Gözdeki Hedef Takip Sistemi

Odada uçuşan bir sineğe baktığımızda, sineğin hareketi ile birlikte gözümüz otomatik olarak hareket eder. Bu sırada beynimizin ve gözümüzün farklı bölgelerinde pek çok işlem yapılır. Bu farklı işlemlerin hepsi de aynı hedefe yöneliktir, hareket eden cismi takip etmek.


Uzmanlar gözümüzdeki sistemin bir benzeri olan hedef takip sistemini oluşturabilmek için “imge işleme” adı verilen son derece karmaşık matematiksel yöntemler kullanırlar. Bu yöntemler neticesinde hedeflenen cisim, görüntü içinde ayırt edilir, uzaydaki pozisyonu, hareket doğrultusu, hızı ve ivmesi gibi fiziksel birtakım değerler hesaplanır. Daha sonra bu değerler yorumlanarak görüntünün alındığı kamera ya da radarın motorlarına aktarılır. Böylece hedef, kamera ya da radarın görüntü alanı dışına çıkmamış olur.

Buraya kadar anlatılan son derece karmaşık matematiksel işlemleri de içeren bu sistem, beynimizde biz hiç çaba sarf etmeden ve farkında olmadan işler. Kameramız olan gözlerin üzerine düşen görüntü beyinde işlenerek cismin uzaydaki pozisyonu, hareket doğrultusu ve hızı gibi bilgiler hesaplanır.

Daha sonra bu bilgiler doğrultusunda gözlerimizi hareket ettirmeye yarayan 12 kas, tam da olması gerektiği ölçüde gözü çevirir. Bunun neticesinde gözümüz gerektiği yönde ve hızda döner. Bu kusursuz sistem elbette çok ince bir hesap gerektirir. Yüce Allah’ın üstün aklının bir eseri olan bu sistemin rastlantılar sonucu oluşamayacağı açıktır ve bu kusursuz sistemi tesadüflerle açıklamak da son derece mantıksızdır.

Beyinde yer alan hedef takip sistemi, başlı başına bir mucize olan görme olayının ne kadar detaylı ve ihtiyaca yönelik sistemlerle organize olarak çalıştığını bizlere gösterir. Tek bir parçası dahi tesadüflerle meydana gelmesi imkansız olan göz, ışığa duyarlı hücrelerden retinaya, mercekten görme sinirlerine, ışığı kimyasal yöntemlerle sinyale dönüştüren özel hücrelere, göz kapağı ve kirpiklere kadar her parçasıyla bir bütün olarak kusursuz bir düzene sahiptir. Üstelik göz ve göz kasları, hareket eden cisimleri takip etmek için beyinle iş birliği içinde çalışan sistemlere de sahiptir.

Bizim için son derece büyük önem taşıyan gözlerimiz, beyin ve beyindeki görme merkezi olmasa, hiçbir işe yaramayan, anlamsız, su dolu toplar olarak kalırdı. Beyin ve görme merkezinin görme olayındaki kaçınılmaz rolleri dikkate alındığında, gözün bunlar olmadan tek başına hiçbir anlamı ve fonksiyonu olmayacağı daha iyi anlaşılır. Beynimiz, gözümüzden yani kameralardan gelen görüntüyü çok usta bir biçimde kaydeden bir kameraman gibidir.

Lens tarafından retinada odaklanan görüntü elektrik sinyallerine dönüştürüldükten sonra saniyenin binde biri gibi bir zaman diliminde, optik sinirler aracılığıyla beyne ulaştırılır. Her iki gözden ayrı ayrı elde edilen sinyaller, bakılan cisme ait bütün özellikleri içerir. Beyin de iki gözden gelen görüntüleri tek bir görüntü halinde birleştirir. Nesnenin biçimini ve rengini ayırt eder, ne kadar uzakta olduğunu saptar ve hareket eden cismi takip eder. Kısacası nesneleri gören göz değil beyindir.

İnsanın doğumundan itibaren gördüğü her görüntü beynin içinde, karanlık ve ıslak bir ortamda bulunan görme merkezinde meydana gelir. Görme merkezinin toplam büyüklüğü ise 1. 5 cm2`dir. İnsan hayatına ait herşey, çocukluğu, okuduğu okullar, evi, işi, ailesi, oturduğu semt, vatandaşı olduğu ülke, üzerinde yaşadığı dünya ve içinde bulunduğu evren, aynada gördüğü kendi vücuduna ait görüntü, hayat boyu gördüğü her ayrıntı, kısacası tüm hayatı, 1. 5 cm2`lik et parçası üzerinde oluşur. Elbette kapkaranlık bir yerdeki 1. 5 cm2’lik bu parçanın tüm bunları algılayabilmesi mantıken imkansızdır. O halde tüm bunları algılayan kimdir? Gören, duyan, hisseden, koklayan, tat alan beyin değilse nedir?

İşte bu noktada karşımıza çıkan gerçek apaçıktır: İnsan bilinç sahibi, görebilen, hissedebilen, düşünebilen, muhakeme edebilen bir varlık olarak maddeyi oluşturan atomlardan, moleküllerden çok öte bir varlıktır. İnsanı insan yapan Yüce Allah`ın ona verdiği “ruh”tur. Aksi takdirde insanın bilincini ve diğer tüm insani yeteneklerini yaklaşık 1. 5 kiloluk, üstelik de algıdan ibaret olan bir et parçası olan beyine vermek son derece akıl dışı olacaktır.

Doğduğumuz andan itibaren bedenimizde var olan ve birçok kişinin nasıl çalıştığını hiç düşünmediği, belki de alışkanlık nedeniyle farkına bile varılmayan hedef takip sisteminin çalışma sistemini bilim adamları hala çözememişlerdir. Nasıl çalıştığı bilinmeyen bir sistemi elbette insanın kendi kendine yapabilmesi imkansızdır.

Yazar : H. Gökhan Canbey

 


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (1)
  • Avatar

    G. Mar 16 2012 - 14:49 Reply

    Güzel bir yazı, kendimizi beyin olarak düşünmeliyiz vücut yani nefs olarak değil biz onu yönetiyoruz vücut ben toprağa gideceğim zevk al, bak/göster, eğlenceye kapıl derken akıl ise ben nereden geldim bu vücudun yönetimi bana kim verdi der karşısındaki kişiyi bilemez onu kimin yönettiğini bilemez Allah’a yönelip iyi işler yapar ve iyi işler yapanlara güvenir çünkü herkesin kara kutusu gizlidir ama Allah duyar ve görür.

    Bir erkek olarak Allah’ın bizi sudan kemikleştirip daha sonra et giydirdiğini ve şekilllendirdiği gibi gerçekleri düşünerek şeytanın eşyaları ve bedenleri hoş gösterebileceğini harama çekeceğini aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum. Düşünüyorum karşımdaki insanların içinde kemik ve ruh var süs olan boyaya kapılmak ne diye bu geçici dünyada ahiretin elma ağacından uzak durmalıyız.

Leave a reply

Name (required)

Website