Kötülük Problemine Cevap…

Enbiya Suresi     35     Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

İlginç bir şekilde tarih boyunca filozofundan ilahiyatçısına kadar  birçok kimse “kötülük problemi” başlığı altında dile getirilen  “Allah varsa ızdırap ve kötülük niye var”, “neden insanların yanlışlar yapmasına seyirci kalıyor”, “kötülüğün kaynağı ne” şeklindeki garip soruların içine dalmış. Aslında bu soruların cevabı gerekse Kuran ayetlerinde, gerekse içimizdeki ve kainatımızdaki ayetlerde, hatta mantığımızda cevaplı vaziyettedir. Yeter ki tabloya bütün olarak bakmayı bilelim…

Kötülük problemi diye bir problem sözkonusu bile değildir aslında tabii ki.Bu dünya imtihan, yani kişinin kendisiyle yüzleşme diyarıdır ve aynı zamanda da bazı küçük ceza veya mükafatların sunulmaya başlandığı yerdir. Ve bu dünyada başa gelen her sıkıntı veya mutluluk da hem imtihan, hem de kişiye hakettiğini yaşatma işlevini görmektedir. Kader ve Özgür İrade başlıklı yazımda bu konuyu delilleriyle anlatmıştım:

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html

İçinde yaşadığımız evrenimiz cennet ile cehennemin bir karışımıdır. Nasıl ki cennette sırf haz varsa, veya cehennemde ise sırf ızdırap varsa, ikisinin karması olan bu dünyamızda ise haz ve ızdırap içiçedir. Yine dediğim gibi bu yaşamda başa gelen kötülükler de aslında kişinin kendi elleriyle yaptıkları veya yanlış düşünceleri/inançları yüzünden yaşanmaktadır.

Rum suresi
36. İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, onunla ferahlar, şımarırlar. Kendi ellerinin hazırladıkları yüzünden kendilerine bir kötülük gelip çatsa, hemencecik ümitsizliğe düşerler.

Şura Suresi
30. Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor.

İşte bu dünyadaki olumsuzlukların kötüleri ve iyileri ortaya çıkarmanın yanı sıra böyle bir işlevi de var; uyarı ve ceza…

Kötülüğü yapan kendisiyle yüzleşiyor ve neden cehennemlik olduğunu veya cennetlik ise bile bu dünyada neden geçici sıkıntı çektiğinin vb. ayrıntıların farkına varma şansı oluyor bu sayede.

Buna karşılık bu kötülüğe maruz kalan kişi  ise aslında zaten bir şekilde yaşayacağı ızdırabı/cezayı tadıyor. Eğer başkasından kötülük görmeseydi bile kaza veya hastalık gibi bir unsurla yine denk bir ızdırabı tadacaktı.

Başkasına kötülük yapmak da, gerçeği inkar etmek de, veya hurafelere inanıp Allah’a iftira atmak da hep insanın içindeki kötülükle yüzleşmesinin türevleri. Yani zulüm deyince akla sadece başkasına şiddet uygulamak falan gelmesin. Kötülük problemi denilen şeyin yanlış algılanma nedenlerinden biri de bu ayrıntılara dikkat edilmemesi, konunun bütünlük içinde değerlendirilmemesidir.

Zümer Suresi
32. Allah hakkında yalan düzenden ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde kafirler için bir barınak yok mu?

Bunları aslında Allah kötülüğü/yanlışı yarattığı için falan yapmıyor insan, özgür irade sahibi olunca zaten bunları yapacağı için o kişi, Rabbimiz ona istediğini ve hakettiğini veriyor. Tüm ızdırapların sorumlusu kullardır. Gerek dünyadaki, gerekse de cehennemdeki…Eğer benliklerin tamamı iyiliği seçmiş olsaydı sadece cennet ve cennetimsi yerler var olurdu kullar için.

Yunus Suresi
44. Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.

Nisa Suresi
79. İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah`tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.

İnsanoğlu yaratılıştan kendisine verilen temel vahiy sayesinde iyiliğe ve gerçeğe yönelmeye hedeflenmiştir. İçindeki ayetlere sırtını dönmeyen bir kul, doğuştan başkalarına iyilik yapmanın ve tek Tanrıya inanmanın doğru yol olduğunu bilir:

7: 172
Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: “Ben, Rabbiniz değil miyim? ” “Evet, tanıklık ediyoruz, ” derler. Böylece diriliş günü, “Biz bundan habersizdik, ” diyemezsiniz.

Bir tek Tanrıcı (hanif) olarak kendini dine adamalısın. Nitekim, ALLAH insanları böyle bir yaratılış ile donatarak yaratmıştır.

Rum Suresi
30. ALLAH`ın yaratışında değişiklik olmaz. Bu, tam yetkin bir dindir, fakat insanların çoğu bilmez

Hatta sonradan kendisine ulaşan vahiy ve deliller sayesinde de bu yolu pekiştirilmiştir.

İnsan Suresi
3. Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.

Bu sayede insanoğlunun hiçbir mazareti yoktur Efendisine karşı. Çünkü iyiliğe ve kötülüğe eşit uzaklıkta yaratılmanın da ötesinde, aslında iyiliğe programlanırcasına yaratılmıştır insan ve daha sonra da çeşitli yollarla bu durum pekiştirilmiştir. Buna rağmen kötü olmayı seçenin en ufak bir sığınağı yoktur.

***

Yüce Allah daha yaratmadan kimin özgür iradesiyle neler yapacağını ve karakterinin  nasıl olacağını bildiğinden, doğrudan cennette yaratılmayı haketmeyenleri yaratmış olmakta bu evrenimizde . Başka bir deyişle, bu dünyada imtihan için yaratılan hiçkimse tam masum değil, yoksa en ufak bir ızdırap deneyimine maruz kalmazlardı:

Ahzab Suresi
72. Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
73. Bunun böyle olması, Allah’ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

Nahl Suresi
61. Eğer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen bir şey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.

Bu arada tekrar belirtelim, Rabbimiz kimin, sonsuza dek imtihan edilse ne yapacağını, hangi yanlışları sergileyeceğini bildiğinden,  bu evrenin sakinleri genel olarak O’nun gözünde olumsuz konumda. Yoksa bunun Adem ve eşinin yasak meyvayı yemesiyle bir ilgisi/bağlantısı yok. Kimse bir başkasının günahından dolayı suçlanamaz ve herkes kendi yaptıklarıyla ve yapacaklarıyla değerlendirilmekte yüce Allah tarafından. Yani Hıristiyanlıktaki  günahkar doğma inancıyla karıştırılmamalı bu…Ayrıca ruhçu öğretideki tekamül/evrim için dünyaya gelme inancıyla da bir ilgisi yok bunun . Adem ve eşi o hatayı yapmasaydı da zaten bu dünya için yaratılmışlardı.Çünkü hakettikleri buydu…Ve Efendimiz bunu en başından biliyordu.

Ve belirttiğim üzere, dünya yaşamı cennet ile cehennemin bir karışımı. Nimetler ve belalar içiçe bu yüzden evrenimizde. Bu durum da aslında yine hakettiğimize kavuşmak için tasarlanmış yine.Gerek deneyim açısından, gerekse de imtihan açısından… Ortada, kolektif tablo yani sistem açısından hakettiğin geçici minik cezaya veya ödüllere (bu yaşamdaki sıkıntılar cehennemdekilerle kıyaslandığında ufak çaptadır) maruz kalma var. Fakat burada cehennemden farklı olarak yaşadığın ızdıraplarda böyle bazen bir taşla iki veya daha fazla kuş vuruluyor. Yani başına gelen sıkıntı bir kaza veya hastalık falan değil de başkası tarafından sana yapılan birşey ise, bu aynı zamanda hem o kişinin (yani kötülüğü yapanın) kendisiyle yüzleşmesi ve ahiret için aleyhinde delil, ona tuzak oluyor, hem de senin (kötülüğe maruz kalanın) hakettiğin sıkıntıyı denk getirilerek yaşaman oluyor.

Şimdi diyebilirsiniz ki küçük veya genç yaştaki biri henüz kötülük yapmadan neden sıkıntılar yaşayabiliyor hayatta? Bir kul henüz günah işlemeden de ızdırapları yaşamaya başlayabiliyor çünkü Rabbimiz o kişinin neyi hakedip haketmediğini, neler yapacağını ve nasıl bir karaktere sahip olacağını biliyor . Yine herşey o kişinin hakettiği doğrultusunda gerçekleştirilmekte yüce Allah tarafından. Aynı şekilde bu hayatta yaşadığımız ve ahirette yaşayacağımız mutluluk, başarı ve nimetler de…

Kısacası olaya bütünsel, ve kolektif açıdan bakılırsa, aslında bu dünyada bile hiç haksızlık yok. Sadece haksızlık, olayın kendi içinde olabilmekte. Yani bu imtihan dünyasında kimse kimseye kötü bir söz söylemeye bile yetkili değilken, bir kişi başkasına kötülük yapıyorsa bu zulmü gerçekleştiren günah işlemiş oluyor. Ama dediğim gibi bütünsel açıdan bakınca yine herkes hakettiğine “denk getirilerek” kavuşturuluyor aslında. Kaldı ki, dünya hayatı tek başına değerlendirilmemeli, sonsuz ahiret yaşantısıyla birlikte ele alınmalıdır. O zaman ilahi adaletin nasıl mükemmel bir şekilde işlediği çok daha net görülebilecektir.

Bu imtihan evrenimizde bile Rabbimizin kusursuz planı işlemektedir ve buradaki hayat da tıpkı cennet veya cehennem gibi, tasarım amacına mükemmel bir şekilde hizmet etmektedir. Eski bir yazımda da belirttiğim üzere:

Bizim dünyamız ve evrenimiz;

1-İmtihan (kişileri kendileriyle yüzleştirme) dünyası hedefine yöneliktir.

2-Cennet ile cehennemin karışımı karma bir hayat (ödüller ve uyarı ve/veya ceza niteliğindeki ızdırapları tatmak)

3-Sonunda mutlaka canlılarının ve hatta evrenin kendisinin öleceği sonlu bir yaşam içerir.

İşte bu evrendeki kusursuzluktan kasıt, bu 3 maddeye uygun-hizmet eden olma açısından mükemmelliktir, çünkü yaratılış amacı budur. Ama buna karşılık ahiret evreninin yaratılış amacı ve şartları farklı olduğundan, ahiret dünyasındaki kusursuzluk da bambaşkadır. Fakat ceza ve ödüller dünya ve ahiret bütünlüğünde temelde aynı hedefe hizmet etmektedir.

***

Evrenimizde yaşananlara yine bütünsel açıdan, sistem açısından bakacak olursak her işde bir hayır vardır bu bağlamda, ama birey açısından bakacak olursak durum hiç de böyle değildir elbette. Kişiler için bazı işlerde hayır varken bazı şeylerde ise şer vardır bu hayatta (ve de ahirette).

Dünya yaşantımız, yani kainatımız cennetle kıyaslanırken bazen olumsuz ifadelerle tanımlanırken, buna karşılık yoklukla/hiçlikle ve/veya cehennemle  karşılaştırıldığında ise övülmekte ve içindeki nimetlere vurgu yapılarak şükredilmesi gereken güzellikler diyarı olarak tanımlanmaktadır ayetlerde.(Buradan da dünya hayatının cennetimsi yanının cehennemi tarafından daha ağır bastığı sonucu da çıkarılabilir…).

Yani ayetlerde bu dünya hayatının önemsizliği ve geçiciliği belirtilirken, “güzellikleri yaşama” açısından yine cennetle kıyaslandığında ortaya çıkan tablodan bahsedilmektedir. Yoksa yokluğa veya cehenneme kıyasla evrenimizin güzellikleri övülürken, “imtihan yaşamı” olması işlevinden dolayı da önemi vurgulanmaktadır. Zaten bu açıdan bakarsak, yani sonsuz hayatımızı şekillendirecek olan imtihan anı olduğunu farkedersek bu yaşantımızın, aslında en önemli dönemi yaşadığımızı da söyleyebiliriz…

***

Yukarıda evrenimizin yaratılış amaçlarından bahsettim.Bir de sadece biz kullar açısından olaya bakacak olursak bu imtihan dünyasında yaratılış amacımız: Rabbimize kulluk, kendimizle yüzleşmek, gerekli ikazları almak, ve bazı küçük ceza veya mükafatları daha bu dünyada tatmaya başlamaktır… Bu bağlamda ortada kötülük problemi diye adlandırılan, yani “kötülüğün kaynağı nedir” şeklinde dile getirilen sözde sorun, sözkonusu bile değildir gerçekte yine.

Secde Suresi 21. Ayet: Şu da bir gerçek ki, onlara en büyük azaptan önce o yakın azaptan (dünya azabından) da tattıracağız, belki dönerler.

Rum Suresi 36. Ayet: Bir de Biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar; ellerinin yaptığı birşey sebebiyle başlarına bir kötülük gelince de (hemen) her ümidi kesiveriyorlar.

Nasıl ki kimse çıkıp “Allah varsa cehennemde neden ızdıraplar ve zebaniler var” diye bir problemden bahsetmiyorsa, aslında dünya için de durum aynı. Bizim kainatımız cehennem kadar  ızdırapla örülü değilse de, bir cennet de değil. Cennete kıyasla cehennemimsi, cehenneme kıyasla ise cennetimsi  bir yer gibi durmakta evrenimiz. Çünkü nitelik olarak her ikisinin, yani cennet ile cehennemin ortasında ve hazla ızdırap harmanlanmış, dengelenmiş durumda. Buna karşılık ayetlerde “Rabbin Katı” adı verilen ve şu anda da var olan “Ahiret Evreninde” ise böyle bir karışım, denge yoktur. Mutluluk ve nimet diyarı ile, ceza/sıkıntı diyarı birbirinden tamamen ayrı vaziyettedir ve o evrenin sakinleri, yani içinde yaşayan canlıları ise ölümsüzdür. Zaten farklı fizik yasalarına sahip bu sonsuzluk/ahiret yurdu…

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/zaman-zamanszlk-ve-rabbin-kat.html

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/ahiret-evrenirabbin-kat-ve-ebedi-yasam.html

Bu dünyadaki kullar davranış ve düşünce açısından  cennette yaşayanlar gibi mükemmel olsalardı bırakın cehennemi, dünyada bile yaratılmazlardı diye düşünmekteyim

Hatta  doğrudan cennette yaratılan kullar olabileceğini de düşünüyorum. Hiçbir şekilde ızdırabı yaşamayan…Ve ayrıca, doğrudan cennette yaratılmayı hakedecek kadar iyi olan kimseler varsa, dereceleri dünyada yaşamış ve yaşayacak olan herkesden daha yüksek de olabilir.

Bu dünyamız (ve de evrenimiz) cennetle kıyaslandığında bir ceza yeri gibi kalmakta zaten. Ama tekrar belirtmek gerekirse, cehennem veya yoklukla yani  var olmama durumuyla kıyaslandığında ise mutluluk ve nimet diyarıdır.

Bu bağlamda dünyadakiler, cennet ile cehennemin, nimetle ızdırabın karışımı bir deneyimi ve kendileriyle yüzleşmeyi yani imtihanı haketmiş olan kullar.

“Sadece ödüle dayalı bir sistem yaratılamaz mıydı”, ya da “madem biliyor kimin imtihanı geçeceğini, sadece iyileri yaratamaz mıydı” şeklinde de sorular gelmekte. Elbette ki yüce Allah dileseydi bu şekilde de kurabilirdi sistemi ama O en doğrusunu, iyisini ve tabii ki dilediğini yapar.

Rabbimiz böyle bir sistem ve düzen yarattı, çünkü en mükemmeli, olması gereken buydu. Yine nasıl ki “neden cennetlikleri veya herkesi cehenneme atmıyor” şeklinde bir itiraz gelmiyorsa bunda da durum tamamen aynıdır aslında. Kimse neden iyilerin cennette ödüllendirildiğini sorgulamaz, çünkü bunun zaten olması gereken şey olduğunu bilirler. Ama iş kötülerin yaratılıp cehennemde cezalandırılmasının doğruluğuna gelince nedense aynı bilgeliği göstermekten kaçınıyor genelde insanoğlu.

http://emre1974tr.blogspot.com/2013/03/iyiler-mutlaka-kazanr.html

Rabbimizin iyileri ve iyiliği ödüllendirmesi gibi, kötüleri ve kötülüğü azabıyla tanıştırması da merhametinin, iyiliğinin ve kusursuzluğunun sonuçlarındandır. Ortada hiçbir problem falan olmadığı gibi, kusursuz bir uygulama ve sistemin içinde hakettiklerimizi  yaşama sözkonusu. Cehennemdeki acılar gibi dünyadaki acılar da kimsenin başına piyangodan çıkmıyor, yine aslında tamamen yüce Allah’ın adaleti ve de iyiliği, kusursuzluğu tecelli etmekte. Yani kulların özgür iradeleriyle birbirlerine yaptıkları kötülükler de bu durumun bir parçası.

Teğabün Suresi     11     Allah’ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah’a inanırsa Allah O’nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah her şeyi en iyi biçimde bilmektedir.

Rum Suresi 41. Ayet: İnsanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat meydana geldi (ki Allah) yaptıklarının bazısını kendilerine tattırsın ki vazgeçsinler.

Kimlerin cenneti kazanacağını bilerek yaratması ve onları ödüllendirmesi gibi, kötülerin de kimler olacağını bildiği halde onları yaratması ve cezalandırması da aynı güzel ve mükemmel işlemin vücuda gelmesidir. Ve tabii ki dünyadaki geçici  mükafat ve cezalar da öyle…

Bakara Suresi     81     İş onların sandığı gibi değil! kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuşatmış olan kişiler, ateşin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

Özetle konuyu toparlayacak  ve bir iki önemli ayrıntı daha ekleyecek olursak; bugüne kadar tarihte “kötülük veya şer problemi” başlığı altında birçok filozofun, ilahiyatçının veya diğer  insanların da zihinlerini meşgul ettiği söylenen bu konu dediğim gibi gerek ayetlerde, gerekse de mantığımızda zaten çözümlü vaziyetli, cevap çok basit ve açık.Daha yaratmadan kimin iyilerden , kiminse kötülerden olacağını bilen Rabbimiz bu benlikler hakettiğine kavuşsun diye onları vücuda getirmekte. Kötüleri ve kötülükleri cezalandırmak için cehennemi yaratmış durumdadır ama ondan önce cennet ile cehennemin karışımı olan dünyamızda imtihanı, yani kulların kendileriyle yüzleşmelerini sağlamakta ve ahirette olası itirazları ortadan kaldırmakta.Ayrıca, bu dünyamızdaki gerek doğal felaketler olarak adlandıradığımız ızdıraplar (deprem, sel, kazalar, hastalıklar ve yaşlanma vs… ) gerekse de insanların özgür iradeleriyle başkalarına kötülük yapma yoluyla vücuda getirdikleri ızdıraplar hem ceza, hem uyarı, hem de zulmü yapanları kendileriyle yüzleştirme (imtihan), kötülüklerini açığa çıkarma görevini yerine getirmekte. Buna karşılık Ahiret Evreninde, yani Rabbin Katı’ndaki cehennemdeki acılar ise  tamamen ceza işlevini yerine getirmektedir.

Necm Suresi     31     Göklerde ne var yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, Allah’ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.

Dünya ve ahiretteki tüm acıların tek sorumlusu kullardır. Kulların özgür iradeleriyle kötülüğü seçmeleridir…

Tabii cinler de bu gruptadır ve onların yaptığı yanlışlar, insanları saptırmaları da yine bu kötülüğün kaynağına dahildir:

Bakara

168. Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helal olmak şartıyla yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır.

169. Hiç kuşkusuz o, size kötülük, çirkinlik/düzensizlik ve pislik emreder. Ve size, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi buyurur durur.

Bu arada yine yüce Allah’ın, kimlerin kötülüğü seçeceğini bildiğinden, zalimleri topluca cezalandırmak için bazen aynı coğrafya ve dönemde yaratarak, biraraya getirerek helak ettiğini de görmekteyiz:

Ankebut

30. Lût dedi: “Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et.”

31. Elçilerimiz, İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz şu kentin halkını helâk edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular.”

Ve nasıl ki cehennemdeki sıkıntılar ve acılar için “kötülük problemi” gibi bir saçma bir düşünce oluşturulmuyorsa, dünyamız/evrenimiz için de oluşturulamaz. Çünkü her iki evrende de ızdıraplar benliklere hakettikleri deneyimi yaşatma hedefine yöneliktir ve durum aynıdır.

Aynı şekilde dünya ve cennetteki hazlar da iyilere ve iyiliğe hakettiği ödülü verme amacına hizmet etmektedir.Yine bu durum da hem dünyada hem de ahirette bir bütünlük içerisinde adaleti sağlamaktadır ki zaten kimse bu nimetlendirerek ödüllendirme olayını sorgulamaz bile. Ama özgür iradeyle seçilen kötülüğün vücuda gelmesine izin vererek cezalandırmak da, tıpkı iyiliği mükafatlandırmak gibi doğru, mükemmel ve iyi olan şeydir.Yüce Allah’ın merhametinin ve iyiliğinin sonucudur…

Dünya ve ahiretteki felaketler, kötülüğe karşı yüce efendimizin, Rabbimizin öfkesinin yansımasıdır.

Muhammed Suresi     28     Olacak olan budur! Çünkü onlar, Allah’ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler, O’nun hoşnutluğundan tiksindiler; sonunda Allah bütün amellerini boşa çıkardı.

Şura Suresi     16     Kabul edilişinin ardından Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Bunların üzerlerine öfke, kendilerine şiddetli bir azap vardır.

Ta-Ha Suresi     81     Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin! Bu konuda azgınlık etmeyin! Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.

Ve  tabii ki yanlışını fark edenlere o anda bu duruma karşı tövbe kapısı açıktır:

Tevbe Suresi     118     Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah’ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.

Ortada kötülük problemi yoktur, tam tersine, kötülüğün ve kötülerin açığa çıkarılması ve her 2 dünyada da daima cezalandırılması vardır. Problem sadece kulların hastalıklı düşünce ve davranışlarındadır. Ve de kötülüklerin, ızdırapların tek kaynağı da özgür iradeleriyle yanlışı/zulmü seçen kullardır.

Ve bizlerin yapması gereken elbette iyiliğe ve gerçeğe yönelerek hem bu dünyanın daha cennetimsi bir yer olmasına katkıda bulunmak ve hem de asıl önemlisi tabii ki ahirette de gerçek kurtuluşa/cennete ulaşmaya, Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır.

Selam ve sevgiler


About the Author
Author

Emre_1974tr

Comments (1)
  • Avatar

    Salih Dec 18 2013 - 09:51 Reply

    Güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık.
    Ufak bir katkı yapmak isterim..

    Yüce Allah “zamana aşkın, zaman üstüdür.” Geçmiş ve gelecek Allah’ın bilgisi dahilinde olduğu için ilahi zamanda yalnız ve sürekli ‘‘şimdi’’ vardır. Allah katında geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman bir-tek zaman, bir-tek andır. Bundan dolayı Kur’an’da gelecek zamanla ilgili bazı olaylar; kıyamet zamanı, cennet ve cehannemle ilgili bazı ayetler şimdiki zaman kipiyle anlatılır.

    Zaman mutlak değil, izafi bir kavramdır. Yüce Allah bizim anladığımız, tabi olduğumuz şekilde bir zaman kavramına tabi değildir. Allah herşeyi baştan, önceden belirlemiş, planlamış mıdır? Yoksa ilahi sisteme her an müdahale etmekte midir tartışmaları yersizdir.
    Bu tartışmalar ancak Newton’un dediği gibi zaman mutlak olsaydı, yani zaman her yerde aynı olsaydı anlamlı olurdu. Ancak Einstein’ın 20. yy. başlarında açıkladığı İzafiyet Teorisi ile zamanın izafi-göreli olduğu anlaşılmıştır. Kur’an’da da zamanın izafi olduğuna işaret eden ayetler vardır. ( Hac-47 Secde-5 Mearic-4 Yunus-45 )
    Zamanın izafi olduğu anlaşıldıktan sonra kader konusunda ilahi takdir mi? Özgür irade mi? paradoksu daha anlaşılır hale gelmiştir. İlahi takdir ile özgür irade birbirlerinden ayrı kavramlar değildir.
    Sahip olduğumuz akıl ve özgür irade ilahi takdir-yaratılışın, fıtratın kuralları kapsamında olup Yüce Allah’ın bizlere lütfudur.
    Geçmiş ve gelecek; yaşanmış ve yaşanacak her şey, kainatın ezeli ve ebedi bilgisi, büyük patlamadan, kıyamete kadar; ilk yaratılıştan, ahiret ve cennet, cehannem hayatına kadar olan ve olacak her şey Allah tarafından tek bir an gibi bilinir. Allah katında her şey olup bitmiştir.
    Yüce Yaratan’ın geçmişi ve geleceği kapsayan bütün bilgisi O’nun katında kayıt altındadır. Saklanan, korunan apaçık bir kitapta, Kitap-ı Mubin’de- Levh-i Mahfus’ta- muhafaza altındaki levhada yazılıdır.

    Allah’ın geçmişi, geleceği ve insanların özgür iradeleriyle ne yapacaklarını bilmesi geleneksel mezhep anlayışındaki “hayır da, şer de Allah’tan gelir ” şeklindeki kader anlayışının kanıtı olamaz.

    Allah şüphesiz her şeyi bilir. Ancak, insanların eylemlerini belirlemez, tayin ve tespit etmez, cebren oluşturmaz. İnsanlar eylemlerini akılları ve özgür iradeleriyle yaratılışın fıtratı; ilahi-külli kader çerçevesinde kendisi belirler.
    İnsanlar ahirette kendi aklı, özgür iradesi, tercihi ile belirlediği, yaptığı iş ve eylemlerlerinden dolayı yargılanacaktır. Yargılama sonucunu, insanların kendi özgür iradeleri ve tercihleri ile yaşadıkları hayat, amelleri, kazandıkları günah ve sevaplar belirleyecektir.

    Yüce Allah oyunun kurallarını-varoluşun kaidelerini baştan belirlemiş ve bildirmiştir. İnsanların oyunun kurallarını, kaidelerini; ilahi kaderi değiştirme güçleri yoktur. Bu kader anlayışının determinist yönüdür.
    İnsanlar belirlenen kurallar, kaideler; sünnetullah çerçevesinde akılları ve özgür iradeleriyle oynarlar-yaşarlar. Bu da kader anlayışının indeterminist yönüdür.
    Yüce Allah senaryoyu yazmış, rolleri belirlemiştir. Ancak rolleri dağıtmamıştır; kimin hangi rolü oynayacağını belirlememiştir. İnsan aklı ve özgü riradesi ile oynayacağı rolü kendisi seçer.

    “Şu bir gerçek ki, biz resullerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de hesap günü mutlaka yardım edeceğiz..” (Mümin-51)

    Kimin daha iyi, başarılı oynayacağını-yaşayacağını, ilahi iradenin yardımını, lütfunu hak edeceğini, (“Allah dilediğine yardım eder” Rum-5, 47 Ankebut-69 ) Rabbinin hoşnutluğunu kazanacağını veya kimin hatalar, ihlaller yapacağını, kaza, ihmal kurbanı olacağını – oyunu kaybedeceğini, ahirette kimin yüzünün güleceğini, kimin hüsrana uğrayacağını Yüce Allah ezeli ve ebedi bilgisiyle elbette bilir. (Yunus-65 Kamer-52)
    Görevli melekler kendi irademizle yaptığımız eylemlerimizi kayıt eder.
    (“….elçilerimiz yanlarında yazıp duruyorlar..” Zuhruf-80 Kaf-17 İnfitar-11,12 Casiye-29 )

    Ancak, Allah insanların eylemlerini, tercihlerini ve oyunun sonunu belirlemez.
    Spor musabakalarında bile en iyi hakem, sonuca en az etkisi olan hakem değil midir.?

    Saygılar..

Leave a reply

Name (required)

Website