Yanlışlarla Kaybolan İnançlar…

Yanlışlarla Kaybolan İnançlar…

Yıllar sonra eski bir arkadaşımla buluştum geçen akşam. Sahilde yürüyüp laflıyorduk. Kendisi edebiyatçı olduğundan bir süre sonra sohbetimiz “derin konulara” yönelmişti. Birbirimizi küçüklümüzden beri tanımanın verdiği “tanımışlık” ile bana anlattıklarını, sözlerinin ötesine ulaşarak anlama rahatlığı içerisindeydim. Uzun bir muhabbet ve kız arkadaşların birbirlerine olan psikanaliz yaklaşımları ile birkaç saat konuştuktan sonra “içimde bir boşluk, bir arayış var” dedi. “Peki neden hala direniyorsun o zaman?” diye sordum. Bu sorum karşısında bir an duraksadı. Bu duruşu aslında ne demek istediğini hemen anlamam karşısındaki bir anlık şaşkınlığını ifade ediyor gibiydi.

Küçükken birlikte namaz kıldığımız, lise günlerimizde ailesinden gizli oruç tutarak, soğuk kış sabahlarında annesinin onun için fırından aldığı sıcak poğaçaları “yedim anne” diyerek sonradan kuşlara atmak üzere cebinde saklayan, yazları İzmir Foça’da ailesi ile beraberce gittiğimiz deniz kenarında tüm hatları ortada olacak şekilde mayo ile denize girmemek uğruna 38-40 derece güneş altında “canım denize girmek istemiyor” diye ailesini geçiştirmeye çalışan bu arkadaşım nasıl olmuştu da Allah’ın dininden bu kadar soğumuş, “Allah’ın varlığına inanıyorum ama dinlerin gerçekliği hakkında kuşku içindeyim” diyecek hale gelmişti?

O akşam kafasındaki sorulara birlikte cevap bulmaya çalıştık. İşim zor görünüyordu çünkü sevgili çocukluk arkadaşım kendisini bir dine boyun eğmeyecek kadar akıllı, adil ve mantıklı buluyordu.

Hala düşünüyorum bu nasıl bir enaniyet? Nasıl bir kendini beğenmişlik! “İnsan olduğunu unuttu mu?” diye düşünüyordum… Oysaki daha biraz önce hayatı boyunca yaptığımız hatalardan, yanlışlardan, pişmanlıklarından konuşmuyor muyduk? İnsan olduğumuza göre hata ve pişmanlıklarımız bizim zayıflığımız değil mi? Yani yaratıcı karşısında basit ve aciz değil miyiz?

Söylediğine göre, eğer kendisi bu düzeni kursaymış dinlerde öldürmeye yer vermez, kadınlarla erkekleri bir tutarmış. Allah dinlerle bizlere yeterince adil bir düzen vermemiş, bu yüzden dinlerin geçerliliğine inanmıyormuş. Yani Allah’ın verdiği dinleri adaletsiz bulmasının sebebi “kadınlara yeterince hak verilmediğine inanması ve dinlerin öldürmeye izin verdiği düşüncesi”imiş. Tüm kitapları yok saymasının sebebi bu iki maddeye dayanıyordu. Oysaki söz konusu bu iki madde, maalesef ki kendisini “adaletli ve akıllı” diye tanımlayan pek çok kişi gibi arkadaşımın da yeterince bilgili olmadığı, hatta tamamen yanlış bildiği iki temel konuydu.
Kendimce anlatmaya çalıştım:

Kur’an’ı Kerim’de karşıdaki sana saldırmadan savaş açma izni yoktur. Müslümanlara kendileri korumak için öldürme izni verilmiştir. Yani bu, en doğal olan insanın kendini müdafaa hakkıdır. Aslında bu o kadar basit, algılanması o kadar kolay bir konu idi ki… Bu kadar basit: Karşıdaki sana silahlı saldırıda bulunmadıkça sen ona saldıramazsın! Günümüzde ve tarihte kuvvetli olanın asla uygulamadığı, uygulanması oldukça zor olan bir hüküm…

Kadın – erkek eşitliğine gelince; biliyoruz ki insanlık tarihi binlerce yıla dayanırken kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı ancak geçtiğimiz yüzyılın başlarına dayanır. Yani İngiltere Kraliçesi önce 1919 yılında kısıtlı bir biçimde, bazı özel durumlarda seçme hakkını elde etmiş, tam seçme hakkını ise ancak 1928’de elde etmiş. İsviçreli Kadınlar ise ancak 1971 tarihinde ülke çapında bir seçme hakkına kavuşabilirken biz bugün sanki kadınlar ezelden beri erkeklerle aynı haklara sahiplermiş gibi düşünüp kolayca ahkâm kesebiliyoruz. Düşünün ki aslında kadınların hiçe sayıldığı ve birey olarak “var” bile olmadığı toplumlarda kadına miras hakkı, boşanma hakkı, çalışma hakkı İslam dini tarafından verilmiş olmasına rağmen tüm bunlar yok sayılıp “kadına haksızlık yapılmıştır” şeklinde iddia ve itirazlarda bulunulmuştur.
Kuran-ı Kerim kadın ile erkeği iki konuda birbirinden farklı tutmuştur: miras hakkı ve ticarette yapılan şahitlik. Çok yakın bir geçmişe kadar eşinin, babasının bile mirasından kadına tek bir kuruş kalmazken Kuran-ı Kerim ile bu değiştirilmiş, kadına erkeğin yarısı kadar miras hakkı tanınmış, ancak ölen kişi arkasında bir vasiyet bırakırsa vasiyeti bıraktığı şekli ile uygulanması tavsiye edilmiştir. Yine kadına erkeğin yarısı kadar miras verilmesine rağmen evlendiğinde kocası tarafından kendisine evlilik bedeli olan mehir verilmektedir.

Bilinenin aksine “iki kadın şahitliği bir erkeğin şahitliği ile denktir” kanısı Kuran’dan çıkan bir hüküm değildir. Ticari borç işlerinde iki erkeğin şahit tutulması emredilir. Oldukça zor olan bir durum olan iki erkeğin bulunmaması durumunda bir erkek ve iki kadının şahit olması söylenir. Ayetin sonunda ise şahitlere baskı uygulanmaması ve zor durumda bırakılmamaları söylenir. Kısacası burada kadınlar ticaretteki anlaşmazlık ve husumetlerden korunmuşlardır. Özellikle kadınların son bir iki yüzyıldır sosyal ve ekonomik yaşamın içinde yer aldıkları gerçeği dikkate alındığında bu ayetin hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır. Aslında bunları söylerken amacım Allah’ın verdiği hükümleri daha çok hoşumuza gitsin diye sevimli hale getirmek için aklımda olan kendimce mantıklı bulduğum açıklamaları yapmak değildi. “Evet Allah’ın koyduğu düzen budur! Şüphesiz Allah adalet ve rahmet sahibidir. Tüm işleri hikmetlidir. Sen de ister buna teslim ol yani ister bu düzene uy, ister uyma” diye kestirip atmak istiyordum tüm bu açıklamaları yapacağıma. Ancak şunu da eklemek istiyordum: Aslı’cığım, bırak artık kendini kandırma! Sadece bu iki konu senin anlayışına uymuyor diye kendini dinlerden soyutlamanın tek bir sebebi var bence: Hayattaki insani sorumluluklarını kabul etmek istemiyorsun. “Eğer dinleri kabul edersem yerine getirmem gereken sorumluluklar var” içgüdüsü ile dinleri ret ediyor, kendini içinden çıkılmaz bir “boşluğa” bırakıyorsun. Bir toplum içerisinde yaşarken uymamız gereken kurallara nasıl kayıtsız şartsız olarak uyuyorsan (yalan söylememek, aldatmamak, çalmamak…) Allah seni yarattı diye de uyman gereken bazı kurallar var. Kıyamet Suresinin 36. Ayetinde de geçtiği gibi:

“İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?”.


About the Author
Author

BaharK

Comments (1)
  • Avatar

    whiteagle Dec 11 2011 - 21:57 Reply

    Selamlar,

    Yazınızı dikkatli bir şekilde okudum ve şöyle bir kanıya vardım “bizler Kur’an-ı okuyup öğreneceğimize, sadece gördüklerimize ve duyduklarımıza inandığımızı ve bundan dolayı da kendimizi dinden nasıl soğuttuğumuzu” bir kez daha anladım.Mesela bende de oluyor arada bu tarz şeyler.İnfak edin diyor Kur’an ve bunu da yapıyorum.Daha sonra çevremi gözlemliyorum bırakın infağı sadaka bile vermiyor kimse kolay kolay.Buna zekatta dahil.Şunu diyoruz ondan sonra “ya bu insanlar doğruyu yapıyor ya da ben”.Çoğunluk böyle yapıyorsa doğru olan da odur deyip bizlerde yaptığımız güzel davranışları bırakıyoruz.Ben dahi bazen neyin doğru neyin yanlış olduğunu sorguluyorum.İşte o zaman benim içimde de bir boşluk oluşuyor.Yazınız gerçekten güzel bir konu anlatıyor benim için.

    Selametle..

Leave a reply

Name (required)

Website