlamaktayız. Bu tür okuma yine oluşturulmuş önkabullerin yardımı ile yapılmış bir okuma örneği olup ayetler bağlamlarından koparılmış, hatta metin üzerinde bile tahrif yapacak kadar ileri gidip yapılan bir okuma örneğidir . Metin üzerinde tahrif’ten kasdımız, daha önceki yazılarımızda bahsi geçen ve kıssalar konusundaki modernist düşüncelerini ele almaya çalıştığımız bir yazarın bazı düşünceleri ortaya koyarken ” bu kelime yanlış yazılmış böyle olmalıydı” şeklindeki iddialarıdır.

Kökü eskilere dayanan batıni düşüncesinin uzantısıda yine aynı şekilde kur’anın anlam tahrifi’ne örnek olacak okumalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. “Allah cc nin ne dediği değil ne demek istediği önemlidir” veya “Allah cc nin dediği ile kastettiği birbirini tutmaz” söylemleri üzerinden kendi söylemlerinin kur’an diye sunmaya çalışmaları rastladığımız örneklerdir.

Sonuç olarak, kur’anın israiloğulları üzerinden verdiği kitabı tahrif örnekleri aynı şekilde kur’an için yapılmış veya yapılmaya çalışılan bir durum olduğuna şahid olmaktayız. Kur’ana yaklaşırken bütün dış düşünceleri atmadan yapılacak her türlü yaklaşım doğru bir anlayışı getirmeyeceği gibi onun anlam olarak tahrif edilme tehlikesinide beraberinde getirmesi açısından Allah cc nin kesinlikle yasaklığı bir eylemdir.

EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

 


About the Author
Author

ismailhakki

Comments (1)
  • Avatar

    B.Bilal Jul 8 2014 - 08:07 Reply

    Selam.
    Mekke’li müşrikler 1400 yıl öncesinde kalmadı.
    Günümüzde de müşrik dinlerini savunmaya devam etmekteler.
    Bizlerinse korkudan sesi çıkmamakta.
    Allah’tan başkasından korkmam deriz ama…
    Yeğen Ali’nin kutsal olmadığını söyle bak bir alevi ne yapıyor seni.
    Şefaat ya rasul ! diyenden daha zalim kim olabilir ?
    Allah yardımcımız olsun.

Leave a reply

Name (required)

Website