Sakın Gitme…!

HAYATIMIZ ŞİRK İÇİNDE……
(bir beşer, ünlü bir düşünür olabilir,, onu ilahlaştırmak, şirktir….)

MESNEVİ: MEVLANA CELALEDDİN RUMİ
MESNEVİ’NİN ÖNSÖZÜ

Bu mesnevi kitabıdır. Bu kitap gerçeğe ulaşmanın ve bilgiyle bütünleşmenin sırlarını keşifte dinin usulünün, usulünün, usulü yani din esaslarının esaslarıdır.

Bu kitap, Allah Teâlânın en büyük fıkhıdır.
Allah’ın parlayan şeriatıdır.
Allah’ın apaçık olan hüccet ve burhanıdır.
Onun nurunun örnek ve özelliği, içinde çerağ olan kandil gibidir.
Etrafını aydınlatır. Sabahların aydınlığından daha fazla ışıklıdır.
Bu kitap içinde çeşit, çeşit dallar, su gözeleri olan cennetler cennetidir. güvenilir değerli katiplerin elleriyle yazılıp, tertemiz kılınmış , elleriyle men’ ederler ki temizlerden başkası dokunmasın. { Alemlerin Rabbi’nden iner }
( YANİ BU KİTAP ALLAH’IN KİTABIDIR ) DİYOR..
………………………………………………………………………………………………….

BAKARA
79.. Yazıklar olsun o kişilere ki, Kitap’ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, “İşte bu, Allah katındandır!” derler. Vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden! Vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden!

………………………………………………………………………………………………..

İbadetin nasıl olması gerektiğini Allah buyurmuş, Peygamber efendimiz de uygulamıştır…
Dönülecek tek yer, Kabe’dir… Orada da insanlar kendi etrafında değil, Kabe’nin etrafında dönerler…

gelenek dinini yaşıyoruz… İslamı değil…

Kur’anı okumuş olsak, İbrahim As dan sonra islam dininin, nasıl “müşrik” bir inanca dönüştüğünü anlayabiliriz…

Müşrikler de Allah’a inanıyorlardı ama dualarına Lat, Uzza, Menat gibi putları vesile ediyorlardı…

Biz ne yapmışız, celelettin rumiye MEVLANA ismini layık görmüşüz….
mevlana, anlamı nedir….?

MEVLANA , Allahımız( ilahımız)

Enfâl sûresi:
40. Şüphesiz Allah, sizin Mevlânızdır. (O) ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!

 

Kuranın ilk suresinin ilk ayeti :
Elhamdu lilaahi RABBUL ALEMİN. dir.
Anlamı da Allah alemlerin (kainatın) efendisidir.
Şimdi bu rab-efendi-sahip kelimesini bir kul içi kullanmak (ister peygamber ister şeyh ister alim olsun) doğru mudur?
Kuran sizin mevlanız Allahtır derken bir insan için bu kelimeyi kullanmak doğru mudur?

Yok aslında biz o anlamda kullanmıyoruz bu anlamda kullanıyoruz gibi mazeretler yarın huzuru ilahide geçerli olacak mı?

celalettin rumi mevlamız mıdır,,,,,,
BU (NE OLURSAN OL YİNE GEL ) SÖZÜ İLE İNSANLARI ŞİRKE DAVET ETMEKTİR…..

 


About the Author
Author

merdaliderindüşünce

Comments (2)
  • Avatar

    Gökhan Dec 8 2014 - 13:31 Reply

    Şirk ve çok tehlikeli bir uygulamadır Yüce Allah’tan başkasına yönelmek bile bile yapan , seçen kişiler emirlerden koparlar Yüce Allah af etmem diyor ve dönemeyen kişilerdir af edilmeyenler diyebiliriz en doğrusunu Yüce Allah bilir çünkü. Devletin yasaları bunlara karışamaz elbette, falcılara ceza veriliyor ama onlara verilemez çünkü arkası sağlam bir tarikattır yurt dışı ileride bağlantısı var bizlerin bu şeyin kökünü kazımak için emek vermesi gerek insanlar kendilerini düzelttiğinde Yüce Allah bilir belki her şey daha iyi olur bizim işimiz zaten söylemek, iyiliklerde bulunmak olsun varsın gündemimizde bu da olur dosdoğru olmayı insanlara öğretmeli bizim evden kurtardığımı sanıyorum ben bu eserlere dair düşünceler çok şükür üç yıllık bir mücadelenin ardından sonlanmıştır, gereksiz olduğu kabullenilmiştir. Batıl ile mücadele etmektir Resul’e uymak hepsini yapacağız bize emredilenlerin ki kendimizi de güncel tutalım değil mi? Aslında Kur’an-ı Kerim çok mantıklı düşünürsek çok şükür Yüce Allah’a.

  • Avatar

    Feridun34 Dec 8 2014 - 21:45 Reply

    Selam.

    Abdülbaki Gölpınarlı Farsçadan Türkçeye çevirisini yaptığı MEB. yayını olan Mesnevi’nin sonunda yazdığı kendi şerhinde-açıklamasında bir çok sofilerin, ermişlerin kendilerine ilham yoluyla vahiy geldiğini iddia ettiklerini söyledikten sonra şu tespiti yapıyor.
    “……… Mevlana da bu beyitlerde Mesnevi’nin vahiy olduğunu söylüyor. Zaten 6 cildin umumi açıklaması sayılan birinci cildin dibacesinde-ön sözünde de bunu apaçık söylemektedir..”

    http://www.istekuran.com sitesinden bir alıntıdır:
    ‘‘Mevlâna unvanlı Celâleddin Rumî’ye ait olduğu söylenen kitaplar eğer gerçekten bu şahsa ait ise ve başta Mevlevîler olmak üzere diğer tarikat zümreleri tarafından baş tacı yapılmış olan Menâkıbu-l Arifin-Ariflerin Menkıbeleri adlı kitapta yazılan rezillikler doğru ise, Celâleddin Rumî’nin-Mevlana’nın Müslümanlığına yüz bin şahit az gelir.
    (Söz konusu kitap, mevlevi Ahmet Eflaki tarafından 36 yıllık bir araştırmanın sonucunda yazılmıştır. Eserin yazılma amacı Mevlana’yı ve mevleviliği tarihsel gerçekler ile anlatmak, tanıtmaktır. Ariflerin Menkibeleri, 1990 yılında Abdulbaki Gölpınarlı tarafından gözden geçirilmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır.)
    Hakkında “AŞK PEYGAMBERİ MEVLÂNA” diye kitap yazılan ve “aşk dini”nin peygamberi ilân edilen bu şahıs için hiçbir Müslüman “ne peygamberi?” diye bir soru sormamakta, hiçbir “din adamı” kisveli zevat da tüm ülkede satışı yapılmakta olan kitap hakkında ve de bu şahsın Kur’an’a aykırı olarak Muhammed’den sonra peygamber ilân edilmesi karşısında bir söz söylememektedir…’’

    Aşağıda, Mevlana’ın müridi olan Ahmet Eflaki’nin Menakıbul Arifin-Ariflerin Menkibeleri
    adlı eserden alıntılar yer almaktadır.. (Kabalcı yayınları-Basım yılı:2006 Sahife:484,485,487)
    **Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi. O yine”benim şeyhim büyüktür” dedi. En sonunda “Allah mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu?
    Mürid “ben Allah’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi.
    **Başka bir mürite de “Allah mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “bu iki büyük arasında hiç fark yoktur” dedi..
    ** ‘‘Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül âletini kaldırarak kadının eline verdi ve: “Senin istediğin o değil; budur” dedi ve semâ’a başladı. Bunun üzerine halifenin ve eşinin itikadı bir iken bin oldu..’’
    ** “Mevlana Şems’in yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.
    Sonra Şems Mevlâna’ya içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems’ten başkasını görmedi Kimya nereye gitti? dedi.
    Şems ‘‘Yüce Tanrı beni o kadar sever ki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi’’ buyurdu..
    “Şems şöyle devam etti: “Bayezıd-i Bestami’nin hali de böyle idi. Tanrı ona tüyü-sakalı bitmemiş genç bir oğlan şeklinde görünürdü…” (Eflaki – Menakıbul Arifin C:2 S:72)

    Yüce Allah’a karşı böylesine ahlaksızca, edep dışı sapıkça söylemleri bünyesinde barındıran tasavvuf kültürünün insan nefsini terbiye eden, güzel ahlak yolu olduğunu söylemek mümkün değildir…

    Prof. Dr. Mikail Bayram, Ahi Evren ve Ahi teşkilatının Kuruluşu adlı kitabında Mevlana’nın bir başka özelliğine; Moğol istilacılara yakınlığına dikkat çekmiştir. Büyük tarihçi Halil İnalçık Osmanlı ve Modern Türkiye adlı eserinin 71. sayfasında Mikail Bayram’ın söz konusu eserine atıf yapmış ve “Prof. Bayram’ın çağdaş kaynakları tenkit süzgecinden geçirerek vardığı sonuçları kabule değer görmekteyiz” dedikten sonra şunları yazmıştır.

    “Kırşehir, ahilerin güçlü oldukları bir şehirdi. Moğol idarecilere yakın olan Mevlana Celalü’d-Din’in şeyhi Şems-i Tebrizin’nin katlinden ahiler, bu arada Ahi Evren sorumlu tutuldu ve hapse atıldı. Hapisten çıkınca Kırşehir’e gidip yerleşti. Kırşehir emaretine tayin olunan Nureddin Caca bey (Mevlana’nın müridi) bölgede idare karşıtı Türkmen ve isyan eden Kırşehir ahilerini şiddetle kırıp geçirdi. Ahi Evren’in de bu öldürülenler arasında bulunduğu tahmin olunmaktadır. (1261)
    Ahilerin zaviyeleri ellerinden alınıp Mevlana’nın yakınlarına verildi. Akasaray, Niğde, Denizli, Tokat ve Sivas gibi Orta Anadolu’nun önemli kentlerinde Kırşehir’dekine benzer olaylarda başlıca ahilerin ezildiği-katledildiği ileri sürülmektedir. Bu katliamlar üzerine ahilerin Selçuklu-Moğol zulmüne uğrayan Babailer ve abdallar gibi Türkmenlerin egemen olduğu uç bölgelere göçe başladıkları düşünülmektedir.
    Bölgede Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf ve çiftlik almış bir çok ahi tespit etmekteyiz……..
    Osman Gazi’nin ahilerle yakınlığı olan mürşidi Babai Şeyhi Edepali ve Çorum Mecidözü’ne kaçan Aşık Paşa’nın Kırşehir katliamından sonra kaçanlar arasında oldukları düşünülmüştür..”

    Saygılar.

Leave a reply

Name (required)

Website