İKRA-OKU!

İKRA-OKU!

“Oku!” İlk emrimiz. Allah tarafından bizden istenilen ilk şey.. Eskiden bilmezdim, ‘Oku!’nun ne anlama geldiğini. Bir şeyleri fiil olarak okumak sanırdım sadece.. Sonradan farkettim. Meğersem görerek, dokunarak, hissederek de okunuyormuş her şey.. Doğru ya bir insan çiçek kokusunu, yağmurun tendeki etkisini, bir kuşun kanat çırpışını, bir arının bal yapışını, rüzgarın dans edişini, bir annenin yavrusuna olan merhametini, bir filizin yeşermesini, güneşin, ayın, dünyanın boşluktaki dengesini, bir meyvenin tadını, bir bebeğin dünyaya gelişini, iki yanıcı maddenin bir araya gelerek dünyanın en güzel nimetini oluşturmasını ve dahasını.. Nasıl anlayabilirdi; dokunmadan görmeden, hissetmeden. İşte bugün doğayı okudum ve anladım ki; dağa, taşa renk veren, kayanın içinden bir tohum filizlendiren çok güzel bir yaratıcımız var. Ne mutlu bize.


About the Author
Author

Ikinoktalicumlem

Comments (1)
  • Avatar

    sonerizgi Apr 22 2019 - 18:44 Reply

    ARŞ’IN KALEM’İNDEN YANSIYANLAR 2

    بالقلم : BilKalem

    96:4 Kalem yoluyla öğretir.

    Kalem; soyut olan ilmi, bilinçte bulunan ilmi, somut olana dönüştüren aktarandır. Gizliden görünene aktarımla açığa çıkışları meydana getirendir.
    Sınırsız taraftan baktığımızda, soyuttan somuta geçiş, sınırsızlıkta bir ölçü olmadığından dolayı bir merkezden, aktarım merkezinden olmalıdır. Sınırsızlıktaki bu aktarım merkezi ARŞTIR. Bir bakıma kalemin dokunuşu ile ilmin yayıldığı merkez. Bu dokunuş ile sınırsız bilinçteki soyut ilim, noktadan bir açılımla yine sonsuza yayılır.
    Sınırlı taraftan bakarak, gözümüzü ele alalım. Gözümüzü soyut ilmin ve somut ilmin merkezine taşıyalım. Çevremizde gördüklerimize soyutluk, bizde açığa çıkanlara somutluk olarak bakarsak. Gözün baktığı varlıkları kalem olarak nitelersek, kendilerinden yaydıkları frekansları göze yazarlar. Göz bu frekansları kendi dilinde İKRA yapar (bilinci ile hisseder). Dışardan gelen soyut ilim gözde somutlaşır. Biz buna OKUMAK diyoruz. Göz kendi bilincinde hissettiklerini aktarmak üzere harekete geçtiği anda KALEM olur ve kendi kaleminin dokunuşları ile kendi arşından, okumalarını kalem olarak beynin anlayacağı dile çevirerek yine sinyaller frekanslar yayar. Göz bu durumda görme merkezi olmuştur. Arşından beyne yazar durur.
    Göze göre soyut olan gerçeklikleri biz beynimizde somut olarak algılamaya başlarız. Beyinde gözün kendisine yazdığı sinyalleri ikra yapar, göz beyin için artık bir bilinç haline gelmiştir.
    Diğer bütün duyu organlarımızda bu okumaları yapar ve iletir. Her biri kendilerine yazılanları yüklenir, ikra (okuma) yapar ve kalemleri ile arşlarından aktarırlar, yani bilinçli organlardır.
    Bu organlar ikra (okuma) yapmazsa nasıl bir bakıma kör duruma düşecekleri gibi, bizlerde okuma organlarına sahipken okuma yapmazsak kör durumuna düşeriz.
    İnsana bir bütün olarak baktığımızda, BilKalemin sınırsız bilincinden soyut ilmi aktarıp somutlaştırdığı ilmi, bizler, İkra (okuma) yapan ve bu okumalarını kendi merkezlerinden kalemle aktararan organlarımızla, bu organlarımızdaki soyutluğun bizde somutlaştığını görüyoruz. Kısaca diğer bilinçlerin soyuttan somuta aktardıklarını, bizler soyut olarak algılayıp, kendimizde somutlaştırıyoruz. Bizde somutlaşan bu bilgiler bir merkezde toplanıp depolanıyor yani hafızaya dönüşüyor. Bilgilerin korunması.
    Bilincimiz, sınırlı ilim bulunan bu hafızamızdan besleniyor. Hafıza ve ilim arttıkça daha bilinçli varlıklar haline geliyoruz. Tarık suresine ismini veren Tarık kelimesi bir bakıma bu anlamdadır, YÜKSELEN BİLİNÇ.
    İkra yaptıklarımızı bilinç merkezimizde değerlendirip, kararlar alarak bu kararlarımızı da hafızamız ile depoluyoruz. Bu kararların bir kısmını yine kalem olup yani bilincimizde oluşan kendi ilmimizi aktarım organlarımıza aktararak onların merkezlerinden açığa çıkarıyoruz. Bu sefer bizde ki soyutluğu kendi kalemlerimizden ve arşlarımızdan aktararak somut bilgiye dönüştürüyoruz. Konuşma, ağlama, gülme, jestler vb.
    Konuşmayı ele alırsak. Bilincimizde ki soyutta oluşmuş ilmi, bilgilerimizi, fikirlerimizi, hissettiklerimizi nefesimiz, ses tellerimiz ve ağzımız aracılığı ile aktarırız. Nefesimiz ses tellerine çarparak bir frekans oluşturur, bu frekansı ağzımızla şekillendirip bir merkezden dışarı yayarak, ikra yapacak diğer varlıklara ulaşımını gerçekleştiririz. Bilincimizdeki soyut ilim dışarıda somut bir ilme dönüşmüş ve ikra edilebilir (okunabilir) bir hale gelmiştir.
    Bizim somut olarak aktardıklarımızı diğer varlıklar duyu organları ile soyut olarak algılayıp kendi bünyelerinde somutlaştırıyorlar.
    Aktarılan ilmi yükleniyoruz, yüklendiğimizi ikra yapıp okuyoruz, okumamızı kalem olup belli merkezlerden / arşlardan aktarıyoruz.
    Sınırlı olan bu bilincimiz ile sınırsız olan bilincin nasıl yüce olduğunu ikra ediyoruz. O’nun Eşsiz Kaleminden (BilKalem) bize yansıyanları.
    Bu yazıda göz örneği ile ters bir anlatım yaptım. Ben merkezcil bakış açısıyla değil de, bize bağlı farklı bir varlıktaki bakış açısıyla. Böylece gözü merkeze koyduğumuzda algıladıklarını soyutluk, aktardıklarını somutluk olarak niteledim. Ama göze aktarılan BilKalem’in Arş’tan aktardığı somutluklardır. Bizde kendi bilincimizde oluşanlara soyutluk, dışarı aktardıklarımıza somutluk diyoruz. Bu anlatımla sizde oluşturmaya çalıştığım etki, soyutluk ve somutluk kavramlarının her ikisinin de birer gerçeklik olduğunu ve soyutluk ve somutluğun iç içe kavramlar olduğunu aktarabilmek içindi. Sınırsız bilinçte bulunan ilimde, aktardığı ve görünen hale gelen ve bizim ikra yaptığımız ilimler de birer gerçekliktir.
    Dünya hayatına ya da kainatımıza, simülasyon ya da hologram yönü ile bakanlar var. Somut değil sadece soyut tarafından bakanlar, bu hayat soyutluğun ve somutluğun, her iki gerçekliğin iç içe olduğu bir hayat. Tıpkı Ruh ve Beden bütünlüğü gibi.

    https://msonerizgi.blogspot.com/2019/02/arsin-kaleminden-yansiyanlar-2.html?m=1

Leave a reply

Name (required)

Website