Allah’ı Çok Anmak ve O’na Yaklaşmaya Vesile Aramak

Ey iman edenler! Allah’ı çok anın! O’nu sabah-akşam tespih edin (yüceltin).
33 Ahzab Suresi Ayet 41-42

Kur’ân’da birçok ayette Allah’ın anılarak/hatırlanarak yüceltilmesi buyrulur. Allah’ı çok anan kişi O’nun yüceliği karşısındaki acizliğini anlamanın yanında O’nu sürekli akılda ve kalpte tutarak desteğini hissedecek ve Allah’ın her an kendisiyle beraber olduğunu bilecektir. Allah’ın her an kendisini gördüğünü, yaptığı her davranışının hesabını soracağını bilen kul bir günaha yeltenmesi gibi bir durumda hemen Allah’ı hatırlayıp O’na sığınarak kötülüklerden uzak duracak ve hem bu dünyası hem de âhireti için kendi namına hayırlı bir kazanç sağlayacaktır (7/200). Allah’ı çok anan kul hem kendi yaratılışı hem de evrenin yaratılışı hakkında düşünür ve var olan her şeyin yalnız Allah’ın varlığı ile anlam kazanacağını idrak ederek Allah’a teslim olur. Ayetlerde akıl ve gönül sahibi olan inananlar için:

“Onlar kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı hatırlarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler…”
(3/191)

diye buyrulmakta ve her fırsatta Allah’ın anılmasının önemine vurgu yapılmaktadır.

Bununla birlikte Allah’ı sürekli anan kul O’na yaklaşmaya vesile arayacak, hayırlı ve güzel işler üretmek için çalışıp çabalayacaktır. Bu çabası ise ona âhireti için bir kurtuluş olacaktır:

“Ey iman edenler! Allah’tan (O’nun buyruklarına ters düşmekten) sakının; O’na yaklaşmaya vesîle arayın. O’nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz.”
(5/35).

Kur’ân’a göre Allah’ı en güzel anma şekli Kur’ân’ın okunması ve Allah’ın Kur’ân’da yer alan isim ve sıfatları ile anılmasıdır. Zira ayetlerde de ifade edildiği gibi en güzel isimler Allah’ındır. Kul Rabbine yapacağı ibadetlerinde O’nun güzel isimlerini hatırlar ve âlemler üzerindeki yüceliğini tasdik eder:

“De ki: İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler (Esmâül Hüsna) O’nundur.”
(17/110).

Rabbinin adını anan ve bu anmayı sadece dil ile tekrar ederek değil günlük iş ve eylemlerine tatbik ederek gerçekleştiren kul sadece dili ile değil tüm benliği ile de Rabbine yönelecek ve her işinde önceliği Allah’ın kendisinden isteklerine verecektir:

“Rabbinin adını an ve tüm benliğinle O’na yönel.”
(73/8).


About the Author
Author

Kindi

Comments (4)
  • Avatar

    ugur Feb 14 2012 - 13:06 Reply

    teşekkürler güzel bir yazı birde gördüğümüz şeylerdede onları yaradanı görmeye çalışalım boş yere hiç bir şey yaradılmamıştır

  • Avatar

    Vildan Feb 15 2012 - 11:10 Reply

    ‘‘O’na varmaya vesile arayın. O’nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz..’’
    Maide suresinin 35. ayeti tasavvuf kültüründe en çok istismarı yapılan ayettir.
    “O’na Varmak”: O’nun yolunda-Sırati müstakim yolunda ilerleyerek O’nun istediği gibi kamil-olgun bir kul olmak, O’nun rahmetini, hoşnutluğunu, rızasını kazanmak demektir. Bizi, O’na varma amacımıza ulaştıracak vesile-yol ve yöntemler aramalıyız. (İsra-57)
    Kur’an, sırati müstekim yolunu, Allah’a varma vesilelerini –yol ve yöntemlerini bildirmiştir. Bunların başlıcaları: 1- Allah’a, O’nun hükümlerine, iradesine itaat etmek 2- Peygamberlere itaat etmek 3-İman etmek, takvaya sarılmak 4-ibadet etmek 5-Salih amel 6-Akıl, bilim ve maruf evrensel değerlerdir.

    Vesile: Araç, yol, yöntem demektir. Unutulmamalıdır ki, şirk vesile kavramının saptırılmasından oluşmuş bir illettir. Beşeri yorumlarla çizilen yolların, yanlış vesilelerin, aracıların bizlere bir faydası olmayacağı gibi şirk yoluna girmemize neden olurlar. (Ahkaf-28) Allah’ın yolu: Sırati müstakim yoludur. Allah’a varmanın yolu hiç şüphesiz O’nun gösterdiği yoldur, beşerleri eköllerin gösterdiği yollar değildir. Müminler Allah’ın gösterdiği yolu- sıratı müstakimi tercih ederler.Nankör kafirler ise başka yollara saparlar.
    Çok tanrılı dinlerde, Tanrıya varmanın yolları da çoktur. Budizimde Nirvanaya varmanın bir çok yolları, metodları vardır. Budizmin kaynak kitaplarında bu yollar anlatılır. Ancak İslam dini Tek tanrılı dindir. Tevhid ilkesi İslam’ın özü, esasıdır. Dinimizin tek kaynağı olan Kur’an bizlere Allah’ varmanın bir tek yolu olduğunu, o yolun sırati müstakim olduğunu bildirmnektedir. Tevhid ilkesi gereği Yaratan’ın bütün özellikleri, yetkileri birdir, emsalsizdir, rakipsizdir. Tevhid dininde Allah’ın yoluna; sırati mustakim yoluna alternatif yollar çizmek kimsenin haddi değildir. Tevhid dininin bir mensubu mezheplerin, tarikatlerin, cemaatlerin gösterdiği alternatif yolları tercih etmez, yanlış yollara sapmaz.

    “Doğru yolu bildirmek, göstermek Allah’a aittir. Yollardan bazıları ise eğridir..” (Nahl-9)
    “Doğrusu biz ona, gerçek yolu gösterdik; artık ister şükreden (mümin) olsun, ister nankörlük eden (kâfir)…” (İnsan-3)
    “Bu bir öğüttür: Dileyen, Rabbine giden, varan bir yol tutar-tutsun..”(İnsan-29 Nebe-39)
    Dedi: “ Yemin ederim ki, insanları saptırmak için senin dosdoğru yolun-sırati müstakim üzerine kurulacağım…” (Araf-16)

    Şeytan bizi doğru yoldan saptırmak için yolumuzun üzerinde bekliyor. Hiç şüphesiz çeşitli planlar yapıyor, hileler hazırlıyor.. Nefsimizin kötü yönlendirmelerine uymayalım, şeytanın oyunlarına gelmeyelim, onun tuzağına düşmeyelim. Doğru yolda ilerlemeye devam edelim..
    Hamd Allah’a, selam peygamberlere, saygı mümin kardeşlerime..

  • Avatar

    Fikret Arman Feb 22 2012 - 19:03 Reply

    “Kindi” rumuzlu Kardeşim… Gönlüne sağlık. Allah razı olsun. Vildan Kardeşim… Ne güzel yazmışsın! Keşke yazını burada yorum olarak değil de, Yazı olarak yazsaydın. Seninde gönlüne sağlık.
    Selam ve Dua ile,

  • Avatar

    29Mayis Jun 26 2012 - 18:10 Reply

    Güzel yazı, araya ayetleri eklemen hoşuma gitti.
    Allah’ı her işimizi yapmadan önce anmak besmelenin öneminede bir vurgu yapar.
    ‘Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla’

Leave a reply

Reply to ugur Cancel reply

Name (required)

Website