El Kesme Cezası Bir Rahmet ve Hafifletmedir…

El Kesme Cezası Bir Rahmet ve Hafifletmedir…

Kuran ile toplum düzeni için belli hukuk kuralları getirilmiştir. Bunları uygulama konusuna gelince enteresan tartışmalar yaşandığını görüyoruz. Mesela çoğu kişinin bildiği hırsızın elinin kesilmesi. İnançsız takımının da sıklıkla ağzına sakız olan bir hukuk kuralıdır bu. Aramızdan bazı inançlı arkadaşlarında bu cezanın hikmetini kavrayamadıklarını düşünüyorum.  Bu ceza ile ilgili çok zorlama ve yanlış tevillere gidiliyor. Önce ayeti okuyalım.

 

Maide
38 ‘Hırsız erkekle hırsız kadının yaptıklarına karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah yücedir,hakimdir.’

 

Buraya dikkat edin hırsız erkek veya kadının yaptıklarına karşılık ‘ibret’ verici ceza tanımı yapılıyor. (Arapçasından kontrol edebilirsiniz meal eklemesi değil) Her ne kadar iyi niyetlide olsa bazı arkadaşların yorumları çok sakıncalı. Hırsızlık suçunun cezasının bu olmadığını el kesmenin mecazi olduğu gibi iddiaları var. Ceza olarak sürgün, uzaklaştırma
gibi zorlama yorumlar yapılıyor. Hırsızı nereye sürgün edeceksiniz? Akla uygun mu bu? Öncelikle söylemek isterimki bu iddiaları desteklemek için verilen arapça dilbilgisi örnekleri de hatalı. Bu ayet diğer hukuk kuralları içeren ayetler gibi muhkemdir.

 

Bu iddiaların yanlış olduğunu el kesme cezasının mecazi olmadığını anlamak neden bu kadar zor? Bizim derdimiz birilerine şirin gözükmek mi? Hırsızlık neden bu kadar hafife alınıyor? Bu arkadaşların aklına hırsızlık deyince bakkaldan ekmek çalan çocuk mu geliyor? Özellikle zinaya yüz sopa varken hırsızlık suçunda neden el kesiliyor gibi tuhaf bir kıyaslama yapılması ne kadar acı.

 

Hırsızlık kesinlikle hafife alınacak bir suç değildir. Öyle sonuçlar doğurur ki bazen insan hayatının kaybedilmesine, ailelerin parçalanmasına, adalet duygusunun yitirilmesine, toplumsal travmalara yol açabilir. Abartılı mı buldunuz bunları?

 

Protezi çalınan bir engellinin dramını izledik geçenlerde bilenler vardır gözüyaşlı bir şekilde hırsıza sesleniyordu, tekerlekli sandalyesi çalınan bir engelliye de şahit olduk gene. Düşünsenize belki yıllarca uğraşıp temin ettiği bu gereçlerle hayatını idame ettirmeye çalışan insanların halini. Ameliyat için yıllarca biriktirilen bir paranın çalındığını düşünün geciken tedavi sonucu ölecek. Bizzat şahit olduğum bir insan var. Borç harç mal alıp bütün umudunu bağladığını dükkanına gece kamyonu dayayıp boşalttı vicdansızlar. Nasıl ödenecek o borçlar? Onun eşi ve çocuğu nasıl bir felakete sürüklenir sizce? Aile hayatı ve çevresi nasıl değişir? Yıllarca biriktirdiği parasıyla ev almak isteyenin halini düşünün? Yaşanmadı mı bunlar?

 

Bu olayların kimisinde hırsız yakalanıyor ve modern denilen hukuk sisteminde ne oluyor çoğumuz biliriz ‘tutuksuz yargılanmak üzere serbest’. Bunlar arasında 30-40 sabıka sahibi(sadece yakalandıkları) bu işi meslek haline getirmiş olanı mı dersiniz, mağdur insanları tehdit edenleri mi dersiniz. Bu tipler insanda değil el kesme kafası
kesilse azdır diyeceğiniz bir his uyandırmıyor mu sizde? Bazen hırsızın bile kim olduğunu herkes bilir ama kimse bir şey yapamaz güle oynaya geçer önünüzden. Bazen de canı yanmış, belki de hayatı kararmış insanlar devlet eliyle ulaşamadığı adaleti kendi sağlamaya çalışır ve cinayete varan olaylar yaşanır. Bu memlekette bunların nice örnekleri yaşandı.

 

Biz uydurma hadis ve rivayet ile mücadele edelim derken verilen rivayete ne dersiniz? Bu rivayete göre güya öyle bir kıtlık olmuş ki Hz. Ömer el kesme cezasını bir süre askıya almış. Bu ne demek sen aç kalıp ölme başkasının yiyeceğini çal o ölsün. Bu nasıl bir mantık Müslüman din kardeşine bunu yapar mı? Senin çaldığın insan ne hale düşecek?

El kesme cezası Allah’tan bir rahmet ve hafifletmedir. Peki bu ceza nasıl uygulanır. Bakın ne deniliyor bir sonraki ayette:

Maide
39: ‘Kim haksızlık ettikten sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse Allah da onun tevbesini kabul eder. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir.’

İş bazı arkadaşların iddia ettiği gibi ‘ya o kişi masumsa giden el gelir mi’ şeklinde değil. Bakın gayet açık. Ayette kim tevbe eder ve durumunu düzeltirse deniliyor. Öyle hop diye el kesme yok. Yakalanan hırsızın tevbe etme ve durumunu düzeltme hakkı var. Şimdi şöyle diyebilirsiniz ‘ee kimi yakalarsanız zaten el kesmenin korkusundan tevbe ettim der sonra gene yapar’ evet der bu aşamada gerçekten tevbe ettimi yalnızca Allah bilir peki tekrar yaparsa ikinci şart olan ‘durumunu düzeltme’ gerçekleşmiş mi? Siz bu suçu zaten kayıt altına almıştınız değil mi? Bu kişinin tevbesinin yalan olduğunu artık sizde biliyorsunuz. Suçun tekrarı durumda hüküm uygulanır. Ve günümüzde olduğu gibi kimse bu işi meslek haline getirip insanları mağdur edemez. Caydırıcılık ve adalet işlevi tam anlamıyla yerine getirilmiş olur. Böylece insanlar devlet eliyle ulaşamadıkları adaleti kendileri sağlamaya çalışmaz.


About the Author
Author

rabbani

Comments (25)
  • Avatar

    Gökhan Nov 19 2014 - 20:49 Reply

    En doğrusunu Yüce Allah bilir. El kesmek ile el koparmak arasında fark var aşırı asla gidilmemelidir ondan eminim, uygulama konusunda ise soru işaretlerim oluşuyor bunun nedeni ise sadece bir ayette geçiyor olması ve bunun nasıl yapılacağı konusunda bir bilgi bulunmaması bu konuda kişileri af edip el lerini bu işlerden çekmelerini öğütlemek bir uygulama olabilir mi? Bilmediğim şeyin ardına da düşmek istiyorum velhasıl Yüce Allah bizi hırsızların gözüne batacak yığınca mal yığmaktanda , bankaların tarafına geçip savaş ilan etmektende korur dileğim budur..

    • Avatar

      hikmet Nov 21 2014 - 09:40 Reply

      Yazımın son bölümünü tekrar okumanızı tavsiye ediyorum. Hırsız yakalanınca hemen el kesme gibi bir konu yok maide 39’da belirtildiği gibi tövbe etme hakkı var. Tabi sizin dediğiniz gibi kendisine öğüt verilebilir tövbesin de samimi olması tavsiye edilebilir. Ama aynı işi tekrar yapması onun tövbesin de samimi olmadığını yalan söylediğini gösterir bu durumda hüküm uygulanır.
      Bu tarz cezalarda tavsiyem gerçekçi düşünmektir. Hiç bir toplum düzeni öğüt ile kurulmaz. Kesin ve caydırıcı cezalar şart. Bir musibet bin nasihatten iyidir sözü çok şey anlatır.

      • Avatar

        Gökhan Dec 4 2014 - 23:33 Reply

        Yüce Allah’a çok şükür. İşte bu sebeple sicil uygulaması ve kişiyi alıkoymak vardır kişinin eli kesilir böylece bu işlerden. Buna ek olarak sicil uygulaması kişiyi deşifre edicidir ilk sefer af edilse ya da hafif cezalar alsa dahi her yer için, daha ağırlaştırılmış cezaya sebep olabilir tekrar halinde. Bir tek maddiyat değil kişi çeşitli zararlara uğratılabilir bu da karşıda kayıp meydana getirdiği için ceza kararı çıkabilir dolayısı ile adaleti ayakta tutmak, hak ile hükmetmek ayetleri adil ve eşit bir hukuk sistemi kısaca insanların istediği sistemleri özetliyor kitabımız , dikkat etmeniz iyi olmuş. Örneğin anayasanın herkese istediği şekilde ibadet edebilme imkanı tanıması seçme hakkını kullandırması, herkesten vergi aldığı için adil olan olur bu gibi şeyler ülkeyi de bizi de ileri götürecek iyi – adaletli davranışlardır..

  • Avatar

    halukgta Nov 22 2014 - 10:30 Reply

    Düşüncenize katılmadığımı söylemek isterim. Bu düşünce Kur’an ın öğretisine ve adaletine tamamen ters düşer. Kur’an önce eğitir, fırsat verir daha sonra cezalandırır. Ceza verilmesi gerektiğinde de çok önemli bir kritere uyulmasını ister. Kısasa kısas, yani yapılan kadar ceza.

    Allah bir konuda bir hüküm verdiğimde, onu nice örneklerle açıklarım ki anlayasınız der bizlere. Eğer hırsızlık yapanın gerçekten elinin kesilmesini isteseydi Allah, bu konuda gereken detayı da verirdi.

    Verdiğiniz örnekten yola çıkalım. Siz protezi ve tekerlekli sandalyesi çalınan kişinin örneğini vermişsiniz. Çok doğru üzücü bir durum. Sizce o protezi ve tekerlekli sandalyeyi neden çalmış olabilir? Yakalandığında sakat evladına, hiç alamayacağı için bu suçu işledim derse, ne cevap vereceksiniz. Bu mu İslam ın adaleti sizce?

    Elbette bu değil. Protezi çalınan kişiye hiç sordular mı, yakalanınca bu kişinin elini keselim mi diye? Sizce sorsaydılar kesin mi derdi? Bu duyguları yaşamadığımız için bizlere konuşması ne kadar kolay geliyor. Bu düşünceyi Kur’an a nispetle anlatırsak, Kur’an a saygısızlık yapmış oluruz.

    Bazı konular vardır ki düzeltmesi kolaydır. Ama bazı konular vardır ki, toplumun yaptığı yanlışların etkisiyle yapılan yanlışları düzeltmek çok zordur. Zor olanı kendi nefsimizce kolaylaştırarak, işin içinden sıyrıldığımızı zannettiğimiz için, bugün İslam toplumu içler acısı durumda.

    El kesme cezası bir deyimdir. Gücünü elinden almaktır. Detayına girmek istemiyorum.

    Saygılarımla

    • Avatar

      rabbani Nov 24 2014 - 21:57 Reply

      Tabi ki düşüncelerime katılmak zorunda değilsiniz. Benimde; Kuranda neredeyse her peygamberin yaşadığı kederle ve stresle ilgili bilgi verilirken sizin ‘strese girenin imanından şüphe ederim’ şeklinde alenen inkara giren yazı yazmanız, Bankaların insanlığa verdiği ağır tahribat, sömürü düzeni apaçık ortadayken ‘Banka faizini masum ve olumlu gösteren yazınız, domuzdan başka her şeyi helal ilan ettiğiniz insanlara kedi köpek yedirmeğe çalıştığınız yazılarınıza katılmadığım gibi sizde benim yazılarıma katılmayabilirsiniz.

      Bu konuyla ilgili yersiz eleştirinize gelince. Asıl Kurana ters olan insanların kendi zihinlerindekini Ayetlere söyletmeye çalışmasıdır.
      Evet Kuran önce eğitir fırsat verir mesela yazımda da belirttiğim gibi hırsızın Maide 39’da belirtildiği gibi tevbe etme hakkının olması onun için bir öğüt ve fırsat değil mi?
      Bu konuda ayetler gayet detaylı ve açık.

      Protezi çalan kendi evladı için çalmışsa demişsiniz adaletten bahsetmişsiniz? Peki sorarım size adalet başkasının sürünmesi, belki de ölmesi uğruna sizin evladınızın mutluluğumu? Kuranda yakınlarınız bile olsa adaleti ayakta tutun demiyor mu? Yakalanınca hemen elinin kesilmediğini tövbe etme hakkının olduğunu söylemiyor mu maide 39 ? Vicdan sahibi insanlar bu tövbesinden sonra onun durumunu görür, (tabi gerçekten böyle ise) yardım eder belki, Müslümanlığın gereği bu değil mi?

      Bu sitede aklı vicdanı olan çok insan var onlar karar verirler artık kimin kolaya kaçtığını, kimin Kurana saygısızlık yaptığını.

  • Avatar

    violet Nov 22 2014 - 12:01 Reply

    bu konu benim de aklımı karıştırır. Ayetteki ibret verici ifadesi aslında çok açıklayıcı ancak benim aklımda da soru işaretleri oluşuyor. Daha önce bir yazı okumuştum (bulamadım ama sanırım bu sitede yayınlandı) orada da bu konu Yusuf Peygamberin kıssasına bağlanıyordu. Hani kardeşini onun su tasını çalmış gibi gösteriyordu ve alı koyuyorlardı. Yani buradan Maide 38’in kastının gücü kesmek olduğu düşünülüyordu.
    Bir de geçimini dağlarda odun kesip, taşıyarak kazanan kişiyle bir lokantada kasa başında fiş kesip para üstü veren kişi için el kesmek çok farklı sonuçlar doğurur. Ayrıca artık birkaç tuşla çok şey yapabiliyoruz. Bir de protez eller var artık. Daha orantılı bir ceza için güç kesmek anlamında kullanılmasını daha uygun buluyorum ama bence var olan sağlıklı eli kesmek fiziksel zorluktan çok psikolojik sorunları getirir ve ne olursa olsun hiçbir şey hem fiziksel hem psikolojik olarak sağlıklı elin yerini tutamaz bence. El kesme cezasının böyle önemli bir caydırıcılığı var.
    İş güç kesmeye geldiğinde ise malın değeri, mağduriyet durumu, dönemin ve hırsızın sosyoekonomik şartları vb. birçok şeyin göz önünde bulundurulması gerekir. Bu daha adaletlidir bence ama bunu kim doğru-düzgün uygulayacak? Ne kadar hızlı bir çözüm? Güç nasıl kesilir? El kesme ise nettir, açıktır. Oturup da zikzak mı yoksa düz kesim mi diye düşünmezsiniz. Suistimal etmemek için daha az acı verici ve daha az kan kaybettirecek bir yöntemle az kullanılan eli kesersiniz.
    Burada uzun uzun yazdım ama doğrusunu da Allah bilir. Bana her iki durum da karışık geliyor.

  • Avatar

    halukgta Nov 25 2014 - 23:54 Reply

    Sayın Rabbani, karşı düşüncelere bence daha saygılı olmalısınız. Benim yazdığım başka yazılarımı örnek verip, yazdığınız konuyu haklı çıkarmaya çalışmanıza doğrusu şaşırdım. Ben kibarca düşüncenize katılmadığımı söyledim ve izah etmeye çalıştım.

    Sizde düşüncelerime katılmak zorunda değilsiniz, demişsiniz ama konu dışına çıkarak, benim sizin konunuzla hiç ilgisi olmayan yazılarımı örnek göstermişsiniz. Buna konuyu saptırmak denir. Elbette bahsettiğiniz o yazılarıma da, sizin katılmanızı bekleyemem. Benim eleştirilerime, YERSİZ ELEŞTİRİ olarak bahsetmişsiniz. Bu sözlerle sizin eleştiriye açık olmadığınızı gösterir.

    Sanırım siz kendinizden çok eminsiniz ki, benim eleştirilerime yersiz yaftasını yapıştırmışsınız. Ama ben size bunu söyleyemem, çünkü en doğruyu Rabbimiz bilir. Kim bilir belki siz haklısınızdır. Bu sözlerimi Kur’an dan aldığım terbiye doğrultusunda söylüyorum, onu da belirtmek isterim.

    Şu sözleri söylemişsiniz benim için. Asıl Kurana ters olan insanların kendi zihinlerindekini Ayetlere söyletmeye çalışmasıdır. Ayetleri kendi zihinlerimizde algıladığımız gibi yaşayamayız. Önce onu belirtmek isterim. Allah ne diyorsa onu anlamalı ve yaşamalıyız, imtihanında özünde bu yatıyor zaten. Böyle yaptığımız için yanlış anlıyoruz ayetleri. Bizler rivayet bilgiler ışığında ayetleri anlamaya kalkarsak işte böyle anlarız. Ayetleri doğru anlamak istiyorsak, Kur’an ın diğer ayetlerinden yardım almalıyız. Çünkü Kur’an kendisini anlatan, açıklayan eşsiz bir NURDUR.

    Protezi çalan hırsız konusunda verdiğiniz örneğe gelince. Elbette hırsızlığın hiçbirisini masum gösteremeyiz. Benim orada verdiğim örneği de siz anlayamamışsınız, yada anlamak istememişsiniz. Orada anlatmak istediğim, yapılan yanlışın araştırılması ve ona göre değerlendirilmesinin doğru olacağını anlatmaya çalıştım.

    Bu tür konular özellikle Türk filmlerinin konusudur. Hatırlarsanız çocuğunun hastalığını tedavi edebilmek için ilk defa hırsızlık yapmış insanlar konu edilir ve işlenir. Yaşınızı bilmem ama bizler bu tür filmlerle büyüdük. İşte bu filmlerin amacı da, toplumun üst tabakasını, duyarsızlaşmış toplumu, biraz kendilerine getirmek adınadır. Ama siz bunu ne yazık ki anlayamamışsınız üzüldüm. Bu sahneleri seyreden insanların ruh hallerini lütfen hatırlayınız. O zaman beni daha iyi anlayacaksınız. Bazı şeyler göründüğü gibi olmayabiliyor.

    Gelelim Maide suresi 39. ayete. Bakın ayette ne diyor.

    Maide 39. Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

    Dikkat ederseniz bir ayet öncesinde hırsızlık yapanın, yaptıklarına karşılık ellerini kesin diyordu. Devamındaki ayette de, bu davranışından sonra kim tövbe eder ve durumunu düzeltirse Allah ın onu bağışlayacağını söylüyor. Dikkat ediniz lütfen Allah ın bağışlayacağı söyleniyor. Yani ben tövbe ettim bir daha yapmayacağım demekle ellerin kesilmesinden kurtulunmuyor, EĞER BİZZAT ELİN KESİLMESİNİ AYETTEN ANLARSAK. Demek ki bu ayetten elin kesilmesi anlatılmıyormuş.

    Yani sizin söylediğiniz gibi ayeti anlayamayız bu durumda. Sizin dediğiniz gibi Maide 39 o kişiye elin kesilmemesi için tövbe kapısını açık tutmaz. Tövbeyi kabul makamı Allah tır bu ayete göre. Bunu da bizler bilemeyeceğimize göre, eğer bir önceki ayetten elin kesilmesini anlarsak, o kişinin pişmanlığından dolayı elin kesilmesinden kurtulmasını söyleyemeyiz.

    Yine de ben tekrar etmek istiyorum. Düşüncenize saygı duyarım. Bu söylediklerim benim Kur’an dan anladıklarımdır. En doğrusunu Rabbimiz bilir.

    Saygılarımla

    • Avatar

      rabbani Nov 27 2014 - 09:51 Reply

      Maide 39 ‘un bir sonraki ayet olması sebebiyle önce el kesilir anlamanız çok enteresan. Evrensel hukuk kanunudur bir suçla ilgili önce ceza belirtilir ardından gelen maddelerde bu suçla ilgili muafiyetler ve indirimler anlatılır. Fikir vermesi açısından size tck’ yı okumanızı tavsiye ederim. Sizin bakış açınızla mesela Amerika gibi idam cezası olan bir ülkede kendini savunmak için birisini öldüren kişinin önce idam edilmesi sonra meşru müdafaadan beraat ettirmemiz gerekiyor. Çünkü kanunda önce cinayetin hükmü yazar sonra meşru müdafaanın. Suç üstü yakalansa bile bir hırsız tövbe etme hakkı vardır. Onun tövbesinde samimi olup olmadığını anlamak çok kolaydır. Tekrar aynı suçu işlemesi yalan söylediğini açıkça ortaya koyar ayetlerde anlatılan rahmet ve hafifletme budur. Günümüzde olduğu gibi kimse böyle bir zulmü ve ahlaksızlığı meslek haline getiremez.

      Protezi çalan kişi ile ilgili yanlışlığın araştırılması gerekir diyorsunuz. Maide 39 daki tövbe etme hakkı zaten buna fırsat vermiyor mu? Yukarda da belirttim eğer gerçekten bir zaruret hali varsa bu düzeltilebilir. Kişi durumu düzeltildikten sonrada benzer suç işlemiyorsa bu onun samimiyetini gösterir.
      Ortaçağ avrupasında ve pek çok medeniyette eskiden hırsızlar yakılarak öldürülmeye kadar varan uygulamalarla cezalandırılıyordu.(Avrupanın şimdiki halide kesinlikle insan onuruna aykırı norveçte 77 kişi öldüren Anders Behring Breivik isimli katil 20 senelik cezasını lüks koğuşunda çekiyor)
      Günümüzde hala Afrika ve Hindistan gibi bölgelerde hırsızların halk tarafından linç edilip öldürüldüğü oluyor. Bizim gibi ülkelerde de neredeyse yüzlerce sabıkasına rağmen hala sokakta dolaşan aynı eylemleri yapan pek çok kişi mevcut. Bu uygulamaların hiç biri adil ve mantıklı değil. Kuranda belirtilen ceza sistemi ne onlar gibi nede bizler gibi tam insan fıtratına uygun en makul ve mantıklı ceza.

      Sizin diğer yazılarınızla ilgili eleştirime gelince. Sorumluluk sizin yaptığınız gibi yazının sonuna ‘en doğrusunu Allah bilir’ yazmakla kalkmıyor. Ben Kurandan bunu anlıyorum demekte hiç bir vebali kaldırmaz. Siz o yazılarda soru sormuyorsunuz insanlara bilirkişi gibi, sanki doğrusu buymuş gibi yöntem gösteriyorsunuz.
      İnsan kendisi sapabilir hata yapabilir ama başkalarını da saptırıyor ise bunun vebali çok büyük olur. Bu mantıkla Kuranı yorumlarsak her türlü iftira ve şirk sözünü gerçekmiş gibi anlatıp arkasından da’ Allahın izniyle’ diyen cübbeli gibi hurafecilerden ne farkımız kalır? Böyle yaparsak bu ayette anlatılanlardan olmaz mıyız? Ali İmran 78: ‘Onlardan bir topluluk da, Kitap’tan olmayan bir şeyi Kitap’tan sanmanız için, Kitab üzerinde dillerini eğip bükerler ve ‘Bu Allah katındandır’ derler. Oysa o Allah katından değildir. Onlar bile bile Allah hakkında yalan söylemektedirler.’

      Kuran insan için bir nur , rehber ve kalplere şifadır. Hükümde hikmette onun içinde.
      Sorarım size Kuranda ismi geçen neredeyse her peygamberin yaşadığı kederle ve stresle ilgili bilgi verilirken ‘strese girenin imanından şüphe ederim’ demek, Bankaların insanlığa verdiği ağır tahribat, sömürü düzeni apaçık ortadayken ‘Banka faizini masum ve olumlu gösteren yazı yazmak, domuzdan başka her şeyi helal ilan edip insanlara kedi, köpek yedirmeye çalışmak, el kesme cezası gibi apaçık ve muhkem bir konuyu reddetmek mi Kuran yolundan gitmektir?
      Size tavsiyem hala nefes alabiliyorken tövbe edin. Çok büyük vebaliniz var.

  • Avatar

    sonerizgi Dec 2 2014 - 22:06 Reply

    Selam…
    Sayın Rabbani aşağıda ki linkte bulunan videodaki hırsızların asıl hırsızlığı yapan kişiyide dikkate alarak ellerinin kesilip kesilmeyeceğini Ayetlerle açıklayabilir misiniz?
    https://www.facebook.com/video.php?v=10152497189031006

    Hırsızların iki elinin birden mi kesilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz yoksa tek elinin mi?

    Kleptomani hastalığı diye bir hastalık var bunu da açıklayabilir misiniz? Kleptomani hastası olan bir kişinin de ellerinin kesilmesi gerekir mi?

    Selametle…

    • Avatar

      kuran müslümanı Dec 31 2014 - 08:46 Reply

      Videoda büyüklerin hırsızlığı küçük yaşta bir çocuğa yaptırdığı görülüyor. Reşit olmayan birisinin elbette sorumluluğu olmaz. Konuları bu kadar yüzeysel değerlendirirseniz yanılgıya düşersiniz. Çantayı çocuk aldı çocuğun elimi kesilecek gibi bir mantıkla konuya yaklaşmanız çok tuhaf. Kloptemani hastalık oda kısmen muaf guruba girer gerekli kontrol ve tedavi ile bu aşılabilir.

      • Avatar

        sonerizgi Dec 31 2014 - 16:27 Reply

        Reşit olma yaşı kaç yaştır? 18 yaşına basmasına bir gün kalan biri ile 18 yaşını henüz bir gün önce dolduran iki arkadaş, beraber hırsızlık yaparsa buna göre 18 yaşından bir gün küçük olanın elleri kesilmeyip, 18 yaşını bir gün önce dolduranın elleri kesilecek mi?

        Bu soruları sormamım nedeni düşünmeye sevketmek ama Kuran ile düşünmeye, kişisel fikirlerimizle yola çıkarsak yanlış yaparız ve ortak bir noktada buluşamayız. Ortak noktada buluşmanın en güzel yolu Allah’ın hükümleridir.

        Şimdi sizinle hırsızlık ve diğer suçlar arasında Kuran da düşünce yolu açacak sorular sorayım ve Kuran da bunları araştırıp değerlendirmeyi siz yapın.

        1- Zina yapan erkek ve kadın hangi durumlarda bu suçu işledikleri kesinleşir?
        2- Hırsızlık yapan kişinin hangi durumlarda hırsızlık yaptığı kesinleşir?
        3- Zina yaptığı söylenen erkek veya kadına zina isnat edenler, gerekli sayıya ulaşamazlarsa bunun cezası nedir?
        4- Bir kişiye hırsızlık iftirasında bulunan bir kişinin cezası nedir? Yoksa onunda parmaklarını mı kesmeliyiz?
        5- Zina işini fuhuşa dönüştürmüş kadının cezası nedir?
        6- Hırsızlık işini mesleğe dönüştürmüş kişinin cezası nedir?
        7- Bir kişiyi öldürmenin cezası nedir.
        8- Mümin bir kişiyi bilerek öldürmenin cezası nedir?
        9- Mümin bir kişiyi bilmeden öldürmenin cezası nedir?
        10- Bir kişiyi öldürmek mi daha kötüdür yoksa zulüm ve baskı yapmak mı?
        11- Savaş halinde bir kişiyi öldürmenin karşılığı nedir?
        12- Bir yakınınızı öldüren kişiye karşı onu öldürme hakkı size tanınırsa ona işkence ederek öldürme hakkınız varmı?
        13- Yakınınızı öldüren kişiyi öldürmek yerine affetme hakkınız var mı?
        14- Sizin bir malınızı çalan hırsızın ellerinin kesilmesi şartsa bunu sizin affetme hakkınız var mı?
        15- Bir kişinin dişini kırarsanız, gözünü çıkarırsanız, kulağını sağır ederseniz yada kopartırsanız, burnunu kırarsanız, yaralarsanız bu kişinin sizin üzerinizdeki hakkı nedir?
        16- Soru 14 deki durum aksine sizin başınıza gelirse karşınızdaki kişiyi affetme yetkiniz var mı?
        17- Canınıza yada bedeninize zarar verimediği halde sizin malınızı çalan bir kişiyi sizin affetme hakkınız var mı?
        18- Kulak hırsızlığı diye bir hırsızlık var bu kapsamda kişinin yine ellerimi yoksa kulaklarımı kesilmeli? Bu kapsam da hırsızlık cezasına girer mi? Girerse kulak hırsızlığı nasıl ispatlanır?
        19- Birbirine zina isnat eden şahitleri olmayan karı kocanın yapması gerekenler nedir?
        20- Zina eden erkek ve kadına cezaları uygulanırken acınarak mı yoksa kemiklerini kıracak şekilde mi cezaları uygulanmalıdır?
        21- Zina eden erkek veya kadın tekrar zina ederlerse aynı cezamı uygulanmalı yoksa farklı bir ceza mı, yada daha şiddetlisi mi?
        22- Hırsızlık eden kişinin elleri kesildiği halde tekrar hırsızlık yaparsa neresi kesilmeli?

        Bunu daha da uzatabilirim…

        Bu yüzden sayın Kuran müslümanı ve sayın rabbani, hırsızlık suçunun karşılığı sizin dediğiniz gibi olsa bile elimizde bu doğrultuda Kuran da yeterli kanıt bulunmamaktadır. Yukarıda sorduğum sorular Kuran dan cevaplandığı taktirde diğer suçların karşılığının ve varyasyonlarının Kuran da bulunduğu, el kesme cezası hakkındaki varyasyonların Kuran da yeterli bir kanıtı olmadığı için, aynı zamanda bu Ayette kullanılan kelimelerin Kuran’ın diğer Ayetlerinde farklı anlam da yada mecaz olarak kullanıldığı da kesin olduğu için, sizin düşündüğünüz gibi hüküm koymak, insanlara zulm ve baskı öldürmekten daha beterdir Ayetini de düşünürsek biraz daha uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Maide 39 Sure den bahsedip duruyorsunuz, bu Ayette sizinde farkettiğiniz gibi bu kişilerin tövbe etmeleri ve durumlarını düzelmeleri hususunda affedici merci Allah’ tır, malı çalınan insana böyle bir yetki veren Ayet yoktur. Diğer suçlara baktığınız zaman örneğin zina suçunda gerekçeleri kesinleştiğinde uygulanacak hüküm kesindir uygulama muallak değildir. Kişiye zina isnat edip gerekli şahit sayısını getiremeyene de uygulanacak hüküm kesindir. Diğer türlü kısas durumların da yakınına yada kendisine yapılanın karşılığını verme şekli ve diler ise affetmesi de hükme bağlıdır. Yakınınızı öldürme konusunda da meşru ölçüleri aşmama hususuna kadar detaylı hükme bağlanmıştır (17/33). Hal böyleyken Ayette bulunan kelimelerin farklı anlamları ve mecazları varken, Kuran genelinde diğer suç şekillerin de yapılacak uygulamaların en ince detaylarına kadar hüküm konulmuşken, hırsızlık konusundaki bu Ayet hakkında bu kadar yalın ve nefsani bir kararlar almamalıyız diye düşünüyorum.

        17. Sure (İsrâ Suresi), 36. Ayet
        Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

        Selametle

        • Avatar

          rabbani Jan 5 2015 - 14:47 Reply

          Maide 33:’Allah’a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.’
          Maide 34: ‘Ancak sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir.’

          Evet tövbe kabul makamı sadece Allahtır ama iş sadece ‘Allah bilir’ mantığı ile olursa maide 34′te ele geçirmenizden önce tevbe edenler ifadesinin ne anlamı kalır? Allah elbette her şeyi bilir ve bize de bazı konuların hikmetini öğretmiştir. Bu durumda da aynen hırsızlıkta olduğu gibi kişinin beyanı esastır. Ele geçirmenizden önce ile kasdedilen suç üstü halidir. Yalnız dikkat edin buradaki hüküm hırsızlık suçundan daha ağırdır. Bildiğiniz gibi zulüm adam öldürmekten daha kötüdür der Kuranda. Hırsız suçüstü yakalansa tevbe imkanı var ama bozgunculuk suçunda suç üstü halinin affı yok tevbe ancak ele geçirmenizden önce olabilir.
          18 yaşın reşit olma yaşı olduğu günümüz kanunlarının uygulaması. Bazı ülkelerde ve bazı durumlarda bu daha az yada daha fazla olabiliyor. Kuran reşit olma yaşını en güzel şekliyle ayrıntılı bir şekilde tarif etmektedir. Nisa 6: ‘Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.’

          Ayetteki ifadelere dikkat edin ‘ evlenme çağı, olgunlaşma’ peki olgunlaşma için nasıl bir tarif var? Mallarını idare edebilecek zeka ve kapasite. İşte ceza ehliyetinin tarifi.

          • Avatar

            sonerizgi Jan 5 2015 - 21:04

            Hala daha hırsızlık suçunda suç üstü olduğunda kişinin tövbe etmesi halinde bizim onu affetme yetkimiz var diyorsunuz. Bu konuyla alakası olmayan başka bir suçla alakalı Allah’ın detaylı izah ettiği bir Ayeti Maide 34 Ayetini buna delil kılmışsınız ama sizin dediğinizle alakası bile yok. Bu kişiler suç üstü yakalandığı anda gerekli ceza seçilerek uygulanır. Bu Ayette Allah’a ve Resulü’ne savaş açanlar tövbe ederek gelip teslim olurlarsa yada savaşmazlarsa ayrı, o zaman Maide 33 Ayetindeki hususlar bunlar için geçerli değildir diyor. Size karşı savaşırken yakalanacaklarını hissettikleri anda yada yakalandıklarında tövbe etmeleri ayrı, o zaman Maide 33 Ayetindekiler geçerlidir diyor. Yani bu konu da dediğim gibi muallak değildir, kesin hükme bağlanmıştır. Bu durumda bile Allah bunları yakalayan kişilere üç seçenek tanıyor. Bu kişileri ya öldürün, ya asarak kontrol altında tutun (bu kısmı aşağıda açıklamaya çalışacağım) yada o bölgeden sürün. O anki koşullara göre üç seçenekten hangisini uygularsanız uygulayabilirsiniz, yani Allah’a ve Resulü ‘ne savaş açanları dahi sağ bırakma yetkiniz var ancak şartı; ya asılarak gözetim altında tutulmaları yada o bölgeden sürülmeleri. Fakat hırsızlık durumu için sizin dediğiniz gibi meal edilirse insanlar için bir affetme seçeneği yoktur. Sizin dediğiniz gibi meal edilirse bu hırsız yakalandığı anda elleri kesilmelidir. Suç üstü yakalayıp tövbe etmesi durumunda affetmeniz, zaten sizin paylaştığınız Maide 34 Ayeti ile yine ÇELİŞİR.
            Maide Suresi 33. Ayeti meali de tıpkı Maide Suresi 38. Ayeti Meali gibi tam anlamıyla çevrilememiş yada anlaşılamamış olabilir. Maide 33. Ayette ”kesme” fiili olarak ”QaTTaa” kelimesi kullanılmış, Maide 38. Ayette ”kesme” fiili olarak ”QaTaa” kelimesi kullanılmış.

            12. Sure (Yûsuf Suresi), 31. Ayet
            Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler.

            Yusuf 31. Ayette geçen kesme fiilide keserek koparma anlamında değildir ve ”QaTTaa” kelimesi kullanılmıştır.
            Maide33. Ayette geçen kesme fiilinde de ”QaTTaa” kelimesi kullanılmıştır. ”Ellerin ve ayakların çaprazlama kesilmesi” mealini başka nasıl anlayabiliriz? Maide 33. Ayette öldürülmeleri yada asılmaları diye geçiyor. Biz bunun ikisini de öldürme eylemi olarak anlarsak, Allah neden burada iki kere öldürülmeleri diye belirtti, diye düşünmemiz gerekir. Öyle ise bunların ölmeyecek bir şekilde asılmaları gerekir. O dönemde hapishane yada hücre evleri yoktu, bu tür suçluları en güvenli şekilde tutmak asılmalarıyla yada bizim bildiğimiz anlamda çarmıha gerilmeleriyle mümkündür, hücre evleri olan yerlerde bile alçaltıcı ve ibret verici bir ceza olarak bu şekilde insanları asarlardı ve fikirlerinden caydırmaya çalışırlardı, aynı zaman da halka da göz dağı verilirdi (firavunun yaptığı gibi vb.). Hz. İsa’ ya yapmak istedikleri de buydu, aynı zaman da çarmıha gererek acılı bir şekilde ölüme de terk edebilirsiniz tabi ki (12:41). Haç şeklinde çakılmış bir tahta, bu tahta yere gömülür, suçlunun ellerine genellikle çivi (mıh) çakılır ki çivi çakılırsa ”QaTTaa” kelimesi daha net ortaya çıkar Yusuf 31. Ayette olduğu gibi. Ayaklarını da tarak kemiklerinden üst üste konularak bir arada (yani çaprazlama) yine çivi çakılır. Eller ve ayaklar çaprazlama derken çoğu kişinin ilk aklına gelen (bende eskiden böyle anlardım) sanki sol el sağ ayak yada sağ el sol ayak kesilecek, oysaki çaprazlama durumu ayakların üst üste getirilerek bağlanması yada çivi çakılması ile de mümkündür. Ellerin ve ayakların çaprazlama kesilmesi diye meal edilen bütün ayetler de mutlaka bunun ardından veya önünden gelen bir ”ASILMA” durumu mevcuttur. Ama bu asılma durumunu çarmıha gerilme tezine en çok yaklaştıran Ayet;

            20. Sure (Tâhâ Suresi), 71. Ayet
            Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi HURMA DALLARINA ASACAĞIM. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.

            Yukarıdaki Ayette görüldüğü gibi ”ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi HURMA DALLARINA ASACAĞIM” çarmıha germe durumu buradan daha da net anlaşılabiliyor. Aynı zaman da asılma şeklinin de nasıl olduğu ortaya çıkıyor. O zaman bu meal ” sizi hurma gövdelerine asacağım ve ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama mıhlayacağım (çivileyeceğim/sabitleyeceğim)” şeklinde de anlaşılabilir. Dikkat edilmesi gereken Taha 71. Ayette ve Yusuf 31. Ayette ”QaTTaa” kelimesi kullanılmış. Maide 38. Ayette kesmek fiili için kullanılan kelime ”QaTaa” dır. ”QaTaa” kelimesi de Kuran’ın bir çok Ayetinde mecaz olarak kullanılmıştır.
            Bu arada cezai uygulama için reşit olma yaşına gelirsek 18:74, 18:80 Ayetlerine de bakmanızı tavsiye ederim. Orada öldürülen kişi ”çocuk” diye geçer, biz ”genç” olarak bile düşünsek bu kişi öldürülürken nikah çağına erişmiş mi? kişiliği oturmuş mu? olgunlaşma var mı? diye bakmamış ”ilim verilmiş kişi”. Anne, babasını küfre götüreceğinden korktukları için yani bozgunculuk yaptığı için öldürmüş çocuğu/genci. Tabi ki bize affetme yetkisi tanındığı suçlarda bu değerlendirmeyi yapmamız bize kalmıştır. Tekrar ediyorum diğer bazı suçlarda bize affetme yetkisi verilmiştir bu affetme nedeniniz çocuk olmasından olmuş, yaşlı olmasından olmuş, sizin merhametinizden dolayı olmuş vb. farketmez, zina ya da hırsızlık konusunda böyle bir yetki kişilere verilmemiştir.
            Maide 38. Ayete meal olarak atfedilen ”hırsızların gücünü kesin” konusu da sadece yakalayıp hapsedin diye anlaşılmamalı. Tedbir almanın da Kuran da önemli bir yeri vardır. Tedbir almakla da bu kişilerin bu suçu işleme güçleri kesilecektir. 4.Nisa Suresi 102…105 Ayetlerini okursanız burada tedbirin önemi vurgulanmaktadır. Zaten hırsızlık yapan kişiler riske girer ve sizi de riske sokarlar bu durumda meydana gelebilecek yaralanma ve ölüm gibi sonuçlar Kuran da açıklanmıştır. Sonuçta bu kişi sizinle karşılaştığında kaçmazsa size bir tür savaş açmış olacaktır. Allah’ın emirlerine karşı gelen bir kişi durumuna düşecektir. Bu durumlar içinde Kuran da yeterli izah vardır.
            Selametle…

        • Avatar

          rabbani Jan 8 2015 - 09:25 Reply

          Soner bey sizin el kesme ile ilgili mecaz anlam yüklemeniz ve bunun gücü kesmek anlamındaki iddianızın geçersizliği sadece ayetler ile değil bizzat günümüzdeki uygulamalar ve ortamla da açıkça ortadadır.
          Hadi diyelim ayete sizin verdiğiniz mana ile bu suçun cezasını verelim. Nasıl uygulanacak gerçekçi, mantıklı bir şekilde anlatın. O hırsızın gücünü nasıl keseceksiniz? Günümüzde olduğu gibi 3-5 ay hapis yatırıp onun bunu meslek haline mi getiremesini mi sağlayacaksınız? Yoksa 20-30 yıl yada müebbete mi mahkum edeceksiniz adamı? İkinci seçenek için çoğu kişi elimi kesin daha iyi der. Zorlama tevillerle mecaz anlamlar yüklüyorsunuz ama önce bir iddianızın kullanılabilirliğini anlatsanız daha iyi olmaz mı?
          Ömer seyfettinin ‘Diyet’ isimli bir romanı var. Orada sizin tabirinizle gücü kesilen hırsızın bunun karşılığı olarak diyetini (tazminat) ödeyen kişinin kölesi durumuna düşmesi ve sonunda dayanamayarak bu kişiden kurtulmak için kendi elini bizzat kesmesi anlatılıyor. O dönemin gerçekten uygulanan hukuk kuralları ile yazılmış ibretlik bir hikaye. Buyrun sizin çıkardığınız anlama göre verilecek cezanın aşamalarını ve caydırıcı özelliklerini yazın.

          Benim maide 34’ü delil göstermemin sebebi burada başka bir arkadaşın ‘Tövbeyi kabul makamı Allah tır bu ayete göre. Bunu da bizler bilemeyeceğimize göre, eğer bir önceki ayetten elin kesilmesini anlarsak, o kişinin pişmanlığından dolayı elin kesilmesinden kurtulmasını söyleyemeyiz.’
          Şeklinde bir beyanıdır. Doğru tövbe kabul makamı sadece ‘Allah’ o kalplerdekini bilir. Biz tövbe kabul ediyoruz demiyorum ki zaten.
          Peki biz hangi aşamada biliriz. Ne diyor ayette’ siz onları ele geçirmenizden önce tevbe edenler’. Nereden biliyorsunuz samimi olduklarını? Bilemezsiniz ama doğruyu yanlıştan ayırmak için bu beyanı esas almak zorundasınız. Cezalar bu aşamadan sonraki durumda hüküm ifade eder. Bu aşamada kişinin beyanı esastır bir daha aynı suçu işlemesi bize onun tövbesinde samimi olmadığını gösterir.
          Maide
          39: ‘Kim haksızlık ettikten sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse Allah da onun tevbesini kabul eder. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir.’

          İş bazı arkadaşların iddia ettiği gibi ‘ya o kişi masumsa giden el gelir mi’ şeklinde değil. Bakın gayet açık. Ayette kim tevbe eder ve durumunu düzeltirse deniliyor. Öyle hop diye el kesme yok. Yakalanan hırsızın tevbe etme ve durumunu düzeltme hakkı var. Şimdi şöyle diyebilirsiniz ‘ee kimi yakalarsanız zaten el kesmenin korkusundan tevbe ettim der sonra gene yapar’ evet der bu aşamada gerçekten tevbe ettimi yalnızca Allah bilir peki tekrar yaparsa ikinci şart olan ‘durumunu düzeltme’ gerçekleşmiş mi? Siz bu suçu zaten kayıt altına almıştınız değil mi? Bu kişinin tevbesinin yalan olduğunu artık sizde biliyorsunuz. Suçun tekrarı durumda hüküm uygulanır. Ve günümüzde olduğu gibi kimse bu işi meslek haline getirip insanları mağdur edemez. Caydırıcılık ve adalet işlevi tam anlamıyla yerine getirilmiş olur. Böylece insanlar devlet eliyle ulaşamadıkları adaleti kendileri sağlamaya çalışmaz.

          • Avatar

            sonerizgi Jan 9 2015 - 00:00

            Allah’ın Maide 38. Ayette kastettiği hırsızlık hangisi: Mal çalınarak yapılan hırsızlık, fikir çalınarak yapılan hırsızlık, gizli-özel konuşmaları dinleyerek yapılan kulak hırsızlığı, bir çok kişinin öğrencilik hayatında yaptığı kopya çekme hırsızlığı (bu hem göz hem emek hırsızlığına girer), emek hırsızlığı (insanların çalışmasının karşılığını vermeme) vs.
            Bu hırsızlık çeşitlerinden sadece mal hırsızlığını mı kastetti Allah?
            Hangi hırsızlık;
            Fabrikatörlerin sigortasız işçi çalıştırarak, işçilerinde yahu ben çalışmazsam adam çalıştıracak başka birini bulur diyerek buna gönüllü oldukları, hırsızlık mı? Maden ocaklarında alınması gereken önlemler maliyetli olduğundan, işçilerin canlarından daha üstün tutularak, işçiler yine aynı fikirde, ben çalışmazsam başkası çalışacak nasıl olsa diye, maliyetlerin tedbirler azaltılarak düşürüldüğü, can kayıplarının çoğaldığı , hırsızlık mı?vs.

            Sayın Rabbani Ömer Seyfettin’in Diyet öyküsünü bile yanlış anlamışsanız ben size daha ne diyeyim. Zaten dediğiniz öyküde kısasın karşılanamaması sonucunda uygulanan ceza el kesme cezası ”ya kısas ya el kesme” demişler adama ve bu durumda hırsızlık İFTİRASINA maruz kalmış gururlu-dürüst bir adamın başına gelenler anlatılıyor. Kısas olarak çaldığı düşünülen malın karşılığı (diyeti) isteniyor ama onda bu karşılık olmadığı için ödeyemiyor ve cezasına (elinin kesilmesine) razı oluyor. Onun yerine bir adam ödüyor bu diyeti ve yanına bu diyeti ödemesi için hizmetçi olarak alıyor bu kişiyi, fakat çok kötü muamele ederek sürekli elinin kesilmesinden onu kurtardığını başına kalkıyor. Artık diyetin karşılığı çalınan mal değil, ödenen miktar değil, kesilecek el olmuştur, buda gerçek bir kısas değildir. Artık buna dayanamayan şahıs kendisine iftira atıldığı halde, kişinin yanında kendi adına ödeneni ödemek için hizmetçilik yaptığı halde, gördüğü kötü muamele ve elinin kesilmemesinin kendisine hatırlatılıp başa kalkılmasından bıkıyor ve biliyor ki artık ömür boyu da çalışsa bu diyetin artık bir kısası yok ”elinden başka”, elini kendisi kesip teslim ediyor.
            Hapsetme konusunda ise tabi ki boş boş 3-5 ay hapsedilsin yada ömür boyu hapsedilsin demiyorum. Çaldığı malın karşılığı ve varsa tazminatı (çalınan maldan dolayı edilen zarar) bu hırsızdan talep edilir, hırsızın mal varlığı varsa buradan karşılanır. Yoksa devletin hapishanesinde boş boş yatırarak ve besleyerek değil, devletin kurumlarında gözetim altında çalıştırılarak bu zararın karşılığı niteliğinde çalıştırılabilir. Çaldığı malı teslim etmek yada çalışarak ödemek, dahası tazminatını da (çaldığı malın gerektirdiği tazminatlar, devleti meşgul etme, avukat masrafları vs.) ödemek zorunda bırakılırsa, bir daha hırsızlık yapacağını zannetmiyorum. Tabi yakalanırsa, sonuçta el kesme cezasına göre de yakalanmama ihtimali olan hırsızlar var. Bu suçu bir daha işler yine yakalanırsa tekrar aynı cezanın uygulanma durumu var.

            2. Sure (Bakara Suresi), 179. Ayet
            Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.

            Mal ile el kısas edilemez, kıyas edilemez.

            Bana şöyle bir soru sormuşsunuz ”Hadi diyelim ayete sizin verdiğiniz mana ile bu suçun cezasını verelim. Nasıl uygulanacak gerçekçi, mantıklı bir şekilde anlatın. O hırsızın gücünü nasıl keseceksiniz?”
            Öncelikle Maide 38. Ayete bu manayı ben vermedim. http://www.youtube.com/watch?v=2Pg_BCCgmBs adresinde Gürkan Engin’in hazırladığı videoyu izledikten sonra aklım karıştı ve araştırmaya başladım. Sonuçta Kuran kendisinin açıklayıcısıdır. Bu anlamdan yola çıkarak diğer suçlarla alakalı detaylara baktığımızda hırsızlara ellerini kesme cezası verilirse bu konuda genel kapsamda (hırsızlık varyasyonlarında) bir adaletin sağlanamayacağını fark ettim.
            Bu sorunun hapsetme ile alakalı kısmını yukarıda anlattım.
            Bu yorumun ilk başında paylaştığım gibi hırsızlık çok kapsamlı bir suç ve çok şekilde işlenebiliyor. Bir çoğumuz sadece mal hırsızlığı üzerinde duruyoruz. Mal hırsızlığı yönünden düşünürsek;
            Bu soruya zaten bir önceki yorumumda Nisa Suresi 102…105 Ayetleri okursanız tedbir almanın ne kadar önemli olduğunu, tedbir almakla hırsızların güçlerinin kesildiğini açıklamıştım. Evimizden çıkarken neden evimizi kilitleriz? Arabalarımızın neden kilit ve alarm sistemi var? İşyerlerimizi neden kilitleriz, artık neden alarm sistemleri, kamera sistemleri kurarız ve neden koca koca ”bu işyeri/bu ev kamera sistemi ile denetlenmektedir” diye yazarız? Yada alışveriş merkezlerinde neden ürünlerin üzerinde alarm teçhizatları var, satın almasız çıkışlarda bunlar neden ötüyor? Yada bu merkezlerde neden güvenlik görevlileri var? Girişlerde neden silah vs. kontrolleri yapılıyor? Bankalarda alınan güvenlik önlemlerini siz kendiniz düşünün. Bu durumlarda bile hırsızlık yapılmaktadır, fakat birde bu önlemlerin olmadığı bir ortam düşünün, hırsızlığın önüne geçebilir misiniz? Bu önlemler hırsızın gücünü kesmek değilse nedir? Mağdur duruma düşmemek için artık günümüzde sigorta şirketleri de mevcuttur, buda belli bir ücret karşılığı malınıza (doğal afet, yangın, hırsızlık vs.), canınıza (sakatlanma vs.) veya can kaybı durumunda geride bıraktıklarınıza bir teminattır.
            Kopya çekme hırsızlığına gelirsek; sınav kitapçıklarındaki sorular farklı sıralanarak, sınavlarda gözetmenler bulundurularak yada yine kameralı takip ve ispat sistemleri gibi tedbirler çoğaltılabilir.
            Fikir (düşünce) hırsızlığına gelirsek bu tür işleri artık patent alarak kişiselleştirebiliyorsunuz ve yasal haklarınız oluyor, başkaları tarafından birebir kullanılamıyor vs.
            Emek hırsızlığına gelirsek; bütün işçiler sigortasız çalışmama kararı alırsa ve emeklerine minimum bir değer biçerlerse, bu konuda istikrarlı olurlarsa sorun kalır mı? Yada yapılacak işin anlaşıldığı sırada, işin kapsamı ve gerekçelerinin bulunduğu, işin tesliminde gerekli karşılığın ödeneceğine dair işveren, işçi ve şahitlerin bulunduğu sözleşme hazırlansa bu bir tedbir ve yaptırım olmaz mı? Günümüzde sözleşmeli işe alınan kişilere tarihi bulunmayan bir belge imzalatıyorlar, bu ”istifa belgesi”, bunun nedeni işine son verileceği zaman bu kişinin tazminat süresi dolmuş ve tazminat hakkı doğmuşsa, kendi istifasından dolayı bu hakkından vazgeçtiğini kanıtlamak için daha işe alırken imzalatılan bir belgedir. Bu belgeleri imzalayan ve emek hırsızlarına katkıda bulunanlar da var. Düşünce yine; ”ben imzalamazsam birileri imzalayacak”. Hangisi hırsız ve kim suçlu?
            Sayın Rabbani hırsızlık her yerde ve her şekilde… Sadece dün gece evime hırsız girdi 500 tl çaldı, 5 bilezik çaldı, arabamı çaldılar, dükkandan ayakkabı çaldılar, manavdan elma çaldılar, fırından ekmek çaldılar değil hırsızlık.

            Ben şu anda Maide Suresi 38. Ayet hakkında kesin bir yargıya ulaşmış değilim. Benim demek istediğim diğer suçlar hakkında ve varyasyonları hakkında, uygulanacak ceza ve affetme mercileri en ince detaylarına kadar belli iken, böyle bir suç hakkında ”güçlerini kesmek” yerine ”ellerini kesmek” diye anlarsak bu suçun varyasyonlarında nasıl bir ADALET yolu izlemeliyiz? onu araştırıyorum. Bir örnek daha vereyim.

            4. Sure (Nisâ Suresi), 25. Ayet
            Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. EVLENDİKTEN SONRA BİR FUHUŞ YAPARLARSA, ONLARA HÜR KADINLARIN CEZASININ YARISI UYGULANIR. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

            Hür kadınlar evlenecekleri kişileri kendileri belirleyebilir. Fakat cariye diye adlandırılan kızlar sahiplerinin izni ile belki istemeseler de evlendirilmek zorunda kalabilirler. Bu durumda evlendirildikten sonra kalpleri kayarda FUHUŞ yaparlarsa HÜR KADINLARIN CEZASININ YARISI UYGULANIYOR. Hür bir kadının gönlünü verdiği bir erkekle evlenip sonradan kalbinin başkasına kaymasıyla, zorla evlendirilmiş (gönülsüz) bir evlilik sonucunda kadının kalbinin başkasına kayması yine kötü bir şeydir fakat aynı değildir.
            Size sorular sordum cevaplamadınız. Hiç olmazsa sizde bu soruları cevaplayın.
            1) Zengin olduğu halde mala olan hırsından dolayı hırsızlık yapan kişi ile, açlığını gidermek için yardım da görmeyen, işte bulamayan, bir kişinin ekmek çalması aynı şey midir? Değilse bana bunu Kuranda tıpkı yukarıdaki Nisa Suresi 25. Ayetinde olduğu gibi bir izahını yapabilir misiniz?
            2) Elleri kesildiği halde tekrar hırsızlık yapanın cezası nedir?
            3) Hırsızlık sadece bir yere gizlice girilerek o yerden bir malın çalınması ile mi olur? yoksa yukarıda bahsettiğim diğer hırsızlık çeşitleri de Maide 38. Ayet için geçerli midir?
            4) Diğer hırsızlık çeşitlerini de bu Ayet kapsıyorsa nasıl bir adalet sağlayacağız.
            5) Üniversite çağında okulda kopya çeken bir genç ile, aç kaldığı için ekmek çalan genç hırsızlık bakımından ne kadar farklıdır?
            Eğer bu izahları ve daha önceki yorumlarda sorduğum izahları Kuran’ a göre yapamazsak o zaman Maide Suresi 38. Ayet hakkında düşünmemiz gereken daha çok şey var diyorum.

  • Avatar

    violet Dec 4 2014 - 21:50 Reply

    Bence bu meseleyi daha iyi anlamak için Kuran’daki (aslındaki) güç, el ve ibret vermek/caydırıcı kavramlarını incelememiz gerekiyor. Güç nedir? Ne olursa güçlü olunur ve güçsüzlük nedir? Güç nasıl kesilir. El ne demektir? Kuran’da hırsızlık nasıl anlatılıyor?
    Böyle olunca sanki her şey çok yavan-eksik kalıyor. El kesmek çok net bir ceza olur. Çünkü cezanın ne olacağı konusunda düşünmezsiniz. Hızlı bir çözümdür ama güç kesmenin de daha adil bir ceza olacağını düşünüyorum. Konu hakkındaki -farkettiğimiz- tek ayet bu. Bir de Yusuf Peygamberin kıssası var. O da çok açık. Ama oradaki olay da -bazıları gerçek sansa da- gerçek bir hırsızlık değil. Bu bizi hırsızlık konusunda aydınlatır ama bence orada bir de şöyle bir mesaj var. ”Onun orada bulunması Yusuf’un kardeşinin hırsızlık yaptığı anlamına gelmez.” ya da ”Bir kadın ile bir erkeğin uzun süre bir odada yalnız kalmış olması onların zina yaptığı anlamına gelmez.”

    halukgta’nın bahsettiği tevbe kısmı da ilgi çekici. Bu açıdan bakmamıştım. rabbani, kişinin samimiyetini anlamanın çok kolay olduğunu söylüyor ama bence o kadar da kolay değil. Yani kişi atlar arabasına/atına gider bir yere ve orada yapar hırsızlığını gizlice. Sonra da kaçıp geri gelir. Ya da ortam durulduktan sonra aynı yerde yine hırsızlık yapabilir ama bu sefer yakalanmaz. İnsanlar ondan şüphelense bile kanıtlayamadıkları/emin olamadıkları için kişiyi zan altında bırakmak da olmaz.

    İşin psikolojik, sosyolojik, hukuk yönü ve Kuran’daki deyimsellik araştırılmalı. Tabi ayetlerin bağlamı da. Birçok şeyi birada düşünüp-araştırırsak Allah’ın hükmünü çok daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.

    • Avatar

      rabbani Dec 5 2014 - 11:31 Reply

      Sayın violet Halukgta’ nın bahsettiği tövbe konusu ayetlerle ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan hatalı bir yorum. Tevbe konusu için bu ayetleri okuyun.
      Maide 33:’Allah’a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.’
      Maide 34: ‘Ancak sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir.’

      Evet tövbe kabul makamı sadece Allahtır ama iş sadece halukgta’nın dediği gibi olsa maide 34’te ele geçirmenizden önce tevbe edenler ifadesinin ne anlamı kalır? Bu durumda aynen hırsızlıkta olduğu gibi kişinin beyanı esastır. Ele geçirmenizden önce ile kasdedilen suç üstü halidir. Yalnız dikkat edin buradaki hüküm hırsızlık suçundan daha ağırdır. Bildiğiniz gibi zulüm adam öldürmekten daha kötüdür der Kuranda. Hırsız suçüstü yakalansa tevbe imkanı var ama bozgunculuk suçunda suç üstü halinin affı yok tevbe ancak ele geçirmenizden önce olabilir.

      Kişinin samimiyeti konusuna gelince evet bu kolay. Aynı suçu işlemesi hükmü getirir. Günümüzde sabıka, gbt kayıtları var kişinin ülkenin neresinde olursa olsun hatta başka bir ülkede bile olsa bütün kaydı rahatça konuluyor ortaya bu sistem günümüzde basit bir şekilde uygulanır. Derseniz peki eski zamanlarda nasıl olacak? Eskiden şehirlerde bile günümüzde olduğu gibi kozmopolit bir yaşam pek yaygın değildi. Çoğu kişinin birbirini tanıdığı kapalı toplumlardı öyle bir şehirden öbürüne gideyim hırsızlıkla geçineyim gibi bir durum çok zor. Heleki kabile toplumlarında bir yabancı olarak hırsızlık yapmanız durumunda eli bırakın kelleniz gider.Ortaçağda Avrupada yakılarak veya linç edilerek öldürülen çok hırsız vakası tarihte kayıtlıdır. Boşuna el kesme bir rahmettir demiyorum. Hem hırsız hem toplum açısından bu böyle. Günümüzde hırsızlık suçunun hali ortada bu mu adil sizce? İnsanlar başlarına gelmeyince anlamıyor maalesef ama hırsızlık çok ağır bir suçtur.
      Yusuf suresindeki hırsıza verilen ceza emsal teşkil etmez bizim için. Bir defa o ceza tevrattan bile çok önceleri uygulanıyor. Ayrıca bazı şeri kanunların topluma ve çağa göre değiştiği Kuran ile de açıklanan bir gerçektir. Mesela Yahudilere uygulanan bazı temiz gıdaların yasak olması buna örnektir.

      • Avatar

        Gökhan Dec 5 2014 - 17:46 Reply

        Rabbani isimli kullanıcıya hitaben yazmaktayım. Bu konu Kur’an-ı Kerim’in en çok insanları düşündürebilecek ayetlerindendir diye düşünüyorum çünkü Kur’an-ı Kerimde dediği üzere savaş dendiğinde insanlar donakalır, bakakalır bunun nedeni diğer ayetlerde anlatılır.

        Kur’an-ı Kerim’de dinde zorlama yoktur der.
        Bizlerde İslâm’ın aşırılıktan uzak olduğunu ve kişilerin seçimlerinin var olduğunu söyleriz çünkü bu bir imtihan dünyasıdır. Sabırlı olmalıyız ve sabrı söylemeliyiz her zaman ayet emri gereği.

        Yüce Allah’a ve Resul’üne nasıl savaş açabilir bir insan ki öldürülsün yahut sürülsün bunu bir düşünelim istiyorum Yüce Allah’ın izniyle. Bu bizzat kişinin kişilere saldırması ile gerçekleşecek bir olaydır diye düşünüyorum diğer neden unsuru olarak düşünebileceğimiz neden ise faiz alanlar parasını yığanlardır ihtimalleri söylemek açısından saydım.

        Bir kişi bize saldırırsa zaten kendimizi savunma hakkımız vardır. Bu yasal bir mesele olduğundan ötürü de uluslararası kabul görmektedir diye biliyorum.

        Diğeri yani Yüce Allah’a ve Resulüne savaş açan kişi tanımını faiz almayı bile bile sürdüren anaparasını bankalardan geri çekmeyenler olarak görüyoruz. Bu kişiler belki de ileride iman edip geri çekeceklerdir bilemeyiz. Hüküm vermek olmaz , zorlamak olmaz bana göre daha çok bu kişiler deşifre olup korkacaktırlar diye düşünüyorum sadece. O yüzden Yüce Allah sabredenlerle beraberdir diyorum, iyilikte yarışalım diyorum çünkü bunu yapmadığımız vakit aramızda anlaşmazlığa düşeceğiz gibi geliyor bana..

  • Avatar

    ayşe Dec 19 2014 - 23:06 Reply

    selamlar.. bende bi ekleme yapmak isterim..

    el kuranda yaptıklarınız amelleriniz anlamındadır.. ameller işler hep ellerle yapılmaz.. ağzımızla düşüncelerimizle birinini gerçeğe ulaşma hakkını düşünceyle çalmak gibi.

    önceden ellerininzle yapıp ettiklerinizle sorulursunuz.. allahın elleri deyimini hatırlarsak meydana getirilen şey olduğunu anlarız…

    bimeyen kişileri yanlış düşüncelerle saptıran gerçeğin hırsızlarının da ellerinin kesilmesi gerekir…
    baskı ve zorlamalarla bi insanın yaşam sevincini elinden almak stres ve psikolojisini bozmak ileri derece suçlardandır.. gerçek hırsızlıklar dururken bi ekmek çalmış ne bileyim küpe çalmış kişiler cahiller neden ellerini kaybetsinler..

    el kesmek yerine güçleri kesilip alı konulsa çalıştırılıp sosyal hayata hizmeti sağlansa hırsız olduğu teşhis edilip etrafındaki insanlar ona karşı uyarılsa herkes ondan korunsa onun gücü kesilmiş olmazmı.. elleride topluma yada engelli olup ihtiyacını karşılayamayan bakıma ihtiyacı olanlara yardımla cezalandırılsa adalet ve rahmet tecelli etmezmi.. gerçek olarak..

    hırsıza iş yardıma ihtiyacı olanlarada yardım ulaşır..

    • Avatar

      rabbani Dec 23 2014 - 09:58 Reply

      Gerçek hayat çizdiğiniz pembe tablo gibi olmadığı için malesef anlattığınız uygulamanında geçerliliği yok. Çevrenizde polis yada avukat tanıdıklarınız varsa sormanızı tavsiye ederim günümüzde kaç tane insan işsiz olduğu için yada ihtiyacı olduğu için hırsızlık yapıyor? Bazı istisnalar hariç hırsızların tamamına yakını bu işi meslek haline getirmiş onlarca sabıkaya sahip tipler. Yukarda defalarca tekrarladım yazının başlığı bile aynı konuyu vurguluyor el kesme cezası doğrudan uygulanan bir ceza değil. Kişinin tövbe etme hakkı var ceza bu tövbesinde samimi olmadığı yani mazeretsiz şekilde tekrar aynı suçu işlediğinde uygulanıyor. Kişi istem dışı yani tehdit veya baskı ile yada büyük bir zaruret ile işlemişse bu suçu tövbe etme hakkı ile hem kendini düzeltme şansı bulur hemde toplumda onun durumunun farkında olan kişi yada kurumlar gereken yardımda bulunur. Dini ve aklın gereği bu. Ama bu işi meslek haline getirmiş arsız ve bozguncu karakterli bir tip ise onada ceza uygulanır. Çoğunluğun menfaati bunu gerektirir.
      Aman dikkat!!! bu hüküm ile ilgili zorlama ve alakasız yorumlar yapmaya çalışan arkadaşlar Allahın ayetlerini beğenmeme hatta tahrif etme gibi büyük bir vebali alma noktasına gidiyorlar.

      • Avatar

        rabbani Dec 23 2014 - 10:02 Reply

        Cevabıma bir ilave yaparak yanlış anlamaların önünede geçelim yukarda belirttiğim zaruret hali gibi ilk defa kasti işlenen hırsızlık suçuda tövbe kapsamında kişi kendisini düzeltme hakkına sahip. Ayetler ile bu hüküm net.

  • Avatar

    uğur Dec 28 2014 - 21:51 Reply

    Allahın söylemlerinde çelişki olmaz.yazarın anlatımı çelişkiyi getirir.

    • Avatar

      rabbani Dec 31 2014 - 08:49 Reply

      Çelişki Kuranda değil zihinlerde olur. Kurana uymak iddiası ile onu kendimize uydurmaya çalışırsak büyük vebal alırız. Çelişki iddianız nedir?

  • Avatar

    Ozcan Jan 28 2015 - 05:55 Reply

    Elini kesin “cezalandirin” demek, bu kadar basit. Nasil cezalandirirsaniz cezalandirin, adil olmak sartiyla. Kur’an’i literal (harfiyen) okumaktan kaynaklaniyor butun sorunlar. Allah ne demek istiyor diye sormak yerinez, ne yaziyorsa onu harfiyen uygulamayi din zannediyoruz.

    Allah baska bir ayette savas icin atlarinizi hazirlayin diyor. Tank veya fuze demiyor, ucak, da demiyor, at diyor. Simdi Allah at dedigi icin neden atlarla savasmiyorsunuz? Allah’in hukmunu mu inkar ediyorsunuz da tufek, tank, top, fuze kullaniyorsunuz?

  • Avatar

    Reddiye Merkezi Aug 22 2019 - 12:48 Reply

    Tövbe edene ikinci şans verilmesini bende böyle anlamıştım. siciline işiliyor ve ikinci kez yaparsa affedilmiyor.

Leave a reply

Name (required)

Website